Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Üsküdar’daki bütün genelevler Bülbül Deresi’ndedir. Kadıköy bölgesinde, Rıza Paşa’da dört, Yel Değirmeni ve Orta sokaklarında (Moda’da) birer genelev bulunmaktadır.

    Beyoğlu ve Galata’da ziyaret edilen 159 genelevde faaliyet gösteren fahişelerin milliyetlerine göre dağılımı ise şöyleydi:

                Abanoz         Ziba    Galata         Toplam        Yüzde

    Rum       147             52        187               386               58

    Ermeni     49             13          29                 91               13,7

    Yahudi      12               2        111               125               18,8

    Rus            1              _          42                43                 6,4

    İtalyan        3              1            1                  5 

    Bulgar        1             1             1                  3 

    Polonyalı    1              —            —              1 

    Romen        —             –             4                 4 

    Alman         —            –              5                 5 

    Fransız —                   _             1                 1 

    Toplam     214           69         381              664     Sf. 339 

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 339) kitabından birebir alınmıştır.

  • Odessa coğrafi konumu ve kayda değer Yahudi nüfusu nedeniyle beyaz kadın ticaretinde önemli bir diğer merkezdi. 1860 yılında Odessa’yı gezen bir Fransız seyyah Yahudilerin beyaz kadın ticaretini ellerinde tuttuklarını ve tuzaklarına düşürdükleri kadınları İstanbul’a gönderdiklerini yazıyordu. Bir gazeteciye göre İstanbul’da fuhuşla meşgul olanların sayısı o kadar kalabalıktı ki bununla iştigal edenler Sefarad ve Aşkenaz cemaatlerinden sonra “üçüncü bir cemaat” oluşturuyorlardı. Sf. 328

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 328) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hâlbuki 1880 ila 1939 yılları arasında Yahudiler hem “beyaz köle ticareti”nde aşikâr bir şekilde etkindiler, hem de bu etkinlik coğrafi olarak çok geniş bir alana yayılmıştı.  Galiçya, Avusturya, Polonya, Romanya gibi Doğu Avrupa’nın önemli Yahudi yerleşim merkezleri fuhşun en yoğun olduğu ülkelerdi. Sf. 323

    İstanbul’daki genelevlerin Galata’da yoğunlaşmalarının nedeni de aşikârdı: Galata limana yakındı.  İstanbul’da faaliyet gösteren Yahudi pezevenklerden Rumen uyruklu Joseph Germanoff ile Nathan Ishar konularının uzmanıydı. Kadınları etkilemek için son derece iyi giyinen ve yelek ceplerinde iki altın saatle caka satarak dolaşan bu iki karanlık sima. Sf. 324

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 323, 324) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birinci belge 1312-1329, (1902 ilâ 1914 doğumlu), yani 27 ilâ 39 yaşları arasındaki İstanbullu gayrimüslimleri kapsamaktadır. Kararnamenin özelliği laik bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin olağanüstü koşullar söz konusu olduğunda bu ilkeden sarfınazar etmesi ve sadece gayrimüslim yurttaşları askere çağırmasıdır. Sf.300

    18 Mart 1942 tarihli kararname ise bu kez 18 Nisan 1941 tarihli ilk kararnameyle silahaltına çağrılmayan gayrimüslim ihtiyatları askere almaktadır. Bu kararname, ilk kararnamenin aksine, sadece İstanbul’la kısıtlı olmayıp bütün illerdeki gayrimüslim ihtiyatları kapsamaktadır. Sf. 304

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 300 ile 304 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Prof. Dr. Alaattin Akçasu yazıyor;)

    “Büyük Atatürk, 1938 yılı başlarında Prof. Schvvartz’ı Dolmabahçe Sarayı’na çağırtmış. Kendisine gizli bir görev vereceğini söylemiş. Göreve gelince… Prof. Schwartz İngiltere’ye giderek, hükümetin bilimsel danışma kuruluyla, ufukta görünen İkinci Cihan Savaşı konusunda bazı görüşmeler yapacak, bu görüşmelerde Türkiye’nin Almanlarla birlikte savaşa girmesini önleyecek temasların yanı sıra, İngiliz ve Fransızlarla bir antlaşma zemini hazırlanacak. Atatürk’ün Schvvartz’a emri böyle… Atatürk bu manevrayı, Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan bir hayranlıkla Almanlarla birleşme olasılığını ortadan kaldırmak için yaptığını söylemiş.” Sf. 292

    “Atatürk, Avrupa’dan kaçacak tüm Yahudileri, sadece transit olarak kabul edebileceğimizi, onları 15 günden daha fazla besleyecek gücümüzün olmadığını, bu sürenin bitiminde başka ülkelere nakledilmeleri gerektiğini söylemiş. Ayrıca Filistin’in Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra hükümdarlığımız dışında kaldığını belirtmiş.”

    “Görüşmenin ardından Prof. Schwartz, Atatürk’ün imzasıyla yetkili kılınıyor ve Londra’ya gidiyor. Orada Prof. Lindeman ve arkadaşlarıyla temas kurarak, istenilen antlaşma zeminini hazırlıyor. Ancak bu sırada büyük önder vefat ediyor. İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçilince, Prof. Schwartz, Atatürk’ün kendisine verdiği görevi anlatıyor. İsmet Paşa da sonuna kadar götürmesini istiyor.” Sf. 293

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 293) kitabından birebir alınmıştır.

  • Alman profesörlerin sözleşmeli olarak çalışmaları sağlanıyordu.  Üniversite reformunun tamamlanmasıyla birlikte 18 Kasım 1933 tarihinde yeni öğrenim yılma başlayan İstanbul Üniversitesinde öğretim görevlileri arasında artık Yahudi asıllı Alman bilim adamları da vardı. Sf. 276

    Fritz Adrudt, Breslau Üniversitesi                 Genel Kimya

    Hugo Braun                                                 Bakteriyoloji

    Leo Brauner, Jena Üniversitesi                     Botanik

    [Harry] Dember                                            Pratik Fizik

    Finlay Freundlich, Potsdam Rasathanesi      Astronomi

    A [Ifred] Heiîborn, Munster Üniversitesi        Botanik Farmakoloji

    A.Von Hippel, Göttingen Üniversitesi            Elektroteknik

    Emst Hirsch                                                Ticari Hukuk

    Julius Hirsch                                                Hijyen

    Richard Honig. Göttingen üniversitesi           Temel Hukuk

    Joseph Igerscheimer                                     Temel Hukuk

    Alfred Kantorowicz                                       Diş Protezi

    Gerhard Kessler                                          Sosyoloji

    Wilhelm Lrepmann                                       Jinekoloji

    Werner Lipschitz                                          Tıbbi Kimya

    Karl loewenthal                                            Histoloji

    Richard Von Hisses, Berim Üniversitesi        Matematik

    Andr6 Neville, Cenevre üniversitesi              Zooloji

    Fritz Neumark                                               Sosyal Hijyen ve İstatistik

    Rudolf Nissen. Berlin Üniversitesi                  Cerrahi

    Siegrfied Oberndorfec                                    Frankfurt Üniversitesi  

    Willy Prager                                                  Mekanik

    Hans Reichenbach                                       Felsefe

    Wilhelm Roepke, Marburg Üniversitesi          Milli İktisat

    Alexander Rustow                                        İktisadi Coğrafya, İktisat ve

                                                                        Sosyal Tarih

    Philipp Schwartz                                           Teşhis

    Leo Spitzer, Köln Üniversitesi                        Roman Dilleri ve Edebiyatı

    Karl Strupp                                                    Uluslararası Hukuk

    Hans Winterstein                                           Deneysel Fizyoloji

    Dr. Porgei Herzog                                          Sınai Kimya

    Schlenk                                                        Genel Kimya

    Grand!                                                         Jeoloji ve Millî Coğrafya

    Ernst Chaput                                              Jeoloji ve Millî Coğrafya

    Marcel Fouche                                           Genel Fizik

    Guzwiller                                                       Medeni Hukuk Sf. 277

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 277) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mişon Ventura 21 Mart 1912 tarihinde Paris Akademisi Hukuk Fakültesinden mezun olacak ve İstanbul’a geri dönecekti. Sf. 189

    Aynı tarihlerde Dârülfünün Hukuk Mektebi’ne müderris (profesör) olarak girecek, Mukayeseli Hukuku Medeniye, Felsefe-i Hukuk, Deniz Ticareti Hukuku, Roma Hukuku derslerini verecekti. Dârülfünûn’un İstanbul Üniversitesi’ne dönüşmesinden sonra önce 31 Mayıs 1933 tarihinde kabul edilecek kanunla geçici kadroya alınacak, bir yıl sonra da Roma Hukuku Ordinaryüs Profesörü olarak kati kadroya girecekti. Sf. 189

    Mişon Ventura Varlık Vergisi döneminde kendisine tahakkuk edilen vergiyi ödeyeceğinden Aşkale’ye gönderilmeyecekti. Bir torununa göre tanıdığı bir siyasetçi sayesinde Aşkale’ye gönderilmekten kurtulmuştu. Sf. 206

    Kaderin garip bir cilvesi, o gençlik yıllarında kendisine âşık Dârülfünûn müderrisi Avram Galanti’yi reddedip Mişon Ventura ile evlenmeyi tercih eden Biju Pinto’nun 1979 yılında vefat ettiğinde, kendisini seven iki kişi, eşi Mişon Ventura ile Avram Galanti’nin mezarları arasına defnedilmesiydi. Sf. 219

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 189 ile 219 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Alliance Israelite Universelle (AIU) Arşivlerindeki Aron Halevy’nin Paris’e yolladığı 12 Mart 1890 tarihli mektubundan)

    “Belli bir öneme sahip ilk Polonyalı Yahudilerin Konstantiniye’ye yerleşmelerinin 1854 yılında başladığı görülmektedir. Kırım savaşı döneminde Müttefik Orduları tarafından esir alınan bazı Rus Yahudi’si askerler Konstantiniye’ye nakledildiler ve orada halen yaşadıkları semtte kalmaları emredildi. Bu askerlerin gelmelerinden epey önce Konstantiniye’de parlak bir servete sahip bazı Polonyalı Yahudiler görülebilirdi. Bu kişiler Yüksekkaldırım ve onun çevresindeki sokaklarda umumhaneler açma gibi hazır bir misyon üstlenmişlerdi. Bu mutsuz insanlara, maruz kaldıkları zulümden kaçmayı veya çocuklarının çok zor şartlar altında askerlik yapmamalarını isteyen Romanya, Macaristan ve Rusya’dan kaçıp gelen birçok Yahudi aile eklendi.” Sf. 327

    Her ne kadar Yahudi cemaati liderleri hayatlarını bu şekilde kazananlara kaşlarını çatarak bakıyorlarsa da fuhuş Yahudilerin icra ettikleri küçük çaplı diğer ticaret biçimlerinden çok da farklı olmayan bir diğer ticaret alanıydı.Sf. 327

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 327) kitabından birebir alınmıştır.

  • Abrevaya 1950 yılında Yahudi Cemaati Cismanî Meclis Başkanlığı’na seçildi. Aynı zamanda Balat’taki Or Ahayim Hastanesi’nin fahri başkanıydı. Ülserden muzdarip olan Abrevaya hastalığının vahimleşmesi üzerine ameliyat edildi ancak kısa bir süre sonra 22 Mart 1953 günü vefat etti 25 Mart 1953 günü Neve Şalom Sinagogu’nda düzenlenen dinî bir törenle Arnavutköy-Musevi mezarlığında toprağa verildi. Sf. 184

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 184) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1 Mart 1935 tarihinde TBMM’ye seçilen Abrevaya V. ve VI. Dönem milletvekili olarak görev yaptı ve 8 Mart 1943 günü milletvekilliği sona erdi. Milletvekili olduğu süre zarfında Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Encümeni üyeliğine seçildi.  Bu faaliyetinin dışında da herhangi bir etkinliği olmadı. Bunun nedeni de Tek Parti döneminde bağımsız milletvekillerinin daha çok simgesel bir öneme sahip olmalarıydı. Sf. 179

    Atatürk’ü tedavi eden müşavir hekimler arasında yer alan Prof. Abrevaya, Sf. 180

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 179, 180) kitabından birebir alınmıştır.

  • Abrevaya’nın Betty Ross adındaki İngiliz gazeteciye verdiği demecin Yeni Asır’da yayınlanan Türkçe çevirisinin tam metni şöyleydi:

    Fransızca olarak, “Türkiye’de hiçbir vakit, ne dinî ve ne de İktisadî Yahudi aleyhtarlığı olmamıştır” diyerek, söze başladı ve devam ederek, “sureti umumiyede, Yahudi aleyhtarlığı hissi bu iki kaynağın birisinden veya her ikisinden doğan bir his gençlikten ileri gelir fakat burada böyle bir his asla görülmemiştir” dedi. 

    “Cumhur Reisimiz Kamâl Atatürk, tam bir “liberal”dir. O vicdan hürriyetine hürmetkârdır. Fertlerin ayrı ayrı din ve mezhepleriyle meşgul olmaz.” Sf.166

    Yahudiler ekalliyet hukuku mütalebatında (talebinde) bulunmadılar. Çünkü hükümete yüksek itimatları vardır. Sf. 167

    Bu sözlere cevaben ben şöyle bir sual sordum: “Pekiyi, nasıl oluyor da, Yahudilerin hükümet mevkilerine geldikleri görülmüyor?”

    “Evet, Yahudiler hiçbir vakit siyaset ve idare kariyerlerine fazla meyil (eğilim) göstermemişlerdir; Hayatlarını tercihan sınaî ve ticaret faaliyetlerine tahsis etmişlerdir.” Sf. 167

    “Evet. Trakya’da bazı münferit eşhas halkı kışkırtmak suretiyle bir Yahudi aleyhtarlığı hareketi doğurmak istemişlerdi. Fakat büyük bir ciddiyet ve süratle hareket etmesini bilen hükümet, en doğru tahkikatın yapılması için, hadise mahalline Cumhuriyetin Dâhiliye Vekil’ini yolladı. Vekilin hadise etrafında neşretmiş olduğu rapor adaletteki bitaraflığın şaheseridir.” Sf. 168

    “Neyçin? Çünkü İslam dinindeki Türkler olsun, Musevi olan Türkler olsun, her ikisi de kendi din itikat ve mezheplerine son derece bağlıdırlar. Sf. 169

    Dr. Abrevaya şu son sözleri ilave ediyordu;

    “Şayet zamanla, Yahudiler diğer ırklarla, aralarında erimek yolu ile kaynaşacak olsalar bile, bu kaynaşma ve erime ancak sözde kalır. Zira Yahudi ırkı hiçbir gün tamamen yok olamaz. Yahudi dehası ve “esprit”si her zaman yaşayacaktır. İster bize Türk desinler, ister Çekoslovak veya İtalyan. Sf. 172

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 166 ile 172 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Abrevaya’yı tanıyan bir meslektaşı Niğde’den bağımsız milletvekili seçilmesinden sonra Abrevaya’nın Niğde’nin nerede olduğunu bulmak için ansiklopediye baktığını hatırlıyordu. Sf. 165

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 165) kitabından birebir alınmıştır.

  • Milletvekili adayları arasında gayrimüslimlerin de yer almaları azınlıklar arasında büyük sevinçle karşılandı.  8 Şubat 1935 Cuma günü yapılan seçimlerde 386 aday CHF’den 13 aday ise bağımsız olarak milletvekili seçildiler. V. Dönem milletvekili olarak seçilen bağımsız adaylar arasında yer alan Dr. Nikola Taptas (Ankara), Berç Keresteciyan (Afyon), lstemat Zihni (Eskişehir) ve Samuel Abrevaya (Niğde) gayrimüslimdi. Sf. 164

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mezar taşına göre 1879, arşiv belgelerine göre 1880 yılında İzmir’de doğan Samuel Abrevaya’nın baba adı Binyamin, anne adı Reyna idi. Samuel önce 1897 (1312) yılında İzmir İdadisinden, daha sonra 1903 (1318) yılında İstanbul Mülkiyye Tıbbiye Mektebi’nden mezun oldu. Sf. 161

    Bir kaynağa göre, 1935 bağımsız milletvekili seçimleri Atatürk’ün özel emriyle düzenlenmişti. O ana kadar TBMM’de temsil edilmeyen gayrimüslimler bu seçim sayesinde Meclis’e seçilme şansını elde ediyorlardı. Seçimler sırasında aday gösterilen gayrimüslimler şunlardı: Dr. Nikola Taptas (Rum, Ankara’dan aday), Dr. Samuel Abrevaya (Niğde’den aday), avukat İbrahim Naum (Yahudi), Avukat Istemat Zihni (Rum, Eskişehir’den aday), Berç Keresteciyan (Türker) (Ermeni, Afyon’dan, aday). Abrevaya’nın seçim öncesinde kendisini ziyaret eden bir gazetecinin soyadının ne olduğu sorusuna cevabı “Özçelik” idi. Abrevaya’nın Özçelik soyadını en azından 1939 yılına kadar kullandığı görülmekte. ‘Evinizde Türkçe mi konuşuyorsunuz?’ sorusuna verdiği cevap ise şöyleydi:

    “Evimde ve işimde… Hep Türkçe. Türkçe benim ana dilimdir. Fuzulileri, Hâmidleri hep okudum. Tasavvur edemezsiniz.” Sf. 163

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 161 ile 163 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gad Franko’nun oğlu Emil Haim Franko Amerikan Yahudi I Komitesi’nin (AJC) Türkiye raportörüydü. Bu görevinden ötürü gönderdiği düzenli raporlarla AJC’yi Türkiye Yahudilerinin durumu ve Türkiye’deki siyasi gelişmelerden haberdar ediyordu. 1944 yılının Ocak ayına ait ve Varlık Vergisi’ni konu eden bir raporda, büyük bir ihtimalle babası Gad Franko’yu kastederek, şu tespitte bulunuyordu:

    “Kendilerine tahakkuk ettirilen vergileri ödemeyen azınlık mensupları toplama kamplarına gönderildiler. Tahakkuk ettirilen verginin haklı olup olmadığı konusunda kendilerine itiraz hakkı verilmedi. Kurbanlardan biri İsviçre’de düzenlenen uluslararası konferanslardan birinde Cumhurbaşkanı İnönü’nün sağ kolu olmuş bir adamdı. Bu veya başka vesilelerle Türk devletine yaptığı hizmetlerin kendisine bir yararı olmadı. İnönü karşılaştığı güçlükleri anlatmak isteyen bu adamı dinlemeyi bile reddetti. Bu bey ve diğerleri şimdi temerküz kampından salıverildiler ancak Türkiye içinde hapisteler. Türk totalitarizminin tüm resminin tamamıyla belirginleşmesi halinde yurtdışında doğacak tepkiden korktuğu için Hükümet onlara yurtdışına çıkış vizesi vermemektedir.” Sf. 144

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 144) kitabından birebir alınmıştır.

  • Franko Yahudilerin Osmanlılaşmaları gerektiğini ancak Siyonizm’in Osmanlılaşmaya hasım bir ideoloji olduğunu savunan bir aydındı. Franko’nun 1909 yılında önce El Tyempo’da İspanyolca daha sonra da Ahenk gazetesinde Türkçe çevirisini yayınladığı makalesi bu konudaki fikrini açıkça dile getirmekteydi:

    “Dinimiz, vicdanımız ve her türlü esbabın fevkinde (sebeplerin üstünde) fermanber (mutlak yerine getirmemiz gerekli) olan ihtiyac-ı bekamız (birlik ihtiyacımız) şu büyük millet-i Osmaniye’ye bütün samimiyetimizle rapt-ı kalp eylememizi (gönülden bağlanmamızı), yani bizi bize birleştirmemizi emrederler. Vatanımız, üzerinde doğduğumuz zemin-i mukaddestir(kutsal yeryüzüdür); hâb-ı ebedîmize (ebedi uykumuza) dalacağımız sine-i müşfiktir (müşfik kalptir, şefkatli kalptir). Aynı zemin üzere büyümüş olan evlâd-ı vatan da (vatan evlatları da) bizim hakiki kardeşlerimizdirler. Sf. 123

    Mülk-i vasi’-i Osmanî (geniş Osmanlı ülkesi), yalnız Müslimlerin, yalnız Hıristiyanların değil Musevîlerin de vatanı, vatan-ı muazzezidir (kıymetli vatanıdır). Fakat bu, bir şarta muallak (şarta bağlıdır): Osmanlı sıfatını bîhakkın (hakkıyla) iktisap eylemekle (kazanmakla)! O sıfatı ihrâz (kazanmak) ise, ancak lisan sayesinde mümkündür.

    Ey Türkiye Artık Osmanlılaşalım, Osmanlı lisanını öğrenmek suretiyle Osmanlılaşalım.” Sf. 125

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 123 ile 125 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gad Franko iki kere ölmüştür. İlk ölümü Varlık Vergisi sırasında Aşkale’ye sürülmesiydi. Orada zulüm görmedi ama manevi olarak öldü çünkü Atatürk’e inanmıştı ve böyle bir şeyin meydana gelebileceğini düşünememişti. Bundan dolayı Varlık Vergisi onun için muazzam bir hayal kırıklığıydı. Varlık Vergisi ile sadece bütün ekalliyetlerin değil bilhassa Yahudilerin ekonomik nüfuzunun sona erdirilmesi hedefleniyordu. Bundan da muvaffak olundu. 1920 ila 1940’lı yıllar arasında Türk Müslüman toplumunda gerçek bir entelijensiyanın emekleme yıllarıydı. Entelijensiya solcular ve Yahudilerdi, Gad bir Yahudi entelijensiyayı, Yahudilerin Türkiye’ye entegrasyonunu, Müslüman ve gayrimüslimlerin birlikte yaşayabilecekleri modern Türkiye’nin rüyasını temsil ediyordu. Onun için onu bir sembol olarak gördüler ve Aşkale’ye özellikle gönderdiler. Sf. 121

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 121) kitabından birebir alınmıştır.

  • Emil Haim Franko da aynen kız kardeşi gibi babasının İzmir Valisi Rahmi Bey’le iyi dost olduğunu ve 1915 Ermeni tehciri sırasında babasının tembih ve ricası üzerine Rahmi Bey’in Ermenileri tehcir etmediğini hatırlıyordu. Bir diğer hatırladığı nokta ileriki yıllarda Rahmi Bey’in Gad Franko’yu yazıhanesinde ziyaret ettiğinde sürekli kendisine “beni bırakmadın, Ermenileri kesemedim” şeklinde serzenişte bulunmasıydı. Sf. 120

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 120) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gad Franko, Rıhtım Şirketi’nin sahibi Elezar Guifray’in sağ kolu ve bu nedenle Frenklerin, büyük tüccarların avukatlığını yaptı, çok kârlı işler çevirdi. Şunu da kaydedeyim ki, Gad Franko Mütareke’de bizim Müdafaa-i Hukuk-ı [Osmaniye] Cemiyeti’mize çok yararlı yardımlar ile şükranımızı kazanmıştır. Gad Franko Cumhuriyet’te İstanbul’a yerleşti. Bahtiyar Hanı’nı satın aldı. Kardeşi Marsel ile mâli işlere önem verdi. Gad, Filistin’de Yahudi Yurdu kurulmasına taraftar Balfour’un düzenini beğenmiyordu. Araplarla çevrili bölgede Yahudi Yurdu kurmanın milleti için zararlı olacağına kani idi. (..) Gad Filistin sevdasından vazgeçip, Fransızların Madagascar’da Yahudiler için yerleşme teklifini sağlayan zümrenin öncülerindendi.” Sf. 117

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 117) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gad Franko veya kimi zaman kullandığı sıfatlı adıyla Milaslı Gad Franko, Tek Parti döneminin önde gelen hukukçularından biri aynı zamanda bir fikir adamı ve Türkiye Yahudilerinin Türkleşmeleri gerektiğini savunan cemaat liderlerindendi. Sf. 109

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 109) kitabından birebir alınmıştır.