Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: Türkler, Türkçülük, Orta Asya
-
Kritovoulos, Mehmet’in askerlerinin, öldürerek korkuttuklarını ve doğrayarak terörize edip köleleştirmek istediklerini anlatıyordu. Mehmet’in bu yoluna “Cengiz Usulü” diyorum. Korkuyu silah yapmıştır. Sf. 410 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 410) kitabından birebir alınmıştır.
-
Aktarmayı sürdürüyorum: “Fakat zavallı kaçaklar, ellerinde demir topuz ve zincirden kırbaçlarıyla, (courbatch olarak yazılıyor, y.k.) bir sıra çavuşla (chaoushes yazılıyor, y.k.) karşılaşıyorlar, çavuşlar kaçakları tekrar hendeğe sürüyordu. Bu acımasız çavuşlardan kaçabilen pek az saldırgan, palalarını çekmiş yeniçerilerle karşılaşıyor ve böylece yalnızca iki ölümden birisini seçme zorunda kalarak tekrar hücuma dönüyorlardı.” Hücumun en önünde olanlar hücumdan…
-
Yeniçerilik düzeninde Türklerin modeli yine kendileridir; tekrarlamak pahasına da olsa bu düzeni Türklerin kendi kölelik döneminde öğrendiklerini belirtmek durumundayım. İlk ve bir kurum olarak uygulayanlar Memlûk Devletini kurabilmişlerdir; Memlûk Devleti, Türklerin köle halinin işaretidir; “mülk” olmuş Türklerin devletleşmiş aşamasıdır ve “kölemen” tabiri çok daha uygun düşmektedir. Sf.373 Müslüman şefler, esir Türkleri buluğ çağında alıyordu ve…
-
“Gayretliler, isteyerek erken kalkarlar ve az yerler; oldukça kötü kızartılmış ekmek, güneşte kurutulmuş et, yoğurt veya süt, bal, peynir, üzüm, meyve, yeşillik, hatta altı-yedi kişiyi bir gün doyurmaya yetecek çorba için kullandıkları bir avuç un ile mutlu oluyorlar. Eğer iyi olma ümidi olmayan bir at veya develeri olursa, boğazından kesiyorlar ve yiyorlar. Bununla pek çok…
-
Şimdi tezi yazıyorum: Türk ordusu hiçbir zaman, teknik anlamda güçlü, etkin bir silahlı güç olmamıştır. Kazandığı savaşlarda eşit sayıda veya sayıca az olduğu örnekler son derece az görünüyor. Bu, fetih analizlerinden ayrı olarak, Osmanlı çöküşünde de önemli bir anahtar değerindedir. Sf. 337 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım, Ekim 2015 –…
-
Osman ve sonra Orhan, İznik’i, İzmit’i veya bir başka kale kenti kuşatıyorlar, bekliyorlar. Osman ki doğrusu “Ataman” ve Orhan’ın büyük kent fetihlerinin çoğu, kale içine sığınan aşırı nüfusun, yiyeceksizlik ve ümitsizlik içinde çökmesini, yıllarca beklemekten ibarettir; açlık ve yardım konusunda egemen olmaya başlayan ümitsizlik içinde, kale kentler teslim oluyorlar. Sf. 337 Alıntı; Atamanoğlu Fatih –…
-
Fatih’in zamanında yazdığı ve Fatih’e sunduğu kitabında açıkça, Fatih’ten çok daha önemsiz kimselerin daha iyi bilinmelerine ve daha ünlü olmalarına razı olamayacağını belirtiyordu ve Mehmet’i, “Makedonya’lı İskender’den hiçbir zaman aşağı olmayan” bir lider olarak tanımlamıştı. “Gerçekten de Sen, eylemle sözü ve akıl ile görkemi birleştiren krallar içinde bir tanesin veya herhalde pek azından birisisin; çünkü…
-
Boşnak Kralı Stephan, 1463 yılında Papa İkinci Pius’a şunları yazmıştı: “Türkler, kendi taraflarını seçen herkese özgürlük vaat ediyorlar ve köylülerin kalın kafaları, “rusticorum rude ingenium” böyle bir vaadin samimiyetsizliğini anlamıyor ve özgürlüğün sonsuza kadar süreceğini sanıyorlar; bu nedenle yanıltılmış halkın, arkamda sizin desteğinizi görmedikleri sürece, benden uzaklaşmaları mümkündür.” 1464 yılında, ülkeleri İkinci Mehmet’in kuvvetlerine teslim…
-
Cumhuriyet, monarşik olmayan bir devlet biçimidir; seçilenin asil olup olmaması ve seçmen heyetinin sayısı, “cumhuriyet” tanımını etkilemiyor. Önemli olan, efektif bir seçimin gerçekleştirilmesidir; oy verme yöntemi veya oyların sayım biçimi de, bir tanım için belirleyici olmaktan uzaktır. Sf. 235 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 235) kitabından…
-
Gecekondu ile “assimilatio” kavram olarak birbirine çok yakın olmalıdırlar; yakınlıklarını kurabildiğimiz zaman, Osmanoğlu Devleti’ne, artık “Atamanoğlu” diyebiliriz, kuruluş çizgisini daha iyi görebiliyoruz. Atamanlıların kuruluş döneminde sınırları yoktu, “harita dayanmıyordu”, demek istiyorum ve devamlı yeni topraklara konuyorlardı; “asimilasyon” yaşama ilkeleri olmuştur. Benzediler ve benzettiler, hep yeni “akrabalar” buluyorlardı ve hep “yeni” akrabaları ile evlendiler ve hep…
-
Devam ederken iki hatırlatma isabetli ve verimli olabilir; başkenti “Sarkel” olan Rusçası, “Belaya Veja” ki, “Beyaz Kale” anlamındadır, Hazar Yahudi Devletinin Türk olduğu kabul edilmektedir. Hazar Denizi ile Karadeniz arasındaki coğrafyada, kuzeye ve batıya doğru uzanan bu Türk devletinin, İran’a yerleşmiş İslam ile İstanbul’daki Hıristiyan İmparatorluklarının baskılarına dayanabilmek için Yahudi olduğu iddiasını biliyoruz. Sf. 109…
-
Profesör Kaldy-Nagy’nin incelemesinin asıl konusu, Atamanlı kuruluşunun bir “Cihad” olarak yazılmasıdır; buna net bir şekilde itiraz ediyor, isim-bilim verimlerine başvurması bu nedenle olmaktadır. İlaveten Kaldy-Nagy, Atamanlıların İslam’ı kabul ettiklerine inanıldığı zamanlarda pek uygulamadıklarını ve Hıristiyanlardan çok “Müslüman” beyliklerle savaştıklarını göstermeye çalışıyor. Deliller sunuyor, pek az medrese inşa etmiş oldukları da bunlar arasındadır. Sf. 101 Alıntı;…
-
Bazin şu özeti veriyor, Bizans kayıt ve tarihlerinde, Pachymere ve Nicephoras Gregoras, diğerlerinde, kroniklerde, on üçüncü yüzyılın sonundan on beşinci yüzyılın ortasına kadar, ısrarla ve tutarlı olarak, “Osman” adı “Atman veya “Ataman” olarak geçiyor ve zaman zaman da Helenize edildiğinde, “Atumanos” ya da “Atumanes” olmaktadır. “Osman” formülasyonu ilk kez Dukas’ta çıkıyor ve yalnızca on altıncı…
-
Ben bir kenara, Osmanlı Tarihçisi Lindner de, şefin seçimle gelmesi, iç Asya ve Türkik göçmenler tarihinde standart bir haldir, demektedir. Bunu son derece normal karşılamak durumundayız, hep hareket ve hep savaş durumundaki topluluklarda şefi seçmek hem son derece mantıklı ve hem de zorunludur. Olmazsa, federasyonu tutmak ve ileriye götürmek imkânsızdır, bu noktadayız. Sf. 90 Alıntı;…
-
Herbert Adams Gibbons, İstanbul’a bir görevle geldiğinde, herhalde böyle bir çalışma yapacağını hiç düşünmemişti. 1916 yılında, Oxford Üniversitesinden “The Foundation of the Ottoman Empaire” teziyle doktorasını aldı. Sf. 32 Gibbons’un, çalışmasının ilk bölümünün başlığı, “Osman: A New Race Appears in History” olup, Ragıp Hulusi, bunu “birinci mebhas” ve “Osman: Tarihte Yeni Bir Irk Zuhur Ediyor”…
-
Fatih, Konstantinapol’ü fethetmemiş olsaydı da yine Fatih’tir. Kapısında ölüm beklerken hülya kurabiliyordu. Osmanlı düzeninin doruğudur ve belki de Osmanlı bu dorukta bitmiştir. Sf. 18 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.
-
Hepsi, sultanları “çok güçlü” çizerler. En güçlüleri dahi, bir anlamda, zavallıdır; Mehmet, sadrazamı Çandarlı Halil’in Bizans’ın casusu olduğunu biliyordu, dokunamamıştır ve kinini içine attığı kesindir. Güçleri anlıktır. Mehmet’i de tahta bir çıkardılar ve bir indirdiler. Çeliğe su verdiler. Oğlu Bayezid, babasının katili idi, kendi oğlu Selim’in verdiği zehirle öldü. Bayezid bir zehirleme uzmanı idi, zehirlendi.…
-
Geleneksel olarak “Osmanlı” ki “Osmani” ya da “Osmanist” anlamındadır, halkına “Türk” demek çok yanlıştır ve demediler, evvelinde “Atamanlı” bilindiler ve öncüleri Türk idiler, yepyeni bir kavim. Sf. 11 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi 1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.
-
Ama Tehcir’in arifesindeki yıllarda, biz erkeklerin yöresel kıyafetleri neredeyse görünmez oldu. Salta, şalvar, entari giyen kalmadı. Sadece orada burada köyden hiç dışarı çıkmayanlarda görünür oldu. Herkes İstanbul’dan, yurtdışından getirilmiş pantolonları, ceketleri giyinirdi. Türkler ve Kürtlerse yöresel kıyafetlerini giymeyi sürdürdüler. Sf. 192 Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 192)…
-
“Emrediniz, dünyanın en iyi insanı ve en cömert düşmanı olurlar, emrediniz, babalarını döverler, annelerinin bağırsaklarını deşerler ve bütün bunları da sükûnet içinde yaparlar, sanki bir iş yapmıyorlar ya da çok iyi bir iş yapıyorlar, bu havadadırlar. Umutsuzluktan kaynaklanan ya da sıtma-vurmuş insanda görünen bir ataletleri var; en dayanıklı ve şevksiz askerler işte bunlardır.” Lawrence, Türklerden…