Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Siyaset

  • 1927’den beri kademeli olarak devam eden Ağrı İsyanı’nın kanlı biçimde bastırıldığı dönemin Adliye Vekili Mahmut Esat (Bozkurt)’un 1 Eylül 1930’da Akşam gazetesinde boy gösteren şu ifadeleri, Osmanlı’nın ‘Türkler’ için yaptığı tanımların adeta bir kopyasıydı: “[Kürtler] Hayatlarında acımanın manasını öğrenmemişlerdir. Hunhar, atılgan, vahşi ve yırtıcıdırlar. Çok alçaktırlar. Yakaladıkları takdirde sizi bir kurşunla öldürmezler. Gözünüzü oyarlar, burnunuzu…

  • Muhtemelen bu dışlamaya bir tepki olan Şeyh Said isyanının bastırılmasından sonra Başvekil İsmet Paşa, 27 Nisan 1925 tarihli Vakit gazetesine verdiği beyanatında, rejimin ırkçılıkta ısrarlı olacağını ilan ediyordu: “Milliyet tek birleştiricimizdir. Diğer unsurlar Türk çoğunluğu karşısında etkileme gücüne sahip değildir. Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları derhal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip…

  • Osmanlı kaynaklarına göre dağdaki direniş Werfel’in dediği gibi kırk gün değil, elli üç gün sürmüştür. Direnişe beş bin kişi değil, direnişin lideri Papaz Dikran Andreassianın sayımına göre 4.200 kişi katılmıştır. Bu sayısal farklara rağmen romanda anlatılanlar, esas olarak sözlü ve yazılı tarih anlatılarıyla uyumludur. Bilinen odur ki, Misis Dağı üzerindeki Kessap ile Musa Dağ eteklerindeki…

  • 1933 yılında Fransa ve ABD ile ciddi bir siyasi kriz patlak vermişti. Krizin nedeni, Prag doğumlu Yahudi entelektüeli Franz Werfel’in (1890-1945) orijinal adıyla Die Vierzig Tage des Musa Dagh (Musa Dağ’da Kırk Gün) adlı romanının filme çekilmesi ihtimaliydi. Romanda, İttihat ve Terakki yönetiminin ‘devlete ihanet’le suçladığı Ermeni tebaasını Suriye’nin Der Zor çöllerine tehciri sırasında, Antakya…

  • Fevzi Paşa’nın onayını almadan hiç bir yatırım yapılamaz olmuştu. Örneğin İktisat Vekili Celal Bayar, 1936’da, demir çelik tesislerinin Karadeniz Ereğlisi’nde kurulmasını ekonomik açıdan rasyonel bulurken, Müşir Paşa “Orasını savunmak zordur” diyerek, tesisin hiç uygun olmayan Karabük’e kurulmasına neden olmuştu. Doğu vilayetlerine yol yapılmasını, sanayi tesisi kurulmasını, okullar açılmasını ‘Kürtlük akımlarını teşvik eder’ diye yıllarca engellemişti.…

  • Soyadı Kanunu çıktığında bizzat Atatürk tarafından kendisine Türker soyadı verildi. Türker dönemi başlıyor Cumhuriyet tarihinin en ırkçı, en faşizan yılı olan 1935’te TBMM’ye giren Berç Türker, Meclis’in en çok konuşan milletvekillerindendi. Üstelik çok uzun konuşurdu. Öyle ki, çoğu zaman konuşmasını bitirmek için milletvekillerinin ‘yeterlilik’ önergesi vermesi gerekirdi. Konuşmalarını dinleyen biri, karşısında gerçek bir Atatürk hayranı,…

  • 1930’un acı tecrübelerinden ders almış olan gayrimüslimler, 1935’teki genel seçimlerin arifesinde cemaat sorunlarından hiç söz etmemişler, ağız birliği etmiş gibi Türk kimliğine ve CHP’ye bağlılıklarını açıklamışlardı. Bu tavrın ödülünü de aldılar. Bizzat Atatürk tarafından hazırlanan CHP listesinin dışında yine bizzat Atatürk’ün hazırladığı ‘Müstakiller’ listesindeki 43 aday arasında 12 gayrimüslim vardı. Anlaşılan bu kişilerin ‘kutsal’ CHP…

  • 1877’den itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun meclislerinde gayrimüslimler geniş biçimde temsil edilirken, 23 Nisan 1920 tarihinde açılan TBMM’de tek bir gayrimüslim milletvekili yoktu. Birinci Meclis’in 1 Nisan 1923’te kendini feshedip seçimlere gitme kararı aldığı günlerde, 1915’ten beri bozuk olan Türk- Ermeni ilişkilerini düzeltmek için 1922 yılının son günlerinde İstanbul’da kurulan Ermeni Türk Teali (Dostluk) Cemiyeti’nin şeref başkanı,…

  • Bu ısrarlı tutumları sayesinde elde ettikleri seçme ve seçilme hakkı, resmi ideologların tekrarlamayı pek sevdikleri gibi; Fransa’dan (1944), Japonya’dan (1945), İsviçre’den (1971) önceydi ama Yeni Zelanda’dan (1893), Avustralya’dan (1894-1908), Finlandiya’dan (1906), Norveç’ten (1913), Danimarka ve İzlanda’dan (1915), Rusya ve Hollanda’dan (1917), İngiltere, Almanya, Avusturya, Letonya, Polonya ve Estonya’dan (1918), Arnavutluk, Çekoslovakya ve ABD’den (1920), Azerbaycan,…

  • Nezihe Muhiddin 1931’de yazdığı Türk Kadını adlı kitapta Mustafa Kemal’i yücelten ifadelere bol bol yer vererek son bir barışma hamlesi yaptı ama TKB’nin (Türk Kadınlar Birliği’nin) 1935’te kendini feshinden sonra köşesine çekildi. Küskün yıllarında 20 roman, 300 öykü yazdıktan sonra 10 Şubat 1958’de İstanbul’da bir akıl hastanesinde, unutulmuş bir kadın olarak dünyaya veda etti. Halen…

  • Bu durum karşısında, Osmanlı döneminden beri kadın hakları konusunda mücadele veren öğretmen ve yazar Nezihe Muhiddin önderliğindeki bir avuç kadın elbette yılmadı ve Mustafa Kemal’in kurduğu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kadınlar kolunu oluşturmak amacıyla başvuruda bulundu. Cevap alamayınca, daha cüretkâr bir adım attılar: 15 Haziran 1923’te Kadınlar Halk Fırkası (KHF) adıyla bir partinin kuruluş beyannamesini İçişleri…

  • 16 Mart 1935’te Adana’da, 29 Nisan 1935’te Ordu’da, 10 Temmuz 1935’te Sungurlu’da peçe ve çarşaf kullanımı yerel yönetimlerce yasaklandı. CHP’nin 16 Mayıs 1935 tarihli oturumunda Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya, “Kadın devrimi, bir ülkenin bağımsızlığının ve geleceğinin koruyucusu, rejimin esasıdır. Komisyonumuzun ve hükümetimizin ilgi ile takip ettiği bu işi onaylamanız hükümet için büyük bir direktif olacaktır,”…

  • Atatürk benzer bir konuşmayı 30 Ağustos 1925 günü Kastamonu’da da yapınca, yerel yöneticiler canla başla giyim kuşam devrimini hayata geçirmeye soyundu. Eskişehir Belediye Başkanı yerel gazetede yayımlanan bir bildiriyle, hanımların giydikleri peştamalın terk edilerek uygar bir giysi giyilmesini istedi. Ordu’da yayımlanan Güzel Ordu gazetesindeki başmakalede, peçe ve çarşafın yüzyıllardan beri toplum hayatında sebep olduğu anlamsız…

  • Trakya Olayları üzerine en kapsamlı araştırmaların sahibi Rıfat N. Bali’ye göre olayların gizli aktörü, ırkçı Türkçülüğün efsanevi lideri Nihal Atsızadır. Edirne Erkek Lisesi’nde, 11 Eylül – 28 Aralık 1933 tarihleri arasında edebiyat öğretmenliği yapan Atsız, ırkçı mecmua Orhun’un yöneticiliğine Edirne’de başlamıştı. Orhun Edirne’de İstanbul’dan daha çok satılıyordu ve Edirne’deki yağma olaylarının liderlerinden Körmutlu İbrahim Ağa…

  • Bir grup lise öğrencisinin Yahudi mahallesindeki evleri taşlamasıyla tırmanan olaylar, taşlamaya silahsız askerlerin ve halkın da katılmasıyla çığırından çıkmış ve 65 ev yağmalanmıştı. Olaylar çarşıya sirayet etmeden bastırılmıştı, ancak çapulcular, Kırklareli hahamı Moşe Fintz’i evinde yakalayıp çırılçıplak soymuşlar ve usturayla sakalını kesmişler, biriktirdiği paralarını almışlar, sokaklarda birkaç genç kızın yüzüklerini çalmak için parmaklarını kesmişler, bir…

  • Edirne’de olaylardan kısa süre önce Yahudi esnaf ve tüccardan vergilerini derhal ödemeleri talep edilmişti. Keşan’daki Yahudi ailelerine şehri terk etmeleri için sadece 24 saat verilmişti. Uzunköprü’deki Yahudiler ise şanslıydı (!) çünkü onlara üç gün süre tanınmıştı. Böylece 100 Yahudi hanesinden 95’i mallarını yok pahasına ellerinden çıkararak şehirden göç etmek zorunda kalmıştı. 2 Temmuz 1934 günü…

  • Yerel faşistlerin, mandıracılık ve ticaretteki başarıları yüzünden yıllardır büyük bir kıskançlık duydukları, tefecilik yaptıkları için büyük öfke duydukları, Türkçe konuşmadıkları için sadakatlerini sürekli sorguladıkları Yahudilere karşı harekete geçirilmesi hiç de zor olmadı. Edirne, Kırklareli, Keşan, Çanakkale gibi merkezler başta olmak üzere, Trakya’nın çeşitli bölgelerinde Yahudi cemaatinin önde gelen üyelerine ölüm tehditleri içeren mektuplar gelmeye, halkı…

  • Nitekim 21 Haziran 1934’te kabul edilen Soyadı Kanunu ile “her Türk’ün kendine yeni bir ad alması” zorunlu kılındı. Ancak alınacak yeni adlarda ‘yan’ gibi Ermenice kökenli son ekler; ‘of ya da ‘ov’ gibi Slavca kökenli son ekler; ‘is’, ‘dis’, ‘pulos’, ‘aki’ gibi Yunanca kökenli son ekler; ‘zade’ gibi Farsça kökenli son ekler, ‘mahdumu’, ‘veled’, ‘bin’…

  • Ancak devletin Kürt paranoyası öyle kolay geçecek türden değildi. 27 Mayıs 1960 darbesinden sadece beş gün sonra, 1 Haziran 1960’ta, bölgelerinde etkili olan toprak ağalarından, aşiret reislerinden, şeyhlerden ve Kürt milliyetçisi olduğundan şüphelenilen toplam 485 kişi tutuklanarak Sivas-Kabakyazı’da açık arazide kurulan bir kampa kapatıldı. Sivas Kampı sakinlerinden bir bölümü, 7 Ekim 1960 günü, 2510 Sayılı…

  • Modern öncesi dönemlere ait ceberut yöntemlerle feodaliteyi tasfiye etme iddiasının kofluğu bir yana, bu tasfiyenin olmazsa olmaz şartı olan ‘topraksız çiftçiyi topraklandırma’ meselesi ‘bir başka kanuna’ bırakılmıştı. Bu kanun ise ancak on bir yıl sonra çıkarılabildi. Öte yandan nedense Kemalist rejim, Türk asıllı reislere, ağalara, şeyhlere karşı değildi; sadece Kürt asıllı reisler, ağalar, şeyhler hedef…