Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Fethi Bey, Mustafa Kemal’in “Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir diktatüre manzarasıdır (…) Hâlbuki ben cumhuriyeti şahsi menfaatim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese, bir istibdat müessesesidir. Ben ise millete miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o suretle geçmek istemiyorum,” Sf. 46

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 46) kitabından birebir alınmıştır.

  • 17 Eylül’de ‘tenkil’ harekâtının bittiği ilan edildi, ancak bombardıman Kasıma kadar sürdü. İsviçre’den alınan 10 milyon frank harekâta harcanmıştı. İki ay sonra da, 98 günlük Serbest Fırka deneyimine son verildi. Sf. 41

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ağustos’un sonunda Zeylan Deresi cesetlerle dolunca, İsmet Paşa noktayı koydu: “Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur.” 18 Eylül’de memleketi Ödemiş’te bir konuşma yapan Adalet Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) ise daha açık konuşacaktı: “Türk bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler!”

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nitekim temmuz başında iki kolordu ile 80 tayyare (gazetelerin adlandırmasıyla ‘Çelik Kartal’) harekâta başladı. 1928’de Türk Hava Kuvvetleri’nin elinde 200 kadar uçak vardı. 1930 sonlarında sayısı 300’e ulaşan bu uçaklardan 60 veya 80 kadarı Ağrı’da kullanılmıştı. Ağrı’daki Kürt kuvvetlerinin kumandanı İhsan Nuri’nin hatıralarında bu uçakların nasıl moral bozduğunu okuyabiliriz. Sf. 38

    Muhabir Yusuf Mazhar Bey, 16 Temmuz’daki haberinde şöyle devam ediyordu:

    “Ağrı Dağı tepelerinde kovuklara iltica eden (sığınan) 1.500 kadar şaki (eşkıya) kalmıştır. Tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk’ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Eşkıyaya iltica eden köyler tamamen yakılmaktadır. Zeylan harekâtında imha edilenlerin sayısı 15.000 kadardır. Zeylan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur (…) Bu hafta içinde Ağrı Dağı tenkil (cezalandırma) harekâtına başlanacaktır. Kumandan Salih [Omurtak] Paşa bizzat Ağrı’da tarama harekâtına başlayacaktır. Bundan kurtulma imkânı tasavvur edilemez.”

    Yazara göre, harekât sırasında sekiz uçak düşürülmüş ve isyancıların eline sağ geçen iki pilot, gözleri oyulup, burunları kesilerek öldürülmüştü. Kürt kaynaklarına göre ise düşürülen uçak sayısı 12 idi ve bu kaynaklar pilotların öldürülmesinden de söz ediyordu. Cumhuriyet’in 23 Temmuz tarihli sayısındaki bir habere bakılırsa uçaklar, “Ebabil Kuşları gibi” Kürtlere saldırıyordu. Sf. 38, 39

    Hüsrev Bey (Gerede) maharetini gösterdi, İran’ı sınır ötesi harekâta razı etti. Türk birlikleri İran topraklarına girerek Ağrı Dağı’nı çembere aldılar. Türk tayyareleri yangın bombaları da dâhil ağır silahlarla bölgeyi günler ve gecelerce taradı. Ağustos ayında basın, kurulacağı açıklanan Serbest Fırka haberlerine yönelince, Ağrı isyanı konusu ikinci plana düştü. Sf. 40

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 38 ile 40 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlginçtir, 1919’da Erzurum Kongresi’ni düzenleyen Vilâyat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin (VŞMHC) kurucularından Kürt kökenli Süleyman Nazif, affa karşı çıktığı gibi, “Vaaz ve nasihat veya re’fet ve şefkat zamanı çoktan geçti, eline silah almış olan her asinin eli başıyla birlikte kesilmelidir” demişti. Sf. 37

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hoybun Kürtçede ‘bağımsızlık’ demekti. Ancak resmî tarihçiler, örgütün adı konurken, Ermenicede ‘Ermeni yurdu’ demek olan Haybun’la ses benzerliğinden yararlanıldığını iddia ettiler.

    1928’e gelindiğinde, isyancılar Ağrı Dağı’nda minyatür bir Kürt cumhuriyeti yaratmış ve bazı iddialara göre, İngilizlerin aracılığıyla Cemiyet-i Akvam’a bile başvurmuşlardı. Sarı, kırmızı ve yeşilli bayrakları, Agri adlı gazeteleri, iyi eğitilmiş ve teçhiz edilmiş birkaç bin kişilik orduları vardı. Ağrı Kürt Cumhuriyeti’, Bitlis ve Van’ı da içine alacak kadar genişlemişti. Sf. 36

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 36) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ekim ayının başında 4 bin kişilik bir Kürt birliği Beyazıt’ı bastı ve bazı Türk subay ve erlerini İran’a kaçırdı.

    Ankara’nın buna cevabı: Beyazıt’ı ilçe, Karaköse’yi (aslında adı Kızılkilise idi ama 1921’de Kâzım Karabekir tarafından değiştirilmişti) il yapmak, Furugi’yi kasım sonuna kadar otel odasında bekletmek ve İran’la transit ticareti kesmek oldu. Furugi sonunda pes edip Ankara’dan ayrılırken, İngiliz elçisine “Türkiye’de Pantürkizm zor ölür…” diye yakınmıştı. Sf. 35

     1927’de ‘Bazı Şahısların Şark Mıntıkalarından Garp Vilayetlerine Nakline Dair Kanun’la, sürgünün çapı daha da genişletilince, dağa çıkışlar artmıştı.

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • Grew’a göre, (ABD Büyükelçisi)

    “Dindar bir guruptan olan Fevzi Paşa gibi birkaç istisna hâriç Ankara’nın şu anki liderlerinden bazıları kültürsüz, bazıları medeniyetsiz ve dürüstlükten yoksun, fakat hepsi de ülkelerinin birliği ve ilerlemesi için vatanseverlik coşkusu aşılanmış uluslarının manevi olarak gelişmesini isteyen kişiler.” Sf. 29, 30

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 29, 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nisan 1924’te 40 kadar Fransız ve İtalyan Okulu kapatıldıktan sonra, sıra, azınlık okullarının, binalarını onarma, genişletilme veya yeni binalar yapma konusundaki kısıtlamalara geldi. Sf. 26

    Olay, 22 Ocak 1928 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Şayan-ı hayret bir hadise: Bursa Amerikan Mektebi’nde kızlarımız tenassur mu ettiriliyor?” şeklinde bir haberin çıkmasıyla başlamıştı.

    Müfettişlerin incelemesi sırasında hikâye başka ayrıntılarla zenginleşti. ‘Rol modeli arayan’ bu dört kız, jimnastik öğretmeni Miss Edith Sanderson’un son derece mutlu ve huzurlu halinden etkilenerek din değiştirmeye kalkmış, olay, kızların “hal ve tavırlarından şüphelenen” Şahide adlı kızın, gizlice Madelet’in hatıra defterini alarak Maarif Müdürü Sıtkı Bey’e teslim etmesiyle ortaya çıkmıştı. Sf. 27

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 26, 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mesela İttihat ve Terakki’nin aktif üyelerinden Moiz Kohen, Yahudi cemaatine, Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat’tan esinlenerek Evâmir-i Aşere (On Emir) adını verdiği şu tavsiyelerde bulunuyordu: I) Adlarını Türkleştir. 2) Türkçe konuş. 3) Havralarda duaların hiç olmazsa bir kısmını Türkçe oku. 4) Mekteplerini Türkleştir. 5) Çocuklarını memleket mekteplerine götür. 6) Memleket işlerine karış. 7) Türklerle düşüp kalk. 8) Cemaat ruhunu kökünden sök. 9) Milli iktisat sahasında vazife-i mahsusanı (sana düşen görevi) yap. 10) Hakkını bil.

    Moiz Kohen kendi emirlerini ilk önce kendi uyguladı ve 1928’de, adını Munis Tekin Alp olarak değiştirdi. Aynı yıl önde gelen Musevi entelektüellerinden Avram Galante, benzer fikirleri savunduğu Vatandaş Türkçe Konuş adlı kitabı yazdı. Galante, Tekin Alp’ten de ileri giderek, azınlık dillerinin sadece kamuya açık yerlerde değil evlerde bile kullanılmaması gerektiğini savunuyordu. Sf. 24    

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 24) kitabından birebir alınmıştır.

  • Örneğin Edirne’de, “Vatandaş Türkçe Konuş!” levhalarının altına Yahudilere karşı tehdit mesajları da eklendi. Sf. 23

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

  • 15 Ekim 1927’de toplanan CHF Büyük Kurultayı’nda, fırkaya girebilmek için Türk kültürünün kabulü (dolayısıyla Türkçe konuşmak) şart koşuldu. Sf. 23

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kemalist kadroların, ‘Kürt meselesini halletmek için yürürlüğe koydukları ve yakın tarihe kadar devletin Kürt politikasının ana çerçevesini oluşturan 8 Eylül 1925 tarihli Şark Islahat Planı, çok vahim ‘tedbirler’ içeriyordu. Sf. 21

    Planın, konumuzu ilgilendiren 14. Maddesi ise (sadeleştirilmiş Türkçeyle) şöyleydi:

    Aslen Türk olup Kürtlüğe yenilmeye başlayan Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişkezek, Ovacık, Hısnımansur (Adıyaman), Behisni (Besni), Hekimhan, Birecik, Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde, hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kurum ve kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve pazarlarda, Türkçeden başka dil kullananlar, hükümet ve belediyenin emirlerine muhalefet etmek ve direnmek suçundan cezalandırılacaktır.”

    Açıkça Lozan Barış Antlaşmasının ihlali anlamına gelen bu karar Doğu vilayetleriyle sınırlı kalmadı. Örneğin 1925 yılının Temmuz ayında, Bursa Belediyesi Türkçe konuşmayı zorunlu kılan bir karar aldı. Bu karara uymayan iki Yahudi beşer lira para cezasına çarptırıldı. Daha sonra Balıkesir Belediyesi de benzer bir karar aldı. Sf. 22                    

    1926’da toplanan Türk Ocakları Kurultayı’nda en büyük tartışmalar, Türkçeden başka dillerin, en çok da Kürtçenin konuşulmasının yasaklanması üzerine yapılmıştı.   Sf. 22

    Trabzon Delegesi Mustafa Reşid Bey, Trabzon ve Sürmene havalisinde yaklaşık 90 bin kişinin Rumca konuşmasından, hâlâ Pontus’tan kalma yer isimlerinin kullanıldığından yakınıyordu. Sf. 23

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 21 ile 23 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye halkının okuryazarlık oranlarını nasıl etkiledi? Buna cevap vermek kolay değil; çünkü örneğin 1927’de okuryazarlık oranının yüzde 8,1 olduğunu söyleyen resmi istatistiklere karşılık. 1895 yılına ait Osmanlı istatistiklerinde Anadolu ve Rumeli’de 5-10 yaş arası kız ve erkek İslam çocuk nüfusunun yüzde 57’sinin ilkokul öğrencisi olduğu görülüyor. Bu istatistiklerin güvenilir olup olmadığını söylemek kolay değil, ancak bilindiği gibi 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’ne göre ilköğretim zorunluydu. Bu nizamnameye II. Abdülhamid de sıkı şekilde uymuş, ancak okullaşmada çok başarılı olunamamıştı. Yine de 1900’de imparatorluktaki 29.130 sübyan okulunda ve iptidailerde(ilkokullarda) 900 bin civarında kız-erkek öğrenci okuyordu. Aynı yıllarda idadi ve rüştiyelerde(yani ortaokul ve liselerde) 60 bin civarında öğrenci vardı. Daha önceki yılları da esas alan kümülatif bir hesaplamayla, cumhuriyete aktarılan okuma-yazma oranlarının yüzde 8.1’den daha daha yüksek olması mantıklı görünüyor. Yine de bütün çabalara rağmen 1935 yılına ait istatistiklere göre, 16,5 milyon olan nüfusun sadece yüzde 20’si okuma yazma biliyordu. Bu oran 1945’te yüzde 30’a, 1950’de yüzde 34’e çıkabilmişti. Yani, Harf inkılabı okuma yazma oranlarını yıllara göre ikiye, üçe katlamıştı ama eğer bir yanlışlık yoksa 1895 oranlarının yanına bile yaklaşamamıştı. Sf. 19  

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • 3 Kasım’da Resmi Gazete’de yayımlanan 1353 Sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’a göre, yeni harflere geçiş 1 Ocak 1929’u geçmeyecek, ancak tahkik evrakının, fezlekelerin, basılı evrakın ve defterlerin eski harflerle yazılması Haziran 1929’a kadar sürebilecekti. Sf.18

    1 Ocak 1929’da büyük törenlerle açılan Millet Mektepleri’nde sadece İstanbul’da ilk gün 50 bin kişi eğitime başladı. Yurt genelinde o yıl öğrenci sayısı 600 bine ulaştı. Okuma yazma seferberliği hız kesse de, 1936’ya kadar sürdü. Sf. 18

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • Falih Rıfkı’ya göre, komisyondaki ilk tartışma Osmanlıcadaki yabancı kelimelerin bütün ses haklarını veren bir alfabe mi yoksa Türkçe ve Türkçeleşen kelimelerin hakkını veren bir alfabe mi hazırlamak gerektiğinde çıkmıştı. Bu bağlamda, kaf, kef, gayn harflerini gereksiz bulanlarla gerekli bulanlar arasında epey ateşli tartışmalar olmuştu. Sf.16

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.

  •  Şubat 1923’te, Batı dünyasına liberal selamlar göndermek için alelacele toplanan İzmir İktisat Kongresi sırasında, İzmirli işçi delegesi Ali Nazmi, 1908’de Arnavutluk’ta, 1922’de Azerbaycan’da Latin alfabesinin kabul edilmesinden esinlenerek, Türkiye’de de benzer bir atılımın yapılmasını önermişti. Sf. 13

    1924  yılının başında, Halifelik makamının kaldırılmasına desteklerini sağlamak için İstanbul gazetecileri ile İzmir’de bir araya gelen Mustafa Kemal’e, 1913’te Enver Paşa’nın harfleri ayırma önerisine destek veren Hüseyin Cahit Bey “Latin yazısının ne zaman kabul edileceğini” sorduğunda, Mustafa Kemal bu sorudan rahatsız olmuştu. Sf. 13

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hakkı Bey’in öncülüğünü yaptığı Islah-ı Huruf (harflerin düzenlenmesi) Cemiyetinin yayın organı Teceddüt (Yenilenme) gazetesinde kamuya duyuruldu.

    Ancak, Harbiye Nezareti’nde görevli kurmay subaylardan İsmet (İnönü), Enver Paşa’ya “Paşam, yaptığınız büyük bir inkılaptır. Ancak memleketin genç zabitleri ihtiyat subayı olarak bulunuyorlar ve keşiftedirler. Harfler öyle tek tek yazılırsa keşif raporları çok gecikir. Oysa keşif raporlarının hemen ulaşması lazımdır. Bu bakımdan bu büyük eserinizi zaferden sonra tatbik etmek üzere şimdilik erteleseniz,” derken bir başka subay Mustafa Kemal de “Peki, güzel! İyi bir niyet; fakat yarım iş, hem de zamansız. Harp zamanı harf zamanı değildir. Harp olurken harfle oynamak sırası mıdır? (…) Bu şimdiki şekil, hem yazmayı, hem okumayı, hem de anlamayı dolayısıyla anlaşmayı eskisinden fazla geciktirir ve güçleştirir. Hız isteyen bir zamanda böyle yavaşlatıcı, zihinleri yorup şaşırtıcı bir teşebbüse geçmenin maddi, ameli ve milli ne faydası var? Sonra da mademki başladın, cesaret et şunu tam yap, medeni bir şekil alsın!” diyecekti. Zamanın Maarif Nazırı Emrullah Efendi’nin de bu koroya “İlim emirle olmaz” diyerek katılması üzerine, çeşitli kesimlerce ‘Hatt-ı Cedîd’, ‘Hatt-ı Enverî’, ‘Ordu Elifbası’, ‘Enver Elifbası’ veya ‘Alman Yazısı’ gibi isimlerle anılan bu yeni alfabe, ordu içinde haberleşmede kullanıldı ama işleri kolaylaştırmada bir avantaj sağlamadığı için ömrü kısa oldu. Sf. 12 

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

                                                                                                                     

  • Resul mü, yaradan mı? Nutuktan bir gün sonra;

    Ertesi gün gazeteler bu duygulu anları okuyucularına aktarmakta yarış içindeydiler. Hâkimiyet-i Milliye yazarı Avni Yavuz, “Gazi’nin Kitabını okuyan ve onun eserlerini tetkik eden en mutat (sayılı) imansızlar bile artık onun bir milli resul (peygamber) olduğuna şüpheleri kalmayacağından emin olmak isterler,” derken, aynı gazeteden Akçuraoğlu Yusuf Bey “O, yalnız Türk düşmanlarına galebe çalarak. Türk yurdunu kurtarmadı: O, yalnız Türklerin önüne düşerek. Türklere doğru yolu göstererek, Türklere hakikati göstererek Türk’leri necata erdirmedi. O, Âdemoğullarının büyük bir kısmına, yalnız büyük kısmına değil, belki hepsine yeni bir hayat yaratıyor… Yeni bir hayat yaratana bilmem ne derler?” diyerek Mustafa Kemal’i tanrı katına çıkarıyordu. Sf. 393

    O sırada Britanya’nın Ankara Sefaretinde görevli R. H. Hadow merkeze yolladığı raporunda “Nutuk daha çok Türkleri hedef alır. Yüce öğretmen, sadık havarilerini eğitiyor; onlar da ülkenin Türkiye’nin yeniden dirilişi haberini yayacak ve böylece, köylünün, dükkân ve toprak sahiplerinin Gazi’ye Cumhuriyet Halk Partisi ne olan borçlarını anlamalarına yardımcı olacaklardır.” diye yazacaktı. Sf. 393    

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 393) kitabından birebir alınmıştır.

                              

  • İlginçtir, Kılıç Ali anılarında bu iddiayı şöyle diyerek doğrular: “Tuhaf değil mi? Bu suikast olayından birkaç gün önce Afyon Milletvekili Ali Bey’le İstanbul’a gelmiştik ve Tokatlıyan Oteli’nde kalıyorduk Bir sabah Ziya Hurşit geldi. Birinci Melis’teki arkadaşlığımıza dayanarak, yaptığı küçük bazı ticari işleri için benden yardım istedi. İş Bankası’ndan kendisine üç bin liralık kredi verilmesine aracılığımı rica etti. Faik Bey’le aramızda konuştuk, Böyle bir vardım belki onu ıslah eder, zararsız hale getirebilirdi. Bu nedenle istemini verine getirdik. Belki de cebindeki o üç bin lira aracılığımızla İş Bankası’ndan aldığı paraydı,” der.

    Bu satırları okuduktan sonra, Ziya Hurşit’i idam sehpasına giderken neden ”Kılıç Ali nerede?” diye bağırdığını anlamlandırabiliriz. Peki, Kılıç Ali neden kalabalığın arasına çökerek saklanmıştır? Bakın işte onu bilmiyoruz. Sf. 387, 388

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 388) kitabından birebir alınmıştır.