Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bu bulgu temel alınarak, bir hipotez geliştirildi; buna göre depresyon, beyinde serotonin, epinefrin ya da ikisinin birden miktarının azalmasını temsil eder. Sf. 462

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 462) kitabından birebir alınmıştır.

  • Parkinson’un, devinim denetiminde yer alan beyin bölgelerinde dopamin derişiminin azalmasından kaynaklanabileceğini ileri sürdü. Carlsson ve başka bilimciler bu fikri sınadılar ve hastalara ilave dopamin vererek Parkinson hastalığının belirtilerini giderebileceklerini buldular. Sf. 457

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 457) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ön alın korteksi araştırmalarının mazisi 1848’e uzanır; o zaman John Harlow, demiryolu ustabaşısı Phineas Gage’in günümüzde meşhur olmuş vakasını betimlemişti. Kaza eseri gerçekleşen bir patlama sonucunda Gage’in ön alın korteksine demir çivi girmişti. Kazayı, genel zekâsına, algısına ve uzun süreli belleğine hiçbir zarar gelmeden sağ salim atlattı, fakat kişiliği değişmişti. Kazadan önce, vicdanlı ve sıkı çalışan biriydi; kazanın ardından, aşırı içki içmeye başlamış ve güvenilmez bir aylak olup çıkmıştı. Ön alın korteksi hasar görmüş insanlarla yapılan müteakip araştırmalar, bu beyin bölgesinin, muhakemede ve uzun süreli planlamada önemli bir rol oynadığını doğruluyor. Sf. 455

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 455) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gerçekliği yorumlamada bu yetersizliğin alametifarikası, kuruntular yani olgulara ters düşen abartılı inançlar ve bu inançların mantıksız olduğunu gösteren bulgulardır. Bunlar ortaya konsa bile inançlarını değiştirmezler. Diğer alametifarikası ise sanrılar yani dış bir uyarıcı olmaksızın meydana gelen algılar; örneğin kişinin eylemleri hakkında yorum yapan sesler duyma. Mantıksız düşünceler; fikirler arasındaki normal bağlantıların ve çağrışımların yitirilmesi, bağdaşım kaybı ya da raydan çıkma olarak bilinir; ağırlaştığı zaman, tutarsız düşüncelere ve tutarsız konuşmaya yol açar. Sf. 453, 454

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 453, 454) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’N NOTU (2018); Çok kötü bir çeviriydi, paragrafı düzenleyerek, anlaşılır bir hâle getirdim.

  • Bu bağlamda, Lev Tolstoy’un, topluma ters düşen bir aşk ilişkisinin feci sonuçlarıyla ilgili romanı Anna Karerıina’nın giriş cümlesini anımsamaktan kendimi alamıyorum: “Mutlu aileler hep birbirine benzer; her mutsuz aile kendine özgü bir şekilde mutsuzdur.” Burada Tolstoy, bilimsel açıdan ziyade edebiyat açısından güçlü olan bu cümleyle, anksiyetenin ve depresyonun pek çok biçime kavuşabileceğini, fakat güvenlik, huzur ve mutluluk gibi olumlu duyguların ortak özellikleri olduğunu ima ediyor. Sf. 449

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 449) kitabından birebir alınmıştır.

  • Freud’un işaret ettiği gibi, normal bir endişe, zorlu koşullara hükmetmeye, dolayısıyla kişinin büyümesine katkıda bulunur. Normal endişenin, iki ana biçimi mevcuttur: İçgüdüsel endişe (içgüdüsel, yani doğuştan gelen korku) organizmanın yapısında vardır ve sıkı bir genetik denetim altındadır; öğrenilmiş endişeye (öğrenilmiş korku) organizma genetik yatkınlık gösterebilir fakat temelde bu endişeyi deneyimle edinir. Daha önce gördüğümüz gibi, içgüdüsel endişe, öğrenme aracılığıyla sinirsel bir uyarıcıyla kolaylıkla bağdaştırılabilir. Hayatta kalma şansını artıracak herhangi bir kabiliyet muhtemelen evrimde muhafaza edildiği için, hem içgüdüsel hem de öğrenilmiş korku tüm hayvanlar âleminde muhafaza edilmiştir.

    İki korku biçimi de çığırından çıkabilir. İçgüdüsel endişe, eylemleri felç edecek kadar aşırıya vardığı ve süreklilik kazandığı zaman patoloji haline gelmiş demektir. Öğrenilmiş endişe ise, gerçek bir tehdit oluşturmayan hadiseler bunu kışkırttığında patoloji seviyesine çıkmıştır, çünkü sinirsel bir uyarıcı beyinde içgüdüsel endişeyle bağdaştırılır. Endişe bozuklukları benim özellikle ilgimi çekiyordu, çünkü açık ara en yaygın akıl hastalıkları bunlardır: Genel nüfusun yüzde on ila otuzu, hayatlarının bir noktasında bu endişe bozukluklarından mustarip olur! Sf. 438

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 438) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dahası, psikiyatrik hastalıklar, üst düzey zihinsel işlevlerle ilgili rahatsızlıklardır. Endişe bozuklukları ve çeşitli depresyon türleri, duygusal bozukluklardır, oysa şizofreni, düşüncelerle ilgili bir bozukluktur. Duygu ve düşünce, karmaşık sinir devrelerinin hayata geçirdiği karmaşık zihinsel süreçlerdir. Kısa süre öncesine kadar, normal düşüncelerle ve duygularla ilgili sinir devreleri hakkında çok az şey biliniyordu. Sf. 434

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 434) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aristoteles ve ardından Britanyalı deneyci filozof ve başka düşünürler, öğrenmenin ve belleğin, iki fikri ya da uyarıcıyı zihnin bağdaştırabilmesinden ya da aralarında kalıcı bir zihinsel bağlantı kurabilmesinden doğduğunu ileri sürmüşlerdir. NMDA reseptörünün ve uzun süreli potansiyel artışının keşfiyle birlikte, sinirbilimciler, bu çağrışımlı süreci pekâlâ yürütebilecek bir moleküler ve hücresel süreci gün ışığına çıkarmıştı. Sf. 368

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 368) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sadece savunma yapma hâli, doğal bir sağkalım metodudur ve ilkel’in yöntemidir, eleştiriye kapalı olmak ilkelliktir. Sf. 361

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 361) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fakat 60’ların ikinci yansından ve 70lerden itibaren yapılmış sayısız keşif, 1973’te bir araya gelip bize “rekombinant DNA” denen teknolojiyi kazandırmaya yaradı; DNA’yı düzeltme yetisi elde etmiştik. Bu, laboratuvar tekniklerinde öyle sıradan bir ilerleme değildi. Artık bilimciler DNA moleküllerini kesip biçebiliyor, doğada hiç görülmemiş DNA’lar yaratabiliyordu. Yaşamın molekül altyapısına hükmederek “Tanrıyı oynayabiliyorduk” Sf. 319

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 319) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öğrenme ve bellek altyapısını oluşturan hücresel mekanizmaların muhtemelen evrimde muhafaza edildiği, dolayısıyla da yapay tetikleme biçimleri kullanılsa bile basit hayvanlarda bulunabileceği fikrini sınıyordum. Sf. 215

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 215) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu da beni şunu düşünmeye itti: Davranışları meydana getiren bir sinir devresinde bellek, duyulardan gelen belirli uyarıcı örüntüleri aracılığıyla sinaps kuvvetinin değişmesinden türeyebilir. Sf. 209

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 209) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilinçli bellek dediğimizde aklımıza gelen şeye günümüzde, Squire ve Schacter’in izinden giderek, açık (ya da bildirimsel) bellek diyoruz. İnsanların, mekânların, nesnelerin, olguların ve olayların bilinçli bir şekilde anımsanması demektir; H.M.’nin yoksun olduğu bellek çeşidi buydu. Bilinçsiz belleğe günümüzde örtük (ya da yordamsal) bellek diyoruz. Alışmanın, duyarlılaştırmanın, klasik koşullamanın, ayrıca bisiklet sürmek ya da tenis topuyla servis atmak gibi algısal ve motor yetilerin altyapısını oluşturur. H.M.’nin elinde kalan bellek buydu.

    Örtük bellek, tekil bir bellek sistemi değil, beyin korteksinin derinlerindeki farklı beyin sistemlerini kapsayan süreçlerin bir bileşimidir. Örneğin, (korkuya da mutluluk gibi) hisleri olaylarla bağdaştırmak, amigdala denen yapıyla ilişkilidir. Yeni motor (belki bilişsel) alışkanlıkların oluşması için çizgili çekirdek [striatum] gerekirken, yeni motor beceriler ya da eşgüdümlü etkinlikleri öğrenmek beyinciğe bağlıdır. Omurgasızlar dâhil en basit hayvanlarda, alışmaya, duyarlılaştırmaya ve klasik koşullamaya dair örtük bellek, bizzat refleks patikalarının içinde depolanabilir.

    Örtük belleğin çoğunlukla bir otomatiklik niteliği vardır. Herhangi bir bilinçli çaba, hatta belleğe dayalı bir farkındalık olmaksızın, yapılan iş aracılığıyla doğrudan anımsanır. Her ne kadar deneyimler, algısal ve motor yetileri değiştirse de, o deneyimlere bilinçli anımsamanın erişmesi fiilen imkânsızdır, örneğin, bisiklet sürmeyi öğrendiğiniz zaman, bu işi kolayca yaparsınız. Bedeninizi bilinçli bir şekilde yönlendirmeniz gerekmez:

    Birçok öğrenme deneyiminde, işe hem açık hem de örtük bellek dâhil olur. Aslında, bir şeyi sürekli tekrar etmek, açık belleğin örtük belleğe dönüşmesini sağlayabilir. Sf. 177

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 177) kitabından birebir alınmıştır.

  • Genç bir hekim olarak Viyana’da bir akıl hastalıkları hastanesinin başına geçirildiği zaman, bu düşüncesini sistemli bir hale getirme fırsatını yakaladı. Orada suçluların kafataslarını inceledi ve kulağın üstünde kalan bir tümseğin, etçil hayvanlardaki tümsekle çarpıcı benzerlikler sergilediğini buldu; Gali bu tümseği, sadist ve yıkıcı davranışlardan sorumlu olduğuna inandığı beyin bölgesiyle bağdaştırdı. Zihinsel melekelerin yerini belirleme yaklaşımı “frenoloji” dalını doğurmuştur; bu dal, kişiliği ve özellikleri, kafatası şekliyle ilişkilendirir. Sf. 162

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 162) kitabından birebir alınmıştır.

  • Serotoninin, tüm beyinde on sekiz kadar farklı reseptör türüne etki ettiğini ve LSD’nin, beynin alın lobunda konumlanmış bir reseptör cinsini harekete geçirerek sanrı yarattığını artık biliyoruz. Sf. 145

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ancak muhalif varsayımlar çarpıştığında gerçekler açığa çıkar ve gerçeklere dair rakip yorumlar odak noktasına oturtulur; odaklanılan fikirler çarpıştığında ise, bunlardan birinin yanlış olduğu anlaşılır, demiş. Popper, bir yorumun yanlış tarafında olmanın önemli olmadığını eklemiş: Bir bilimsel yöntemin en büyük gücü, bir varsayımı çürütme yetisidir. Bilim, sonsuz ve gitgide incelik kazanan bir varsayım ve çürütme döngüsüyle ilerler. Bir bilimci, doğa hakkında yeni bir fikir ileri sürer ve bir başkası, bu görüşü destekleyen ya da çürüten gözlemler bulmak için çalışır. Sf. 133

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 133) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk safhanın mazisi 1791 yılına dek uzanır. O yıl, İtalya’nın Bologna kentinden biyolog Luigi Galvani, hayvanlardaki elektrik etkinliğini keşfetmişti. Sf. 107

    Galvani, sinir hücreleri ile kas hücrelerinin kendilerinden bir elektrik akımı üretebildiğini, kasların seğirmesinin sebebinin kas hücrelerince üretilen elektrik olduğunu ileri sürdü, yoksa o zamanlar geniş kesimlerin inandığı gibi, ruhun ya da “dirimsel kuvvetlerin” bu işle ilgisi olmadığını söyledi. Sf. 107

    Metal telde elektrik sinyali, ışık hızına yakın bir hızla iletilir (saatte 300.000 kilometre); fakat bu hıza rağmen sinyalin kuvveti uzun mesafelerde epey azalır; çünkü edilgen bir şekilde nakledilir. Sf. 107,108

    Helmholtz, sinir hücresi aksonlarının, tellere kıyasla elektriği çok daha yavaş ilettiğini buldu;

    Daha sonra yapılan çalışmalar, tellerdeki sinyallerin aksine, sinir hücrelerindeki elektrik sinyallerinin, ilerledikçe güçten düşmediğini gösterdi. Dolayısıyla, sinir hücreleri hızdan feragat edip etkin sinyal iletimini sağlar, böylece ayak başparmağınızda doğan sinyalin boyutu, omuriliğinize geldiğinde daralmamış olur. Sf. 108

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 107, 108) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu gibi tartışmalar, bilimciler arasında rekabetin özellikleri olan hırsın, kibrin ve kindarlığın da, tıpkı cömertlik ve paylaşım gibi mevcut olduğunu gösteriyor. Bunun sebebi açık. Bilimin amacı, dünyayla ilgili yeni gerçekleri keşfetmektir ve keşif yapmanın anlamı, ayrıcalık kazanmaktır, hedefe ilk varan kişi olmaktır. İyon hipotezini oluşturan Alan Hodgkin’in, kendi yaşam öyküsüyle ilgili denemesinde belirttiği gibi, “eğer katışıksız bilimciler sırf merak duygusuyla hareket etse, üzerinde çalıştıkları sorunu başkası da çözse yine tatmin olurlardı; fakat olağan tepkileri öyle değildir.”  Akranları arasında tanınmak ve onların saygısını kazanmak, ortak bilgi ambarına özgün katkılar yapanlara nasip olur sadece. Bu yüzden Darwin şöyle demiştir: “Doğa bilimlerine duyduğum aşka (…) bilimci yoldaşlarımın saygısını kazanma hırsı destek olmuştur.” Sf. 99

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 99) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2018); Bizim gibi toplumlarda bilim insanı çıkmamasının bir sebebi de bu rekabetin olmamasıdır. Kişi kendisini Müslüman ya da Türk olması nedeni ile üstün ve saygıdeğer görüyorsa keşif yapmak gibi zorlu bir yola neden girsin?

  • Her hücre türünün biyokimyasal açıdan ayrı olduğu ve farklı hastalıklardan etkilenebileceği zamanla açıklığa kavuştu. Dolayısıyla, örneğin deride ve eklemlerde duyu nöronları, frengi hastalığının ileri aşamalarında tahrip olur; Parkinson hastalığı, belirli ara nöron sınıflarına musallat olur; motor nöronlar ise özellikle omurilik yan duvarının sertleşmesi (ALS) ve çocuk felci hastalıkları nedeniyle tahrip olur. Aslında kimi hastalıklar o kadar seçicidir ki nöronun sadece belirli kısımlarını etkiler: Çoklu sertleşme [multiple skleroz], belirli akson sınıflarını etkiler; Gaucher hastalığı, hücre gövdesini etkiler; kırılgan X sendromu, dendritleri etkiler; botulizm toksini ise sinaspları etkiler. Sf. 97, 98

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 97, 98) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beyin korteksi, yüksek zihinsel işlevlerle meşgul olur: algı, eylem, dil, tasarlama. Derinliklerinde üç yapı bulunur: bazal gangliyonlar, hipokampus ve amigdala. Bazal gangliyonlar, motor performansın düzenlenmesine yardımcı olur; hipokampus, anı depolama işleriyle ilgilenir; amigdala, duygusal haller bağlamında otonom ve endokrin sistemlerinin tepkilerine eşgüdüm kazandırır. Sf. 72, 73

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 72, 73) kitabından birebir alınmıştır.