Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Lidya’da Sadyattes’in ölümünden sonra tahta Kral Alyattes geçti. Kral Alyattes hem Kimmerleri Anadolu’dan kovdu ve hem de Kızılırmak dolaylarına seferler yaparak Lidya’nın sınırlarını genişletti. İlk resmi devlet parası Alyattes döneminde basıldı. M.Ö. 607 yılında devletçe yönetilen ilk sikke basımı gerçekleşti..

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 176) kitabından birebir alınmıştır.

  • En ünlü Midas efsanesi ise, eşekkulaklı Midas’tır. Pan ile Apollon arasında veya Marsiyas (Marsyas) ile Apollon arasında Tanrısal bir müzik yarışması yapılır. Midas hakemdir. Midas Apollon’un rakibini daha fazla beğenir. Apollon da Midas’ı cezalandırıp, kulaklarını eşekkulağı yapar. Midas, sivri külahı ile kulaklarını herkesten gizler. Ama bir gün tıraş olurken, berberi durumu fark eder. Berber bu sırrı fazla saklayamaz, birine anlatması lazımdır. Sonunda, bir kuyuya sırrını yavaşça fısıldar. Sonra, kuyunun etrafındaki sazlar, her rüzgâr estiğinde:

    Midas’ın kulakları eşekkulakları

    Midas’ın kulakları eşekkulakları

    Diye bağırmaya başlarlar..

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şamiram Su denilen, Van’dan 50 Km uzaktaki Hoşap vadisinden Van’a temiz su getiren kanaldır. Bu kanal, bugün hala çalışmaktadır. Urartuların bağcılık ve şarapçılıkta da başı çektikleri söylenmelidir. Urartu devletinde üretimin artmasına paralel olarak, üretimi yapacak insan sayısının da artması için, o dönemin genel uygulamasına başvuruluyordu. Kazanılan zaferlerden sonra, işgal edilen yöre halkı çoluk, çocuk, kadın, erkek Urartu’ya getiriliyordu. Bunlar, genelde, yeni açılan tarım alanlarında iskân ediliyorlardı.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 146) kitabından birebir alınmıştır.

  • Atina’da kızlar eğitilmezler ve kadın, toplum dışında, yalıtılmış bir hayat sürerdi. Atinalı erkek, evine bağlı değildi ve aile ilişkileri de kuvvetli değildi. Erkekler günü dışarıda geçirirlerdi. Kadınlar ise evdeydiler. Genç kızlar, yalnızca yün eğirme, dokuma ve dikiş.

    Bazen okuyup yazmayı, bir evi çekip çevirmeyi öğrenirlerdi. Toplumdan tecrit edilmiş olarak yaşarlardı. Nerede ise, dört duvar arasına kapatılmışlardı ve ancak öbür kadınlarla düşüp kalkarlardı (lezbiyen ilişkiler). Atina evleri genellikle avlulu evlerdi. Şanslı olanların avluda kuyusu ve yemek pişirme yeri ve bazen sebze yetiştirme alanı bulunurdu. Ayrıca Tanrı Zeus’a ayrılmış minik bir sunak ta olurdu Evde kadınların yaşadığı bölümü ayrıydı ve genellikle alt katta ve ön cephede yer almazdı.

    Erkekler, özellikle yabancılar, kadınlara ayrılmış bölüme kolayca giremezdi. Erkek konuklar gelince, kadınlar kendi yerlerine çekilirlerdi. Bu bölüm yalnızca kadınların yaşadığı bir harem dairesiydi. Yanlarında bir kadın köle (cariye) bulunmadıkça kadınlar sokağa çıkmazlardı; evde, sıkı bir gözetim altında yaşarlardı. Aristophanes, muhtemel âşıkları korkutmaya yarayan (molos’lardan), iri kıyım bekçi köpeklerinden söz etmektedir. Moloslar çok büyük ihtimalle hadım kölelerdir. Zaten Herodotos zamanında Sakız adasında ticari amaçlı bir hadım etme merkezi olduğunu biliyoruz. Bu ticari amaçla hadım edilmiş erkekleri hem Doğu ülkeleri ve hem de Yunanistan satın alıyordu.

    Euripides (M.Ö. 480 – 406) kadınlardan “oikourema“ ev eşyası olarak söz eder. Antik Atina’da kadın, erkeğinin çocuğunu da doğuran, baş hizmetçiden başka bir şey değildir. Topluma karışamaz ve saygı görmezdi. Buna karşın erkekler nerede ise sınırsız özgürdüler. Antik Atina’da saygı gören kadınlar yalnızca heterealardı (eğitimli kibar fahişeler).

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 139) kitabından birebir alınmıştır.

  • Erkek çocukları yedi yaşında okula başlardı. Eğitim paralıydı, dayak ve diğer cezalar eğitimin parçasıydı.  Erkekler diz boyunda veya daha uzunca rahat elbiseler giyerler, bazı süs takıları takarlardı ama küpe takmazlardı. Saçları kısaydı. Kadınlar da uzun üstlüğü de olan mazbut elbiseler giyerler başlarını örterlerdi. Çok üst sınıfın ve yok varsayılan kadınların yüzlerini örtmeleri istenmezdi. Kadınların makyajlı olduklarını ve kaşlarının arasını birleştirerek boyamalarının moda olduğunu da biliyoruz. Mücevher olarak kolye, bilezik, küpe, yüzük gibi takılar takarlardı. Güzel kokulara meraklıydılar. Özgür kadınların saçları uzundu. Kölelerin saçları kısa olabilirdi.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 138) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lüks düşkünlüğünden Spartalıların korunmasına dair anlatılan bir öykü şöyledir:

    Öykü Plutharkos’un ünlü “Lykurgus’un Hayatı” eserine dayanır. “Sparta efsanevi kurucu Krallarından olan Lykurgus toplum düzeninde eşitlikçi neredeyse ütopik sosyalizmin bayrağı gibiydi. Toplumda yerleştirmeye çalıştığı eşitlikçi düzende paranın zararlı olacağını düşünerek demirden öylesine ağır bir para bastırmış ki ne taşınır ne saklanırdı. Amacı insanları paradan soğutmak olan Kral Lykurgus önce gümüş ve altın paraları tedavülden kaldırarak bu taşınamaz ve saklanamaz parayı dolaşıma soktu. Bu paranın büyüklüğünle alakalı olmayan çok az alım gücü nedeniyle kimse ona sahip olmak istemeyecek toplum da rüşvet, dolandırıcılık, eşkıyalık, lüks düşkünlüğü gibi dertlere yakalanmayacaktı.”

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 127) kitabından birebir alınmıştır.

  • Orhun yazıtlarında, kağanlar, hiç yendikleri düşmanın arazisini yani yurdunu aldık demezler, budunu aldık derler. Orhun anıtlarında rastlanılan il sözcüğü de, bizim şimdi kullandığımız anlamda değildir. İl sözcüğü, bu gün kullanılan anlamını, asırlar sonra Anadolu’da almıştır. Orhun yazıtlarında İlini aldım demekle, siyasi iktidarına son verdim demek istenir. Savaşta ölen kağanın, oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini aldım denilir. Arazisini aldım hiç denmez. 

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 127) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ölenin karısı ile birlikte gömülmesi âdeti, Germenlerde, İskitlerde ve Slavlarda da vardır. İran-Moğol devleti kurucusu Hülâgü Han, bayramlık elbiseler giymiş güzel kızlarla birlikte gömülür. Cengiz Han, en güzel kırk kızla birlikte öbür dünyaya gider. Kuman (Kıpçak) erkekleri, ölünce yanlarına en sevdikleri cariyelerini alırlar. Kenkol’da bulunan Hun mezarlarında erkek ve kadının birlikte gömüldüğü görülür. Yakutlarda, son asra kadar, kadın ölen kocası ile birlikte gömülürdü. Doğu Roma kaynakları, Göktürk hakanı İstemi Han ölünce, sağlığında bindiği dört at ve değer verdiği dört tutsağın öldürülerek beraberce gömüldüğünü yazar. Hazarlar, Macarlar, Bulgarlar, Moğollar, hepsi Türkler gibi atları, silahları ve eşyaları ile birlikte gömülürler. Gömülme merasimi hemen yapılmaz. Şaman tarafından açılan fal sonucu belirlenen ileriki bir tarihte gömme merasimi yapılır. Türklerin sağlığında öldürdüğü kişi ve hayvanları temsil eden balballarla birlikte gömüldüğüne daha önce değinmiştik. Bu balbalların yükseklikleri 0.55 ile 2 metre arasında değişir, bazen 2.85 metre boyunda olanlara bile rastlanır. Bu sembolik heykeller silahlıdır, oturmuş veya ayakta olabilir, sağ ellerinde bulunan bir kupayı göğüslerine yaslarlar.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 126) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hunlar elbiseleri parça, parça olana kadar sırtlarından çıkarmazlardı. Cengiz yasası da, elbiselerin yıkanmadan yıpranana kadar giyileceğini belirtir. Tabii bu fakir dönemlere ait bir uygulamadır. Yoksa göçebe imparatorlukların güçlü ve zengin dönemlerinde Türklerin giydikleri giysilerin ihtişamı ve renklerinin güzelliği ve uyumu anlatıla anlatıla bitirilemez.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 121) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kitabı Mukaddes’in Mizmor bölümü (Türkçede Zebur) olarak bilinen parçası M.Ö 560 yıllarında yazılmış 150 kadar ilahi formunda şiirden oluşmuştur. Çoğu (Hz. Süleyman) Şloma HaMeleh’in babası David HaMeleh (Hz. Davut) a aittir. Ama Hz. Süleyman’a ait olanlar onun şair yönünü ortaya koymaktadır.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 116) kitabından birebir alınmıştır.

  • Süleyman adını doruğa çıkaran esas güç, sahip olduğu efsanevi yüzükteydi. Kimi dini mitoloji kaynaklarına göre, açıkça söylenmese bile, bu yüzüğün Tanrı tarafından adaletle hükmedebilmesi için ona verildiği ima edilir. Bu öyle bir yüzüktür ki yalnız meleklerin bildiği Tanrı’nın gizli ismini saklar. Tanrının bu bilinmeyen adının yaratma ve hükmetme özellikleri vardır. Kimilerine göre de Âdem’in taşıdığı bir yüzüktür bu ve Âdem cennetten çıkarılırken onu Arşta (İslam inancına göre göğün en yüksek kısmı) bırakmıştır. Daha sonra Cebrail Tanrının emri ile onu Hz. Süleyman’a getirmiştir. Süleyman’a iyilik, güzellik ve adalet için verilen bu yüzük aynı zamanda bir mühürdür. Süleyman’ın mührü aslında beş kollu bir yıldızdır. Ama Mühr-ü Süleyman çift üçgenin kesişimi olarak yani altı kollu yıldızla sembolize edilmiştir. Gerçekte ise altı kollu yıldız Süleyman’ın değil, babası Davut peygamberin kullandığı bir semboldür. Bu altı kollu yıldız iç içe. İki üçgendir. Üçgenlerin biri yere biri göğe bakar. İnsanın maddi ve manevi dünyasını, dişi ve erkek güçleri, dünyaya giriş ve çıkış kapılarını ve daha kim bilir neleri sembolize eder, edebilir. Bu tip sembole yüklenecek ulvi değerler ve anlamlar tamamen insanın hayal gücünüze kalmıştır. İsrael bayrağının da sembolü olan bu altı kollu yıldız, yüzlerce yıl kutsal bir sembol olarak İslam dünyasında kullanılmıştır. Cami ve medrese duvarlarında, mezar taşlarında, muhtelif objelerin süslemelerinde kutsal bir obje olarak, padişah gömleklerinde beladan koruyucu bir tılsım olarak Mühr-ü Süleyman motifini çokça görmek mümkündür.

    Yahudi Kralı Davut’un oğlu olan Süleyman güçlü ve dirayetli bir kraldı ve ülkesine bir altın çağ yaşattı. Süleyman’ı efsaneleştiren en önemli eseri efsanevi Sion Tapınağıydı. Davud zamanında Sion (Siyon) Dağında yalnızca bir çadır vardı. İçine Ahit Sandığı konulmuştu. Ahit Sandığına bu eşsiz evi yaptıran Süleyman’ın o devir için son derece görkemli olan bu mabedi, cinlerin yardımı ile yaptığına inanmak için insanların birçok nedeni olmalıdır. Daha sonra yerle bir edilen bu mabedin temel duvarı bugün Yahudilerin Ağlama Duvarıdır. Yanı başında Mescit-i Aksa yükselir. Süleyman’ın Tapınağı Hıristiyan dünyasını da çok meşgul etmiştir. Templer (Tapınak) Şövalyelerinin bir kısmı Kutsal Kadehi, bir kısmı Felsefe Taşını, bazıları da Mühr-ü Süleyman’ı aramış ve hatta bazılarının bunları bularak başka yerlere sakladıkları söylenceleri yayılmıştır. 

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.

  • Süleyman, ülkesini on iki bölgeye ayırmıştı. Her bölgenin başına bir yönetici atamıştı. Her yönetici, kendi bölgesindeki vergileri toplar ve Jerüsâlem’e (Kudüs) yollardı. Davut tarafından başlanan, ancak esas yapımı Süleyman’a ait olan, Sion Dağı Sarayı ve Yahova Tapınağı, otuz binden fazla insanın angarya tarzı çalışması ile bitirilebildi. Kral Süleyman Fenike, Mısır, Suriye ve Arabistan’la ticari ilişkiler kurarak, bu ülkelerden at, köle, altın, gümüş, kokulu yağlar ithal etti ve İsrail’i zenginleştirdi. Ülke içinde vergi ve angarya fazlalığı nedeniyle bir hoşnutsuzluk vardı. Süleyman, Yuda (Juda, Yahudi) kabilelerini, kuzey kabilelerine nazaran fazla kayırıyordu. Efraim kabilesi başkaldırdı, ama bu ayaklanma bastırıldı. Süleyman’ın ölümünden sonra, İsrail kabileleri arasındaki mücadele şiddetlendi ve sonunda, M.Ö. 935 yılında, Yuda (Juda, Yahudi krallığı) ve İsrail adlı iki krallık ortaya çıktı. 

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kenan ülkesinde, kral Süleyman tahttaydı. İbrani Tanrısına gelince, başlangıçta, Şaman nitelikli bir Tanrı olan Sina dağı Tanrısı Yahova, İsrail birliği kurulurken, yavaş yavaş insan nitelikli bir Tanrıya dönüştü. Artık, Yahova, insanınkine benzer organlara, gözlere, kulaklara, ellere, yüreğe ve soluğa sahipti. Düşünce ve duyguları bir insana çok benziyordu. Hakaret görünce çok öfkelenirdi. Çok kıskanç bir tanrıydı. Yahova ulusal bir tanrıydı. İsrail oğullarının tanrısıydı. Yabancılarla olan münasebetlerde daima İsraillilerin yanında yer alırdı. İsrail oğullarına dayattığı ahlak kurallarını yabancılar için geçerli saymazdı. Kazanmak için, her şeyi mubah sayardı. Firavuna yalan söylenebiliyordu. Yahova, Mısır’dan çıkarken, kavmine Mısırlılardan çalmanın günah olmadığını söyleyerek hırsızlık yapmasını öğütlüyordu.

    Yahova savaşçı bir tanrıdır.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eşcinsel ilişki, pek çok toplumda, karşı cinslerin ilişkisi kadar ve bazen ondan daha fazla tasvip görüyordu. Çin İmparatorlarının erkek ve kadın odalıkları ile gezindikleri bilinmektedir. Bu varlık gösterisi birçok sarayda ve toplumun zengin ve ayrıcalıklı kesimlerince de sergilenmiştir. Tüm caydırmalara rağmen 1. Elizabeth İngiltere’sinde bile gözde hovardalar faklı cinsten sevgililerini aynı anda kollarına takıp sokaklarda gezinmişlerdir. Halk da bunların hovardalıklarına ve cinsel güçlerine gıpta ile bakmış olsa gerektir!     

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 112) kitabından birebir alınmıştır.

                                                                                  

  • Antik Yunan’da ve Japon Samuraylar dünyasında, askeri kastı güçlendirmenin bir yolu eşcinsellikti. Japon Samurayları savaşa genç bir partner eşliğinde giderlerdi. Kelt savaşçıları kendilerini başka erkeklere kolayca ve hiçbir sıkıntı duymadan sunarlar ve reddedilirlerse bunu büyük hakaret kabul ederlerdi.

    Birçok eski kültürde yer bulan bir diğer inanış ta, eşcinsel ilişkinin genci hayata ve evliliğe hazırlayan ve genç erkekler için, nerede ise, zorunlu bir süreç olarak kabul görmesidir. Eski Yunandan çıkan ve kurumlaşan “Pedastri” (Pederastri) budur. Pedastri (Pederastri) de daha yaşlı ve yüksek statüdeki bir erkek, yetişkinliğe hazırlanan erkek çocuğu ile eşcinsel ilişkiye girer. Genç erkeğin bu işten zevk alması veya mutlu olması beklenmez ve sorgulanmaz. Minnettar olması yeterlidir.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 111) kitabından birebir alınmıştır.

  • Musa, kavmini adanmış topraklara yani Kenan ülkesine götürme görevini kendine, Tanrı Yahova’nın verdiğini söyler. Mısır’dan kaçan İbraniler Sina dağına geldiklerinde, Musa Tanrı’dan on emri alır;

      “1-Seni Mısır diyarından ve esirlik evinden çıkaran Tanrın Yahova benim. Karşımda benden başka Tanrıların olmayacaktır.

      2-Kendin için oyma put, yukarıda göklerde olanın yahut aşağıda yerde olanın yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın. Onlara secde etmeyeceksin ve onlara tapınmayacaksın; çünkü senin Tanrın olan ben Yahova, kıskanç bir Tanrıyım: Babaların günahını üçüncü kuşak üzerinde ve dördüncü kuşak üzerinde, çocuklarında cezalandıran, buna karşılık beni sevip buyruklarımı tutanlara bin kuşak ötesine kadar inayette bulunan Tanrı benim.

      3-Yalanı doğru göstermek için Tanrı Yahova’nın adını boş yere ağzına almayacaksın; çünkü Yahova, yalanı doğru göstermek için kendi adını ağzına alanları cezasız bırakmaz.

    Sebt gününü kutlamak için onu hatırında tut. Altı gün çalışacaksın ve bütün işini yapacaksın; fakat yedinci gün Tanrıya ayrılmış bir dinlenme günüdür; sen ve oğlun ve kızın ve kölen ve cariyen ve hayvanların ve kapılarında olan konuğun o gün hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü Yahova gökleri, yeri ve denizi ve onlardan olan bütün nesneleri altı günde yarattı ve yedinci gün dinlendi; bunun için Yahova yedinci günü mübarek kıldı ve onu takdis etti.

      4-Babana ve anana saygı göster, ta ki Tanrın Yahova’nın sana verdiği toprakta ömrün uzun olsun.

      5-Adam öldürmeyeceksin.

      6-Zina işlemeyeceksin.

      7-Hırsızlık etmeyeceksin.

      8-Hemcinslerine karşı yalan şahitlik etmeyeceksin.

      9-Hemcinsinin evine tamah gözüyle bakmayacaksın.

    10-Komşunun karısına, kölesine, cariyesine, öküzüne, eşeğine ve onun malı olan hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.” 

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mısır’da işçi olarak çalışan İsrailliler, genelde, inşaat işlerinde çalışırlar ve kabile kabile bir arada yaşarlardı. Firavun II. Ramses döneminde, angaryanın artması ve kötü koşullar nedeniyle, Mısır’ı Musa yönetiminde terk ettiler. Mısır’da ırk ve din ayrımı olmadığı için, isteyenin okuma hakkı vardı. Ama bunun için, belli bir tapınağa da girmiş olmak gerekiyordu. Musa’nın iyi eğitim aldığı ve Mısır devletinde yüksek görevlere geldiği düşünülmektedir. II. Ramses, İsraillilerin Mısır’dan çıkışına engel olmaya çalışmıştır. İyi inşaat ustaları olan, İsraillileri kaybetmeyi hiç istemiyordu. Bu nedenle, İsraillilerin Mısır’dan çıkışları tam bir kaçış şeklinde olmuştur. Onları takip eden Mısır ordusu ise, Deltanın Sina tarafında, Kızıl denizin parçaları olan bataklıklarda, epey telefat vererek, kovalamacadan vazgeçmiştir.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2013); Musa, Mısır devletinde üst görevlerde bulunmuş, muhtemelen siyasi bir hedefe odaklanmış, isyan etmiş ve kaybetmiş. 

  • Mısırlılar, ölülere rehberlik ederek, öbür dünyada yapılacak yolculuğa yardımcı olması için, ölüler kitabını yazmışlardır. Ölüler Kitabının, Osiris önünde okunması için yazılmış bölümü şöyledir;

    “Hiç kimseye kötülük etmedim. Yakınlarımı bahtsızlığa sürüklemedim. Gerçek evinde alçaklık etmedim. Kimseyi gücünün dışında çalıştırmadım. Benim yüzümden kimse korku duymadı, yoksulluk ve acı çekmedi, bahtsız olmadı. Tanrıların kötü gördükleri şeyleri hiç bir zaman yapmadım. Kölelere kötü muamele etmedim ve ettirmedim. Kimseyi aç bırakmadım. Kimseye gözyaşı döktürmedim. Kimseyi öldürmedim ve kimsenin kahpece öldürülmesini emretmedim. Kimseye yalan söylemedim. Hiç bir utandırıcı davranışta bulunmadım. Zina etmedim. Yiyecekleri pahalı ve eksik satmadım. Terazinin dirhemi üzerine hiç bir zaman elimi bastırmadım. Teraziyle tartarken hiç bir zaman hile yapmadım. Süt çocuklarının ağızlarından sütü uzaklaştırmadım. Hayvanları çalmadım. Tanrının kuşlarını avlamadım. Ölmüş balığı tutmadım. Hiç bir arkın suyunu başka yöne çevirmedim. Ben temizim, temizim, temizim…”  

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 43, 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk Hermes, daha önce bahsedildiği gibi Mısır’da yaşamıştır. Belki de Mısır Tanrısı Toht’un ta kendisidir. Gizli bilimlerin üstadıdır. Bilgedir insanlara yazıyı ve bilinmesi gereken birçok şeyi öğretmiştir. Hermes’te birbirinden oldukça farlı işlerle uğraşan, ama hepsinde de tartışılmaz derecede üstün eserler veren, güçlü kimlikler ileri sürülmüştür. Astronomi, matematik, coğrafya, topografya, tıp bunlardan bir kaçıdır ve kimine göre 36 525 kimine göre de 525 veya 36 cilt eserin sahibidir. Mısır’ın büyü sanatındaki üstadıdır. Piramitleri inşa etmiştir. Yasa koyucudur ve tanrı mertebesine ulaşmış bir fanidir. Yunanlılar Hermes-Toth’dan çok etkilenmişlerdir. Bu medeniyet için o artık tartışılmaz bir Tanrı kimliğindedir. Yunan’da Ermes veya Hermes, Roma’da Merkür, Araplar da İdris peygamber olacaktır.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 33, 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yazılma tarihi tam bilinemeyen bir matematik papirüsü de Moskova’daki Moskova veya Golenischev Matematik papirüsüdür. Bu papirüs 15 feet uzunluğunda 3 inch genişliğinde 25 tane problemi çözümü ile veren bir dokumandır. Yazarı belli değildir. Problemlerden 23 tanesi Ahmes Papirüsündekilere benzemekte ise de 2 problem oldukça değişiktir ve göreceli zordur. İlki bir düzlemle kesilen kürenin hacım ve alanını bulmak diğeri ise yine bir düzlemle kesilen piramidin hacminin bulunmasına dairdir. Problemler doğru çözülmüştür. Bu antik Mısır matematiğinin en üst noktasını göstermektedir. Mısırlılar dairenin alanının çapına orantılı olduğunu bulmuşlardı. Pi sayısını 3,16 olarak (4x (8/9)karesi yani 256/81= 3,16) hesaplamışlardı.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.