Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Asil bir baba-oğul Augustus’a esir düşmüştü, ikisinden birisine yaşam bağışlamıştı, seçimi baba-oğula bırakmıştı, baba ölümü seçti, yaşamı oğluna bıraktı ve idam edildi, ama Şefin daha sonra oğlun da intihar etmesine “izin verdiğini öğreniyoruz; her iki töreni de seyrettiği kayıtlıdır. Sf. 87

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 87) kitabından birebir alınmıştır.

  • Burada Montesquieu’yü hatırlamak yerindedir; Montesquieu, üçe ayırdığı devlet türlerinden, monarşinin onur’a, demokrasinin erdem’e ve despotizmin de korku’ya dayandığını yazmıştır, demokrasi ya da hürriyet düzeni ile korku, birbirinin zıddı olmaktadır. Korku’nun bireyi köleleştirdiği kesindir; feodalitede, insanların, kendiliğinden ve isteyerek, ayrıca bir törenle, köleliğe geçtiklerine işaret etmiştim. Sf. 78

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hayâsız idi ve hayâsızlıkta hiçbir sınır bilmiyordu; sarayında yapılan bir nikâh töreni bitince, genç gelin için, “o benim karım” diyebiliyordu. Başkasının eşini almaya, Augustus-usülü evlilik dendiğini not etmiştim, ancak, Augustus, Tiberius’un babasına, eşi Livia’yı boşamasını söylemiş ve öylece evlenmişti.

    Senatörler, Caligula’nın bulunduğu yerlere eşlerini ve kızlarını getirmekten korkmaya başladılar; istediğini o anda alıp bir arka odaya geçiyordu. Tabii seçimi yapmadan önce herkesin içinde, bir at seçercesine, muayene ettiği, her yerlerine baktığını veya elini soktuğunu söylemeye gerek duymuyorum. Sonra salona döndüğünde götürdüğü kız veya kadının yatak-performansı hakkında ince ayrıntıları içeren bir rapor veriyordu; bu muameleyi gören senatör veya konsül eşlerinden intihar edenler olduğunu biliyoruz. Sf. 59 

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • Homoseksüel ama nasıl; kaynaklar, hem aktif ve hem de pasif homoseksüel olduğu konusunda kuşku bırakmıyor, bu açıdan Caligula’nın İsa’dan sonraki ilk yüzyılın başlarında modernist olabildiğini görüyoruz. Ve bir cinsel-doymaz olarak tasvir ediliyor. Sf. 49

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 49) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ana-İmparatoriçe’nin, bu amaçla, oğlu Neron’u ayarttığı ve yatağına aldığı rivayeti var. Doğru mu, Agrippina’nın erkek kardeşi Caligula ile de cinsel ilişkide olduğu hep ileri sürülmüştür. Ancak, bunlar, herhalde bir noktaya kadar etkili olabildiler, sonunda Neron’un Agrippina’dan bıktığı ve annesini öldürttüğü hep malumdur, not ettiğimi hatırlıyorum. Burası Roma’dır.

    Demek ki Roma’da ensest ilişkinin herhalde kötü sayıldığına karar vermemiz imkânsızdır.

    Ayrıca Roma’dan farklı olarak Mısır’da ensest yoktu; yakınlar arasında cinsel ilişki doğal ve dolayısıyla “ensest” yok sayılıyordu, demek istiyorum. Firavunlar kızlarıyla evleniyorlardı ve bu müessesenin Mısır Yahudilerine de miras kaldığını tespit edebiliyoruz. Devam edersek, Mısır-Helen İmparatorluğunda da benzer evlilikleri görüyoruz; Cleopatra kardeşleriyle evleniyor ve iki kardeş biri imparator ve diğeri imparatoriçe işleri idare ediyorlardı. Özetle, fena bir münasebet olarak ensest yok ve tabii sayılan bir münasebet var. Sf. 47

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • Caligula imparator oluşunu kutlama törenlerine, imparatorluğunun ilk iki-üç ayında, 160 insanı kurban ettiği kayıtlıdır. Daha sonraki zamanlarında, oyunlarda, vahşi hayvanlara atılan küçük hayvanların pahalanması nedeniyle, toplanmış yoksullar ile mahkûmların kullanıldığı hep aktarıldığına göre, 160 kurbanın çoğunun yoksul ve/veya tutuklu olduklarını tahmin edebiliyoruz.

    Diğeri, Senatör Publus Afranius Potitus ise, Caligula yaşarsa intihar edeceğini söylemişti; iyileşti ve hemen senatörü, saray esirlerine emanet etti, soydular, çiçekler, daha doğrusu, çelenkler giydirdiler ve esir alayı ile Roma sokaklarında gezdirdiler. Senatör kurbanlık sayıldı, ağlamasına veya yalvarmasına bakılmadan sokaklarda dolaştırıldı ve sonunda bir uçurumdan fırlattılar. Bir ekzeküsyon şekli de Roma’nın tepelerinden kayalıklara atmak idi; yaptılar. Sf. 46

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 46) kitabından birebir alınmıştır.

  • Despotizm ile irtica el eledir.       

    Birisi varsa diğeri mutlaka oradadır; Augustian dönemin incelemesinden bunu çıkarıyoruz. Şunu görüyoruz, halka dayalı rejimler, eninde-sonunda akılcıdırlar ve ayrıca geniş tabanı var; ulûhiyet’e ihtiyaç duymamaktadırlar.

    Şöyle de söyleyebiliriz, cumhuriyet ile sofuluk birbirinin düşmanıdırlar. Sf. 87

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 87) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doğu dendiğinde o zamanda akla ilk önce Antakya geliyor, İmparatorluk’un Roma ve İskenderiye ile birlikte üç büyük kentinden birisi idi, ayrıca Hristiyanlık’ın ilk kutsal kentidir; “hristianoy” sözü, “Christ Taraftarı”, daha sonra “christian” sözü, ilk kez Antakya’da kullanılmaya başlanmıştı.  Hristiyanların bir Yahudilik hizbi olmaktan kurtulmaya başlamaları ve evlerde ibadetten “kilise” aşamasına geçmeleri de Antalya’da çıktı. Germanicus, Antakya’yı merkez edindi; Agrippina ve Caligula yanındaydılar. Sf. 39, 40

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 39, 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • İçi boş bir insanın çok sevilmesi, çok bozucudur. Sevgiyi de absorbe etme kabiliyet ve kapasitesi var.

    İçi boş bir insanın işkenceden ve seyrinden hoşlanması da çok bozucudur. Caligula, işkence seanslarının seyrine doyamıyordu. Sf. 39

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yönetimde hasta veya kaçık varsa, demokrasi asla yoktur ve bunu araştırıyoruz. Sf. 25

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Profesör Barrett’in çalışmasının alt başlığı, “corruption of power” idi ve bu başlık, Lord Acton un, “power tends to cor- rupt and absolute power corrupts absolutely” teoremini çağrıştırıyor; bunu, Türkçe’de, “iktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar” şeklinde anlıyoruz. Sf. 24

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 24) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yaşamak mı, hep öğrenmek’tir ve öğrenmenin sevinci başka hiçbir yerde yoktur. O kadar öyle ki, Stefan Zweig, “öğrenmenin sevinci kalmadı” notunu yazdı ve intihar etti ve bende her gün bu sevinç yükselmektedir. Sf. 11

    Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye yönetici kliği, Kürt Savaşı’ndan memnundur. Bununla, Türkiye insanını transforme etmek imkânını bulduğunu düşünüyor. Sizlerin “aptallık” dedikleri, bir anlamda akıllılıktır. Türkiye, bir “düşmanlık” yaratmadan düzenini ayakta tutamıyor; bu düşmanlık masraflı olmakla birlikte pek işe yarıyor. Sf. 172

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 172) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanlığın bütününü hedef almayan hiçbir kurtarıcı, kurtarıcı değildir. Sf. 172

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 172) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ben kesinlikle demokrat değilim ve bana demokrat denmesini en büyük küfür sayıyorum; ben, özgürlükçüyüm, ben ortakçıyım, ben katılımcıyım, ben halkçıyım, ben kesinlikle demokrat değilim, ben devrimciyim. Ben aydınım ve ben sosyalist olmaya çalışıyorum. Ben demokrat değilim ve ben devrimciyim.

    Hiçbir demokrat, devrimci değildir. Sf. 127

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 127) kitabından birebir alınmıştır.

  • Felsefe ile şaka’nın bir ilişkisi var mı? Belki de “şaka”, şiddeti olmayan felsefe denemesidir. Belki de bu nedenle, ben, şiddetli eyleme dönüşmeyen faaliyetlerimde, yazı ve konuşmalarımda, “şaka” öğesini çok kullanıyorum; bir de, gülmenin insan yüzüne dans etmek ve inanmak ile birlikte, en çok yakışan üç renk olduğuna inanıyorum. Sf.125

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 125) kitabından birebir alınmıştır.

  • Farsça Nasrettin’in, Türkçe Nasrettin’den çok daha felsefi oluşuna hem şaşırıyorum ve hem de, bunu önemli buluyorum. Bu, bize, Türklere, ,dilimize ve devrimlerimize bir yeni kapı’dır. Şimdiye kadar dilimiz ve devrimlerimiz, büyük ölçüde, felsefesiz kalmıştır.

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.

  • Goethe’nin ünlü, “bir dil bilen, hiçbir dil bilmiyordur” sözü Sf. 123

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ülkemizdeki pisliğin dibinde en saldırgan, en kan içici, en sömürgen, en ahlaksız, en kumarbaz, en cahil üç sektör var; pisliği üreten, tekstil, inşaat ve turizm sektörüdür. Sf. 119

    Şimdi başlığını veriyorum Bir “TİT sendikacılığın son bulduğu alandır. İki, Tit te bilgiye gerek yoktur. Üç Tit, orospu ahlakının alanıdır. Dört; Son zamanlarda “dünya evine giren, bütün şantözler, mankenler, heriflerini “marifetli” demektir, Tit de buluyorlar.

    Pislik, ülkemizde, bir ekonomi politik sistemidir.

    İki nokta daha ekliyorum; birincisi, Paris’te de oluyor, bazen eve dezenfekte yapmaya geliyorlar. Hiçbir zaman, masaları ya da tabakları ilaçlamıyorlar; hemen hela’ya gidiyorlar ve sıkıyorlar. “Tit” temizlenmedikçe, ülkemizde pislik ve cinayetler temizlenemez; bu bizim görüşümüzdür. Sf. 120

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 119, 120) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şimdi daha açık yazıyorum: Sovyet Komünist Partisi, Aybar’a, Behice Boran’a ve bu arada bana, hiçbir zaman güvenmemiştir. Bizleri, kendi senaryoları için, hiçbir zaman esnek bulmamıştır; şimdi ben, sadece pek de haksız olmadıklarını söyleyebiliyorum. Sf. 107

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 107) kitabından birebir alınmıştır.