Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Yaşamak mı, hep öğrenmek’tir ve öğrenmenin sevinci başka hiçbir yerde yoktur. O kadar öyle ki, Stefan Zweig, “öğrenmenin sevinci kalmadı” notunu yazdı ve intihar etti ve bende her gün bu sevinç yükselmektedir. Sf. 11

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye yönetici kliği, Kürt Savaşı’ndan memnundur. Bununla, Türkiye insanını transforme etmek imkânını bulduğunu düşünüyor. Sizlerin “aptallık” dedikleri, bir anlamda akıllılıktır. Türkiye, bir “düşmanlık” yaratmadan düzenini ayakta tutamıyor; bu düşmanlık masraflı olmakla birlikte pek işe yarıyor. Sf. 172

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 172) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanlığın bütününü hedef almayan hiçbir kurtarıcı, kurtarıcı değildir. Sf. 172

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 172) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ben kesinlikle demokrat değilim ve bana demokrat denmesini en büyük küfür sayıyorum; ben, özgürlükçüyüm, ben ortakçıyım, ben katılımcıyım, ben halkçıyım, ben kesinlikle demokrat değilim, ben devrimciyim. Ben aydınım ve ben sosyalist olmaya çalışıyorum. Ben demokrat değilim ve ben devrimciyim.

    Hiçbir demokrat, devrimci değildir. Sf. 127

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 127) kitabından birebir alınmıştır.

  • Felsefe ile şaka’nın bir ilişkisi var mı? Belki de “şaka”, şiddeti olmayan felsefe denemesidir. Belki de bu nedenle, ben, şiddetli eyleme dönüşmeyen faaliyetlerimde, yazı ve konuşmalarımda, “şaka” öğesini çok kullanıyorum; bir de, gülmenin insan yüzüne dans etmek ve inanmak ile birlikte, en çok yakışan üç renk olduğuna inanıyorum. Sf.125

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 125) kitabından birebir alınmıştır.

  • Farsça Nasrettin’in, Türkçe Nasrettin’den çok daha felsefi oluşuna hem şaşırıyorum ve hem de, bunu önemli buluyorum. Bu, bize, Türklere, ,dilimize ve devrimlerimize bir yeni kapı’dır. Şimdiye kadar dilimiz ve devrimlerimiz, büyük ölçüde, felsefesiz kalmıştır.

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.

  • Goethe’nin ünlü, “bir dil bilen, hiçbir dil bilmiyordur” sözü Sf. 123

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ülkemizdeki pisliğin dibinde en saldırgan, en kan içici, en sömürgen, en ahlaksız, en kumarbaz, en cahil üç sektör var; pisliği üreten, tekstil, inşaat ve turizm sektörüdür. Sf. 119

    Şimdi başlığını veriyorum Bir “TİT sendikacılığın son bulduğu alandır. İki, Tit te bilgiye gerek yoktur. Üç Tit, orospu ahlakının alanıdır. Dört; Son zamanlarda “dünya evine giren, bütün şantözler, mankenler, heriflerini “marifetli” demektir, Tit de buluyorlar.

    Pislik, ülkemizde, bir ekonomi politik sistemidir.

    İki nokta daha ekliyorum; birincisi, Paris’te de oluyor, bazen eve dezenfekte yapmaya geliyorlar. Hiçbir zaman, masaları ya da tabakları ilaçlamıyorlar; hemen hela’ya gidiyorlar ve sıkıyorlar. “Tit” temizlenmedikçe, ülkemizde pislik ve cinayetler temizlenemez; bu bizim görüşümüzdür. Sf. 120

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 119, 120) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şimdi daha açık yazıyorum: Sovyet Komünist Partisi, Aybar’a, Behice Boran’a ve bu arada bana, hiçbir zaman güvenmemiştir. Bizleri, kendi senaryoları için, hiçbir zaman esnek bulmamıştır; şimdi ben, sadece pek de haksız olmadıklarını söyleyebiliyorum. Sf. 107

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 107) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tip Dördüncü Kongresi Kürtlük kararını aldığı yıl, Güney’de Mustafa Barzani ile Bağdat arasında bir ön anlaşma imzalanıyor; bu anlaşmaya göre, Bağdat, Kürtler’e “otonomi” vermeyi resmen kabul ediyor. Bu kabul ve bu ön anlaşma da Kürt tarihinde ayrı bir öneme sahiptir; yalnız “otonomi” sözcüğü, Ankara ve Tahran için bir kâbus anlamına da geliyor. Bu kâbusun etkisi olabilir, 1972 yılı ilkbaharında, Moskova, Bağdat ve Ankara ile nerede ise aynı tarihte, “Dostluk Antlaşmaları” imzalıyor; benzerini Tahran’a da sunuyor. Ben hep, Türkiye’de, Martçı Darbe günleridir ve bu darbe sırasında Başbakan Kosigin’in Ankara’ya gelip, darbeci generallerlerle kucaklaşmasını acı acı izlediğimi hatırlıyorum. Ancak bu “Dostluk Antlaşmaları” asıl Güney Kürdistan için tam bir darbedir; Sovyet Komünist Partisi, Irak Komünist Partisi’ni iktidardaki Saddam rejimi ile bir “cephe” yapmaya zorluyor. Bu, Kürtlerin yalnız bırakılması ve Mustafa Barzani’nin bastığı toprağın kaymasıdır. Çok acıdır. Sf. 106

    Sovyetler, Barzani’ye teselli sözleri ediyorlar; ancak Barzani; sonunda, İran ve CIA ile anlaşmak zorunda kalıyor. Kürtlük tarihinde çok acı sayfalar hazırlanıyor. Sf. 106

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aybar devrildi. Behice Boran Genel Başkan, Kürt kökenli Sait Çiltaş Genel Sekreter yapıldı ve 1970 yılı sonunda, Dördüncü Kongresi’nde ünlü “Kürt Halkı Vardır” kararını aldı. O zaman Mehdi Zana ve Kemal Burkay örneği Kürtler ile beraberdik; bu karar, Kürtler üzerinde bütün yabancı gözlemcilerin kabul ettiği gibi, Kürtlük tarihinde çok önemlidir. Sonunda Türkiye İşçi Partisi kapatılmıştır. Sf. 105

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 105) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1967 yılında Demirel, Türkiye’yi Amerika’dan bir milim uzaklaştırmak karşılığında, Sovyetler Birliği’nden, Türkiye İşçi Partisi’nin kellesini istiyordu. Çünkü 1965 Seçimi, Demirel’i başbakan yaparken on beş isimsizi de, “Tip milletvekili” olarak meclise gönderiyordu; “biz” her kademede Tipliler Türkiye’de Başbakan’a “morrison” diyor ve Demirel’i başbakan olmakla birlikte, ülkeyi yönetemez hale getiriyorduk. Şimdi nasıl Netanyahu Erbakan bunalıyorsa, o zaman da Başbakan Demirel nefes alamıyordu. Kendisi de Moskova’ya açılırken düşürülen Adnan Menderes’in oğlu Aydın Bey, bana, “Anlaştılar Hocam, Tip orada bitti” diyordu.

    Doğrudur. O zamana kadar hükümeti bunaltan biz Tip’liler o tarihten itibaren birdenbire kendimiz bunalır hale geliyorduk; sanki herkes ipinden boşaltılmıştı ve Tip, kendisi dışında solun hedefi olmuştu. Bir: Sovyetler en çok, şimdi aramızdan göçük, sevgili dostum Doğan Avcıoğlu’nun başında bulunduğu radikal askeri “devrim” hareketini destekliyordu; Ordu içinde pek çok cuntalar oluşmuştu. Zamanın Mit ajanı Mahir Kaynak da, Madanoğlu Cuntası içindeydi ve cuntayı izliyordu; Kaynak çabuk fark edildi, Avcıoğlu bana daha sonra Kaynak konusunda kendilerini Sovyet ajanlarının uyardığını anlatıyordu. Avcıoğlu, bir Tip muhalefeti yapıyordu. İki: Mihri Belli sessizliğini bozmuştu ve “milli demokratik devrim” adıyla, Avcıoğlu’na yakın ve gençleri toplayan bir Tip muhalefeti başlatmıştı. Üç: Tkp henüz pek zayıftı. Ancak Tip’e yakın sekreteri Baştimar’ı tasfiye edip, karyerist İsmail’i yerine geçirmişti; Laz İsmail, Belli’yi sevmemekle birlikte, milli demokratik devrim teziyle Tip’e karşı kampanyaya katılıyordu. “Bizim Radyo” Tip’e karşı mücadelesinde ısınıyordu. Dört: O zamanlar solda görünen ve her zaman Mit ile kucak kucağa olan Cumhuriyet gazetesi, Tip muhalefetini de körüklüyordu. Sf. 104

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 104) kitabından birebir alınmıştır.

  • İhanet, kötülüklerin güvenilen eller tarafından yapılmasıdır. Hain, sadece “kalleş” değildir; hain, kendi içinizden çıkan kalleş’tir. İhanet, öldürülmeniz değildir; yakınınızın sizi öldürmesidir. Hain, güven kazanmış katildir. Bu nedenle ve tarifine uygun olarak, Madam Çiller, Netanyahu Erbakan ve Morrison Süleyman, kesinlikle hain değiller. Hain değiller, ancak ihanet için gereklidirler. Sf. 103

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 103) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunlara bir de şunu ekliyorum: “Ülkemizin bütün büyük hainleri benim eski arkadaşlarımdır.” Bunu tiksinerek yeniden yazıyorum. İnönüler, Çetinler, Karayalçınlar, Baykallar, yakın ya da uzak benim eski yaranım, çenelerine kadar pisliğin ve cinayetlerin içindedir. Sf. 98

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 98) kitabından birebir alınmıştır.

  • Vatikan arşivlerine inmedim, ancak çok ciddi kaynaklarda buldum, Vatikan, on beşinci yüzyılda, Anadolu’da çift dinli olgusunu kabul ediyor. Her cuma camiye giden, orucunu tutan, görüntüsü Müslüman, ancak gece geç vakit, evinde gizli İncil’ini okuyanları Hristiyan olarak kabul ediyor ve bunlara  “kripto Hristiyan” adını veriyor. Şu günlerde Iran uygarlığıyla boğuşuyorum, çeşitli kaynaklar, bir zamanlar Anadolu’da bir yanı Zerdüşt ve diğer yanı Anadolu dinlerinden insanlar kaydediyorlar; topraklarımız çift dinliler ormanıdır. Sf. 78

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dünya korsanları içinde en çok, kitaplarımı izinsiz olarak basıp kendi hesaplarına satanları seviyorum. Sf. 72

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 72) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2022); 2006 yılının baharında, Eskişehir Anadolu Üniversitesinin Anadolu Oteli’nde Yalçın Küçük Hoca’m ile tanıştık, konferans için gelmişti, memuriyet yıllarımda okuduğum kitaplarını hep ikinci elden temin ettiğimi, bundan dolayı da kendisine karşı mahcup olduğumu anlattım, hiç önemli değil dedi, istersen korsan kitabımı alıp oku, yeter ki oku, demişti.

  • Çalıştırılmayan kafa ise insana değil, kasaba gereklidir. Sf. 71

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunu anlatmayı pek seviyorum, Abdülhak Hamit ile ilgilidir; “Şair-i Azam”, ilk karısının ölümü üzerine; makber’i yazarak, in­sanlarımıza büyük bir ağıt bırakmakla birlikte arka arkaya evlen­mekten de geri kalmıyor. Sonuncusu, gayr-i müslim’den Lüsyen Hanım’dır, çapkınlığı hep anlatılıyor, ama dedikodular çok yükselince, ailenin ileri gelenleri Şair-i Azâm’a duyurmak istiyor­lar; kızgınlığından çok korkuyorlar, ancak Şair-i Azam, çok soğukkanlı karşılıyor ve büyük bir vakar içinde, “icabına ba­karım” demekle yetiniyor. Sonra, on beş gün kadar sonra, yine büyük bir törenle aile meclisini topluyor ve “söylediğiniz skandalı araştırdım, hiç aslı yokmuş, Lüsyen Hanım’a sordum, aslı yok­tur” diyor ve aile meclisini kapatıyor. Güzel, bu öykü beni hep acı acı güldürüyor; yakın zamanda da pek güldüm, Mesut Yılmaz, cinayet şebekesini, Süleyman Demirel’e götürmeye ka­rar verince, “işte bir skandal daha Lüsyen Hanım’a havale ediliyor” diyerek pek kırıldım. Demirel, son otuz yıllık skandallar ve katliamlar dünyamızın Lüsyen Hanımı’dır. Son otuz yıllık katliamlar ve cinayetler tarihimizin önceden-bileni’dir. Yıl; 1996 Sf. 69, 70

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 69, 70) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sultan Üçüncü Selim’den bu yana, yobazların elinde yiten bütün yiğitlerimizin vasiyetlerini üzerimde duyuyorum. Bunların arasında, 70’li yıllarda Yürüyüş’te yanımda çalışan Latif Can ve kendisiyle yedi genç arkadaşımın vasiyetleriyle de yanıyorum. Latifin yüzü ne kadar aydınlıktı ve galiba, bir çalışmamı bu yedi yiğidimize ithaf etmiştim; ülkücü faşistler bir gün, Bahçelievler’de telle boğdular. Boğan örgütün başında, son olarak Mesut Yılmazın parlamentoya soktuğu Muhsin Yazıcıoğlu vardı ve diğeri Abdullah Çatlı’ydı ve bilime susamış bir kamyon leşini çıkardı. Sf. 67

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Neden mi? Bir açık nedeni var; Türk Devleti’ni yöneten “en Kemalist” yöneticiler, Kemalizm’in bittiğini görüyorlar ve gitmek istedikleri her yere, bu nedenle, Kemalizm’le değil, tarikatlarla sefer düzenliyorlar. Bu herkesin göremediği ve bizim gördüğümüz bir gerçektir; Med-Tv’deki son açık oturumda, Başkan Apo’nun, “Türk Devleti’nin Refah’a muhtaç ve mahkûm olduğu” yönündeki saptamasını da bu cümlede anlamak gerekiyor.  Sf. 64, 65

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 64, 65) kitabından birebir alınmıştır.