Kategori: Felsefe
-
Cengiz, bir ciddi adamdır; zorunluluğun gereğini yerine getiriyordu. Çeşitli ırkların, halkların topraklarında hareket edenler, hoşgörülü davranmayı öğrenmeye mecburdur; başka bir yol, imkânsıza yakındır ve çıkmazdır. Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 283) kitabından birebir alınmıştır.
-
Dinler, iyi veya kötü, dağlara giremiyorlar. Dağlarda bütün dinler, ortodoksisini kaybetmiş, büyük ölçüde bozulmuş ve birbirine son derece yaklaşmış bir biçimde ve yan yana yaşıyorlar. Dağların, her türden inanç karşısında bir rezistansı var. Sf. 282 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 282) kitabından birebir alınmıştır.
-
Cumhuriyet, monarşik olmayan bir devlet biçimidir; seçilenin asil olup olmaması ve seçmen heyetinin sayısı, “cumhuriyet” tanımını etkilemiyor. Önemli olan, efektif bir seçimin gerçekleştirilmesidir; oy verme yöntemi veya oyların sayım biçimi de, bir tanım için belirleyici olmaktan uzaktır. Sf. 235 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 235) kitabından…
-
Öğrenme istek ve kabiliyetini yitirmiş bir tayfadandırlar. İslâmizm, öğrenme kabiliyetini yitirme vesilesidir. İslamistlerin çok yükseltileni en cahilidir ve hepsi budur. Çöküş, bunlar için, bir yazgı değil, hedeftir ve yaşama biçimidir. Çöküş’ten haz aldıklarını görebiliyoruz; Gonçarov’un, Oblomov’unun final sahneleri bunları resmetmektedir. Oblomov, en dipte, pek mesuttur. Oblomov’lar, çöküşte mutludurlar. Sf. 190 Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın…
-
Topluma bakarken, obje’nin ya da bakılanın, nev-i şahsına münhasır olduğunu kabul, ya da toplumu, sui generis, saymak, bilim dışıdır; benzeri olmayanın, “benzersiz” de diyorlar, yasaları da yoktur. Amerikalılar, bir ilke olarak, kendilerine ve tarihlerine öyle bakıyorlar, başka yerde ve tarihte tekrarlanamayacağına inanıyorlar ve bu nedenle hiç anlayamıyorlar; “tekrarlanamazlık ilkesi”, anlamanın yolunu kapatmaktadır.” Bunu, şöyle de…
-
Yunus Emre, bir ümmi ve bir sufi idi, Horasan’dan geldiğine inanılıyor, İbranîyet etkilidir. Hurufi olduğunu söyleyebiliriz, Kabalaya çok yakındır. 2009 yılında dizeleri, İbrani dilinde ve İsrael’de yayınlandı ve felsefesi ile Musevilik arasında bağlar kuruldu. Güçlü bağlar var. Şu açıklayıcı notları eklemek durumundayım. Ümmi, Arabî “üm”, aslı “um”, ana sözcüğünden geliyor, “ümmi”, anadan ya da anadan…
-
Çıkış’ı, Çöküş’tedir. Türkiye’de, 1919 yılına kadar bir Yunus Emre yoktu, vardı, önemsenmezdi, benzerleri çoktu, pek çok köylü sufı’den birisiydi 1919 yılında, Yunus’u çıkaran ve lanse eden, Köprülüzade Fuad oldu. Osmanlı mutlak olarak çökmüştü, umut yoktu ve gelecek bilinmiyordu, din bile fazlaydı ve sadece ağlamak ve bir bilinmez ile birlikte yanmak vardı. Çöküş’te, akla, mantığa ve…
-
Kürtlerde sadakat yoktur ve sadakati olmayanın millet olması zordur. Bu gün daha az sadık olduklarını acı ile görüyoruz. Uzaklaşıyorlar. Tamahkârdılar ve Türklere mahkûmdular. El koydukları mülkleri (1) savunmak zorundalar ve Türklere muhtaç oldular. İhtiyaç, ittifakın anasıdır. Sf. 10 Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’I…
-
Bedreddin akıl konusunda başka bir yaklaşım getirerek, aklın Tanrı’yı kavrayamayacağını ileri sürer. “Tanrı’nın kavranması aklın sınırlarını aşar. İnsanın akıl gücü Tanrı’nın büyüklüğünü, kudretini kavramak için yeterli değildir. Tanrı’nın varlığı tüm evreni tamamlar. Evrenin varlığı yine Tanrı ile varoluşundandır. İbadetin koşulu ve kuralı yoktur. Tanrı her türlü ibadeti kabul eder.” Sf. 39 Alıntı; İç İsyanlar ve…
-
Suyun görevi, titreşimlerin ve dolayısıyla enerjinin insan vücudunda dolaşmasını sağlamaktır. Gittikçe daha fazla sayıdaki kişi de benim bu düşünceme katılmaktadır. s. 54 Suyun, hayatın devamını sağlamakla ilgili olarak önemli bir rolü olduğu gibi, hayatın güzelleşmesi işinde de önemli bir rolü vardır. Gerektiği kadar su içmeyen insanların zaman içinde mizah duygularını yitirdiklerinin farkına vardım. Latincede “nem”…
-
Bizim varoluşumuzu mümkün kılan bu hayat gücü, yolun kenarında, çamur içinde hareketsiz duran çakıl taşının da varlığını sağlayan şeydir. Bir şeyin var olduğunu söylemek, onun aynı zamanda titreştiğini söylemek anlamına gelir ve titreşen her şey, kendisine göre bir hayata sahiptir. s. 51 Alıntı; Sudaki Mucize – Masaru Emoto, Çeviren; Savaş Şenel (Arıtan Yayınevi, 1. Basım…
-
Bir su örneğini, eş anlamlı olan ve farklı dillerden gelen kelimelerle etkilendiğinde, ortaya çıkan su kristalleri, birbirlerine çok benzeyen formasyonlar ortaya koymaktadırlar. Bir kelime, Japonca, Korece, Almanca veya İngilizce olabilir. Ancak kelimenin anlamı aynıysa, suda oluşan kristaller de, hemen hemen aynı formlara sahip olmaktadırlar. s. 23 Alıntı; Sudaki Mucize – Masaru Emoto, Çeviren; Savaş Şenel…
-
Doğanın her bir özelliği, ortaya farklı seslerin çıkmasına sebep olmuştur ve bu farklı sesler zaman içinde dillerin temelini oluşturmuşlardır. s. 22 Alıntı; Sudaki Mucize – Masaru Emoto, Çeviren; Savaş Şenel (Arıtan Yayınevi, 1. Basım Nisan 2008 – s. 22) kitabından birebir alınmıştır.
-
Kelimeler de, aslında birer titreşimdirler. İncil: “Başlangıçta söz vardı” der. Japonların da buna benzer bir sözleri vardır ve anlamı şöyledir: “Kelimeler, bize iyiyi de, kötüyü de taşıyabilirler.” Kelimeler ve diller, insanlık tarihinin ayrılmaz parçalarıdırlar. s.13 Alıntı; Sudaki Mucize – Masaru Emoto, Çeviren; Savaş Şenel (Arıtan Yayınevi, 1. Basım Nisan 2008 – s. 13) kitabından birebir…
-
Egemenlik: Bunun esas ölçüsü şudur: Egemen olan, kendisi hakkında karar alabilmeli ve bu kararların uygulanışının nihaî kontrolünü yapabilmelidir. Bir ulusun egemenliği, ulusun kendi kararlarını kendisinin alıp alamaması ve onları nihaî olarak kontrol edip edememesi ile belirir. O halde, bir ülkede alınacak ulusal kararları (kanun vesaire biçiminde) alıp bunların uygulanmasının nihaî kontrolünü yapanlar, ulus içinde egemen…