Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Karaylar Yahudi dinindendir.  Çoğumuz Karaimler de diyoruz.  Bunlar Tevrat’a inanan ve Talmud’u reddeden bir mezheptir; fakat öbür Yahudiler gibi hem Tevrat’ı hem de Talmud’u kabul eden bir Türk grup da vardır; onlara Kırımçaklar denir ve Kırım yarımadasındadırlar.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öleceğini bilerek yaşayan tek mahlûk insandır.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • Historia, Latinlerin tarih kelimesi, aslı Yunanca; somut bir malzeme, müşahhas bir malzeme, bilgi demek.  Arapçadaki tarih kelimesinin kökü ay bilgisi demek, yani takvim bilgisi; çok müşahhas.  Resgestae, Latince’de ‘res’ ‘şeyler’ demek; ‘gestae’ ise ‘hatt-ı harekât, tavır, hareket’ anlamındadır.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • Önce Hanedan üyeleri (yani imparatorluk prensleri, sultanları ve çocukları), 1974 affıyla erkek hanedan üyeleri (şehzadeler) affedilip dönebildiler.  …  Bugün hanedan reisi durumunda olan zat Osman Ertuğrul Efendi’dir, Sultan II. Abdülhamid’in torunudur.  New York’ta yaşıyor.  Eski Afgan Kraliçesi Süreyya’nın yeğeni Zeynep Tarzi Hanımla evlidir.   Osman Ertuğrul Efendi’nin müzik ve tarih bilgisi eşsizidir.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkçe, bugün Balkanlar’da sanayi ve ticaret dili olarak kullanılıyor.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diyalektiğin bir başka kavramı da “zıtların iç içe geçmesi” yasasıdır. Bu yasa, değişim süreçlerinin, çelişkiler sayesinde, tüm doğal ve toplumsal süreçlerin içinde gömülü olan farklı unsurlar arasındaki çatışmalar sayesinde ortaya çıktığını söyler.    Zıtların iç içe geçmesine doğa biliminden en iyi örnek belki de “kuantum teorisi”dir. Bu teori enerjinin ikili bir karakter göstermesi üzerine kuruludur; bazı deneylere göre enerji dalgalar halinde vardır, tıpkı elektromanyetik enerjide olduğu gibi. Ama diğer bazı durumlarda, enerji kendini parçacıklar halinde açığa çıkarır. Başka bir deyişle, bilimciler arasında genellikle kabul gördüğü gibi, madde ve enerji aynı anda iki farklı biçimde –bir taraftan gözle görülemeyen bir dalga, diğer taraftan içinde belirli bir enerji “kuantumu” (miktar) taşıyan bir parçacık– varolabilir.  

    Dolayısıyla modern fizikteki kuantum teorisinin temeli çelişkidir. Ama bilim alanında bilinen daha birçok çelişki mevcuttur. Örneğin elektromanyetik enerji pozitif ve negatif kuvvetlerin birbiri üzerindeki etkisi aracılığıyla harekete geçer. Manyetizma bir kuzey kutbunun bir de güney kutbunun varoluşuna bağlıdır. Bu ikisi tek başlarına varolamazlar. Tam da çelişkili kuvvetlerin bir ve aynı sistem içerisinde bir bütün halinde bulunmaları nedeniyle vardırlar ve işlerler.

    Benzer biçimde bugün her toplum bir sistem içinde bütünleşmiş çelişkili unsurlar taşımaktadır ve bu da herhangi bir toplumun, herhangi bir ülkenin istikrarlı ve değişmeden kalmasını imkânsız kılmaktadır. 

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diyalektiğin ikinci yasası da “Redd’in Redd’i Yasası: ”yani“ yadsımanın yadsınması yasası”dır. Burada “yadsıma” sadece bir şeyin yok olması, başka bir şeye dönüşerek ölmesi anlamına gelir. Örneğin insanlık tarihinin ilk dönemlerinde sınıflı toplumun gelişmesi, daha önceki sınıfsız toplumun yadsınmasını temsil ediyordu. Ve gelecekte komünizmin gelişimiyle birlikte, bugünkü sınıflı toplumun yadsınması demek olan başka bir sınıfsız toplum göreceğiz. Yani yadsımanın yadsınması yasası yalnızca bir sistemin doğarken başka bir sistemi yok olmaya ittiğini söyler. Ama bu yeni sistemin kalıcı veya değişmez olduğu anlamına gelmez. O da toplumda daha sonra görülecek gelişme ve değişim süreçleri sonucunda yadsınır. Nasıl sınıflı toplum sınıfsız toplumun yadsınmasıysa, komünist toplum da sınıflı toplumun yadsınması olacaktır.

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başlangıç olarak; “Kemiyetin Keyfiyete” veya  “niceliğin niteliğe dönüşümü yasası” nı ele alalım. Bu yasa değişim süreçlerinin, evrendeki hareketin, tedrici yani azar azar olduğunu ve düzenli olmadığını söyler.

    Yine doğa bilimlerinden bir örnek verecek olursak, suyun ısınmasını ele alabiliriz. Suya ısı verdikçe gerçekleşen değişimi sıcaklık derecesi cinsinden tam olarak ölçebilirsiniz (“nicelik”). Diyelim 10°C’den (çeşme suyu sıcaklığı) yaklaşık 98°C’ye kadar değişim nicel olacaktır; yani daha sıcak olmasına rağmen su, su olarak kalacaktır. Ama o andan sonra sudaki değişimin nitel hale geldiği ve suyun buhara dönüştüğü bir nokta gelir. 98 dereceden 102 dereceye ısıtılırken suda meydana gelen değişimi nicel yani kemiyet olarak tanımlayamazsınız.

    Nicel değişimin birikimi (gittikçe daha çok ısıtmak) sonucu nitel bir değişimin (sudan buhara) oluştuğunu söylememiz gerek. İşte niceliğin niteliğe dönüşümünden bahsederken Marks ve Engels’in kastettiği de buydu

    Örneğin, bir tür olarak bizler şempanze ve gorillerden nitel olarak farklıyız; onlar da diğer memeli türlerinden nitel olarak farklılar. Ve bu nitel farklılıklar, bu evrim sıçramaları, geçmişteki nicel değişimlerin ürünüdür. Marksizm’e göre, ani değişim dönemlerinin arasına serpiştirilmiş tedrici değişim dönemleri her zaman olacaktır.

    Gebelik döneminde tedrici bir gelişim dönemi görülür, sonunda ise son derece hızlı bir gelişim dönemi. Aynı durum toplumun gelişiminde de geçerlidir. Marksistler sık sık bu gebelik benzetmesini savaşların devrimlere dönüşümünü tarif etmek için kullanmışlardır. Bunlar toplumsal gelişme içinde nitel sıçramaları temsil ederler; ama onlar da toplumdaki nicel çelişkilerin birikimiyle ortaya çıkmışlardır.

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • Formel mantıkçı “A” “A” ya eşittir derken, diyalektikçi “A” nın “A” ya her zaman eşit olmadığını söyler veya Troçki’nin yazılarında kullandığı bir örneği alırsak, bir kilo şeker, başka bir kilo şekere eşit değildir. Eğer bakkaldan şeker alacaksak eşitlik varsayımı işe yarar, ama dikkatle bakarsak, bunun gerçekte yanlış olduğunu görürüz. Öyleyse şeylerin, hayatın ve toplumun sürekli hareket ve değişim halinde olduğunu dikkate alan bir kavrayış biçimine ve mantığa ihtiyacımız var. Ve bu mantık şekli şüphesiz diyalektiktir. Ama öte yandan diyalektiğin evrene düzenli ve tedrici bir değişim süreci atfettiğini düşünmek hatalı olur.

    Diyalektiğin yasaları, değişim süreçlerinin gerçekte nasıl işlediğini tarif eder.  

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 6) kitabından birebir alınmıştır.

  • Formel mantık gündelik hayatta yararlı bir yöntemdir ve nesneleri tanımlamada faydalı kestirimler yapmamızı sağlar.

    Darwin’den önce gezegenimizin üzerindeki tür sayısının tamı tamına Tanrının ilk altı günde yarattığı tür sayısına –tabii Nuh Tufanında telef olanlar hariç– eşit olduğuna ve bu türlerin bin yıllar boyu değişmeden kaldığına inanılıyordu. Ama Darwin değişen türler fikrini üretti ve böylece sınıflandırma yöntemi kaçınılmaz olarak değiştirilmek zorunda kalındı. 

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 5) kitabından birebir alınmıştır.

  • Formel mantık “özdeşlik yasası”na (“A” eşittir “A”), yani şeylerin kendilerine eşit olduğuna ve birbiriyle belirli ilişkiler içinde olduğu düşüncesine dayanır. Özdeşlik yasasından temel olarak türemiş diğer yasalar da vardır; örneğin “A” “A” ya eşitse, “B”ye veya “C”ye eşit olamaz.

    Aslına bakılırsa bilimin gelişmesinde ve bugünkü toplumu yaratmış olan sanayi devriminde formel mantık çok önemli bir alet, çok önemli bir araç olmuştur. Örneğin matematiğin gelişimi ve temel aritmetik, formel mantığa dayanmaktadır. Formel mantığı kullanmadan bir çocuğa çarpım tablosu veya toplamayı öğretemezdiniz.

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 4) kitabından birebir alınmıştır.

  • Materyalizmin felsefi karşıtı olan bu anlayışa “idealizm” diyoruz. Bu yaklaşıma göre insanlığın ve toplumun – ve de sanatın, bilimin, vs.– gelişimini belirleyen maddi süreçler değil fikirlerin gelişimi, insan düşüncesinin mükemmelleşmesi veya yozlaşmasıdır.

    Örneğin mekaniğin yasalarını ve gezegenlerle gök cisimlerinin hareket yasalarını incelemiş olan Isaac Newton, bu hareketlerin zihin veya düşünceyle belirlendiğini düşünmüyordu. Ama tüm maddeye bir ilk itiş verildiğini, bu ilk itkinin de bir tür doğaüstü güç tarafından, Tanrı tarafından verildiğine inanıyordu. Aynı şekilde, bugün birçok biyolog için bitki ve hayvan türlerinin bir türden diğerine evirildiğini ve insanoğlunun kendisinin de önceki türlerin gelişiminden ibaret olduğunu kabul etmek kolaydır.

    Bu anlamda materyalizm, Marksizm’in temel hareket noktalarından birini oluşturur. Diğer temel kalkış noktası da diyalektiktir.

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik, Materyalizm – İnternet, (Sf. 3) kitabından birebir alınmıştır.

  • Materyalist, sadece fikirler için değil, maddi olguların kendileri için de açıklama arar ve tanrılar ve benzeri doğaötesi müdahale odaklarına değil maddi sebeplere bakar. Bu Marksizm’in çok önemli bir yönü olup, onu kapitalist toplumda yerleşmiş bulunan diğer düşünme yöntemlerinden ve mantıklardan ayırır.      

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 2) kitabından birebir alınmıştır.

                       

  • Marksizm’in temeli materyalizmdir. Yani Marksizm tüm gerçekliğin özünün madde olduğu, bilincin maddeyi değil maddenin bilinci yarattığı fikrinden hareket eder.

    “Bilinç”, yani düşünce ve düşünce süreçleri, beynin bir ürünüdür ve beynin kendisi de, dolayısıyla fikirler de, canlı maddenin gelişmesinin belli bir aşamasında ortaya çıkmıştır. Yani o da maddi dünyanın bir ürünüdür.

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik, Materyalizm – İnternet, (Sf. 1) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yüksekte olan eski şehrin adı, Ermeniceden gelen, karperdi iken, kaya şehri anlama bu isim sonradan halk arasında yuvarlana yuvarlana “Harput” haline gelmiş. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ermenilerde kirveye çok değer verilir, yakın akraba olarak görülürdü. Ermenicede kirveye “gınınunka hayr” deriz; Türkçesi “vaftiz babası” dır aslında. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sarıyatık Mahallesi.. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 82) kitabından birebir alınmıştır.

  • Salamura peynir, Ermenice 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 80) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ermenice bir isim, saçta yapılan yufka ekmek. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 73) kitabından birebir alınmıştır.

  • Elâzığ’da kullanılan, babası belli olmayan çocuk, itin soyu gibi küfür sözü. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 70) kitabından birebir alınmıştır.