Kategori: Dil, Edebiyat
-
Nizamü’l-Mülk devlet teşkilatında İdarî, malî ve askerî alanlarda aldığı tedbirler ve düzenlemeler sayesinde Büyük Selçuklu İmparatorluğunu ortaçağın en sağlam teşkilatlı devleti haline getirdiği gibi, kurduğu bu kuramlarında birtakım değişikliklerle diğer Türk devletlerine model olmasını sağlamıştır. Nizamü’l-Mülk, teşkilat sahasında Sâmânî ve Gazneli örneğine uygun şekilde Selçuklu imparatorluğunun saray teşkilatını ve büyük divanını kurmuş, yani vezaret, istifa…
-
İdris Küçükömer, bu açıkoturumlardan sonra üzerinde tarih olmayan bir yazı yazmıştır. Yazıda açıkoturumu ve özellikle Şevket Süreyya ile Yakup Kadri’yi ideolojik olarak değerlendirmiştir. Bu açıkoturumlar üzerine Doğan Avcıoğlu da açıkoturumlardaki İdris Küçükömer’in tezlerini çürütmek üzere “Millî Kurtuluş Tarihi” adlı kitabını yazmaya başlamıştır. s. 99 Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris…
-
Leon Poliakov’dan öğrendiğimize göre, İbraniler, “pislik” dedikleri zaman “kilise” demektedirler; “kötülük alameti”, haç yerine geçiyor ve “kirletmek” ise “vaftiz etmek” deyişini ikame etmektedir. Kendi aralarında bir şifreleri veya dilleri olduğunu anlıyoruz. Bizde, bunlara ilave sözcükler olması mümkündür, eskiden televizyon kameralı kapılar yoktu ve cumbadan kapıdakiler görünmeyebiliyordu; bu durumda evdeki, “acı soğan getirdin mi” sorusunu yöneltirse,…
-
Diğer Seçme Doğrulamalar Antmen, alp, alpgünay, Babacan, baran, barda, Er, eralp, Ferman, Gül, güler, günay, günşık, İpekçi, işmen, Kaynak, kent, kuzu.. Nevber, Nilli, Növber Oğan, okandan, özbabacan, özbaydar, öztürk.. Paker, pamuk, pekin.. Sağ, san, Seval, Sirmen, Şamlı, Şamlıoğlu, şemsi (efendi), Şensoy.. Talu, tan, Tansu, türkölmez, Tahsin (hasan). Ülgen, ülger, ülkenli, ünlüsoy, ulusoy, Yurtbay, yücesan, yücel,…
-
Edebiyat sevenlerden, henüz, despot çıkmamıştır. Bunu, tersine de çevirebiliyoruz, edebiyatı reddeden, bir Caligula’dır. Sf. 120 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 120) kitabından birebir alınmıştır.
-
Farsça Nasrettin’in, Türkçe Nasrettin’den çok daha felsefi oluşuna hem şaşırıyorum ve hem de, bunu önemli buluyorum. Bu, bize, Türklere, ,dilimize ve devrimlerimize bir yeni kapı’dır. Şimdiye kadar dilimiz ve devrimlerimiz, büyük ölçüde, felsefesiz kalmıştır. Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.
-
Goethe’nin ünlü, “bir dil bilen, hiçbir dil bilmiyordur” sözü Sf. 123 Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.
-
Çok güzel, şimdi dünyaya bir “Ayşenaz” gelmiş, çok önemli ve birinci sayfa haberidir. Çok hoş, yalnız, bizim isim konstrüksiyonumuzda, böyle, “Hayrinisa” veya “Ayşenaz” türünden yapıştırmalar yoktur, isim mi kalmadı, neden “Aydın” koymuyorlar, yavaş yavaş adlarımız da “biseksüel” oluyorlar, kızlarda “Aydın” biliyoruz. Peki, Naza neden Ayşe’yi yapıştırmışlar, Sabetay Sevi’nin eşinin, Müslüman olduğunda ilk aldığı ad Ayşe…
-
“Mehmet Ali” entitesinin, Araplar’da ve Müslümanlarda olmadığını tespit edebiliyoruz. İkincisi, jüdezmo’nun İspanyol esaslı, İbrani ve Türki eklemeli, bir dil olduğunu da buluyoruz. O halde “ali” yazıp “eli” okursak, İbrani, “benim Allah’ım” anlamına ulaşıyoruz. “Mehmet Eli” ise, “Mehmet Benim Allah’ım” demek oluyor ve Sabetay Sevinin, Türkiye’deki Sabetayistler arasındaki adının ise “Mehmet” olduğunu bilmek zorundayız. İlk adıdır.…
-
İbraniler ve İbrani asıllılar için “Türk” başka bir anlamdadır. Öz-türk” ilk bakışta saçmadır, ancak batini bir işaret olduğu anlaşılıyor ki, böylece “saçma” olmaktan çıkmaktadır. Sf.222 Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 222) kitabından birebir alınmıştır.
-
İkinci nokta ise şudur, “ergun” ve “ezel” bizde biseksüel olarak taşınıyorlar, her ikisini de, hem iki cinste de buluyoruz; bu ise Türk isim-biliminde yoktur, bizde kural olarak, isimlerin tek cinsiyetli olduğunu biliyoruz. İsimlerde biseksüalite bir İbrani usulüdür ve bu da, Ergun’un bir ödünç isim olduğunu teyid etmiş olmaktadır. Sf.147 Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın…
-
Sakıp Sabancı’yı, çocukluk yıllarımda tanırdım, yazlarımız, İskenderun’un en güzel yaylası Soğuk Oluk’ta geçerdi, daha çok poker oynardık ve sonra Liseye, Kabataş’a giderdik. O zamanlar güzel Türkçe konuşmaya özenirdi, hep birlikte İstanbul’a Lise’ye gitmemiz, özellikle güzel Türkçe sevdamızdandı. Sonra tekeliyet geldi, Sakıp, tekelleşti ve köylüce dilini taklit etmeye başladı. Sonradan köylüleşenlerdendir. Sf. 121 Alıntı; Gizli Tarih…
-
Bu sözcük, Fransızca “magasin” ve İngilizce “magazine”, bizim “mağaza” olarak kullandığımız “mahazin” ya da “hazane” sözcüklerinden geliyor, Batılılar tarafından ilk kez İspanya’da kullanıldığını kabul edebiliriz, Arap egemenliğinden kalmadır ve “ambar” ve “depo” anlamı esastır, “mahzen” de köklerinden birisi olmaktadır. Tüccarların, çeşit çeşit mallarını depo ettikleri yer idi, çeşitlilik belirleyici olmaktadır. Matbuat ve televizyona “magazin” olarak…
-
Resim yapmasını bilmiyorum. Yazarken resim yapmaya özen gösterdim. Beste yapamam. Yazılı dilimizi müzikal yapmaya çalışıyorum. Bu dili seviyorum. Çünkü Annemden duyduğum dildir. Bu nedenle, bir balerinanın beli misli esnetmeyi ve inceltmeyi deniyorum. Sf. 43 Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 43) kitabından birebir alınmıştır.
-
Beki Hanım, “bazıları adlarının başına ‘öz’, ‘er’, ‘güzel’, yeni gibi Türkçe bir sözcük getirerek hem eski soyadını korumuş ve hem de yasaya uymuş olur” demektedir. “Özsarfati”, “Erkohen”, “Yenibahar”, “Güzelbahar”, Beki Bahar’ın verdikleri örnekler arasında yer alıyor. Sf. 224 Alıntı; Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 224)…
-
Şöyle de söyleyebiliyorum, başkalarıyla birlikte, bizde iki ad var, “Sebati” ve “Berat” ya da Berati”; ilk bakışta Arabi ve İslami olduğunu düşünebiliriz. Kesinlikle değiller; her ikisinin de Araplar tarafından bilinmediğinden eminiz; sözlüklere giremiyorlar. Annemarie Schimmel, “Berat” adının yanına “T” işaretini koyuyor, bütün İslami dünyada yalnız Türkler’de bulunduğu anlamındadır. “Türk” sözcüğü artık felsefî ve tarih açıdan…
-
Şimdi yeni bir dalga ile karşılaşıyoruz; “Alican”, “Aslı”, “Baran”, Berke, “Burak”, “Çağan”, “Ebru”, “Eda”, “Ege”, Elif, “Eylül”, “İzel”, “Irmak”, Keremcan, “Kerimcan”, “Nehir”, “Nil”, “Tuba”, “Su”, Yağmur adları bastırılmaktadır; matbuat ve televizyon ile “diziler” bu ve bu tür adların propagandasını yapıyorlar. Bu da sadece küçük bir seçkidir, “atıl” veya “eser” ve benzerlerini ekleyebiliyoruz; bir hücum var.…
-
Şunları biliyoruz; İspanya’da Yahudiler, İslamik iktidarlardan hayli memnundular, Arap-Müslümanlar’ın adlarını alıyorlar ve benzer giyiniyorlardı. Birbirinin tarikatlarını kabul ettikleri, karşılıklı olarak ayinlere katıldıklarını biliyoruz; tasavvuf işte burada gelişmişti ve “kabala” nerede ise bir köprü oluyordu. Öylesine kaynaşmışlardı ki, Hıristiyanlar, Yahudiler’in, “işgalci” Müslüman devletleri desteklediklerini düşünüyorlar ve öfkeleniyorlardı; “ortak iktidar” denmese de bir beraberlik kesin ortadadır. Sf.…
-
Ne hoş ve belki de çok acıdır; tarihimizi yazıyoruz ve Cemal Paşa’yı anlatıyoruz, amma Nili’den söz edemiyoruz; hâlbuki hem Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında ve hem de İsrael Devleti’nin kurulmasında çok önemlidir. Sf. 53 Aaron Aaronsohn, Cemal Paşa’nın karargâhındaydı, çok güvendiğini biliyoruz; aslında, Nili’yi, Aaronsohn ailesinin örgütü de sayabiliriz. İçlerinde yakalananlardan en yürekli çıkan Sarah Aaronsohn’dur. Sf.…
-
Bu kadar da değil, biz g’yi önce yumuşatıyoruz, “kağan” yapıyoruz ve daha sonra da kovup, “kaan” diyoruz; bizde kovmadan önce yumuşatmak esas’dır. Demek ki, bizdeki “kağan” veya “kaan”, en azından bir kısmı, mutlaka kağan veya kohen’dir. Sf. 45 Alıntı; Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf.45) kitabından…