Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Türkler, Türkçülük, Orta Asya

  • (Moltke’nin Mektubundan; 12 Şubat 1836, Arnavutköy, İstanbul) Eğer bir Türk kadını Müslüman bir erkekle ihanette bulunursa kocası onu hakaretle boşar, yok eğer bunu reayadan, yani devletin Hıristiyan uyruklarından biriyle yaparsa bugün de, 1836’da da, hiç acımadan suda boğulur, reaya da asılır. Bu barbarlığa bizzat ben şahit oldum. Sf. 39 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 9 Şubat 1836, Arnavutköy, İstanbul) Kadınlar gayet sıkı gözaltındadırlar ve kadınlardan başka hiç kimseyle temas edemezler. Bu noktada bütün Müslümanlar aynı fikirdedir ve reform muhakkak ki en son olarak haremlere girebilecektir. Sf. 38 Gezintilerde kadınlar kayığa ya da arabaya daima yalnız kadınlarla birlikte binerler. Koca, karısına sokakta rastlarsa onu selâmlaması, hatta sadece tanıdığını…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 9 Şubat 1836 Arnavutköy, İstanbul) Başka garip bir farka da burada işaret etmek zorundayım: Amerika’da Hıristiyan çiftlik sahipleri en kesin yasaklar ve en zalimce vasıtalarla Hıristiyanlığın esirler arasına yayılmasını önlemeye çalışırlar, hâlbuki Doğuda satın alınmış hizmetkârın, efendisinin dininde yetiştirilmesi kaidedir. Esir olarak alınan çocuklara hemen bir Türk adı verilir, bu adların çoğu Tevrat’taki…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 9 Şubat, 1836 Arnavutköy, İstanbul) Seraskerin arzusu üzerine şimdi burada, onun baştercümanının evinde bulunuyorum. Ev sahibimin adı Mardiraki. Yani Küçük Martin, kendisi Ermeni ve zengin, hatırı sayılır bir adam. Şunu da söyleyim ki burada hiç bir eksiğim yok ve bir Ermeni ailesinin ev hayatına bir göz atış pek meraklı bir şey. Bu Ermenilere…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20.01.1836, Kış Ramazan’ı, İstanbul) Sayısız kahvehanelerin şimdi ayrı bir görünüşü var. Herkes mangalların başına toplanıyor, fakat kahvenin güzelim kokusuyla çubuk yok. Şimdi ramazan? Gün batmadan hiç bir sofu Müslüman ne yiyebilir, ne içebilir, ne tütün içebilir, hatta ne de bir çiçeği koklayabilir. Türkler, ellerinde tespih, sokaklarda ağır ağır dolaşıyorlar ve bu her zaman…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20.01.1836, İstanbul) Bu pek esaslı bir temizlenme. İnsanın bir Türk hamamında yıkanmayanın ömründe hiç yıkanmamış olduğunu söyleyesi geliyor. Sf. 24, 25 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 24, 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nitekim 1936’dan itibaren, aynen İtalya ve Almanya’da olduğu gibi, parti teşkilatlarıyla devlet teşkilatları birleştirilecek, dâhiliye vekili CHP genel sekreteri olurken, valiler bulundukları vilayetlerde CHP başkanlığına atanacak; umumi müfettişler ise hem parti teşkilatının hem de devlet işlerinin denetleyicisi olacaklardı. Faşizm cihana neşe getirdi! Aslında Kemalist kadroların faşizme sempati duymalarının tarihi epey eskiydi. Örneğin daha 1923’te Dersim…

  • Kongre’de dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip’in sunduğu, Orta Asya’da iç deniz olduğu ve bunun sonradan kuruduğu konulu tebliğini eleştiren Zeki Velidî Togan Türkiye’den kaçmak zorunda kalırken, Fuad Köprülü ise, hem Reşit Galip tarafından hem de onun kışkırttığı üniversite öğrencileri tarafından tehdit edildi ve uzun yıllar ikinci plana itildi. Sf. 248 Alıntı; Öteki Tarih III…

  • Kongrede bu ‘üstün Türk ırkı’ Reşit Galip tarafından şöyle tanımlandı: “Uzun boylu, beyaz simalı, düz veya kemerli ince burunlu, muntazam dudaklı, çok kere mavi gözlü ve göz kapakları çekik olarak değil ufkî açılan ‘Alpin ırkı’ (…) A grubu kan gibi uzvî (organik) özelliklere; medeniyet, kahramanlık, sanat yeteneği gibi İçtimaî (sosyal) özellikleriyle tanınır.” Kongreye sarışın bir…

  • Muhtemelen bu dışlamaya bir tepki olan Şeyh Said isyanının bastırılmasından sonra Başvekil İsmet Paşa, 27 Nisan 1925 tarihli Vakit gazetesine verdiği beyanatında, rejimin ırkçılıkta ısrarlı olacağını ilan ediyordu: “Milliyet tek birleştiricimizdir. Diğer unsurlar Türk çoğunluğu karşısında etkileme gücüne sahip değildir. Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları derhal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip…

  • Trakya Olayları üzerine en kapsamlı araştırmaların sahibi Rıfat N. Bali’ye göre olayların gizli aktörü, ırkçı Türkçülüğün efsanevi lideri Nihal Atsızadır. Edirne Erkek Lisesi’nde, 11 Eylül – 28 Aralık 1933 tarihleri arasında edebiyat öğretmenliği yapan Atsız, ırkçı mecmua Orhun’un yöneticiliğine Edirne’de başlamıştı. Orhun Edirne’de İstanbul’dan daha çok satılıyordu ve Edirne’deki yağma olaylarının liderlerinden Körmutlu İbrahim Ağa…

  • Dâhiliye Vekili Şükrü Bey geri adım atmadı çünkü kafası gayet netti: ‘Soy’dan kastın ‘ırk’ olduğunu, çünkü ‘soy’un aile anlamına geldiğini, bu yüzden ‘ırk’ı kullanmanın daha doğru olacağını söyledi. Oylamada Haşan Reşit Bey’in ‘soy’ yerine ‘Türk kültürü Türk dili’ terimlerinin kullanılması teklifi reddedildi ve ‘ırk’ kelimesinin kullanılması kararlaştırıldı. Dahası, kanunun başka yerlerinde geçen ‘soy’ kelimeleri de…

  • Dört yüz yıllık gecikmeyi telafi için, 1932’de İstanbul Eminönü Halkevi’nin davetiyle İstanbul’da bir konferans vermek üzere Viyanalı kompozitör Prof. Dr. Joseph Marx Türkiye’ye çağrıldı. Ancak, sonuç hayal kırıklığı oldu çünkü Marx’a göre Türk müziğini istediğimiz yana eğip bükmeye kalkarsak onu öldürmüş olurduk. Yapılması gereken, Türk müziği ile Batı müziğini birbirine yakınlaştırmak, aralarında ilişki kurmaktı. Bunu…

  • 4 Eylül 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti (TDTC) başkanlığı tarafından gazete ve radyolarda yayınlanan bir beyannameyle, Eylül ayının son günlerinde bir dil kurultayı toplanacağı kamuoyuna duyuruldu. Sofya’da yaşayan Agop Martaryan özel olarak davet edilmişti. Sf. 105 1934’te Mustafa Kemal Atatürk tarafından ‘Dilaçar’ soyadı verilen Martaryan, Türk Dil Kurumu’nda (TDK) 1936-1978 arasında görev yaptı. Sf. 105…

  • Bu iş için Belçika İzcilik Teşkilatı kurucusu İngiliz Harold Parfıtt ülkeye davet edilmişti. Parfıtt, 9 Nisan 1914’de Keşşaflık Cemiyeti İzci Ocağı’nı kurduktan sonra Dârül-Muallimin-i Aliye’de (Yüksek Öğretmen Okulu) izcilik dersleri, yürüyüşler, kamplar, oymak beyi kursları ile izciliği kurumsallaştırmaya başladı. Ocağın 22 Mayıs 1914’te hazırlanan 35 maddelik Nizamnamesinin 2. maddesine göre “İzci oymakları (tabur) teşkil edilerek,…

  • Börte geri döndükten kısa bir süre sonra, 1185 yılında Curci adı verilen bir erkek çocuk doğurdu. Daha sonraları Curci’nin babasının kim olduğu konusu büyük tartışmalara yol açacaktır. Alıntı; Bizimkiler XI (Cengiz Han) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 14) kitabından birebir alınmıştır.

  • Moğollar Türklerle akrabaydı. Şamanist bir ortamda yetişiyorlardı. Ata Türkler gibi biniyor, onlar gibi savaşıyordu. Dilleri farklıydı ama söz dizimi aynıydı. Yani Moğol ve Türk düşünce biçimi birbirine çok benziyordu. Gelenekleri, görenekleri aynıydı. Fizik yapıları bile birbirine benziyordu. Kuruluş mitleri birbirine çok benziyordu.  Alıntı; Bizimkiler X (Haçlılar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013…

  • Ahmet Yesevî, Anadolu’ya hiç gelmemiş olmasına rağmen Anadolu’da tanınmış ve sevilmiştir. Bektaşilik, Mevlevilik, Yunus Emre ekolü Yesevî’den çok etkilenmiştir. Anadolu’ya gitmediği bilinmesine rağmen Pülümür’ün Kangallı Köyü’nde Ahmet Yesevî’ye atfedilen bir türbe vardır. Pülümür’deki bu mezar, Yesevî’nin makamı olarak, halkın muhayyilesinde gelişmiş ve türbe O’na atfedilmiştir. Bundan başka, Baskil ilçesinin Tabanbükü Köyü’nde Ahmet Yesevî kolundan gelen…

  • Türk geleneğinde dış düşmana karşı casus kullanmak vardı. Ama kendi halkına karşı bu hiç düşünülmemişti. Buna karşılık Sasani ve sonra İslam geleneğinde düşman kadar dost da izleniyordu. Türkler bunu bilmediklerinden yönetimi ele geçirince, iç istihbaratı da yok ediyorlardı. Türk hükümdarlarının bu tutumu zamane tarihçileri tarafından yönetim bilmezlik olarak değerlendiriliyordu. Selçuklularda iç istihbaratın yerleşmesi Melik-Şah’la birlikte…

  • Nizamülmülk, geniş bir istihbarat örgütlenmesini başarılı yönetimin birinci şartı sayıyordu. Nizamülmülk “Siyasetname”sinde der ki: “Her kime büyük bir görev verilirse, öteki biri gizlice onun durumunu incelemekle görevlendirilmelidir.” İstihbarat teşkilatı kurulmuştu ama Alp Arslan ihbarları dinlemiyordu. Alp Arslan’a Nizamülmülk hakkında ihbar geldiğinde, yazılı raporu Nizamülmülk’e vererek “doğru ise kendi ahlakını, yanlış ise yazanların durumunu düzelt ve…