Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • İtiraf, yüksek hızda çözülmedir.                 

    Düşük hızda çözülme her zaman var; buna itiraf denmiyor. s.25

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s.25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Samsun’da, Antalya’da, Zonguldak’ta, Kayseri’de ve diğer yerlerde, konaklarından, gayrimenkullerinden, geniş çiftliklerinden çıkartılarak, ağlaya ağlaya ülke dışına gönderilen çok zengin Elenler’in, “Rum” diyoruz, yerlerini, Sabetayistler aldılar. Çok büyük bölümünün hiçbir belgesi yoktu; o kadar öyle ki sabetayistlerin bir bölümü, suiistimallere isyan ettiler. Sulhi Dönmezer’in eşinin kardeşi R. Tesal’ın anılarında bu isyanın raporlarını bulmak mümkündür. Araştırılırsa, diğerlerini bulabiliriz.

    Sabetayist olmayan memurlar evlerinden çıkarıldılar ve Sabetayistler yerleştirildiler. Karadeniz sahil kentlerinde Şişli Terakki’ye emlak verebilmek için, bunu haksız bulan valiler görevlerinden atıldılar. Cahit Uçuk veya Üçok, Selanik’ten gelen anneannesinin aldığı uçsuz bucaksız portakal bahçelerini ve sayısız konakları, neredeyse, sebil dağıttığını, saflıkla anlatmaktadır. s.311

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s.311) kitabından birebir alınmıştır.

  • Leon Poliakov’dan öğrendiğimize göre, İbraniler, “pislik” dedikleri zaman “kilise” demektedirler; “kötülük alameti”, haç yerine geçiyor ve “kirletmek” ise “vaftiz etmek” deyişini ikame etmektedir. Kendi aralarında bir şifreleri veya dilleri olduğunu anlıyoruz. 

    Bizde, bunlara ilave sözcükler olması mümkündür, eskiden televizyon kameralı kapılar yoktu ve cumbadan kapıdakiler görünmeyebiliyordu; bu durumda evdeki, “acı soğan getirdin mi” sorusunu yöneltirse, bu, gelen sabetayistimizin yanında bir non-sabetayist olup olmadığı anlamına geliyordu, demek ki, sabetayist olmayan Türkler, “acı soğan” oluyorlar ve böyle anlatılmaktadırlar. Böyle birisiyle, Türk-Müslüman, evlenene ise “morarmış” deniyordu; herhalde ölüme yaklaşıyor ve cemaat dışına atıldıkları tespitlidir. s.310 

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s.310) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her halükârda, Berat, Sevi’nin mezar yeri olarak kabul ediliyor. İlginç yan, Bektaşilerin de burayı kutsal bir makam saymalarıdır ve 1965 yılına kadar, Sevi’nin, Berat’taki farazi mezarı, Bektaşi hacıların ziyaretlerine sahne olmaktadır. Bu, herhalde, şaşırtıcı bir malumat olmalıdır, ancak, Sabetayizm ile bazı islamic tarikatların iç içe girişini göstermesi açısından önemlidir; şimdiye kadar karşılaşmakla birlikte bir kez daha not ediyorum. s.305

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s.305) kitabından birebir alınmıştır.

  • Herhalde artık Rafael Patay’dan söz etme zamanıdır; Irak’ta işgal kuvvetlerinin hapishanelerinde, insanı utandıran muameleler açığa çıkınca, Anglo- Amerikan dünyasında adından çok söz edilir oldu. Bunun nedeni, bu Yahudi araştırıcının “The Arab Mind” adlı kitabının birden bire ön plana çıkmasıdır; bu vesileyle, “Arap Aklı” ve içindekilere baktığımızda hatta “Arap Halet i Ruhiyesi” diyebileceğimiz bu kitabın, Amerika’da savaş akademilerinde ders kitabı olarak kullanıldığını öğrenmiş olduk.

    Doktor Patay, artık yeni baskıları yapılan bu kitabında, Araplar’ın en fazla cinsel aşağılanmaya dayanamadıklarını ileri sürmektedir. Buna göre, bir Arabi, çökertmenin en doğrudan yolu, cinselliği ile alay etmek ve böylece onuru ile oynamaktadır. s.295

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s.295) kitabından birebir alınmıştır.

  • Graetz, Hendek Savaşı’nda, esirlerden, yedi yüz Yahudi’nin bir meydanda öldürüldüğünü ve cesetlerinin ortak mezara atıldığını okuyoruz. Kadınlar ise öldürülmeyip, silah ve at ile trampa ediliyordu; silah ve at getirildiğinde, karşılığında esir bir Yahudi kadın veriliyordu. s.294

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s.294) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diğer Seçme Doğrulamalar

    Antmen, alp, alpgünay,

    Babacan, baran, barda,

    Er, eralp,

    Ferman,

    Gül, güler, günay, günşık,

    İpekçi, işmen,

    Kaynak, kent, kuzu..

    Nevber, Nilli, Növber

    Oğan, okandan, özbabacan, özbaydar, öztürk..

    Paker, pamuk, pekin..

    Sağ, san, Seval, Sirmen, Şamlı, Şamlıoğlu, şemsi (efendi), Şensoy..

    Talu, tan, Tansu, türkölmez, Tahsin (hasan).

    Ülgen, ülger, ülkenli, ünlüsoy, ulusoy, Yurtbay, yücesan, yücel, yücer.. s.284

    Artık biliyoruz, Karacaahmet’in içinde Bülbülderesi’nde sadece Sabatayistlerimiz yatmaktadır; Mesih Sabetay Sevi’nin bülbüller öterken, tekrar geleceğine inanılmaktadır. s.285

    Ayrıca burası dolmuştur, başka yerlerde var, İstanbul’da Zincirlikuyu,. Maçka ve Edirnekapı’da ayrı parseller olmalıdır, buna, Aşiyan’ı ekleyebiliyoruz. Ankara’da, Cebeci Asri’de yine ayrı parselleri not etmiştim, İzmir’de de tercih edilen mezarlıklar olduğunu tespit edebiliyoruz. s.285

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s.284, 285) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halkın “Maviler” ve “Yeşiller” olarak iki hizbe, bölünmesi de bu dönemde başlamasa bile, Justinyen Çağı’nda önem kazanmıştı; bu bölünme sportif olduğu kadar ve daha çok, politik idi. O dönemde politika hipodromda, daha sonra “At Meydanı” denilen şimdiki Sultanahmet alanı ve çevresi, yapılıyordu; “Maviler” yüksek tabakaları ve “Yeşiller” ise yoksulları çağrıştırıyordu, “Mevlevi” vs “Bektaşi” bölünmesine benzetebiliriz.

    Maviler, Ortodoks ve Yeşiller, heretic, sapkın idiler; Ortodoks Justinyen, paganları çok acımasızca bastırıyordu ve bunlar da Yeşiller içine sığınmışlardı. s.254, 255

    Justinyen barışı için bu iki hizbin, zaman zaman kanlı olmak üzere, kavgası kaçınılmazdır; “bizanten politika” repertuarında bir tür planlı kavgalara ayrıca yer var. Gerginliği boşaltmayı sağlamaktadır; supap mekanizmasını hatırlatıyor, basınç dışa çıkarılmaktadır.      

    Planlı supap mekanizmasında aksaklıklar olabiliyor, zaman zaman hipodromda, “Maviler Yeşiller el ele” sloganları da yükseliyordu ki çok tehlikelidir.

    Bu durumda ciddi isyanlar ortaya çıkıyordu; 532 yılı tarihli,“Nika İsyanı” bunlardan birisi oldu. Bu isyanla Justinyen tahtını hemen hemen kaybetmişti,

    Hem kanlı seyirlikleri sürekli düzenlemek ve hem de halkı ikiye bölüp sürekli birbiriyle kavga ettirmek; “bizanten senaryo” ile bu anlatılmak istenmektedir. s.256

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s. 254 ile 256 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Filistinli Prokopyus, gelecek hükümdarların, gizli tarih’i bilmemeleri gerektiğini de düşünüyor; çünkü bunlara özenmeleri ihtimali yüksektir. Ekliyor, iktidarda olanların çoğu, seleflerinin basit ve bayağı yollarını taklit etmeye kolaylıkla kayarlar; gizli tarih’i yazmaktaki tereddüdünün arkasında bu yatıyordu. s. 248

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s. 248) kitabından birebir alınmıştır.

  • Enderunlu Fazıl’dan,

    “Gösterme halka, giy donun örtüp bacağını,

    Dil olma gayri kapa kutunun kapağını”

    Dizelerinde, işte bu manada, kullanılmaktadır. Genelev dilinde de aynı anlamdadır; İrfan Yalçın’ın “Genelevde Yas” nam eserinde, “Yaprak ‘muayeneden’ çıkar çıkmaz, gülümseyerek, ‘beğendi mi kutunu’ diye soruyordu” ifadesi yer alıyor ki, “kutu”, umumhane argosunda, ferç karşılığı olup şüphe kalmamaktadır. Sf. 211

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 211) kitabından birebir alınmıştır.

  • Benim önerim, a- Türkiye’nin Kürtleri olmalıdır. b- Kuzey Irak’a örtülü savaş uygulanmalıdır. Sf. 191

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 191) kitabından birebir alınmıştır.

  • Saddam, işgalle birlikte bir kahramandır ve kahraman olarak ölmüştür. Ölümü önünde saygıyla eğiliyorum. Sf. 189

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 189) kitabından birebir alınmıştır.

  • Emperyalizm, banka sistemini yönetirdi, kredi sistemini yönetirdi, üsleri vardı, ama emperyalizm, dolaylı olarak yönetiyordu. Kolonyalizmde ise geliyordu ve hem kuklalardan hükümeti vardı ve hem de doğrudan, kabaca, yönetiyordu. Şimdi bu aşamadayız; emperyalizm, sömürgeciliğin aletlerini de kullanmaktadır. Sf. 188

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 188) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hiçbir ülkenin matbuat tarihinde böyle bir yalan makinası olduğunu sanmıyorum. Bundan bir önemli sonuç çıkarıyorum; Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye’nin büyük zenginlerine fazla büyük ve fazla ileri gelmektedir. Küçültmeye ve karartmaya kararlıdırlar. Aynı yolda ısrar ediyorlar.

    Artık her birinden daha küçük ve her birinden daha karanlık bir devlet peşindeler. Sf. 185

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 185) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Hava kararmadan önce eve girmek zorundaydık. Bizim evin karşısında Müşerref Abla dediğimiz bir komşumuz vardı. Ben beş-altı yaşlarındaydım. Çocuğum ya, küfür ediyorum ona. Beni almış karşısına. Ben küfrettikçe onun hoşuna gidiyor, o da benim popoma vuruyor. O vuruyor, ben küfrediyorum. Babam gelince hemen şikâyet etmiş beni. Bunlardan haberim yoktu tabii. Babam içeri giriyor…”

    “Alıyor beni tavana asıveriyor. Ancak ellerimden mi koltuk altlarımdan mı bağlamış onu hatırlamıyorum. Orada 15-20 dakika kalmış olacağım ki dayım gelip beni kurtarıyor.” (1) Sf. 184 

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 184) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1)(2007); Ruşen Çakır, Fehmi Çalmuk birlikte yazdıkları kitap Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul, 2001, s.16

  • İlginç bir belge var elimizde. Bir MİT raporu. Bilgi Notu da denebilir. Tek sayfalık…

    Milli İstihbarat Teşkilatı İstanbul Bölge Başkanlığı tarafından hazırlanmış. Raporun Tarihi 18.02.1995. Yani tam 11 yıl öncesine dayanıyor. Ama raporun tarihinden daha ilginç olan; “raporun içeriği.” Çünkü raporun konusu “Tayyip Erdoğan’ın Sağlık Durumuyla ilgili. Geçtiğimiz günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sağlığı ile ilgili tartışmalar oldukça yoğun bir gündem oluşturmuştu. Ama rapordan da anlaşılacağı gibi meğer MİT bu konu ile yıllar önce ilgilenmiş. Sf. 176

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 176) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zayıf ruh halinin olumsuzluklara hiç dayanamadığını ilk kez, Barış Yarkadaş’tan öğrendik; bir gazeteci olarak Erdoğan’ı takip görevi vermişlerdi ve her gün izliyordu. 1991 Genel Seçimlerinde Başkan Erbakan Erdoğan’ı kazanabi­leceği bir yere koymamıştı, bu milletvekili olamayacağı anlamına geliyordu; bu haberi aldığında Erdoğan’ın ağladığını ve ancak doktor müdahalesi ve iğ­ne yapılması yoluyla kendine geldiğini yazan Barış Yarkadaş’tır. Kitabı 2004 yılında yayınlanmıştı ve tekzip edilmediğini biliyoruz. Sf. 174

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 174) kitabından birebir alınmıştır.

  • Babası Ahmet idi, annesini, ikinci eş almıştı ve çocuklarına esir terbiyesi uyguluyordu. Sanki elinde bir kırbacı vardı, sallıyordu ve çocuklarına, bu arada Tayyip’e, otoriteye tapınmayı öğretiyordu. Tayip Bey de yıllar sonra “otoriteye saygılıydık” diyerek kabul etmektedir; aslında tapmaktadır. Sf. 168

    Çakır-Çalmuk, kitaplarında, (1) “Reis Kaptan çok otoriter bir adamdı, denizciliğin kendine has kurallarını evinde de yaşardı” diyorlar ve yine anlıyoruz, herhalde evde bir korsan terörü uyguluyordu; çünkü “kapıdan içeri girdiğinde otorite ilan edilmiş olurdu”. Burada korsan terörü hatırlatması yerindedir; çünkü günlük terörün bir ayin şekline dönüştüğünü çıkarabiliyoruz. Bu günlük ayinin sonuna doğru, küçük Tayyip’in, babasının ayakkabısını öpmesi var ve bunu hep birden ağlama izlemektedir. Bütün aile bir süre birlikte ağlıyorlar. Sf. 169

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 168, 169) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1)(2007); Ruşen Çakır, Fehmi Çalmuk birlikte yazdıkları kitap Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul, 2001, s.16

  • Amma hayata ayak veya ayakkabı öperek başlayan bir çocuğun ileride hasta olabileceğini düşünebiliyoruz.

    İster “ayak” ve isterse “ayakkabı” olsun, eğer öpülüyorsa, herhalde korkudan kaynaklanıyor olmalıdır. Çocuklukta aşırı korkutulmanın sara hastalığına yol açtığı ise tıpta tespit edilmiş haldedir; Doktor Temkin, bize, epilepsi hastalığının büyük üstatlarından H. Jackson’un, korkunun sara nöbetlerine yol açtığını gösterdiğini haber veriyor. Sf. 167

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 167) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tayyip Erdoğan’ın, Washington’da, Yahudi Partisi önünde, “İsrael ile İlişkiler Gelişecek” yemin töreni, Türkiye’de, 11 Aralık 2002 tarihinde yayınlandı. Aynı ayın başında Siirt Milletvekili Fadıl Akgündüz, Meclis’te usûlüne uygun olarak milletvekilliği düşürülmeksizin yakalanıp hapse konmuştu. Hâlbuki bütün parlamentolarda, cürm-ü meşhut hali hariç, yemin etmiş bir milletvekili ancak, Meclis kararı ile Meclis’ten alınabilmektedir.

    Görüyorduk, Meclis’in kendisini korumaması bir yana, işler aceleyle yapılmaya başlandı; birkaç sandığın usulüne uygun olarak sayılmadığı gerekçesiyle, muhtemelen sonuçları etkilemiyordu, “Siirt Seçimleri” iptal edildi ve derhal yenilenmesine karar verildi. Bu aceleciliğin nedenini çok kısa bir zaman içinde öğrenebildik. Sf. 163

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 163) kitabından birebir alınmıştır.