Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Felsefe

  • Üçü de zekâ bakımından parlaktır ama. Akıl demiyorum, ayırıyorum. Zekâ çok çeşitli elemanları hızla bir araya getirir. Akılda ise tutarlılık vardır. Ben Vedat Dalokay’a Çetin Altan’a, Aziz Nesin’e tutarlılık yüklemiyorum. Eksikleri tutarlılık. Sf. 38 Alıntı; Bir Soran Olursa – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ağustos 1987 – Sf. 38) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sanat, insanın gelişmesi içindir. Yüce sanat, insanı yücelten sanattır. İnsan eylemde ve sanatta gelişir. Gelişip aydın olur. İnsan doğduğunda aydın değildir. Aydın olma insanın bir gelişme aşamasıdır. Solcu olma ise aydından daha sonra gelen bir aşamadır. Sf. 81 Alıntı; Bir Soran Olursa – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ağustos 1987 – Sf. 81) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tezi yazıyorum: Yumuşak insanın sevmesi mümkün değildir. Aşk, katı insanın harcı’dır. Aşk, dişlilerin birbirine geçmesidir. Sevgi, karşılıklı olarak bilmektir ve derinlikleri duymaktır. Sevgide ortaklık ve saygıda uzaklık var. Tanrılar ortak olamadıkları için sevemezler ve uzak oldukları için de sevilmezler, Saygı, sevginin düşmanıdır. Güncel olmayan, tarihçi ve kalıcı sevgi için, aşk için, yalnız arada bir uzaklaşmayı…

  • Sevgide ortaklık, saygıda uzaklık var. Tekeller ortaklık duygusunun kökünü kazıyorlar, insanlıktan uzaklaştırdıkları insancıklara yalnızca tekellere karşı bir saygıyı bırakıyorlar. Sf. 13 Alıntı; Bir Soran Olursa – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ağustos 1987 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dünya materyalisttir; maddî kırım gerekiyor. Orta çağ antik kentleri yıktı. Orta çağ, antik kültür ve bilimi gömdü. Orta çağ, antik kültür ve bilimi taşıyan aydınları gömdü. Orta çağa geçmek için yıkım gerek. Petrol bunalımının kent yaşamında yarattığı şoku, böyle bir yıkım olarak algılıyorum. Bu çalışmama, bu bunalımın Washington ya da Ankara’nın günlük yaşamında yarattığı katastrofik…

  • Büyüklüğü sabit bir tarlada çalışan emekçilerin sayısının artırılması halinde her yeni emekçinin veriminin azalacağı gözlemine azalan verimler yasası adı verildi. Bu «yasa» bugünün neo-klasik ya da marjinal iktisadının özünü oluşturuyor Bu “yasa” kaldırıldığı zaman neo-klasik ya da marjinal iktisat çöker. Sf. 230 Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988…

  • İkinci kanala Kalecki-Keynes Modeli adı veriliyor ve her zaman doğru olmasının yanında öğrencilerin aklında kolaylıkla yer eden şu özdeyiş ile anlatılıyor: İşçiler kazandıklarını harcarlar, kapitalistler harcadıklarını kazanırlar. Sf. 56 Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Baskı, candan çok beyinle ilgilidir. Baskı, ölümden daha çok, beyazlaştırılmış beyinlere yeni yazımları amaçlıyor. Korku, ölüme çare olmuyor; yeni yazımları kolaylaştırıyor. Korku, güvenini yitirmiş, saflığını koruyamamış, bembeyaz olmuş beyinleri, her türlü «yanlış» düşünceye hazır hale getiriyor. Sf. 45 Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 45) kitabından…

  • Korkan insanın yüzü bembeyazdır; öyle görünür. Doğrudur; tüm görüntüler türünden eksik kalıyor, eksikli doğru oluyor. Korkan insanın, aynı zamanda, beyni de bembeyazdır. (Tabula rasae) (beyaz tabla, temiz levha); korku beyni siliyor. Osmanlıca bir sözcük ile «tebyiz» ediyor. Korku, beyni siliyor. Korku, beyni, yeni ve kolay yazımlara hazır hale getiriyor. Sf. 45 Alıntı; Quo Vadimus? Nereye…

  • Cumhuriyet’in otuzlu yıllarda körüklediği balo merakı, 1940 ve 1950’li yıllarda dans öğrenmeyi Üniversite eğitiminin bir parçası haline getirdi. İstanbul’da dans okulu açıldı. Bir Grek kökenli dans profesörü vardı; iki öğrenci gelmiş, ücreti sormuşlar. Birisi az biliyormuş, profesör, saati yirmi lira demiş; diğeri biç bilmiyormuş, saatine on lira koymuş. Şaşırmışlar. Profesör açıklamış; az bilene dansı öğretmek…

  • Güven, kesinlikle, kendine güven’dir. Güven, başkasına güvenmemektir. Güven, kendi gücünü saf tutabilmek oluyor. Korku, güven’in düşmanı durumuna geçiyor. Korku, güven’i eritiyor. Güven ve korku: Birisi varsa diğeri yok oluyor. Bunalım, her zaman korku saçıyor. Bunalım, eğer işsizlik ve ölüm yumaklarını sağarak yürüyorsa, korku bir yaşam biçimine dönüşüyor ve her tarafa siniyor. Sf. 43 Alıntı; Quo…

  • Bilimde nesne, harekettir; hareket yasalarını bilmek teoridir. Einstein, tüm buluşlarına, bir deney ile başlıyor: «Varsayın ışığa bindim.» Bu, belki de deneylerin en öğreticisi oluyor; aklın dışına çıkmayan bir deneyi gösteriyor. Sf. 35 Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir tez yazıyorum: Örgütü olmayınca, işçi ve halk edebiyatını en çok tekeller yapar. Yapıyorlar. Sf. 145 Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her büyük sanatçı bir büyük seçicidir. Her büyük bilim adamı, bir büyük seçicidir. Her büyük politikacı, bir büyük seçicidir. Her büyük aşk, bir büyük seçimdir. Sf. 140 Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 140) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kuşkusuz çağdaş insan rüyalarla gerçeklik dünyasını birbirinden ayırıyor. Fakat “ilkel insanlar nazarında rüya ve gündüz algıları arasında bir fark yoktur”; bunları birbirine karıştırmıyor, “ilkel insanlar rüyada gördüklerini olmuş hakikatler.” Sayıyorlar. İlkel insan, rüyalarını gerçek türünden anlatabiliyor. Rüyalar bir çatışmanın sonucudur. Şöyle de söylenebiliyor; rüya birbirine ters iki halin ifadesidir. Bunlardan biri şuur altının derinliklerinden gelmiş…

  • Şiddetin kaynağı iki; birisi çelişki ve diğeri ise sürpriz oluyor. Madde alanında her çelişki,, şiddete gebedir; çekirdeğin parçalanması büyük patlamalara yol açıyor. Düşün alanında sürpriz, şiddetin kaynağı sayılabilir bütün dillerde sürpriz olgu, “sarsıldım” sözcüğüyle anlatılıyor. Sürpriz, beyinde bir sarsıntı yaratıyor ve sürprizin de şiddeti artırıldığı zaman “şok” etkisi doğuyor. Şok, düşünsel uyarıcılarla yaratılabildiği gibi, çok…

  • (John Desmond Bernal, Science in History, Türkçe baskısı Materyalist Bilimler Tarihi iki cilt. Alıntı 1. Cilt sf. 71 ile 80 arası;) “İnsan gruplarının genel ekolojik karakteri ilk başta kesinlikle, daha sonraları çok büyük ölçüde, besinlerini nasıl bulduklarına göre belirlenmiştir. İnsanlar ilkin tohum, çekirdek, meyve, kök, bal, böcek ve çıplak elle tutulabilir her türlü ufak hayvan…

  • Şizofreni, bir baskı karşısında, ruhsal yapının uyum gösterememesinden ileri geliyor; bir savunma sisteminin en ileri, patolojik anlamda en gelişmiş düzeyini oluşturuyor. Şöyle de söylenebilir; şizofreni, savunma mekanizmalarından regresyonun, gerileme, en ileri aşamasını meydana getiriyor. Sf. 86 Bir tez yazıyorum: Baskılar, şizofren yurttaşlar yaratmayı amaçlıyorlar. Tezin uzantısını yazıyorum: Şili’de Pinochet’nin yapmak istediği bütün bağlantı ve sorumluluklarından…

  • Dönek acımasızdır; kendinden korkar. Dönek saldırır. Dönek sanrılıdır; halüsinasyonu saldırısıdır. “Kısaca söylemek gerekirse, bir objenin yanlış bir biçimde algısına illüzyon, obje olmadan oluşan algıya ise halüsinasyon diyoruz.” Sf. 71 Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yaşam, yaşamı tekmeleyebilmektir. İnsan için ömür, eyleminin yoğunluğudur. İdam sehpasını tekmeleyebilen genç çok uzun yaşamıştır; çünkü zamanını belirleyen kendisinin hızıdır. Sf. 69 Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 69) kitabından birebir alınmıştır.