Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Türkler, Türkçülük, Orta Asya

  • (Moltke’nin Mektubundan; 2 Eylül 1838, Malatya’daki Ordugâh) Elbise bakımından Doğululardan sahiden çok şey öğrenebiliriz. Uzun zaman ve inceden inceye gözlemler yapmış olan ve romanlarında bu memleketin âdetleri hakkında birçok bilgince kitaplardan daha doğru bir fikir veren Morrier, frak gören bir Türk’e şöyle dedirtir: «Frenk! Senin memleketinde kumaş pek pahalı olsa gerek!» Paris’in Stanbi’sinin yahut Viyana’nın…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 2 Eylül 1838, Malatya’daki Ordugâh) Eskiden Türklerin yazın kürk giymelerine akıl erdiremezdim, fakat memleketimde hiç bir zaman kullanmadığım halde, ben de burada bütün yaz sırtımdan çıkarmadım. Gündüzün 28 dereceye kadar sıcak çektikten sonra insana gecenin 14-15 derecesi adamakıllı soğuk geliyor. Birçok yerliler yaz kış, gece gündüz üst üste iki üç kürk giyiyorlar, çünkü…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Temmuz 1838, Harput) “Evim senin evindir.” sözü âdet olsun diye söylenmiş bir laftan ibaret değildir; Sf. 205 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 205) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 22 Temmuz 1838, Garzan Dağındaki Ordugâh) Bir askerî hareket daha lâzım oldu. 14 bölükle bir sürü başıbozuk son derece dik bir tepeyi dört bir yandan sarmak üzere gönderildi. Tepeye tırmanmak için beş saat lâzım geldi ve bu arada nizamiye askerleri on altı ölü ile altmış kadar yaralı verdi. Kadınlar bile nizamiyenin üzerine ateş…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Garzan Dağı, Ordugâh) Yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra askerlik süresi 15 yıl olarak kabul edilmiş, daha sonra 7 yıla indirilmişti. Sf. 197 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Kürdistan, Garzan Dağı, Ordugâh) Reşit Paşa tarafından zaptından hemen sonraki sayım bu şehirde (Garzan’da) 600 Müslüman ve 200 reaya ailesi bulunduğunu göstermiştir. Bunlardan birincilerinden ilk defa 200 asker, yani %5-6’sı birden, silâh altına alınmıştır; üç sene içinde Müslüman halk 400 haneye kadar inmiştir. Tam bu kasabayı gördüğüm bu sıralarda askere…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Kürdistan, Garzan Dağı, Ordugâh) Hükümetin, âdil olmanın sadece adalet icabı değil, aynı zamanda akıllıca ve menfaate uygun olduğunu kabule başlamasını görmek sevinilecek şey. Mehmet Paşa’nın küçük askerî kuvvetinin, hükümete sadık kalmış olan köylerin mal ve mülklerine ne büyük bir titizlikle saygı gösterdiklerini ne kadar övsem azdır. Ordugâhta bir pazar kurulmuştu,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Kürdistan, Garzan Dağında Ordugâh) Bu yüzden herkes kimde çok varsa ondan çok alınacağını bildiği için, kollarını kavuşturup oturuyor ve geçimi için zorunlu olan kadarını yetiştirmekle yetiniyor. Sf.195 Mil karelerce arazi dut ağaçlarıyla kaplı da bir okka bile ipek elde edilmiyor. Bu güzel denizlerden geçen buhar gemilerinde Avusturya, İngiliz, Rus ve…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Türk askerleriyle aslında önemsiz olan bu sefere iştirak ettikten sonra biraz güven kazandım, meğerki hepsi bu iki alay gibi olsun. Bu askerler yaman savaştılar Gerçi bu savaşta, kuvvetini hiç kaybetmemiş olan kadere inanışları ve ganimet hırsları onların cesaretlerini kamçılayan muazzam kuvvetler olmuştu; çünkü düşmanları Yezidi’ler yani şeytana tapanlardı…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Türkiye’deki bir savaşta ekin tarlalarının konak yeri seçmede bana engel olacakları dünyada aklıma gelmezdi, fakat hal böyle oldu. Dost Kürt köylerinden geçiyorduk ve ekinlere sanki Teltow’un pancar tarlalarıymış gibi saygı gösteriyorduk; bu hareket tarzı çok akıllıca ve ne kadar övülse yeri. Bazen bizzat Paşa, kimse soygunculuk etmesin diye,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 18 Mayıs 1838, Kürdistan Dağları Sait Bey Kalesi) Atlar, koyunlar, inekler, keçiler, gayet iyi vasıflardadırlar. Dağlarda kaya tuzu açıkta bulunur ve dağların içlerinde başka ne gibi hazineler saklı olduğunu, sanırım ki henüz hiç bir mineralog araştırmamıştır. Eğer böyle zenginliklere sahip olan bir memleketin dörtte üçü işlenmemiş bir halde durursa bunun sebebini halkın acıklı…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 18 Mayıs 1838, Sait Bey Kalesi) Kale kapısının altında yaralı kardeşini taşıyan bir Kürde rastladık, zavallı bacağından vurulmuştu, onu taşıyan kardeşi gözleri dolu dolu olarak kardeşinin yedi günden beri bu ıstırabı çektiğini anlattı. Cerrahı çağırttım, «manasız bir şey istediğini anlamıyor musun?» dermiş gibi, her seferince sesini daha yükselterek birçok defa «Evet ama Kürt…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Mayıs 1838, Dicle Kenarında Cezire (1)) Türkler avı sevmezler buna karşılık büyük miktarda koyun ve keçi yerler. Sf. 166 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN NOTU (1) (2022); Cezire ada demek.

  • (Moltke’nin Mektubundan 8 Mart 1838, Tokat) Avusturya’nın uzun harekât hattı, Türk devletinin en savaşçı kavimlerinin: Boşnakların, Sırpların ve Arnavutların oturdukları yarı vahşî, yolsuz vilâyetlerden geçmekteydi. Bu kavimler savaşçılık meziyetlerini bugün de muhafaza etmektedirler. Rusya ise Türkiye ahalisi arasındaki dindaşları ve sahil vilayetleriyle olan deniz bağlantısı yüzünden çok kolaylık görmüştür. Fakat Rusya da pek korkunç bir…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 8 Mart 1838, Tokat) Zafer gururu, tatlı bir iklim ve zengin bir toprağın beslediği tembellik, fakat özelikle din, Doğuyu olduğu yerde bırakmıştır. Sf. 140 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 140) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1837, İstanbul) Ayasofya kilisesinin kubbesi birkaç defa çökmüştür. Binanın içini yangın harap etmiştir. Kubbeyi dışından sağlamlaştırmak için muazzam payandalara ihtiyaç hâsıl olmuştur. Türkler üç ayrı devrede kiliseye birbirlerine benzemeyen dört minare ilâve etmişlerdir. Bunlar hiç de, daha sonra yapılan camilerinkiler kadar narin ve zarif değillerdir. Her ne kadar hemen hemen bütün…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1837, İstanbul) Ben imparator tribününün yerini şimdiki tımarhane, yani deliler yurdunun bulunduğu mevki olarak kabul ediyorum. Bu tımarhane de camiye aittir,. çünkü Türkler delileri ermiş olarak kabul eder ve onlara saygı gösterirler. Sf. 128 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 128)…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 26 Haziran 1837, Büyükdere, İstanbul) Tütün içme bâbını tamamlamak için sana nargileden de bahsetmem lâzım. Çok sert, nemlendirilmiş tütünün (tömbeki) dumanı sudan geçirilir. Duman böyle soğuk olarak arşınlarca uzunlukta ince bir marpuçtan, nargile içenin ağzına gelir. Su camdan bir vazonun içindedir (Bohemya malı), Türk bunun içine bir gül ya da kiraz atar ve…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 26 Haziran1837, Büyükdere, İstanbul) Tütün mükemmeldir ve özellikle Suriye’nin Lâdik tütünü makbuldür. Pek ince kıyılır, kolay yanar ve yanarken güherçile gibi çıtırdar. Türkler (çubuk içmek) derler, sahiden de tıpkı bir bardak Ren şarabı gibi höpürdetirler onu. Bütün dumanı ciğerlerine çekerler, başlarını geriye atar, gözlerini yumarlar, sonra bu sarhoş edici dumanını ağır ağır ve…

  • (Moltke’nin Mektubundan 13 Haziran 1837, Büyükdere, İstanbul) Bu büyük icattan, yani tütün çubuğunun bulunmasından önce Türkler nasıl yaşarlardı acaba? İnsan bunu bir türlü düşünemiyor. Sahiden Osman, Bayezid ve Mehmet’in arkadaşları ele avuca sığmaz bir milletmiş, at sırtından inmez, diyarlar ve şehirler zapt ederlermiş. Süleyman’ın gününden sonra yine de ara sıra komşularına musallat olmuşlar ama çoğu…