Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Tip Dördüncü Kongresi Kürtlük kararını aldığı yıl, Güney’de Mustafa Barzani ile Bağdat arasında bir ön anlaşma imzalanıyor; bu anlaşmaya göre, Bağdat, Kürtler’e “otonomi” vermeyi resmen kabul ediyor. Bu kabul ve bu ön anlaşma da Kürt tarihinde ayrı bir öneme sahiptir; yalnız “otonomi” sözcüğü, Ankara ve Tahran için bir kâbus anlamına da geliyor. Bu kâbusun etkisi olabilir, 1972 yılı ilkbaharında, Moskova, Bağdat ve Ankara ile nerede ise aynı tarihte, “Dostluk Antlaşmaları” imzalıyor; benzerini Tahran’a da sunuyor. Ben hep, Türkiye’de, Martçı Darbe günleridir ve bu darbe sırasında Başbakan Kosigin’in Ankara’ya gelip, darbeci generallerlerle kucaklaşmasını acı acı izlediğimi hatırlıyorum. Ancak bu “Dostluk Antlaşmaları” asıl Güney Kürdistan için tam bir darbedir; Sovyet Komünist Partisi, Irak Komünist Partisi’ni iktidardaki Saddam rejimi ile bir “cephe” yapmaya zorluyor. Bu, Kürtlerin yalnız bırakılması ve Mustafa Barzani’nin bastığı toprağın kaymasıdır. Çok acıdır. Sf. 106

    Sovyetler, Barzani’ye teselli sözleri ediyorlar; ancak Barzani; sonunda, İran ve CIA ile anlaşmak zorunda kalıyor. Kürtlük tarihinde çok acı sayfalar hazırlanıyor. Sf. 106

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aybar devrildi. Behice Boran Genel Başkan, Kürt kökenli Sait Çiltaş Genel Sekreter yapıldı ve 1970 yılı sonunda, Dördüncü Kongresi’nde ünlü “Kürt Halkı Vardır” kararını aldı. O zaman Mehdi Zana ve Kemal Burkay örneği Kürtler ile beraberdik; bu karar, Kürtler üzerinde bütün yabancı gözlemcilerin kabul ettiği gibi, Kürtlük tarihinde çok önemlidir. Sonunda Türkiye İşçi Partisi kapatılmıştır. Sf. 105

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 105) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1967 yılında Demirel, Türkiye’yi Amerika’dan bir milim uzaklaştırmak karşılığında, Sovyetler Birliği’nden, Türkiye İşçi Partisi’nin kellesini istiyordu. Çünkü 1965 Seçimi, Demirel’i başbakan yaparken on beş isimsizi de, “Tip milletvekili” olarak meclise gönderiyordu; “biz” her kademede Tipliler Türkiye’de Başbakan’a “morrison” diyor ve Demirel’i başbakan olmakla birlikte, ülkeyi yönetemez hale getiriyorduk. Şimdi nasıl Netanyahu Erbakan bunalıyorsa, o zaman da Başbakan Demirel nefes alamıyordu. Kendisi de Moskova’ya açılırken düşürülen Adnan Menderes’in oğlu Aydın Bey, bana, “Anlaştılar Hocam, Tip orada bitti” diyordu.

    Doğrudur. O zamana kadar hükümeti bunaltan biz Tip’liler o tarihten itibaren birdenbire kendimiz bunalır hale geliyorduk; sanki herkes ipinden boşaltılmıştı ve Tip, kendisi dışında solun hedefi olmuştu. Bir: Sovyetler en çok, şimdi aramızdan göçük, sevgili dostum Doğan Avcıoğlu’nun başında bulunduğu radikal askeri “devrim” hareketini destekliyordu; Ordu içinde pek çok cuntalar oluşmuştu. Zamanın Mit ajanı Mahir Kaynak da, Madanoğlu Cuntası içindeydi ve cuntayı izliyordu; Kaynak çabuk fark edildi, Avcıoğlu bana daha sonra Kaynak konusunda kendilerini Sovyet ajanlarının uyardığını anlatıyordu. Avcıoğlu, bir Tip muhalefeti yapıyordu. İki: Mihri Belli sessizliğini bozmuştu ve “milli demokratik devrim” adıyla, Avcıoğlu’na yakın ve gençleri toplayan bir Tip muhalefeti başlatmıştı. Üç: Tkp henüz pek zayıftı. Ancak Tip’e yakın sekreteri Baştimar’ı tasfiye edip, karyerist İsmail’i yerine geçirmişti; Laz İsmail, Belli’yi sevmemekle birlikte, milli demokratik devrim teziyle Tip’e karşı kampanyaya katılıyordu. “Bizim Radyo” Tip’e karşı mücadelesinde ısınıyordu. Dört: O zamanlar solda görünen ve her zaman Mit ile kucak kucağa olan Cumhuriyet gazetesi, Tip muhalefetini de körüklüyordu. Sf. 104

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 104) kitabından birebir alınmıştır.

  • İhanet, kötülüklerin güvenilen eller tarafından yapılmasıdır. Hain, sadece “kalleş” değildir; hain, kendi içinizden çıkan kalleş’tir. İhanet, öldürülmeniz değildir; yakınınızın sizi öldürmesidir. Hain, güven kazanmış katildir. Bu nedenle ve tarifine uygun olarak, Madam Çiller, Netanyahu Erbakan ve Morrison Süleyman, kesinlikle hain değiller. Hain değiller, ancak ihanet için gereklidirler. Sf. 103

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 103) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunlara bir de şunu ekliyorum: “Ülkemizin bütün büyük hainleri benim eski arkadaşlarımdır.” Bunu tiksinerek yeniden yazıyorum. İnönüler, Çetinler, Karayalçınlar, Baykallar, yakın ya da uzak benim eski yaranım, çenelerine kadar pisliğin ve cinayetlerin içindedir. Sf. 98

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 98) kitabından birebir alınmıştır.

  • Vatikan arşivlerine inmedim, ancak çok ciddi kaynaklarda buldum, Vatikan, on beşinci yüzyılda, Anadolu’da çift dinli olgusunu kabul ediyor. Her cuma camiye giden, orucunu tutan, görüntüsü Müslüman, ancak gece geç vakit, evinde gizli İncil’ini okuyanları Hristiyan olarak kabul ediyor ve bunlara  “kripto Hristiyan” adını veriyor. Şu günlerde Iran uygarlığıyla boğuşuyorum, çeşitli kaynaklar, bir zamanlar Anadolu’da bir yanı Zerdüşt ve diğer yanı Anadolu dinlerinden insanlar kaydediyorlar; topraklarımız çift dinliler ormanıdır. Sf. 78

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dünya korsanları içinde en çok, kitaplarımı izinsiz olarak basıp kendi hesaplarına satanları seviyorum. Sf. 72

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 72) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2022); 2006 yılının baharında, Eskişehir Anadolu Üniversitesinin Anadolu Oteli’nde Yalçın Küçük Hoca’m ile tanıştık, konferans için gelmişti, memuriyet yıllarımda okuduğum kitaplarını hep ikinci elden temin ettiğimi, bundan dolayı da kendisine karşı mahcup olduğumu anlattım, hiç önemli değil dedi, istersen korsan kitabımı alıp oku, yeter ki oku, demişti.

  • Çalıştırılmayan kafa ise insana değil, kasaba gereklidir. Sf. 71

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunu anlatmayı pek seviyorum, Abdülhak Hamit ile ilgilidir; “Şair-i Azam”, ilk karısının ölümü üzerine; makber’i yazarak, in­sanlarımıza büyük bir ağıt bırakmakla birlikte arka arkaya evlen­mekten de geri kalmıyor. Sonuncusu, gayr-i müslim’den Lüsyen Hanım’dır, çapkınlığı hep anlatılıyor, ama dedikodular çok yükselince, ailenin ileri gelenleri Şair-i Azâm’a duyurmak istiyor­lar; kızgınlığından çok korkuyorlar, ancak Şair-i Azam, çok soğukkanlı karşılıyor ve büyük bir vakar içinde, “icabına ba­karım” demekle yetiniyor. Sonra, on beş gün kadar sonra, yine büyük bir törenle aile meclisini topluyor ve “söylediğiniz skandalı araştırdım, hiç aslı yokmuş, Lüsyen Hanım’a sordum, aslı yok­tur” diyor ve aile meclisini kapatıyor. Güzel, bu öykü beni hep acı acı güldürüyor; yakın zamanda da pek güldüm, Mesut Yılmaz, cinayet şebekesini, Süleyman Demirel’e götürmeye ka­rar verince, “işte bir skandal daha Lüsyen Hanım’a havale ediliyor” diyerek pek kırıldım. Demirel, son otuz yıllık skandallar ve katliamlar dünyamızın Lüsyen Hanımı’dır. Son otuz yıllık katliamlar ve cinayetler tarihimizin önceden-bileni’dir. Yıl; 1996 Sf. 69, 70

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 69, 70) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sultan Üçüncü Selim’den bu yana, yobazların elinde yiten bütün yiğitlerimizin vasiyetlerini üzerimde duyuyorum. Bunların arasında, 70’li yıllarda Yürüyüş’te yanımda çalışan Latif Can ve kendisiyle yedi genç arkadaşımın vasiyetleriyle de yanıyorum. Latifin yüzü ne kadar aydınlıktı ve galiba, bir çalışmamı bu yedi yiğidimize ithaf etmiştim; ülkücü faşistler bir gün, Bahçelievler’de telle boğdular. Boğan örgütün başında, son olarak Mesut Yılmazın parlamentoya soktuğu Muhsin Yazıcıoğlu vardı ve diğeri Abdullah Çatlı’ydı ve bilime susamış bir kamyon leşini çıkardı. Sf. 67

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Neden mi? Bir açık nedeni var; Türk Devleti’ni yöneten “en Kemalist” yöneticiler, Kemalizm’in bittiğini görüyorlar ve gitmek istedikleri her yere, bu nedenle, Kemalizm’le değil, tarikatlarla sefer düzenliyorlar. Bu herkesin göremediği ve bizim gördüğümüz bir gerçektir; Med-Tv’deki son açık oturumda, Başkan Apo’nun, “Türk Devleti’nin Refah’a muhtaç ve mahkûm olduğu” yönündeki saptamasını da bu cümlede anlamak gerekiyor.  Sf. 64, 65

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 64, 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarih bütün toplumların bir tür içten patlamalı motor olduğunu anlatıyor. Osmanlı mede­ni yasası olan Mecelle ise “sıkışırsa genişler” kuralını getiriyor. Türkiye’ye, “beş Humeyni şiddetinde”, ancak tamı tamına anti-humeynist yönde bir patlama geliyor. Mezarlıkların boşaltılması gerekiyor, almayacağa benziyor; İstanbul Boğazı’nın üstü yine cesetlerle örtülü görünüyor. Tarih söylüyor ve ben tarih düşüyo­rum. Sf. 62

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 62) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bütün dinler, insandan Tanrı’yı çıkardılar. Bizim işimiz, Tanrı’yı insanlaştırmak’tır.

    Bütün dinler Tanrı’yı gök’e çıkarmak için insanı tükettiler. Bizim işimiz, Tanrı soyutlamasını, insanı çoğaltarak tüketmek’tir. Sf. 52

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 52) kitabından birebir alınmıştır.

  • Saptamalarım önemli mi? Sonuçları, çok önemli ve çok kanlıdır. Bir: Yobazlar, bunu biliyorlar ve Kürt sorununu kesinlikle çözmezler. Bu toplumda, sosyalist mücadele ve Kürt Yükselişi olduğu sürece yobazlara yer açılıyor ve bunu biliyorlar. İki: Şimdi sosyalist kanadımız zayıftır ve Kürt Mücadelesi bittiği anda, yobazların tasfiye edileceği kesindir. Çok kanlı bir biçimde, İkinci Mahmut’un yeniçeri güruhunu tasfiye ettiği türden ve büyük ölçüde ellerine geçirdikleri polis güruhu ile birlikte tasfiye edilecekleri kesin görünüyor. Üç: Necmi Hoca ve diğer yobaz güruhunun bunu görmesi mümkün olmuyor, çünkü bunun için bir başka akıl gerekiyor. Bung, Aristotales-karşıtı mantıkta, “zıtların birliği” diyoruz; zıtlardan biri bitince zıttı da ortadan kaldırılıyor. Tüketim olmazsa üretim olmuyor; üretim yoksa tüketim yapılamıyor. Zıtlar, zıtlarıyla birlikte var. Yobazlık, başkalarının değil, Türkiye toplumunda sadece bizim zıttımız’dır. Sf. 41

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yasalarımızı unutmamak durumundayız: yobazlık, ülkemizde devletin ve generallerin politikasıdır. Kemalizm’in bir ideoloji olarak bitmişliği en çok generallerin gizli tarihinde yazılıdır. Bu yüzden sosyalizmi ve Kürt mücadelesini durdurmak için, yobazlığa muhtaçtır. Şimdi generallerin sorunu, yobazlığın, kendinden bağımsız ve kendi adına “iş” yapmaya kalkmasıdır. Sf. 40

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir: Herkes İngilizce öğrenirken, Eşref Paşa, 1960 yılların­da, Goethe Enstitüsü’ne Almanca öğrenmeye gönderiliyor. İki: Eşref Bitlis, Türk Kurmay Akademisi’nden sonra Alman Akade­misi’ni de bitiriyor. Üç: Normali iki yıldır, dört yıl Komando Tu­gay Komutanlığı’nı yapıyor. Dört: İmset’in, istihbarat kaynak­ları da kullanılarak yazılan, “The PKK” kitabının 201. sayfasında, “Bitlis, a succassful commande in the Turkish armedforces, was also an expert on special warfare” ifadesi yer alıyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinde başarılı bir kumandan olan Bitlis’in bir özel savaş uzmanı olduğu belirtiliyor. Sf. 30

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ayrıntıları Avrupa’da “Dirilişin Öyküsü” ve ülkede “Kürt Bahçesi’nde Sözleşi” adıyla yayınlanan kitapta yer alan, Turgut Özal-Eşref Bitlis formülü var. Bu formüle göre, Türkiye’nin güney sınırı karakollarla donatılacak, ayrıca Barzani peşmergeleri dolar üzerinden maaşa bağlanacak, mücadele güney sınırının güneyine kaydırılacak; buna karşılık, güney sınırının kuzeyindeki Kürtlere mümkün olduğu kadar insanca davranılacak; bu formül gerçekleşmiyor ve Eşref Paşa, açık bir suikastla ve Özal, kuşku duyuran bir ortamda, temizleniyor. Kürt köylerini yaktılar, Leyla, Hatip, İsmail Hocamız başta, pek çok sevdiğimizi zindanlara attılar. Turgut Özal-Eşref Paşa, formü­lünün temelinde, Güney Kürdistan’ı, bir “üst-türk himayesi” al­tına alma düşüncesi bulunuyordu; ancak şu anda bu formül, bir daha uygulanamaz biçimde, toprak altındadır. 

    Şimdi Washington’a en yapılabilir gelen senaryo Güney Kürdistan’ı Irak’tan koparmak ve muhtemelen ve bir biçimde, kuzey ile bir­leştirerek, Ankara’nın üst egemenliğine vermektir.  Sf. 20, 21

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 20, 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • İkinci paranteze geliyorum, a. Sözünü ettiğim bu son iç savaş döneminin başı, Süleyman Demirel’in de, yönetiminin başlarına işaret ediyor, b. Demirel, hep bir iç savaş yöneticisidir, c. Yakın zaman dönemlerimizin bütün büyük katliamlarında Demirel var. Bir Mayıs Katliamı, Demirel’indir. Sivas Katliamı Demirel’indir. Bütün akan kanlarda Demirel’in kanlı eli ve parmakları var. Sf. 10

    Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • Benim kaynaklarım çok üzgündüler, laisizmi büyük tehlike altında görüyorlardı ve Amir Maimon, Biz “Emir Meymun” çağırabiliriz, iyi kalpli birisi, üzülmelerine dayanamıyor, Türk başbakanı A. Gül’ün İbrani olduğunu ileri sürüyor, inandırıcı olabilmek için, “dedesi Yahudi mezarlığında yatan bir insandan nasıl korkarsınız” yollu üstelemekten de geri kalmıyor. Tam o sırada, akepe hükümet olunca, İsrael Dışişleri Bakanlığında bir değerlendirme toplantısı yapılmış, Türkiye uzmanı Amir Maimon’u da çağırmışlar “aynen öyle” söylemiş ve sözüne güven olursa, İsrael dışişleri kayıtlarında var. Sf. 495

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 495) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çok güzel, şimdi dünyaya bir “Ayşenaz” gelmiş, çok önemli ve birinci sayfa haberidir. Çok hoş, yalnız, bizim isim konstrüksiyonumuzda, böyle, “Hayrinisa” veya “Ayşenaz” türünden yapıştırmalar yoktur, isim mi kalmadı, neden “Aydın” koymuyorlar, yavaş yavaş adlarımız da “biseksüel” oluyorlar, kızlarda “Aydın” biliyoruz.  Peki, Naza neden Ayşe’yi yapıştırmışlar, Sabetay Sevi’nin eşinin, Müslüman olduğunda ilk aldığı ad Ayşe idi, bir assosiasyon diyebilir miyiz ve herhalde teveccüh gösteriyorlar. Sf. 491

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 491) kitabından birebir alınmıştır.