Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: İslamiyet, Hz. Muhammet
-
Mevleviliği canlandırma ve yayma işi de “sofu” da denilen Bayezid’in omuzlarına düşmüş görünüyor. Hem Nakşibendilik, hem de Mevlevilik, yöneten sınıfların tarikatıdır ve yönetenlerce yayıldılar. Sf. 442 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 442) kitabından birebir alınmıştır.
-
Bayezid, babası Mehmet Fatih’in dinsiz ve imansız olduğunu yaymasının ötesinde, Mehmet’in Bellini’ye yaptırdığı resimlerin tamamını ya yırttırmış ya da pazarda sattırmıştı, resim yapılmasını da dinsizlik saydığını düşünmek durumundayız. Sf. 435 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 435) kitabından birebir alınmıştır.
-
Doktor Fisher, bu çalışmasında, daha çok Dalezze’ye dayanarak, İkinci Bayezid’in, “babam Peygamber Muhammet’e inanmazdı ve aslında hiçbir inancı yoktu” dediğini haber vermektedir. Sf. 430 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 430) kitabından birebir alınmıştır.
-
İkinci Mehmet, yine askerlerinin moralsizlikle savaştan dönmek istedikleri bir zamanda, adamlarının birisinin aracılığıyla, Eyüp’ün mezarını buluvermişti. Bugün “Eyüp Sultan” olarak bilinen yer, İkinci Mehmet’in uydurmasıdır; Mehmet, askerlerin batıl inançlarından yararlanmaya çalışırken, Hazret-i Eyüp’ü bulmuştu. Bir icattır. Sf. 392 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 392) kitabından birebir…
-
Yeniçerilik düzeninde Türklerin modeli yine kendileridir; tekrarlamak pahasına da olsa bu düzeni Türklerin kendi kölelik döneminde öğrendiklerini belirtmek durumundayım. İlk ve bir kurum olarak uygulayanlar Memlûk Devletini kurabilmişlerdir; Memlûk Devleti, Türklerin köle halinin işaretidir; “mülk” olmuş Türklerin devletleşmiş aşamasıdır ve “kölemen” tabiri çok daha uygun düşmektedir. Sf.373 Müslüman şefler, esir Türkleri buluğ çağında alıyordu ve…
-
Moğol sürülerinin her kampında bütün dinler yan yana ve serbestçe öğretiliyor, uygulanıyor. İmam, Rabbi, Papaz, hepsi hepsi haraç ve hizmetten aynı ölçüde bağışık tutuluyorlar; Cengiz, Buhara’da Kuranı atlarının ayakları altına atmakla birlikte, peygamber ve papadan aynı ölçüde saygıyla söz etmekten geri kalmıyordu. Vahşi ve hürmetlidirler. Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım,…
-
Profesör Kaldy-Nagy’nin incelemesinin asıl konusu, Atamanlı kuruluşunun bir “Cihad” olarak yazılmasıdır; buna net bir şekilde itiraz ediyor, isim-bilim verimlerine başvurması bu nedenle olmaktadır. İlaveten Kaldy-Nagy, Atamanlıların İslam’ı kabul ettiklerine inanıldığı zamanlarda pek uygulamadıklarını ve Hıristiyanlardan çok “Müslüman” beyliklerle savaştıklarını göstermeye çalışıyor. Deliller sunuyor, pek az medrese inşa etmiş oldukları da bunlar arasındadır. Sf. 101 Alıntı;…
-
Moğollar yıkıyorlar, öldürüyorlar ve öldürecek insan bulamadıkları zaman ölüleri öldürüyorlar. Gittikleri yerlere ölüm ve yıkım götürdüler. Daha ilerisine korku gönderdiler. Allahları yoktu, Allahsız’dılar. Dinselleri sevmezdiler, dinsizleştirdiler. Sf. 88 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 88) kitabından birebir alınmıştır.
-
“Kimya” adında, yanında büyümüş, terbiye almış, melek huylu zahir ve batın edepleri ile süslü, güzel bir evlâtlığı vardı. Üstelik bu kızda, tasavvuf ehline yaraşır bir safiyet, bir gönül zenginliği mevcuttu. Mevlâna, küçük yaşından beri, onu kendi çocuklarından ayrı tutmamış, öz evlâdı gibi sevmişti. Onu benimle evlendirerek, böylelikle Konya’ya yerleşmemi uzun uzun düşünmüştü. Sakındığı hususlar da…
-
Yollara sular dökün. Bahçelere müjdeler verin… Bahar kokuları geliyor, O geliyor, o! Ay parçamız, canımız, yârimiz geliyor. Yol verin, açılın, savulun, Beri durun, beri! Yüzü apaydınlık, ak pak Bastığı yerleri aydınlatarak, O geliyor, o! Sf. 174 Servi revanım geldi. Bak Allah aşkına! Bak şu baharın şevkine.. Ey güneş, dökül saçıl seraba! Sevgilim gibi cömert, Bir tohum…
-
Rüzgârın sesinde, rüyalarımın üveykinde hep Mevlâna. Yıldız şavklarında, cami şadırvanlarında gördüğüm daima Mevlâna. Sen canımın içindesin, canımsa senden habersiz… Dünya seninle dolu, dünya senden habersiz… Gönlüm, canım nasıl bulsun seni? Çünkü sen, tümüyle gönüldesin… Sense gönülden habersiz. Ey maşukum, ah Mevlâna’m; Sf. 128 Gün geçtikçe acım daha da derinleşiyordu. Baktım olmuyor, bari Mevlâna’mı ilk gördüğüm…
-
Üstelik Mevlâna’yı son zamanlarda ailesi dışında hiç bir kimse ile görüştürmemeye başlamıştım. Günü benimle başlıyor, gecesi benimle bitiyordu. Allah muhabbeti insanların dedikodu türünden gevezeliklerinden tabiî ki taşkın olmalıydı, o bir elmastı, ne işi vardı tenekelerin yanında. Kanı kaynayan, dili benim kadar sivri, bakışı delici, hoyrat Alâeddin bir sabah babasının hücremden çıkışı sonrası birden içeri dalıp:…
-
Mevlâna ile günler süren halvet ile haldeş olduk ama sırlarıma vaki olmaya hazır görmek için onu da sınavlardan geçirmeliydim. Bu sınavlar önemliydi. Eğer diğerleri gibi en ufak bir tereddüt gösterirse, o gece sessizce Konya’yı terk edecektim. Bir sabah odamın kapısını vurdu. -Gel Mevlâna’m gel. Otur. Senden bir isteğim olsa yapar mıydın? -Tabii söyle. –Bana gönlümü…
-
Açıklayayım size visal orucunu: İftar etmeden iki ya da üç gün üst üste tutulan oruca denir. Sf. 57 Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.
-
Kafasını kaldırdı, bana öyle bir baktı ki olduğum yerde bayılmışım. Kendime geldiğimde Mevlâna başımda bekliyordu. Mevlâna elimi tutarak ve yaya olarak kendi medresesine götürdü. Birlikte bir hücreye girdik. Bu hücre kuyumcu Selahaddin’in hücresidir. Orada bir süre baş başa kaldık. Sf. 50 Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011…
-
Öldürmeler, hem de “hile” yolları kullanarak öldürmeler, İslam’da Muhammed ve arkadaşlarından kalmadır. “Hile”yle adam öldürmeye bir örnek: Dönemin ünlü şairi Ka’b ibn Eşref, şiirlerinde Muhammed’i yermektedir. Muhammed bir gün arkadaşlarına seslenir: “Ka’b îbn Eşrefi öldürmeye kim hazırdır?” Uygun kişi bulunmuştur: Ka’b’ın sütkardeşi Muhammed îbn Mesleme. Bu adam, “peygamber” inden aldığı “izin”le hile yoluna başvurur ve…
-
28 Temmuz 1989 günlü gazetenizde, “akrabam” olduğunu “yakınlarımın benden utanç duyduklarını” ileri süren, adı, kimliği belirsiz bir kişinin mektubu yayımlandı. Karşılık verdim, böyle bir akrabam olamayacağım belirttim. Ve belirttim ki, değil yakınlarım, komşularım içinde bile hep sevilip, sayılırım. Başka türlü de olabilirdi, ama yok. Çekirdek ailem olan karım ve çocuklarımla normalin de üstünde, birbirimizi sever…
-
Geçmişten bize, bugünkünden daha güzel bir dünya bırakılabilirdi. Bunun olmamasında dinlerden kaynaklı karanlığın çok, ama çok büyük payı var. Bu karanlık olmasaydı, insanlık daha başka bir noktada olacaktı. İşte bir örnek: Cemel olayı. 9 Aralık 656. Savaş için karşı karşıya gelen iki kesim. Bir yandakilerin başında “Peygamber”in ünlü karısı Aişe, öbür kesimin başındaysa aynı “Peygamberin…
-
Yine toplumumuzda, özellikle Anadolu’da “cin çıkarma”lar görülür: “Saralı” ya da deli “cinci”ye getirilir. “Cinci hoca”mız da başlar hastadan “cinleri çıkarmaya”. Hastanın karşısında kendince bildiği birtakım dualar okurken, bir yandan da “uhruc, uhruc, uhruc…” der durur. “Uhruc”, Arapça bir sözcük. “Çık!” demek. Hoca “cin taifesine seslenir bu sözcükle. “Hadi gel çık bu hastadan. Çık, çık, çık!!!”…