Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • 1920 yıllarında Cumhuriyet Gazetesi’ni Yunus Nadi ile birlikte kuran Zekeriya Sertel’in çıkardığı solcu Tan Gazetesi’ne 1940 yıllarında gerici sürülerin saldırılarının planlanmasında Cumhuriyet, zamanın gizli örgütleriyle işbirliği halinde çalıştı. Bunu diğer çalışmalarımda gösterdim.

    1950 yıllarının sonlarında, öğrenci eylemleri nedeniyle sık sık ilişki içinde olduğum Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara Bürosu’nda istihbarat şefi, 27 Mayıs sabahı gazetedeki görevine yüzbaşı üniformasıyla ve MİT mensubu olarak geldi. Sf. 274

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – Sf. 274) kitabından birebir alınmıştır.

  • Önce bir düzeltme ile bazı açıklamalar yapmam gerekiyor; 1951 Tevkifâtı Davası «167 Sanıklı Dava» olarak da adlandırılıyor. Sf. 274

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – Sf. 274) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1981 TKP Davası başsız kalıyor.

    Zeki Baştımar, duruşmada ve savunmasında komünist partisine girmek istediğini açıkça söylüyor. Savunmasında, «memlekette irticaa, emperyalizm ajanlarına ve harp tahrikçilerine karşı mücadele etmek düşüncesiyle komünist partisine girmek istediğini” açıklıyor; dünyanın hiç bir yerinde bir komünist partisine bu gerekçelerle girilmemelidir. Yazık; bir mahkemede komünist olduğunu açıkça söyleyen bir genel sekreter, komünist partisine girmek için daha kalıcı ve temelli gerekçeler bulabilmelidir. s.255

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s. 255) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye rejimi, 1949 yılında kurulan saldırgan NATO’ya girmek istiyor; Batı, Türkiye’nin her yanaşmasında izlediği yöntemi tekrarlıyor ve isteksiz davranıyor. Türkiye, yalvarıyor ve kendi oyunlarını sergilemeye başlıyor; bunlardan birisi içerde komünist tehlikesi olduğudur ve dışarıdan da Sovyetler Birliği’nin saldırmaya hazır olduğu izlenimini veriyor. 1949 yılında Türkiye’de komünistlerin tekrar örgütlenme çabalarında Türkiye’nin saldırgan NATO ittifakına girişini önleyecek bir güç oluşturan planı öncelik taşıyor. Anlayabiliyorum ve saygıyla karşılıyorum. s.252

    17 Ekim 1951 tarihinde, Londra’da Türkiye’nin NATO’ya girişini haber veren bir protokol imzalanıyor. Türkiye rejiminin sevinç günüdür ve 26.Ekim 1951 tarihli gazeteler, Muhalefet Lideri İsmet İnönü’nün iktidardaki partiyi, bu başarısından dolayı, kutlayan basın toplantısı konuşmasını yazıyor. s.252

    Bu sevinç ile 26 Ekim 1951 tarihinde «operasyonu başlatma emri» verilebilir; artık Sevim Hanım veya bir başkası nerede olsa alınacaktır, alınıyor. Tutuklamaların basına duyurulması Kasım ayının ilk haftasına kadar bekletiliyor ve Türkiye basını, Komünist Partisi üyelerinin tutuklandığı haberini Sovyetler Birliği’nin, Türkiye’nin NATO’ya girişini protesto eden notasıyla birlikte yayınlıyor. s. 253

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s. 252, 253) kitabından birebir alınmıştır.

  • Elli Bir TKP Tevkifâtı Davası’na bir «Bülbüller Davası» demek yerindedir; emniyette politik senaryosunu koruyabilenler ve bunu korurken kendilerine saygılarını saklı tutabilenler parmakla gösterilebilecek kadar az oluyor. s. 249

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s. 249) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çocuklara, bu nedenle, bayılıyorum: Akılları ne kadar özgür? Çocukların akılları henüz tekelsi ahtapotlar tarafından zincire vurulmamış; merakları zincir tanımıyor. Tekeller ahtapot kollarıyla, hızla, buraya senaryolar örüyorlar.

    Parantezi kapatıyorum ve devam ediyorum. Tekeller, sağlıklı insanların gözlerini bozan, düz gözleri şaşı yapan göz doktorlarıdır. Tekeller insanlığın akıl gözüne düşman canavarlardır. s. 247

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s.247) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kapitalist rejim şuna inanmak istiyor: Kemalizm bir çözümdür. Eğer okullarda ve üniversitelerde Atatürkçülük, üstelik başlangıçtaki sınırlı radikalizminden uzaklaştırılmış haliyle bile, okutulursa, Türkiye’de sosyalist düşüncelerin yeşermesine imkân kalmaz; Eylülist Rejim de buna inanmak istiyor. s. 119

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s. 119) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsan güzel bir yaratıktır.

    İnsana en zor gelen kendisine ihanet’tir.

    İnsan işkenceye dayanabiliyor; insanın kendi kendisine ihanetine dayanması çok zor olmalıdır. s. 67

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s.67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Korku, insanlık durumu’dur; kuşku duymuyorum. Ancak hem tarihsel ve hem de bireysel anlamda insanlık, korkudan arındığı sürece gelişiyor.

    İnsanlar, korktuklarını kabul etmiyorlar.

    İnsanların korktuklarını kabul etmemeleri, korku’nun kendisi kadar bir insanlık durumudur. s.56

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s.56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Korkudan kurtulmanın bir yolu, korku kaynağı düşüncelerden kurtulmaktır; çıkarmaktır. Korkanlar, korku kaynağını hatırlatan nesne ve olaylara çok kızıyorlar. Sf. 48

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – Sf. 48) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gençliğinde Albay Türkeş ile birlikte Turancılıktan tutuklanan, orta yaşlılığında Adalet Partisi’nden senatör olan, şimdi Suudi Arabistan’da İslâm ülküsü için çalışan tabip üsteğmen Fethi Tevetoğlu. s.36

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s.36) kitabından birebir alınmıştır.

  • İtiraf, yüksek hızda çözülmedir.                 

    Düşük hızda çözülme her zaman var; buna itiraf denmiyor. s.25

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s.25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Samsun’da, Antalya’da, Zonguldak’ta, Kayseri’de ve diğer yerlerde, konaklarından, gayrimenkullerinden, geniş çiftliklerinden çıkartılarak, ağlaya ağlaya ülke dışına gönderilen çok zengin Elenler’in, “Rum” diyoruz, yerlerini, Sabetayistler aldılar. Çok büyük bölümünün hiçbir belgesi yoktu; o kadar öyle ki sabetayistlerin bir bölümü, suiistimallere isyan ettiler. Sulhi Dönmezer’in eşinin kardeşi R. Tesal’ın anılarında bu isyanın raporlarını bulmak mümkündür. Araştırılırsa, diğerlerini bulabiliriz.

    Sabetayist olmayan memurlar evlerinden çıkarıldılar ve Sabetayistler yerleştirildiler. Karadeniz sahil kentlerinde Şişli Terakki’ye emlak verebilmek için, bunu haksız bulan valiler görevlerinden atıldılar. Cahit Uçuk veya Üçok, Selanik’ten gelen anneannesinin aldığı uçsuz bucaksız portakal bahçelerini ve sayısız konakları, neredeyse, sebil dağıttığını, saflıkla anlatmaktadır. s.311

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s.311) kitabından birebir alınmıştır.

  • Leon Poliakov’dan öğrendiğimize göre, İbraniler, “pislik” dedikleri zaman “kilise” demektedirler; “kötülük alameti”, haç yerine geçiyor ve “kirletmek” ise “vaftiz etmek” deyişini ikame etmektedir. Kendi aralarında bir şifreleri veya dilleri olduğunu anlıyoruz. 

    Bizde, bunlara ilave sözcükler olması mümkündür, eskiden televizyon kameralı kapılar yoktu ve cumbadan kapıdakiler görünmeyebiliyordu; bu durumda evdeki, “acı soğan getirdin mi” sorusunu yöneltirse, bu, gelen sabetayistimizin yanında bir non-sabetayist olup olmadığı anlamına geliyordu, demek ki, sabetayist olmayan Türkler, “acı soğan” oluyorlar ve böyle anlatılmaktadırlar. Böyle birisiyle, Türk-Müslüman, evlenene ise “morarmış” deniyordu; herhalde ölüme yaklaşıyor ve cemaat dışına atıldıkları tespitlidir. s.310 

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s.310) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her halükârda, Berat, Sevi’nin mezar yeri olarak kabul ediliyor. İlginç yan, Bektaşilerin de burayı kutsal bir makam saymalarıdır ve 1965 yılına kadar, Sevi’nin, Berat’taki farazi mezarı, Bektaşi hacıların ziyaretlerine sahne olmaktadır. Bu, herhalde, şaşırtıcı bir malumat olmalıdır, ancak, Sabetayizm ile bazı islamic tarikatların iç içe girişini göstermesi açısından önemlidir; şimdiye kadar karşılaşmakla birlikte bir kez daha not ediyorum. s.305

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s.305) kitabından birebir alınmıştır.

  • Herhalde artık Rafael Patay’dan söz etme zamanıdır; Irak’ta işgal kuvvetlerinin hapishanelerinde, insanı utandıran muameleler açığa çıkınca, Anglo- Amerikan dünyasında adından çok söz edilir oldu. Bunun nedeni, bu Yahudi araştırıcının “The Arab Mind” adlı kitabının birden bire ön plana çıkmasıdır; bu vesileyle, “Arap Aklı” ve içindekilere baktığımızda hatta “Arap Halet i Ruhiyesi” diyebileceğimiz bu kitabın, Amerika’da savaş akademilerinde ders kitabı olarak kullanıldığını öğrenmiş olduk.

    Doktor Patay, artık yeni baskıları yapılan bu kitabında, Araplar’ın en fazla cinsel aşağılanmaya dayanamadıklarını ileri sürmektedir. Buna göre, bir Arabi, çökertmenin en doğrudan yolu, cinselliği ile alay etmek ve böylece onuru ile oynamaktadır. s.295

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s.295) kitabından birebir alınmıştır.

  • Graetz, Hendek Savaşı’nda, esirlerden, yedi yüz Yahudi’nin bir meydanda öldürüldüğünü ve cesetlerinin ortak mezara atıldığını okuyoruz. Kadınlar ise öldürülmeyip, silah ve at ile trampa ediliyordu; silah ve at getirildiğinde, karşılığında esir bir Yahudi kadın veriliyordu. s.294

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s.294) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diğer Seçme Doğrulamalar

    Antmen, alp, alpgünay,

    Babacan, baran, barda,

    Er, eralp,

    Ferman,

    Gül, güler, günay, günşık,

    İpekçi, işmen,

    Kaynak, kent, kuzu..

    Nevber, Nilli, Növber

    Oğan, okandan, özbabacan, özbaydar, öztürk..

    Paker, pamuk, pekin..

    Sağ, san, Seval, Sirmen, Şamlı, Şamlıoğlu, şemsi (efendi), Şensoy..

    Talu, tan, Tansu, türkölmez, Tahsin (hasan).

    Ülgen, ülger, ülkenli, ünlüsoy, ulusoy, Yurtbay, yücesan, yücel, yücer.. s.284

    Artık biliyoruz, Karacaahmet’in içinde Bülbülderesi’nde sadece Sabatayistlerimiz yatmaktadır; Mesih Sabetay Sevi’nin bülbüller öterken, tekrar geleceğine inanılmaktadır. s.285

    Ayrıca burası dolmuştur, başka yerlerde var, İstanbul’da Zincirlikuyu,. Maçka ve Edirnekapı’da ayrı parseller olmalıdır, buna, Aşiyan’ı ekleyebiliyoruz. Ankara’da, Cebeci Asri’de yine ayrı parselleri not etmiştim, İzmir’de de tercih edilen mezarlıklar olduğunu tespit edebiliyoruz. s.285

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s.284, 285) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halkın “Maviler” ve “Yeşiller” olarak iki hizbe, bölünmesi de bu dönemde başlamasa bile, Justinyen Çağı’nda önem kazanmıştı; bu bölünme sportif olduğu kadar ve daha çok, politik idi. O dönemde politika hipodromda, daha sonra “At Meydanı” denilen şimdiki Sultanahmet alanı ve çevresi, yapılıyordu; “Maviler” yüksek tabakaları ve “Yeşiller” ise yoksulları çağrıştırıyordu, “Mevlevi” vs “Bektaşi” bölünmesine benzetebiliriz.

    Maviler, Ortodoks ve Yeşiller, heretic, sapkın idiler; Ortodoks Justinyen, paganları çok acımasızca bastırıyordu ve bunlar da Yeşiller içine sığınmışlardı. s.254, 255

    Justinyen barışı için bu iki hizbin, zaman zaman kanlı olmak üzere, kavgası kaçınılmazdır; “bizanten politika” repertuarında bir tür planlı kavgalara ayrıca yer var. Gerginliği boşaltmayı sağlamaktadır; supap mekanizmasını hatırlatıyor, basınç dışa çıkarılmaktadır.      

    Planlı supap mekanizmasında aksaklıklar olabiliyor, zaman zaman hipodromda, “Maviler Yeşiller el ele” sloganları da yükseliyordu ki çok tehlikelidir.

    Bu durumda ciddi isyanlar ortaya çıkıyordu; 532 yılı tarihli,“Nika İsyanı” bunlardan birisi oldu. Bu isyanla Justinyen tahtını hemen hemen kaybetmişti,

    Hem kanlı seyirlikleri sürekli düzenlemek ve hem de halkı ikiye bölüp sürekli birbiriyle kavga ettirmek; “bizanten senaryo” ile bu anlatılmak istenmektedir. s.256

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s. 254 ile 256 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Filistinli Prokopyus, gelecek hükümdarların, gizli tarih’i bilmemeleri gerektiğini de düşünüyor; çünkü bunlara özenmeleri ihtimali yüksektir. Ekliyor, iktidarda olanların çoğu, seleflerinin basit ve bayağı yollarını taklit etmeye kolaylıkla kayarlar; gizli tarih’i yazmaktaki tereddüdünün arkasında bu yatıyordu. s. 248

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – s. 248) kitabından birebir alınmıştır.