Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Kelimeler de, aslında birer titreşimdirler. İncil: “Başlangıçta söz vardı” der. Japonların da buna benzer bir sözleri vardır ve anlamı şöyledir: “Kelimeler, bize iyiyi de, kötüyü de taşıyabilirler.” Kelimeler ve diller, insanlık tarihinin ayrılmaz parçalarıdırlar. s.13

    Alıntı; Sudaki Mucize – Masaru Emoto, Çeviren; Savaş Şenel (Arıtan Yayınevi, 1. Basım Nisan 2008 – s. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sevgi ve minnettarlık” kavramlarının ikisini birden içeren ifadelerden etkilenen su kristallerinin neden en güzel resimleri verdiklerini size şöyle açıklayayım: Sevgi, bizim başkalarına verdiğimiz, minnettarlık ise başkalarından aldığımız enerjidir. Enerjinin en büyük ve en güzel formu ise, verilen enerjiyle, alınan enerji arasındaki uyumdan doğmaktadır. s. 12

    Alıntı; Sudaki Mucize – Masaru Emoto, Çeviren; Savaş Şenel (Arıtan Yayınevi, 1. Basım Nisan 2008 – s. 12) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Rivayet olunur ki halife Mu’tasım bir gün Kadı Yahya bin Eksem ile şarap meclisinde oturmaktaydı. Mu’tasım meclisten kalkarak odasına gidip bir müddet sonra geri döndü ve bir kadeh içti. Sonra tekrar kalkarak başka bir odasına gidip bir müddet sonra geri döndü bir kadeh şarap daha içti. Bu şekilde üç defa odasına gidip geldikten sonra hamama gidip gusül abdesti alarak seccadeyi istedi, iki rekât namaz kıldıktan sonra şarap meclisine döndüğünde Kadı Yahya’ya dönüp: “Bunun ne namazı olduğunu anladın mı?” diye sordu. Kadı, “Hayır efendim.” deyince Mu’tasım: “Hakk Teâlâ azze ve cellenin ihsan buyurduğu nimetler için şükür namazı kıldım.” dedi. Kadı Yahya: “Ey Emirül-mü’mînin, nedir o nimetler, söyler misiniz?” diye sorunca Mu’tasım: “Üç düşmanımın üç kızının bekâretini bozmak için odaya üç sefer gittim. Bu kızlardan birisi Rum kayserinin kızı, diğeri Bâbek-i Erdeşîr’in kızı bir diğeri de Zerdüştî Mâzyâr’ın kızı idi.” dedi. Kadı Yahya bu sözler karşısında gayet şaşırmıştı. s. 332, 333

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 332, 333) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Mu’tasım bir sığır postu getirilmesini emretti. Bâbek’i o derininin içine sokarak kulaklarına gelecek şekilde postu üstüne diktiler. Post Bâbek’in üstünde kuruduğunda hâlâ yaşıyordu. Daha sonra feci bir şekilde can verecek şekilde onu ipte sallandırdılar. s. 332

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 332) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    162 [M.S. 778] senesinde Mehdi döneminde kızıl sancak adını verdikleri Gürgan Bâtınîleri, yani çok güçlü olan Muhammirîler, Hurremedinlerle elbirliği yaparak: “Ebu Müslim hâlâ diridir ve biz memleketi zapt edip ona teslim edeceğiz.” iddiasından bulundular. Ebu Müslim’in yazdıklarını kendilerine şiar edinip bütün haramları helal ve kadınlarım birbirlerine mubah kıldılar. S. 327

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 327) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Muattile mezhebini cihana ilk getiren, Acem diyarında Nûşirevân-ı Âdil’in babası Melik Kubâd, Fîrûz devrinde kendisine mûbed-i mûbedân denen Mezdek bin Bamdâdân nâm (adında) birisi idi. s. 271

    Mezdek padişahın ve halkın çoğunun iyiden iyiye mezhebine iman etmiş olduğunu görünce herkesin malını kamuya açarak: “Halkta mal mülk ve altın hususlarında mülkiyet olmaz, herkesin malı birbirine mubahtır. Tanrı’nın bütün kulları Âdem’in çocukları olduğundan hiç kimse bir işte yokluktan ötürü sıkıntılara düşmesin diye bir şeye ihtiyaç duyduğunda yekdiğerinin malını harcayabilmelidir. Zira herkes eşittir.” dedi. Bu fikirler Kubâd ve Mezdek’e iman eden topluluğa makul gelince malı ortak kullanmaya razı olarak malları mubah kıldılar. Bunun üzerine Mezdek: “Karılarınız da mallarınız gibi olduğu için onlar da ortak paylaşılıp yekdiğere helal olmalı, kimin canı bir kadını arzular ise kendisine engel olunmamalıdır. Zira hiç kimse şehvet ve servetten mahrum, şevk ve arzusu kursağında kalmasın diye dinimizde kıskançlığa ve müsamahasızlığa yer yoktur.” dedi.

    Herkesin mal ve kadınlarının birbirlerine mubah oluşu aşağı tabakadan insanların on kat daha fazla hoşuna giderek Mezdek’in mezhebine akın akın girmeye başladılar. Bunun üzerine Mezdek şöyle bir kanun koydu: “Bir kişi evinde 20 kişiyi ağırlamışsa, onlara ekmek, et, şarap ikram edip çalgı hazırlamalıdır. Ziyafetten sonra, konukların tek tek kalkarak ev sahibinin karısıyla cinsel ilişkide bulunmasında bir mahsur yoktur.” Hatta rastgele bir eve gidip başka birisinin karısıyla cinsel münasebette bulunmayı arzu eden bir kişi külahını çıkarıp evin kapısına asması; ev sahibinin kocası da eve gelip kapıda asılı bulunan külahı görünce evin meşgul olduğunu görerek iş sona erinceye kadar dönmemesi âdet haline gelmişti. s. 274

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 271 ile 274 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Büyük zararlara yol açacağından ve padişahın haşmet ve şanına halel getireceğinden ötürü hükümdarın astları üst yapmaması lazımdır. Bunlar özellikle ehl-i setr olup akılları bu işlere ermeyen kadınlardır. Zira bunlar nezih bir neslin devamı için vardırlar. s. 255

    Tarihin bütün devirlerinde hükümdarın karısı hükümdara egemen olduğunda rezâlet, şer, fitne ve fesattan başka bir şey ele geçmemiştir. s. 255

    İskender’e: ‘Dârâ’nın Şebistân’ına bir uğrayıp oradaki âlemin ay parçalarını, özellikle iffetli mi iffetli, güzellikte ve cemalde dünyada bir eşi benzeri bulunmayan Dârâ’nın kızını görmek istemez miydiniz?’ diye teklifte bulundular. Bunu söyleyen kişi kafasında İskender’in kızı gördüğünde hoşuna gidip onunla evlenmesini kuruyordu. İskender: ‘Erkeklerini yendik; kadınlarına yenilmeyelim!’ cevabıyla buna teveccüh etmeyerek Dârâ’nın Şebistân’ına girip namusunu çiğnememeyi tercih etti. s. 258

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 255 ile 258 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Sultan Tuğrul yahut Sultan Alparslan (Allah kabrini nurlandırsın) eğer bir Türk’ün bir Râfızîyi iş için kabul eylediğini işittikleri vakit o Türk’e çıkışırlar ve gazaplanırlardı. İşte sırf bunlardan ötürü onların hükümdarlıkları intizam üzre müreffeh bir seyir takip etmekte, kazasız belasız sürmekteydi. s. 222

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 222) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Memleket meselelerinde acele etmemek gerekir. Kulaklarına çalınan bir meseleden kuşkuya düştüklerinde işin hakikatinin doğrusu yalanıyla ortaya çıkması için meselenin araştırılmasını emretmelidir. Esasında acelecilik güçlünün değil zayıf adamın kârıdır. İki davacı huzura gelip maruzatlarını arz ettiklerinde padişahın gönlünün kimden yana olduğunun taraflarca malum olmaması lazımdır. Padişahın gönlünün bir tarafa meylettiği anlaşılırsa haklı olan tarafın cesareti kırılarak halini beyan etmekten çekinebilirken haksız olan taraf cüretlenebilir. s. 195

    Öte yandan din büyükleri şöyle demişlerdir: “Acele şeytandan, sükûnet Rahman’dandır.”

    Henüz yapılmamış bir şeyi yapmaya elde fırsat vardır, oysa yapılmışa çare bulunmaz.” s. 197

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 195 ile 197 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Sayıları küçümsenemeyecek kadar çok olan Türkmenler her ne kadar bize bezginlik getirmişlerse de devlet üzerinde hatırı sayılır derecede hakları vardır. Nitekim devletin kuruluş aşamasında nice sıkıntılar göğüsleyerek hizmette bulunmuşlardır. Dahası hısım akrabadandırlar. Dolayısıyla onların evlatlarından 1.000’ine maaş yazılıp her daim hizmetle meşgul edilmelidirler. s. 147

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 147) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Henüz itaat altına alınmış olan Arap, Kürt, Deylem ve Rum emirlerine evlat yahut biraderlerinden birini beraberlerinde 500’den asla daha az olmamak şartıyla 1.000 neferle rehine olarak dergâha göndermeleri emredilmelidir. Bir yılsonunda bunların yerine gelecek olanların gönderilmesi şartıyla daha öncekilerin dönmesine izin verilebilir. Padişaha karşı bir isyana mani olmak için eldeki rehinelerin yeri doldurulmadan bir yere gitmelerine müsaade edilmemelidir. s. 145

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Ordunun katışıksız tek bir ırktan teşkil olması tehlikeler doğurur. Orduda her soydan asker bulunması için çaba sarf edilmelidir. s. 143

    Sefer esnasında her gece nöbete gidecek askerlerin sayısı tespit ve her tayfaya bir mahal tahsis edilir idi. Yekdiğerinden olan korkularından ötürü hiçbir bölük yerlerinden kımıldamaya cüret edemez, birbirlerinin kollayarak uyumazlardı. Hiç kimseye “falanca kavim savaş meydanında pek mülayim” dedirtmemek için her kavim kendi haysiyet ve şerefini korumak maksadıyla en iyisinin kendileri olduğunu ispat için cenk günü dişini tırnağına takardı. s. 144

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 144) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Yeryüzünde makbul ve dosdoğru yolda ilerleyen, Allah’ın rahmetinin ikisi üzerine olası Hanefî ve Şafiî diye iki mezhep vardır. Geri kalanlar beyhude ve sapkınlık, şek (şüphe) ve gümandan (zannetmekten) ibarettir. Sultan şehîd Alparslan (Allah burhanını aydınlatsın) mezhebine tam manasıyla şiddetli bir şekilde öylesine bağlıydı ki, “Heyhat! Şu vezirimin mezhebi Şafiî olmayaydı çok daha mütehakkim ve azametli olurdu.” demeyi diline pelesenk eylemişti. Şafiî mezhebini bile ayıplamaya varan mezhebindeki bu katı tutumundan korkup kaygılanmaktaydım. s. 135

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 135) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Devlet işlerinde takip edilecek siyaset, âlimler ve cihan görmüşlerle istişare edilerek tespit edilmelidir. s. 127

    Meselelere dair istişare eylememek kişinin muhakemeden yoksunluk ve başına buyruk olmaklık alametidir. s. 128

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 127, 128) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Nedim padişaha mutabık olur ve olması da elzemdir. Padişah ne der ve eyler ise nedime “çok yaşa” ve “bravo” demek düşer. Padişahların pek ağrına gidip hışımlarına neden olacağından ötürü nedim padişaha “bunu yap şunu yapma” gibi talimatlarda bulunmamalıdır. Bütün işler hakkıyla yürüsün diye, eğlenceye, seyrana, dostlarla çevrili meclise, şaraba, ava, çevgâna, yemeye içmeye ilişkin ne varsa, zaten bu meselelerle alakalı olduğu için nedimlere danışılarak yapılması en uygunudur. Diğer yandan imaret, harb, taarruz, siyaset, zahire, hediye, makam, sefer, ordu ve reayaya ilişkin her ne var ise böylesi konuların daha salahiyetli olduklarından ötürü vezirler, ekâbir ve devletin ileri gelenleriyle istişare edilmesi evlâdır. s. 124

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 124) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Vilayet, ikta ve hediyelere dair divandan ve hazîneden birtakım fermanlar sadır olmaktadır. Bu fermanlardan bir bazısı sarhoşluk esnasında verilmiş olabilir. Bu, muazzam derecede mühim bir mevzu olduğundan ötürü üzerinde pür dikkat durulsa gerektir. Söyleyen galat etmiş olabileceği gibi dinleyen de söyleneni tam olarak işitmemiş olabilir. s. 119

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 119) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Önemli bazı geçitlere düzenli bir şekilde haberci göndermelidir. Bu işin padişahın bir geleneği olduğunu göstermek, 50 fersahlık bir bölgede gece gündüz meydana gelen bütün olaylardan haberdar olmak demektir. Kendinden önce yaşamış kabile büyüklerinin âdeti olduğu üzre bu haberci ve postacıların sorunlarını çözmeli ki yaptıkları işlerde geri kalmasınlar. s. 117

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 117) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Hiçbir şeyin hiçbir surette gizli saklı kalmaması ve vuku bulan yahut ayyuka çıkan bir meseleye anında müdahale için kulaklarına çalınan her şeyi padişaha ulaştıracak, tacir, seyyah, sûfî, yoksul, sakatatçı kılığında, dört bir yana casuslar salınmalıdır. s. 101

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 101) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Bargâhtan Sadır Olan (padişah makamından çıkan) Ferman ve Emirlerin Saygın Tutulmasına İlişkin;

    Bargâhtan ziyadesiyle fazla mektup neşrolunmakta. Kemiyet (sayı) arttıkça kıymet azalır. Dolayısıyla mühim bir mesele olmadıkça meclis-i âlîden bir şey neşrolunmasın. Ferman, kişi emredileni ifa etmedikçe onu elden bırakmayası bir azameti haiz olmalıdır. Şayet bir kişinin fermanı hor gördüğü, icrada kusur eylediği ortaya çıkarsa ol kişi sarayın muhiplerinden dahi olsa ağır bir cezaya çarptırılmalıdır.

    Hükümdarı diğerlerinden ayıran fark onun hükmünün geçmesidir. s. 95

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 95) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)

    Sultan Mahmud Irak’ı fethettiği zamanlarda eşkıyalar, Deyr-i geçî kervansarayında kervan yolcularından bir kadının malını gasp ettiler. Bu eşkıyalar Kirmân eyaletinin hemen yanı başındaki Kuçu Beluçlardandır. Kadıncağız Sultan Mahmud’un dergâhına vararak şikâyetini şöylece arz etti: “Eşkıyalar malımı Deyr-i geçî’de gasp ettiler. Ya malımı onlardan geri al yahut malınım bedelini bana öde!” Sultan Mahmud:

    “Deyr-i geçî nereye düşer?” dedi.

    Kadın: “Hakkında malumat sahibi olup idare ve muhafaza edebileceğin kadar memleket fethet!” dedi.

    Sultan:

    “Haklısın, lâkin bu hırsızların cinsi cinsiyeti nedir, nereden geldikleri hakkında bir fikrin var mı?”

    Kadın: “Kuç u beluç idiler, Kirmân ilinden gelmişlerdir.”

    Sultan:

    “Bahsettiğin yer pek uzak ve dahi benim hâkimiyet alanımın dışında olduğu için elimden bir şey gelmez.”

    “Mademki tebaayı (sana bağlı olanları, tabi olanları) kollayamıyorsun cihanın jandarmalığına ne diye soyundun? Daha koyunları kurttan koruyamıyorken bu ne çobanlık davasıdır? Şimdi benim bu zayıflığıma ve senin şu aczine bak.” dedi.

    Mahmud’un gözleri dolu dolu oldu ve: “Doğru dersin malının bedelini ben vereceğim, hırsızlara da elimden geldiğince gerekeni yapacağım.” Diyor. s. 86, 87

    Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 86, 87) kitabından birebir alınmıştır.