Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • İstanbul’da pek çok Türk aileleri komşuları bulunan Ermenileri kendi evlerinde saklamış, ölümden kurtarmak gibi eser-i muhabbet göstermişlerdi. Birçok rical-i devlet İstanbul’daki gümrük hamalları vasıtasıyla yapılan Ermeni katliamını nefretle karşılamış ve facianın önüne geçilmesi için ellerinden gelen her şeyi yapmaktan çekinmemiştir. Sf. 346

    Takriben iki seneden fazla devam eden bu katliamlar sırasında Kürt ve Türklerden pek çok kişiler Ermeniler tarafından öldürülmüşler ve iki taraf işkence ve cinayette birbirleriyle adeta yarışmışlardı. Fakat Ermeni unsurunun her tarafta ekalliyette kalması Kürt ve Türkler’in galibiyetini icap ettirmişti. Sf. 346

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 346) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sultan Abdülmecit zamanında ise Ermeniler öyle fevkalade imtiyazlara nail oldular ki, bunu hatta Mandelstamm bile hayretle zikrediyor. Bu zat eserinin 190. sayfasında şöyle söylüyor: “Hatta Ermeni milleti 1863 senesinde bir hakiki kanunuesasiye (anayasaya) mazhar oldu. Bu kanunuesasi mucibince (gereğince) Ermeniler İstanbul patrikhanesinde toplanmak üzere bir umumi meclise malik oldular. Umumi Meclis 140 azadan ibaret bulunuyor ve bunların 120’si doğrudan doğruya millet tarafından seçiliyordu.” Sf. 343

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 343) kitabından birebir alınmıştır.

  • II. Mahmut, 19. yüzyılın başlarında İstanbul’da yeniçerileri imha ettiği gibi Rumeli ve Anadolu da bulunan derebeylerinin de taraf taraf kesri nüfuzuna (etkilerinin azalmasına) bezli himmet etmiş (gücü yettiği kadar yardım etmişti) idi. Bunlar meyanında (arasında) Kürdistan derebeyleri de oldukça şiddetli darbelere maruz kalmışlardı. Sf. 343

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 343) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biz Ermenileri ve alelhusus onların ihtilalcilerini Rumlardan, Bulgarlardan daha ziyade severiz. Çünkü onlar diğer iki unsurdan daha ziyade mert ve kahramandırlar. İkiyüzlülük bilmezler. Dostluklarına sadık, düşmanlıklarına kavidirler. Hususiyle bizim imanımız vardır ki Ermeni unsuruyla Türk unsuru arasındaki düşmanlığın başlıca sebebi Rusya siyasetidir. Sf. 339

    Ne Anadolu’da, ne Rumeli’de ne de İstanbul’da hiçbir Ermeni, yoktu ki, Ermenice bilsin. Bütün mekteplerde Ermeni harfleriyle Türkçe okutulur ve kiliselerde ruhani ayin Türkçe yapılırdı. Devletin en mühim makamlarına Ermeniler getirilmiş, hülasa Ermeniler bu Osmanlı devletinin en sadık tebaası sayılmıştı. Sf. 339

    Osmanlılar Kürdistan beylerini emirleri altına aldıkları zaman onların idareleri altında yaşayan Ermeniler’in müstakil bir hükümetleri yoktu. Ermeniler Kürt beylerinin idaresi altında hissedilir derecede bir tazyike maruz bulunuyorlardı. Sf. 340

    Avrupa’da «Ekalliyetin (azınlıkların) hukuku» denilen nazariyeden zerre kadar eser bulunmadığı bir zamanda, daha 1453 senesinde, bir Osmanlı padişahı, saltanat devresinin en yüksek noktasında bulunduğu sırada, Rum patrikhanesini ibka (yerinde bırakma) ve Rumlara mezhebi imtiyaz ismi altında nikâha, verasete ve tedrisata dair birçok hususi (özel) haklar bahşediyor (bağışlıyor), Anadolu’da Kürt derebeylerinin nüfuzu altında yaşamakta olan diğer bir Hıristiyan milleti için de merkezi hükümette bir patrikhane tesis eyliyor ve onlara da aynı hak ve imtiyazları (ayrıcalıkları) veriyor ve bu muamele bu gün Mandelstamm gibi bir takım hayâsız insanlar tarafından İslam’ın Hristiyanlara ait işleriyle, uğraşmaya tenezzül etmemesi hissiyatına verilmekten çekinilmiyor. Bu ne kadar büyük bir insafsızlıktır!… Sf. 341

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 339 ile 341 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hele ilim adamlarımızın hiçbirinde görmediğim fevkalade bir cüretle Suriye’ye gelerek orada dört mükemmel kız mektebi tesis etmek ve Aynıtura Ermeni yetimler mektebini en mükemmel bir müessese haline koymak gibi güzide hizmetler göstermiş olan Halide Edip Hanımefendi hakkında minnettarlığım ebedi olacaktır. Sf. 337

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 337) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mandelstamm gerçi mahut (sınırlı) kitabında, Ermenilere karşı salıverilmiş olan Kürtlerin Suriye’de mevcut bulunmamasından dolayı Suriye Hıristiyanlarının katliamdan kurtulduklarını söylüyorsa da, her halde Mandelstamm bu sözüne kendisi de inanmamıştır zannederim. Zira pek zengin olan Cebellübnan ve Filistin Hristiyanlarının yağma edebilecekleri hangi Bedevi veya Suriyeliye azıcık hissettirmiş olsaydım, ben hiç zahmet çekmeksizin bu emel derakap (hemen) hâsıl olurdu. Sf. 226

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 226) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1915 senesi kânunusanisinin (Ocak ayının) üçüncü veya dördüncü günü Kudüs’e geldiğim sırada, ziyaretime gelen müttefik ve tarafsız konsoloslar, bana bir kitap göndererek bu kitabın içindekilerden dolayı İslam olmayan bütün unsurlar arasında büyük korku ve heyecan uyandığını ve herkes akşama sabaha İslamlar tarafından Hıristiyanlar aleyhine bir katliama başlanacağı ihtimalinden ürktüğünü beyan etmişlerdi. Kitabı okudum. Hükümetçe ilan olunan Cihadı fisebullaha (mukaddes mücadele) dayanarak, kâfirler aleyhine katlin her Müslüman için farzıayın (Müslümanın bizzat yapmak zorunda olduğu dini gereklilikler) olduğunu tefsir eden bir broşür olduğunu anladım.

    Bu eserin kötülüklerinin meni için derakap bütün Suriye ahalisine hitaben uzun bir beyanname neşrettim. Bu beyannameleri ta en ufak köylere varıncaya kadar göndererek duvarlara yapıştırttım. Hülasa olarak şöyle diyordum:

    “Halife-i İslam tarafından ilan olunan cihadı ekâbir (büyük cihat) din ve vatan düşmanı olan İngilizler, Fransızlar ve Ruslara karşıdır ve hatta onların silahla mücadele edenlerine aittir. Binaenaleyh vatanları, menfaatleri velhasıl her şeyleri bizimle müşterek olan gayrimüslim vatandaşlarımız aleyhine en ufak bir tecavüz fikri besleyecek olan İslam ahaliyi en şiddetli surette cezalandıracağıma itimat ediniz (güveniniz).” Sf. 225

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 225) kitabından birebir alınmıştır.

  • En evvel Posta ve Telgraf Nazırı Oskan Efendi söz isteyerek kendisi esas itibarıyla muharebelerin (savaşların) aleyhtarı olduğundan, Osmanlı hükümetinin harbe girmesini tasvip eden (kabul eden) bir kararnameye imza koyamayacağını ve bu itibarla nezaretinden (bakanlığından) istifaya mecbur olduğunu ve şu kadar ki, şayet Posta ve Telgraf Nezareti Umum müdürlük haline getirilecek olursa, umum müdür sıfatıyla bu işi ifa edebileceğini söyledi. Sf. 144, 145

    Müteakiben Ziraat ve Ticaret Nazırı Süleyman Elbistanî Efendi söz alarak “Sulhu Beynelmilel Cemiyeti (uluslararası barış derneği) azasından olması itibarıyla harplerin umumi surette aleyhtarı olduğundan, kendisinin de maalesef istifaya mecbur olduğunu beyan etti.

    Nafia Nazırı Çürüksulu Mahmut Paşa kabinede hakkında itimatsızlık görmekte olduğundan bahseden bir kaç sözden sonra, istifa etmiş sayılmasını rica etti.

    Cavid Bey o gün Meclis-i Vükelada bulunmuyordu. Fakat kendisinin de istifa etmeğe karar verdiğini Talat Bey söylemişti.

    İstifa eden nazırlar Meclis-i Vükeladan çıktılar.

    Geri kalan nazırlar ki Sadrazam Said Halim Paşa, Şeyhülislam Hayri Efendi, Harbiye Nazırı Enver Paşa, Dâhiliye Nazırı Talat Bey, ben, Adliye Nazırı İbrahim Bey, Maarif Nazırı Şükrü Bey’den ibaret idik. Allah’ın inayetine, peygamberin yardımına ve padişahın talihine güvenerek hal-i harbi kabul zaruri olduğuna dair bir mazbata (tutanak) tanzim (düzenleyip) ve padişaha takdim ettik. Sf. 145

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Binaenaleyh Bahriye Nezaretine benim nakledilmekliğim, Sadrazam Paşa ile Enver Paşa ve Talat Bey arasında kararlaştırılarak benimle yer değiştirmeye muvafakat etmesi Mahmut Paşa’ya teklif edilmiş ve müşarünileyh (İşaret edilen kişi, söz konusu kişi) de bu teklifi kabul etmişti. İşte bu mukarrerat (kararlaştırmalar) neticesinde Bahriye Nezaretini deruhte ettim (görevini üstlendim). Sf. 90

    O zaman İngiliz ve Fransız dostluğunu her ne pahaya olursa olsun kazanmağa çalışıyorduk ve bu çalışma o kadar umumi idi ki, eğer imkân mutasavver olsa idi; itimat olunsun ki; ordumuzun tensiki (düzenlenmesi) işini bile bir Fransız ıslahat heyetine vermekten çekinmeyecektik. Fakat bu bizim için imkânsızdı.

    Evvela ordu zabitlerimizden birçokları Almanya’da tahsil etmiş, geri kalanı da tamamen Alman harp usûllerine göre talim ve terbiye edilmişti. Sf. 110

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 110) kitabından birebir alınmıştır.

  • İstanbul muhafızlığına tayin olunduğum günden beri Fransızlarla Türkler arasında bir yakınlık husulü (elde edilmesi) için her fırsattan istifade ile sarf ettiğim mesai ve Fransa sefareti ve umumiyetle Fransızlarla dostça münasebetler devam ettirmiş olmam itibarıyla, Fransa’dan yapılacak istikrazın (borçlanmanın) temeli olan birçok nafıa işlerinin (alt yapı işlerinin) tetkiki ve halli bana havale edilecek olursa, Fransızlarca hüsnütelakki edileceğini (güzel karşılanacağını)takdir eden arkadaşlar Nafia Nezaretini kabul etmekliğimi benden rica ettiler. O sırada bulunduğum Birinci Kolordu Kumandanlığını yakında General Liman von Sanders’e teslim etmeğe mecbur olacağımı bildiğim için kabineye dâhil olduğum surette vatanıma nafi’ (faydalı, yararlı) hizmetler ifasına kudret kazanacağımı ümid ettiğim cihetle bu teklifi kabul ettim. Sf. 83

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mösyö Venizelos asırlık Balkan siyaseti nağmelerini izhara (açıklamaya) başladı. Aydın vilayeti Rumlarının Osmanlı hükümetinin muvafakati hatta hususi tertibiyle Türkler tarafından katliamına başlanıldığı yaygarası bütün cihana yayıldı. Bereket versin ki, Talat Bey, Venizelos’tan daha çabuk davranarak mahallinde ve birlikte tahkikat yapmak üzere Fransız, İngiliz, Alman ve Avusturya baş tercümanlarının kendi nezdine gönderilmesini teklif etti ve teklifi kabul olunarak Morgenthau’un bile istemeye istemeye itiraf ettiği hakikat tezahür etti (ortaya çıktı). Yani tahkikat netice gösterdi ki, Rumlara zulüm yapılmamış ve zulümden çok canı yanmış İslam muhacirlerinin irtikâp ettiği bazı tecavüzler, hükümet tarafından şiddetle menedilmiştir. Nihayet Venizelos, Talat Bey’in noktai nazarını kabul ederek Aydın vilayetinin sahil kısımlarındaki Rumların Yunanistan’a ve Makedonya İslam ahalisinden arzu edenlerin de Aydın vilayetine nakledilmesi ve menkul mallarına eskisi gibi tasarruf etmek üzere, gayrimenkul mallarının mübadeleye (karşılıklı değiştirilmeye) tabi tutulması esası dairesinde müzâkerata (görüşmelere) başlamağı kabul etmişti. Sf. 80

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 80) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fakat o sıralarda, Türk unsuru arasında şiddetle hüküm sürmeğe başlayan milliyet cereyanı, en ziyade Aydın vilayeti dâhilinde tesir etmeğe başlamış ve Yunanlılarla Sırplardan ve Bulgarlardan gördükleri her nevi zulme tahammül edemeyerek en caniyane işkencelere maruz kaldıktan sonra Osmanlı memleketlerine ilticaya mecbur olan yüzbinlerce İslam muhaciri tarafından, yerli Rumlara karşı bazı tecavüzlere başlanmıştı. Hükümet bu tecavüzlere katiyen taraftar olmuyor ve bu yüzden memleketin başına bir bela geleceğini pekâlâ takdir ediyordu. Sf. 79

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ordumuza gelince: Biz artık Alman harp usulünden kendimizi kurtaramayız. Otuz seneyi aşkın bir zamandan beri ordumuzda Alman muallimler bulunmuş, zabitan heyetimiz kâmilen Alman harp usulü ile terbiye edilmiş, velhasıl bizim ordumuz Alman askeri talim ve terbiyesinin ruhu ile ünsiyet (yakınlık) peyda etmiştir. Şimdi bunu değiştirmek mümkün değildir.” Sf. 73

    “İste General Liman von Sanders ıslahat heyetinin İstanbul’a gelmesini intaç eden (doğuran) teşebbüs budur ve işte Enver Paşa’nın katiyen tesiri yoktur.” Sf. 73

    Heyet-i Islahiyenin (yenileştirme heyetinin) geldiği gün ben, Birinci Kolordu Kumandanı idim. Bu sıfatla idare-i örfiye (sıkıyönetim) amiri bulunuyordum. Bittabi iki gün sonra bu kumandayı General Liman von Sanders’e tevdi edecektim. Bir Alman generalinin idare-i örfi amiri olması bittabi caiz olamayacağından daha evvel başka bir tedbir ittihaz ettik (hazırladık). Merhum Faik Paşa o zaman miralay idi. Kendisi fırka kumandanlığı salahiyetiyle (yetkisi ile) merkez kumandanlığına tayin edilecek ve idare-i örfi kumandanlığı merkez kumandanlığına devrolunacaktı.” Sf. 74

    Heyet-i vükela (vekiller heyeti yani hükümet), Liman Paşa’nın küçük elçilerden sonra, Osmanlı müşirleri (mareşalleri) arasında mevki alacağına karar vermişti. Sefir Morgenthau’un dermeyan ettiği (açıkladığı) karar hilaf-ı vakıadır (gerçek dışıdır). Yanı Osmanlı Meclis-i Vükelası, Liman Paşa’nın ecnebi küçük elçilerden evvel ahz-ı mevki edeceğine (makam alacağına) hiçbir vakit karar vermedi. Teşrifat Müdüriyet-i Umumiyesi protokol kaydı, bu iddiamı ispata kâfidir.

    Fakat Liman Paşa, Heyet-i Vükelanın bu kararına itaat etmek istemediğinden, filhakika badema (sonradan) hiçbir resmi ziyafete davet edilmemiştir. Sf. 77

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 73, 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bakınız Yunanlılar bizden pek çok akıllı çıktılar. Donanmalarının ıslahını İngiltere’ye ve ordularının ıslahını da Fransa’ya bıraktılar. Venizelos harbiye ve bahriye nezaretlerini idaresi altına aldı ve her kim ıslahat heyetine karşı ufak müşküller ibrazına (göstermeye) cesaret etmişse, merhametsizcesine ezdi. Sf. 72

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 72) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Şairinizin «Şam’dan çıktığım akşama dedim Şam-ı Şerif!» mısraı en beğendiğiniz kinayelerdendir.” Sf. 66

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 66) kitabından birebir alınmıştır.

  • İstanbul’umuzun pek müstekreh bir (kerih, nefret edilecek) âdeti vardır. Erkeklerin vapurda, köprüde, çarşıda, sokakta, mesirelerde tesadüf ettikleri İslam kadınlarına edepsizcesine laf atmaları.

    Buna bazı ihtiyar kadınların biraz hüsnü tabiata delalet edecek derecede güzel giyinmiş hanımlarımıza karşı lisanlarıyla ve hatta bazen elleriyle tecavüz etmelerini de ilave edebiliriz.

    İstanbul Muhafızı olduğum sıra duçar-ı tecavüz olan bir kaç ailenin reisleri bunun men’i (engellenmesi) sebeplerini benden rica etmişlerdi. Ceza kanununun bu hususta pek zayıf olduğunu nazar-ı dikkate alarak Örfi İdare (sıkıyönetim) Kararnamesinin askeri hükümete verdiği salahiyete istinat etmek istedim. Laf atacak erkeklerle kadınlara tecavüz edecek kadınların dâhil-i memlekete uzaklaştırılacaklarını ilan ettim. Dört beş sürgünden sonra, kadınlarımız sokaklarda duçar-ı tecavüz olmaktan kâmilen (tamamen) kurtuldular. İşte o zamandan itibaren İstanbul’da Türk kadınlarının hürriyet-i hakikisine doğru gayet metin bir adım atılmış oldu. Sf. 18

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fotoğraf sanatçısı ve belgesel film yönetmeni Laurence Salzmann ile eşi Ayşe Gürsan Salzmann, 1980’li yıllarda Urfa’yı ziyaret ettiklerinde ihtida etmesi (dininden dönmesi) ile katliama yol açan ve Ankara’da askerlik yaptığı için katliamdan sağ kurtulan Ahmet Kemal ile tanışmayı ve görüşmeyi başardılar. Salzmann çifti Urfa çarşısında manifatura mağazası sahibi olan Ahmet Kemal ile aralarında geçen görüşmeyi şöyle anlatıyor:

    “Mağazasının camında Ahmet’in tam ismi Hacı Ahmet Kemal Esmeray olarak yazılıydı. Sf. 451

    On yıl önce Mekke’ye gidip Hacı olduğunu söyledi. İslâm’a inancını açıkça beyan etti ve gelecekte mutlu olması için tek şartın İslâm olduğunu söyledi. Ailesi ve geçmişiyle ilgili her soru soruşumuzda yüzünün bembeyaz olması ve gözlerinden bir çift damla yaş düşmesi nedeniyle Ahmet’ten ayrılmak zorunda kaldık. Ahmet’in gözleri bir tuhaftı, şaşı gibiydi. Şüphesiz çok trajik bir karakterdi.” Sf. 452

    Hacı Kemal Esmeray’ı gören bir başkası ise gazeteci Mehmet Faraç’tı. Faraç konuşma fırsatı bulmadan Hacı Kemal 2000 yılında vefat etti. Vefatının ardından İsrail’de yaşayan akrabaları aileyi ziyaret ediyordu. Sf. 452

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 452) kitabından birebir alınmıştır.

  • İki yaşlı Yahudi’nin on yıl ağır hapis cezasına mahkûm edilmeleri üzerine, tutuklu bulunan haham Azzur Aka’nın İsrail’de yaşayan çocukları, mahkûmların serbest bırakılmaları için İsrailli yetkililer ve Dünya Yahudi Kongresi (WJC) ile temasa geçtiler.  WJC, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Feridun Cemal Erkin ve Londra Büyükelçisi Cevat Açıkalın ile temasa geçip, sanıkların suçsuz olduklarını belirterek bu adlî haksızlığın giderilmesi için gerekli ilginin gösterilmesini rica etti.  WJC’nin müdahalesinin dava dosyasının seyrini ne kadar etkilediği meçhuldür. Ancak müdahalelerin yapıldığı zaman dilimine denk gelen 9 Şubat 1950 tarihinde Malatya Ağır Ceza Mahkemesi kararı bozdu ve her iki tutuklunun serbest bırakılmasına karar verdi; Bu karar 4 Nisan 1950 tarihinde de onandı. Sf. 450, 451

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 450, 451) kitabından birebir alınmıştır.

  • Katliamdan ve boykotun başlamasından hemen sonra Yahudiler hızla Urfa’yı terk etmeye başladılar ve bir yıl içinde Urfa’da bir tek Yahudi kalmadı. Yahudiler Urfa’yı terk ederlerken mal ve mülklerini son derece düşük bedellere satmak zorunda kaldılar. Sf. 446

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 446) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ben o zaman bezzaz (manifaturacı) esnafın başkanı idim.

    Yahudilerin bu emsali görülmemiş canavarlıklarına ve canavarlıklarını da biz Türklerin boynuna koymak istemelerinden Yahudilerle alış veriş edilmemesine karar verildi. Yahudilerle alış veriş kesildi. Sf. 441

    Yahudiler Vali Kâmuran Çukruğ’a beni şikâyet ettiler. Vali beni çağırdı, ‘elebaşı, elebaşı esnaflara emir vermişsin Yahudi vatandaşları ile kimse alışveriş etmiyor’, ‘evet’ dedim ‘etmiyorlar. Yahudilerin yaptıkları, insanlık harici bu iğrenç hareketlerinden esnaflar kızgın oldukları için alış veriş etmiyorlar.’ Vali dedi ‘derhal alışveriş başlamalıdır aksi halde ben adamı kurşuna dizerim’, biraz durdu, yanıma yaklaştı, ‘sen Urfa kahramanının oğlusun Yahudilerin arkasında Amerika, İngiliz, Rus, Fransızlar var senden rica ediyorum esnaflar Yahudi vatandaşlarımızla alışveriş yapsınlar’; ‘Ben esnaflara baskı yapamam bu iş esnafların bileceği bir iştir’ dedim. Sf. 442

    (Eski Belediye Başkanı) Hacı Mustafa’nın oğludur. Ermenilere baskı yaptı memleketi terk ettiler. Hacı Mustafa Ermenilere müsaade etti. Ermeniler eşyalarını sattılar, gittiler biz de kaçıp gideceğiz. Cemil Hacıkâmiloğlu eşyalarımızın satılmasına da müsaade etmiyor, satmak istediğimiz eşyaları kimse alamıyor. Hacı Mustafa zalim, Cemil Hacıkâmiloğlu zalim oğlu zalim diye feryat ettiler’ dedi. Vali, Ticaret ve Sanayi Odası, partiler idare heyetlerinin başkanlarını ve beni makamına çağırdı. ‘Yahudi vatandaşları ile alışveriş yapacaksınız aksi takdirde ben adamı kurşuna dizerim icap ederse birkaç adamı kurşuna dizerim, icap ederse Urfa’yı kurşuna dizerim,’ kimseden ses çıkmadı, ‘ben size cevap vereyim’ dedim, ‘sen evvelce bana hakaret ettin, ikinci olarak hakaretine müsaade etmiyorum ve seni Polis Salahiyet Kanunu’nun bana verdiği yetkiye dayanarak seni tutukluyorum; Polis Müdürü! Bir polis çağır Cemil’i tutuklayın.’ Polis geldi, beni tutukladılar, o gün caddeler esnaflarla doldu, karakol çember altına alındı, az kalsın büyük bir kargaşalık olacaktı. Vali beni tutuklamasından pişman oldu. Sf. 442

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 441, 442) kitabından birebir alınmıştır.