Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Beni etkileyen ve yoğun bir iç hesaplaşmayı özetlediğine inandığım bir sözünü unutmadım: “Darbeden sonra ya o (Talat Aydemir) beni öldürecekti, ya da ben onu. Başka çare yoktu. Bunu ikimiz de anlamıştık”. Sf. 23

    Alıntı; Anılar ve Düşünceler – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ekim 2010 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

  • Japonların daha 1870’lerde ilkokul mecburiyetini başardıklarını söylemekle, orada insanda verimliliğin artırılması için daha başlangıçta işin ne kadar ciddi olarak ele alındığı anlaşılmış olur. Ve insana yatırım için hemen Batı’nın tekniğini (organizasyon tekniği dâhil) Japonya’ya transfer için dışarıya çok sayıda ve devamlı öğrenci gönderilmesi planlandı. s. 209

    Alıntı; Cuntacılıktan Sivil Topluma – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Mart 2013 – s. 209) kitabından birebir alınmıştır.

  • a) Önceden gelen vergi olarak “aşar” vardır. Bu, ürünün 1/10 una eşit olmakla beraber hemen de tamamen mahalli kalmaktadır. Yani, “aşar”, bunu toplayan mültezim ya da askeri valinin emrinde kalmakta, merkezi hükümete gitmemektedir. Bu vergi ancak on dokuzuncu yüzyıl sonlarında merkeze gelmeye başlamıştır.

    b) 1858’de toprak vergisi konmuştur. Yapılan toprak değerlendirilmesine göre düşük oranda bir vergidir. İlk oran %o,4 idi: sonra, aşar alınmayan arazide %o,8 oldu (1878)

    c) Hayvanlardan alınan “ağnam” denilen diğer bir vergi vardır. Hayvan iradının (gelirinin) % 10’u kadardır.

    d) 1870’te temettü vergisi (kazanç vergisi) başlangıcı, kondu fakat dış ticarette önemli rol oynayan yabancı ithalatçılar vergi dışında bırakıldı. s. 207

    Alıntı; Cuntacılıktan Sivil Topluma – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Mart 2013 – s. 207) kitabından birebir alınmıştır.

  • Oysa biz ne görüyoruz, eskiden beri üretim aracı sahibi olmayan bürokratların subaylar kanadı, şimdi üretim araçları sahibi olarak sınıf olmaya yönelmiştir. Bilindiği gibi bütün subayların hissedar olduğu “Ordu Yardımlaşma Ortaklığı” adlı kurumun kaynakları süratle genişlemiş ve bugün yabancı sermaye ile işbirliği yaparak dev montaj (otomobil, kamyon gibi) sanayii kuruluşlarına gitmiştir. Kâr hesabı içinde nerelere kadar gidebileceği de tahmin edilebilir.

    Öyleyse, Abdülhamit piyesini protesto eden ilerici-laik Atatürkçü denen kimseler önce Ordu Yardımlaşma Kurumunun bu halini iyi değerlendirmeliler; bağımsızlık kavgasından söz ederek bürokratlarla işbirliği düşünen geniş cepheciler aynı değerlendirmeyi yapmadan hiçbir yere gidemezler; kendisine sosyalist diyenler de bu açık gerçekten korkup kaçamazlar. s. 179

    Alıntı; Cuntacılıktan Sivil Topluma – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 179) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlılarda zamanla iki cephenin kurulduğunu görüyoruz. Bunlardan biri yeniçeri-lonca esnafı-ulema’dan meydana gelen İslamcı halk cephesi, diğeri de Batıcı ya da yenilikçi taraftan bürokrat cephedir. s. 177

    Yunan’ı yenerek Cumhuriyet’i bürokrat subaylar kurmuştur. Bunlar da devrim, yenilik, Batılılaşma diye Batı kapitalizminin üstyapı kurumlarını almaya devam etmişler, üretim güçlerini yeterince geliştirme yolunu bulamadıklarından devlet masrafları, değer yaratan emekçi halkın sırtından çıkarılmış ve Batıcı laik yaşayışlarıyla halka karşı düşmüşlerdir. Böylece, İslamcı-halkçı cephe gücünü muhafaza etmiştir.(Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka olayları, Ayan artığı, büyük çiftlik sahipleri de bu cephededir). Buna karşı bürokratların Halk Fırkası daima bir azınlık fırkası olmuştur. s. 178

    Alıntı; Cuntacılıktan Sivil Topluma – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 177, 178) kitabından birebir alınmıştır.

  • Egemenlik: Bunun esas ölçüsü şudur: Egemen olan, kendisi hakkında karar alabilmeli ve bu kararların uygulanışının nihaî kontrolünü yapabilmelidir. Bir ulusun egemenliği, ulusun kendi kararlarını kendisinin alıp alamaması ve onları nihaî olarak kontrol edip edememesi ile belirir. O halde, bir ülkede alınacak ulusal kararları (kanun vesaire biçiminde) alıp bunların uygulanmasının nihaî kontrolünü yapanlar, ulus içinde egemen olanlardır. Eğer bu işlemleri bir ulus içinde bir kişi yapıyorsa, egemen olan sadece odur; yani o mutlak egemen (hâkim) başka bir deyişle diktatördür. Eğer ulusal kararlar bir zümre tarafından alınıp kontrol ediliyorsa, egemen olan sadece o zümredir; yani oligarşi egemenliği vardır. Eğer bunlar gerçekte, halk tarafından yapılabiliyorsa halk egemendir. s. 86

    Egemenlik= f (karar alabilme ve uygulayabilme) s. 87

    Devlet kudreti = f (halkın mutluluğu) s. 87

    Alıntı; Cuntacılıktan Sivil Topluma – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 87) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bürokrasinin bütüncül ideolojisi daima ortodokstur (katı kuralcıdır, dogmatiktir); karşıtlığı (heterodoksluğu) reddeder, yeni sentezlere karşıdır, “convergent” kendisinden yana olunmasını ister. Kendisi ile olan yeni (….) evet der. Gücünü kendini tekrarlamaktan (çeşitli düzeyde) alır. Tekrara dayalı toplumda düşünce yaşayamaz; yaşatmazlar. Tarihî olgularda geçici izni olsa da tekrar tarihsizleşme, silinmedir. Kısaca bu tür bürokratik devlet istediği almaşıksızlık sağlama sürecinde değerlendirmeyi nasıl yapabilir? Boyutsuzluk vardır ortada? Sözde omnipotent’dir, kendini aldatabilir. Bir boyutun aynası karşıt boyutlardır yoksa narsizm değil. İslâm düşüncesinde gelişme antik ve Batı felsefesi içindeki organik bağını “felsefenin ölüşü ile ruhum ölüyor” diyen İbni Rüşd’ün ölümü ile durmadı, gömüldü de. Gömülen İslâm’ın akıl çağıdır. On beşinci yüzyılda felsefe yasaklandıysa bu politik yapı gereğidir. Felsefe ile aklî gerçekler ve dolayısıyla ilim de giderek engellenmiştir. s. 50  

    Alıntı; Halk Demokrasi İstiyor mu? – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 50) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devlet düzeni kavramı çelişkileri reddettirecek metropole ait ideolojiyle saklanabilir. Devlet büyüdükçe böyle nitelikte bir ideoloji zorunlu bir koşuldur. Devlet düzeni territoryal (bölgesel)  olarak kurulduğunda ritüel (ayin) önemini yitirse de, sadaka, hizmet, şan, şeref gibi değerler yine de kısmen ayin niteliğinde merasimlerle sağlanabilir. Bu ayinlerde bir çeşit rey alma, salâhiyet alma durumu da vardır. İdeolojik toparlayıcı işlev sınıflara değil, devlet ile bireyi karşılıklı hak ve ödevlerle karşılıklı bir yere kor. Dini ideoloji de tanrı ile kulu. s. 47

    Alıntı; Halk Demokrasi İstiyor mu? – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sınıf farklılaşması, nüfus artışı, çelişki-istilâ ilişkileri devleti daha merkezi daha geniş bürokratik örgütlenmeye vardırır. Bütün bunlar artık ürünün elde ediliş ve bölüşümü ile nasıl bağlanır. s. 43

    Alıntı; Halk Demokrasi İstiyor mu? – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 43) kitabından birebir alınmıştır.

  • Büyük kitleler, çıplak güç karşısında onun öğretisine sağır kalma koşullarına itilebilir.

    Çıplak güç: Kendi dışında kalanları, hain, cahil, geri diye nitelendirmez miydi?

    Kendi dışında kalanları, ona karşı olanlardır.

    Kendi dışında kalanları, almaşık değil, haindir. s. 219

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 219) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gerçekten CHP’deki reddi miras olayıyla meydana gelen görece değişiklik ve aldığı oylar bunun bir doğrulanması sayılabilir. s. 214

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 214) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye’de iktidarlar bankalar sistemine kolay kolay egemen olamayacaklardır. Bankalar sistemi zaten enflasyonu içinde taşımaktadır; fakat Türkiye’deki bankalar sistemi enflasyonu büsbütün artırma eğilimindedirler. Yapı, budur. s. 186

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 186) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1973 genel seçimlerine bakıldığında ilginç olan noktalardan birisi, gerek CHP lideri Ecevit’in, gerekse MSP lideri Erbakan’ın, seçim konuşmalarında ortak bir temayı ortaya koymuş bulunmalarıdır. Şimdiye kadar İktisadî vagona güçlerini katamamış olan insanların, CHP, ya da MSP iktidara geldiği takdirde, artık vagona katılma olanağım bulacaklarını işleyen bir temaydı, bu…”  s. 174

    “Türk toplumu eskiden beri şiddet eylemlerinin örf ve adetlerde yer aldığı bir toplumdur. Din, bir zamanlar, bu eğilimleri toplum içinde kontrol edebilir düzeyde tutan bir sosyal mekanizmaydı. Fakat dinin toplum içindeki merkezi rolünü kaybetmesi, dinin yerine yeni bir dengeleyicinin geçmesini gerektirmektedir.”  s. 177

    “Batı uygarlığında “sivil toplum” yani, şehir medeniyet ve muaşereti bu mekanizmayı sağladı; bizde ise, gücünü şehir hayatının özelliklerinden alan değerler bütünü daha yaratılamadı. Bu açıdan toplumumuzda gün geçtikçe artan şiddet eylemlerini kolay kontrol altına alabileceğimizi sanmıyorum.”

    “Yöresel olarak bazı şiddet eylemlerinin de devam edeceği kanısındayım. Bunların küçümsenmesi ise oldukça tehlikelidir. Çünkü küçümsendiği oranda insan bir sürprizle karşı karşıya kalıyor. Ne kişilerin eylemlerine, ne de belirli bazı yörelerden çıkacak olan hareketleri öngörürken, sorunları küçümsemek gibi bir hataya düşmemeliyiz.” s. 178

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 174 ile 178 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye’nin tarihi zaten bir gün yeniden yazılacaktır. s. 133

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 133) kitabından birebir alınmıştır.

  • Böylece, ilk defa, sosyal ilişkileri toplumcu olan bir çoğunluk Türkiye’de seçimleri kazanmış oluyor. Onun için Üçüncü Cumhuriyet’i kutlayabiliriz. Millî Selâmet Partisi bu anlamda toplumcudur: Bugünkü AP, DP, CHP’nin aksine toplumcudur. s. 120

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 120) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birinci Cumhuriyet döneminin ideolojik, ekonomik, hukuki karakterlerine bakmak gerekir:

    Eğitimde tek tip insan yetiştirme, insana tapma motifi hâkimdir. Bu, demokratik sıfatı ile bağdaşamaz. Bilimler, birbirinden ayrılmış; ayrı bir iktisat, ayrı bir hukuk, ayrı bir sosyoloji öğretilmiş, bunlar da doğal bilimlerden ayrılmıştır. Oysa gerçek hayattaki ilişkiler bunlar arasındadır. Bütünü kapsayan, bütünün hipotezini yapan insan Türkiye’de yetiştirilmemiştir. Batı’da bu vardır ama aksi de; bütünü kapsamak isteyen bilim ve fikir sahipleri de vardır. s. 118

    Birinci Cumhuriyet kısaca budur. Kuruluşu da, dış koşullar altında durumu iyi hesaplayan, iyi gören, aradaki boşlukları doldurabilecek olan Mustafa Kemal gibi bir kumandanın bunlardan yararlanmasıyla olmuştur.

    Demokratik kuruluşlara yer verilmemesi, giderek, “Birinci Adam”, “İkinci Adam” ya da bürokratik yalnızlığı çıkarmıştır ortaya. Karaosmanoğlu, “Atatürk’e ya da İnönü’ye bir şey olursa bütün devrimler duracak sanırdık” der… Halktan kopuk, halkla ilişkisiz çünkü yukarıdan yapılan şeyler. s. 119 

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 118, 119) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bizim için, bundan da önemlisi, İngiltere’nin kendi içindeki çelişkilerdir. Bir yanda Lloyd George’un desteklediği Yunanlılar, öte yanda ise, Lord Curzon ile askerî çevrelerin taraftar olduğu Kemalistler arasında bir savaş verilmiştir. İngiliz İmparatorluğunu savunmak ve geliştirmek için farklı stratejiler söz konusuydu. Bu, onun içindir ki antiemperyalist bir savaş değildi. Savaş Rus-İngiliz ilişkilerinin yumuşaması ve Yunanlıların kısmî yalnızlıkları içinde yapılacaktı. s. 116, 117

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 116, 117) kitabından birebir alınmıştır.

  • Prof. Küçükömer; “1970’lerde demokratik “üçüncü Cumhuriyet’i kutlamakla söze başlayabiliriz. Türkiye ellinci yıla demokratik niteliği daha ağır basan bir seçim ve sonuçları ile girmiştir. Burada Sayın Erbakan’la aynı fikirdeyim.

    Birinci Meclis demokratikti; muhalif İkinci Grup’un tasfiyesiyle bu rejimin demokratik niteliği kaybolmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonunda, iç ve dış etkilerle nispeten demokratik ikinci Cumhuriyete girilmiştir. Ellinci yıl kutlanırken yapılan seçimlerle ise daha da demokratik bir Cumhuriyet’e varılacaktır. (Demokratik sözünü, sosyal içerikten ayıramayız). s. 116

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 116) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir zamanlar Jön Türk hareketi vardı. Büyüğümsü bir çocuktum ben; ona da katılmıştım. Fakat bütün bunlarla düşüp kalktığım sıralarda, “Günün birinde Cumhuriyet ilân ederiz” gibi bir fikrin hiçbir ağızdan çıktığını duymadım. Jön Türkler arasında Cumhuriyet diye bir şey söz konusu değildi. Jön Türklerin tek ideali vardı: Kanuni esasî (Anayasa) ve meşrutiyet… İdarî nitelikte sayılabilecek bir reform yahut ihtilâl hareketi tasavvur ediyorlardı.

    Atatürk, bütün yapacağı şeyleri saklardı. Ancak özel konuşmalarında bazı arkadaşlarına nazariyat şeklinde görüşlerini açıkladığı olmuştur. Fakat Cumhuriyet’i ilân edeceğini bize de hiç söylememiş; Cumhuriyet, kelimesini telâffuz etmemişti. s. 100

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 100) kitabından birebir alınmıştır.

  • İdris Küçükömer, bu açıkoturumlardan sonra üzerinde tarih olmayan bir yazı yazmıştır. Yazıda açıkoturumu ve özellikle Şevket Süreyya ile Yakup Kadri’yi ideolojik olarak değerlendirmiştir. Bu açıkoturumlar üzerine Doğan Avcıoğlu da açıkoturumlardaki İdris Küçükömer’in tezlerini çürütmek üzere “Millî Kurtuluş Tarihi” adlı kitabını yazmaya başlamıştır. s. 99

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 99) kitabından birebir alınmıştır.