Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Weir, “müşrik Araplarda kadının vaziyeti, bazı bakımlardan, İslamiyet’tekinden daha serbest idi” bilgisini veriyor ve “tesettür de meçhul idi” notunu ekliyor. İslam, Cahiliye’yi atlayarak, tesettürü Yahudilikten almıştı ve Weir yine, “şeriatın nikâh meselesinde en kötü hükümlerinden biri olan hülle, cahiliye devrinde bilinmiyordu” demektedir ki İslam’da, cahiliyeye göre yapılan eklemelerin, tamamının “ileriye” dönük olmadığını görebiliyoruz. Ancak Yahudilik ve Cahiliye ile etkileşim ile yarış mutlaktır. Belli başlı müesseselerde ise devamlılık müspet haldedir. Sf. 406

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 406) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osman Ateş, bir yerde, “peygamberimizin hanımı Hazreti Hatice’nin vefatında da, cenaze namazı farz kılınmadığı için Cahiliye Devri usulüne göre dua yapılmıştı” diyor. Sf. 405

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 405) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bütün tarikatlar, akla ve aklın yoluna düşmandırlar; gerçeğin akıl yoluyla bulunamayacağı, bütün tarikatların olmazsa olmaz, koşuludur. Tarikatlarda akıl yolu kapalıdır, bir Müslüman ise aklın yoluna inanıyor, ancak aklın Kur’an’da olduğunu iddia ediyor. Tarikatlar, akıl ile gerçeği bulmayı tamamen reddediyorlar, ayrı bir yerdeler. Sf. 401

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 401) kitabından birebir alınmıştır.

  • Peki, durum nedir; durum değil facia şudur, Eylülist darbeden sonra ve depolitizasyon döneminde, CHP örgütü bürokratize olmuş durumdadır. Politik değiller ve merkeze bağlı bürokrattırlar. Önce, Deniz Baykal’a komplo nedeniyle ağladılar ve sonra, merkez korkutunca, “sakın dönme” çığlıkları attılar. Baykal’ın dönme ihtimalinden aşırı korkmaları ki böyle bir ihtimal hiç yoktu, tipik bir bürokrat tepkisidir. Utanç verici hale düştüler.

    Bürokrat mı, ben hep “sırtını güce dayamış hiçlik” olarak tarif ediyorum. Rüzgâra kapılmış hiç göründüler. Sf. 397

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 397) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Abdullah Gül ile samimi olan CNN muhabiri Ruşen Çakır, 10 Ekim 1993 tarihinde yapılan Refah Partisi Büyük Kongresinden iki gün önce Ankara’ya gelerek Abdullah Gül’ün misafiri oldu. Ruşen Çakır, bir Yahudi kuruluşu olan Carnegie Endowment’in başkanı ve aynı zamanda üst düzey bir mason olan Morton Abromowitz ile Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan görüşmesini sağladı. Abdullah Gül’ün en önemli ziyareti 19-28 Şubat 2000 tarihinde gerçekleşmiştir. Çünkü 24 Şubat’ta ABD’deki Türkiye Büyükelçiliğinde Amerikan Jewish Committee, Amerikan Yahudi Komitesi ile bir görüşme yaptı ve bu görüşmede, Yahudilerin en rahat olduğu ülke Türkiye diyerek İsrail ile işbirliğine girmek istediği mesajını verdi.” Sf. 363

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 363) kitabından birebir alınmıştır.

  • Paul Wolfowitz’e geliyorum, fakat kısaca “mesyanik” sözcüğüne değinmek zorundayım; neo-konservatifler, bütün dünyaya hâkim olmadan ve bunun için korkuyu bir silah olarak kullanmadan, Amerika’nın güvende olmayacağı inancındadırlar. Diğer taraftan neo-konservatiflerin hemen hemen hepsi Yahudi ve hepsi mesiah’a bağlıdır; insanlığı kurtaracak olan artık işçi sınıfı değil, Yahudi ırkı’dır. Bu nedenle İsrael’in güvenliği, dünyanın güvenliğidir ve bunun için de Irak’ın işgali, ilk adım olarak, şarttır. Sf. 351  

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 351) kitabından birebir alınmıştır.

  • 2002 darbesi, başkaları bir yana, hem İslam’ı devlet politikasına kakmak ve hem de İslam’ı bozmak misyonları ile realize edildi; ikisinde de ideolojik tarafın ön planda olduğunu görüyoruz. Sf. 330

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 330) kitabından birebir alınmıştır.

  • Darbe şefleri, 12 Mart 1971 Darbesi Yüksek Komutanı Orgeneral Tağmaç, 12 Eylül 1980 Darbesi Yüksek Komutanı Orgeneral Evren, 3 Kasım 2002 Darbesi Yüksek Komutanı Orgeneral Özkök, İbrani kökten geldiler. Birinci Ordu’dan geçtiler. Sf. 323

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 323) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kennedy yeni seçildiği bir zamanda, bir gün, Beyaz Saray’da Andrey Gromiko’ya, Yahudiler’in, iki ülke arasında ilişkilerin düzelmesine hiçbir zaman razı olmayacaklarını fısıldamıştı. Korkuyor muydu, söyleyemeyiz ve ürküyordu. Castro da, “Siyonistler, hiçbir zaman Sovyet Devletinin kuruluşunu ve Leninist Partisini affetmezler ve affetmeyecekler” demişti. Sf. 308

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 308) kitabından birebir alınmıştır.

  • Güzel, bu önemli paragrafı, Hersh’in “Samson Tercihi” çalışmasından değil, başka bir kitabından, “The Price of Power”, alıyorum. Şunlar var, bir Amerikan istihbaratı, İsrael’in 1966 yılında, atom bombası imal ettiğini tespit etmiş durumdalar. Burada iki nokta önemlidir, a, Kennedy, bunu önlemek için hayatından oldu. Bu sırada, 1966 yılında, Johnson, başkandı ve başka kaynaklardan, Johnson’un, CIA’ya bu bilgiyi çok sıkı korumalarını istediğini ve Amerikan savunma bakanına dahi verilmesini yasakladığını öğreniyoruz. O halde, Johnson’un, İsrael’i “Allah’ına kadar destekliyoruz” sözü bu anlamda olmalıdır. Sözünü doğruluyor.

    İki, Nixon döneminde ise, CIA, İsrael’in, nakledilebilir, 12 ila 16 nükleer savaş başlığına sahip olduğunu da öğrenmişti. Artık İsrael, bölgede bir hegemonik güçtür.

    Üç, bizi burada ilgilendiren ise işte budur ve Hersh, bu konudaki CIA belgelerinin kendisinde olduğunu da eklemektedir. Buna göre, İsrael, nükleer imkânın, Orta Doğuda yayılmaması için çok titiz davranıyor ve titizlikte ölçüsüz olduğunu anlıyoruz, çünkü, bu titizlik gereği, en gelişmiş, sofistike, nükleer bilim adamlarını öldürüyorlar. İsrael’de beyin yiyen bir Dahhak buluyoruz.

    Bundan sonrası kolay ve bu eki de bitirebiliyoruz. Kennedy, bomba imalâtı hakkında bilgi sahibi olmak için ısrar ediyor ve tesislerin barışçıl olup olmadığını denetlemek istiyordu; Hersh’in kitabında var, Ben-Gurion’un silah imalâtını gizlemek için, Fransızların yardımıyla düzenleyip sergilediği sahneler, Paris’teki bulvar tiyatrolarını kıskandıracak ölçüdeydi. Kennedy, peşini bırakmadı, ama bırakmadı da ne oldu, sonunda, bir yakınına patladı, İsrailliler için “orospu çocukları” diyordu, bu orospu çocukları, nükleer silahlar konusunda bana hep yalan söylüyorlar” anlamına gelmektedir.” Sf. 306

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 306) kitabından birebir alınmıştır.

  • Arkasından da İsak Şamir başbakan oluyordu; çok büyük terörist eylemlerin planlayıcı olarak biliniyor ve Kennedy Suikastı sırasında ise, Mossad’ın suikast dairesinin başında olduğunu, biz de, biliyoruz.” Chomsky, bu durumu, Siyonizm’in ve İsrael Devleti’nin, bahusus 1967 yılından başlayarak, “sağcı müfritlerin”, aynı anlama gelmek üzere, “terrorist liderliğin” eline geçişi olarak değerlendirmektedir.

    Demek “Likud” dönemi başlıyor ve dört özelliği var, bir, katı bir emek karşıtıdır, iki, şiddeti politika olarak biliyorlar, üç, kesin ekspansiyonisttirler (yayılmacıdırlar), dört, Kutsal Topraklara sonuna kadar yerleşmek resmi ve açık programdır. Sf. 284

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 284) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1979 yılının, Şubat Ayı’nda Tahrana dönüşü ile başladığını, not ediyordu; dönüşü tek başına değil yoldaş vakalar ile anlamlıdır. İran’da İslâmik Cumhuriyet başlamış oluyor; Asya’nın ucunda çok önemli bir ülke, İslâmik kurallarla yönetimi seçmiş durumdadır.

    İki, Roma’da, Polonya’da Kardinal olduğu için “Komünist” sıfatıyla da tanınan Kardinal Karol Wojtyla, Papa seçildi; İtalya dışından ilk papa oluyordu, aydınlanmayı kökten reddediyor ve Avrupa laisizmini kemire kemire lağvetmek misyonu ile ortaya çıkıyordu. “A society dominated by reason alone”, sadece akıl ile bir toplumun yönetilmesini abes telakki ediyordu, toplum, Hıristiyanlık temeli üzerine yeniden kurulmalıdır; yeni Papa İkinci John Paul, sanki yeni bir haçlı seferine çıkmıştı, bu İslam’ın çıkışından bir yıl öncedir. Sf. 284

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 284) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Haham otoritelerince İsrail devletine bağlanması için ideal görülen yerlere ilişkin yorumlara göre, İsrael devletinin Kutsal Kitapça belirlenmiş sınırlarının hangi bölgeleri kapsayacağı konusunda farklı versiyonlar yaygındır. Bunlar arasında en geniş sınırları içereni aşağıdaki bölgeleri kapsamaktadır: Güney’de, tüm Sina Yarımadası ile Kahire’nin Kuzeyinden itibaren tüm Kuzey Mısır; Doğuda tüm Ürdün ile Suudi Arabistan’ın büyük bir bölümü, tüm Kuveyt ve Güney Fırat Havzası ile birlikte Irak’ın bir bölümü, Kuzey’de tüm Lübnan ve Suriye ile Van Gölü’ne kadar ki Türkiye topraklarının Güney bölümü, Batı’da Kıbrıs.”

    Bunları tabii Profesör Shahak’tan aktarıyorum; Doktor Shahak burada kalmadı, Siyonizm’in Osmanizasyon programını da, Batı dünyasına açıklayan Profesör Shahak oldu. Daha önce işaret ettiğim Chomsky’nin değerlendirmeleri, Shahak’ın bu değerli hizmetine dayanıyordu, kısaca dönmek durumundayım. Sf. 275

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 275) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şimdi sırada İsrael Shahak var; Edward Said, Profesör Shahak için, “günümüz Orta Doğusunun en dikkat çekici simalarından birisi” demişti ve Chomsky de, “olağanüstü kavrayış ile derin bilgisi olan” bir uzman olarak tarif ediyordu. Polonya doğumluydu, Nazi kamplarından kaçabildi, Filistin’e yerleşti, kimya profesörü oldu, İsrael Devleti’nin en önemli ve inatçı muhaliflerinden birisi haline geldi. İsrael Devletinin hegemonik ve ekspansiyonist özelliklerini öğrenmede, Profesör Shahak’a borcumuz büyüktür ve ne yazık ki artık yaşamıyor. Sf. 274

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 274) kitabından birebir alınmıştır.

  • Moiz Kohen’in, “Moshe Cohen” yazabiliriz, Cumhuriyet’ten sonra Munis Tekinalp adıyla, Kemalizm’in ideolojisini kodifiye etmeye çalıştığını biliyoruz, Hamburg Siyonistler Kongresine, bir “Osmanlı Siyonist’i” olarak katılmış ve konuşma yapmıştı. Not etmiştim, burada tekrarlamak gereğini duyuyorum, “Yahudilerin Türkiye’ye göçü konusu ilk defa Temmuz Devrimi sonrası gündeme geldi” diyordu. Jön-Türk Devrimi, dünya Yahudilerinin Türkiye’ye, “Osmanlı İmparatorluğu” ile aynı anlamdadır, göçü konusunda büyük umutlar yaratmıştı. Şimdi, dünya Siyonistleri önünde bunu tekrarlıyordu; davet samimi ve aynı zamanda ateşlidir: “Anti-Siyonist düşünceden uzak kalmış tek ülke Türkiye’yi bizler, zamanımızın Kenan Ülkesi, İsrailoğulları’nın Kutsal Toprakları olarak değerlendiriyor ve kardeşlerimizin modern ülkelerin zulmünden ve kentlerin uşaklık ve ezikliğinden kurtulmaları için tek çözüm olarak görüyorduk”. Bu kadar basit bir ifade ile Osmanlı Topraklarının “Kutsal Toprak”, Terre Sainte, sayıldığını bir kez daha okumuş oluyoruz. Tarif ve davet var. Sf. 272, 273

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 272, 273) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üç noktayı kaydedebilirim, birincisi, Ansiklopedi Judaica, Ermeni Jenosidini kabul etmiyor; “tehcir” girişine rastlamıyoruz. İkincisi, Ermeni netoyajı nedeniyle, hep Talat Paşa sorumlu tutuluyordu, Paşa ile ilgili olarak “çingene” tabirinin hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Paşa, politikada, her gün bir manevra ya da kılık ile çıkıyordu ve bu nedenle “çingene” sözünü layık gördüler. Politik bir yakıştırma idi, taraftarları da bunu, başka bir köken isnat edilmesinin önünü kesmek üzere, kabul ettiler. Ne de olsa Talat Paşa, bir posta memuru olmasına mukabil, Alyans İsraelit’de öğretmenlik yapıyordu. Sf.270

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 270) kitabından birebir alınmıştır.

  • İki, Sachar, yirminci yüzyıl başında, Türkiye’de, 125 bin Yahudi olduğunu haber veriyor ve demek ki, dünyanın en kalabalık Sefarad nüfusu Türkiye’de yaşıyordu. 1919 yılında, Filistin’deki Yahudiler ise ancak 55 bin sayılıyordu; Filistin’dekiler çok büyük ölçüde Eşkenaz’dılar. Sf. 268

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 267) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yahudiler, “Tikva” söylediler. Böylece, “Ümid”, dünyanın her yerindeki Yahudiler için, ümid ve marş oldu.

    1920 yılından sonra, 1921 yılından başlayabiliriz, Türkiye’de de Yahudiler ve Yahudi asıllılar, çok sevindiler, çok ümitlendiler; doğan çocuklarına, “Ümit” adını koymaya başladılar. İbraniyet’de isimler biseksüel dir, fark görmediler ve doğanlara “Ümit” dediler; bu adın tarihinin 1920 sonrasında ve 1921 yılında başlaması büyük ihtimaldir. Sf. 267

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 267) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yahudiler taşımazlar, “Ergun”, Teşkilat ya da “Örgüt” demektir, taşımaları için bir neden göremiyoruz. 1936-1939 arasında Filistin’de çok büyük bir Arap İsyanı olmuştu, önce Yahudilere çok zarar verdiyse de, “Ergun”, Arap İsyanını bastırdı ve çok güçlü ve şanlı bir terör örgütü oldu. Sf.260

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 260) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şöyle özetleyebiliyoruz, Moşe Sasson’un, Tel-Aviv’e gönderdiği rapora göre, Menderes’e hakim olan ve Menderes’i yönlendiren işte bu Zorlu’dur. İki, Menderes, Türk-İsrael ilişkilerini geliştirmekten yanadır, pek çok zaman bunu vaad ediyor, amma Zorlu, izin vermemektedir. Üç, Zorlu, iki ülke arasında bir “evlilik” istememektedir, gizli bir “metres hayatı” yeterlidir. Zorlu, Menderes üzerinde öylesine etkilidir ki, Menderes ile Sasson arasında kararlaştırılan görüşmeye de izin vermemiş ve bu nedenle Menderes, Avrupa’da, Eliyahu Sasson ile görüşememiştir.

    Özetle ve kısaca İsrael gizli belgelerine göre, Zorlu, bir Arabist’tir ve Türk Dışişleri Bakanlığı, İsrael’in en zayıf olduğu yerdir, Pro-Arap bir konumdadır. İsrael askeri istihbaratının yüksek rütbeli bir Türk subayından, soyadı Sargut, aldığı bilgiye göre, Zorlu her zaman, İsrael ile ilişkilerde atılacak adımlara karşı idi ve bu istihbarat, 27 Mayıs’tan bir yıl önceki tarihte rapor edilmiş durumdadır. O tarihteki yüksek rütbeli subaylar, Zorluyu çok fazla Arap yanlısı görüyorlardı; hoşlanmadıkları kesindir. Fatin Rüştü Zorlunun, şimdiye kadar hiç sevilmemiş bir Dışişleri bakanı olmasını ve matbuatın, Zorlu’ya, hep hasmane bir tutumla yaklaşmasını, az veya çok, ama mutlaka, Arabizm’e ve maksimalizme bağlayabiliriz. Sf. 254

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 254) kitabından birebir alınmıştır.