Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Güzel, bu önemli paragrafı, Hersh’in “Samson Tercihi” çalışmasından değil, başka bir kitabından, “The Price of Power”, alıyorum. Şunlar var, bir Amerikan istihbaratı, İsrael’in 1966 yılında, atom bombası imal ettiğini tespit etmiş durumdalar. Burada iki nokta önemlidir, a, Kennedy, bunu önlemek için hayatından oldu. Bu sırada, 1966 yılında, Johnson, başkandı ve başka kaynaklardan, Johnson’un, CIA’ya bu bilgiyi çok sıkı korumalarını istediğini ve Amerikan savunma bakanına dahi verilmesini yasakladığını öğreniyoruz. O halde, Johnson’un, İsrael’i “Allah’ına kadar destekliyoruz” sözü bu anlamda olmalıdır. Sözünü doğruluyor.

    İki, Nixon döneminde ise, CIA, İsrael’in, nakledilebilir, 12 ila 16 nükleer savaş başlığına sahip olduğunu da öğrenmişti. Artık İsrael, bölgede bir hegemonik güçtür.

    Üç, bizi burada ilgilendiren ise işte budur ve Hersh, bu konudaki CIA belgelerinin kendisinde olduğunu da eklemektedir. Buna göre, İsrael, nükleer imkânın, Orta Doğuda yayılmaması için çok titiz davranıyor ve titizlikte ölçüsüz olduğunu anlıyoruz, çünkü, bu titizlik gereği, en gelişmiş, sofistike, nükleer bilim adamlarını öldürüyorlar. İsrael’de beyin yiyen bir Dahhak buluyoruz.

    Bundan sonrası kolay ve bu eki de bitirebiliyoruz. Kennedy, bomba imalâtı hakkında bilgi sahibi olmak için ısrar ediyor ve tesislerin barışçıl olup olmadığını denetlemek istiyordu; Hersh’in kitabında var, Ben-Gurion’un silah imalâtını gizlemek için, Fransızların yardımıyla düzenleyip sergilediği sahneler, Paris’teki bulvar tiyatrolarını kıskandıracak ölçüdeydi. Kennedy, peşini bırakmadı, ama bırakmadı da ne oldu, sonunda, bir yakınına patladı, İsrailliler için “orospu çocukları” diyordu, bu orospu çocukları, nükleer silahlar konusunda bana hep yalan söylüyorlar” anlamına gelmektedir.” Sf. 306

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 306) kitabından birebir alınmıştır.

  • Arkasından da İsak Şamir başbakan oluyordu; çok büyük terörist eylemlerin planlayıcı olarak biliniyor ve Kennedy Suikastı sırasında ise, Mossad’ın suikast dairesinin başında olduğunu, biz de, biliyoruz.” Chomsky, bu durumu, Siyonizm’in ve İsrael Devleti’nin, bahusus 1967 yılından başlayarak, “sağcı müfritlerin”, aynı anlama gelmek üzere, “terrorist liderliğin” eline geçişi olarak değerlendirmektedir.

    Demek “Likud” dönemi başlıyor ve dört özelliği var, bir, katı bir emek karşıtıdır, iki, şiddeti politika olarak biliyorlar, üç, kesin ekspansiyonisttirler (yayılmacıdırlar), dört, Kutsal Topraklara sonuna kadar yerleşmek resmi ve açık programdır. Sf. 284

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 284) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1979 yılının, Şubat Ayı’nda Tahrana dönüşü ile başladığını, not ediyordu; dönüşü tek başına değil yoldaş vakalar ile anlamlıdır. İran’da İslâmik Cumhuriyet başlamış oluyor; Asya’nın ucunda çok önemli bir ülke, İslâmik kurallarla yönetimi seçmiş durumdadır.

    İki, Roma’da, Polonya’da Kardinal olduğu için “Komünist” sıfatıyla da tanınan Kardinal Karol Wojtyla, Papa seçildi; İtalya dışından ilk papa oluyordu, aydınlanmayı kökten reddediyor ve Avrupa laisizmini kemire kemire lağvetmek misyonu ile ortaya çıkıyordu. “A society dominated by reason alone”, sadece akıl ile bir toplumun yönetilmesini abes telakki ediyordu, toplum, Hıristiyanlık temeli üzerine yeniden kurulmalıdır; yeni Papa İkinci John Paul, sanki yeni bir haçlı seferine çıkmıştı, bu İslam’ın çıkışından bir yıl öncedir. Sf. 284

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 284) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Haham otoritelerince İsrail devletine bağlanması için ideal görülen yerlere ilişkin yorumlara göre, İsrael devletinin Kutsal Kitapça belirlenmiş sınırlarının hangi bölgeleri kapsayacağı konusunda farklı versiyonlar yaygındır. Bunlar arasında en geniş sınırları içereni aşağıdaki bölgeleri kapsamaktadır: Güney’de, tüm Sina Yarımadası ile Kahire’nin Kuzeyinden itibaren tüm Kuzey Mısır; Doğuda tüm Ürdün ile Suudi Arabistan’ın büyük bir bölümü, tüm Kuveyt ve Güney Fırat Havzası ile birlikte Irak’ın bir bölümü, Kuzey’de tüm Lübnan ve Suriye ile Van Gölü’ne kadar ki Türkiye topraklarının Güney bölümü, Batı’da Kıbrıs.”

    Bunları tabii Profesör Shahak’tan aktarıyorum; Doktor Shahak burada kalmadı, Siyonizm’in Osmanizasyon programını da, Batı dünyasına açıklayan Profesör Shahak oldu. Daha önce işaret ettiğim Chomsky’nin değerlendirmeleri, Shahak’ın bu değerli hizmetine dayanıyordu, kısaca dönmek durumundayım. Sf. 275

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 275) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şimdi sırada İsrael Shahak var; Edward Said, Profesör Shahak için, “günümüz Orta Doğusunun en dikkat çekici simalarından birisi” demişti ve Chomsky de, “olağanüstü kavrayış ile derin bilgisi olan” bir uzman olarak tarif ediyordu. Polonya doğumluydu, Nazi kamplarından kaçabildi, Filistin’e yerleşti, kimya profesörü oldu, İsrael Devleti’nin en önemli ve inatçı muhaliflerinden birisi haline geldi. İsrael Devletinin hegemonik ve ekspansiyonist özelliklerini öğrenmede, Profesör Shahak’a borcumuz büyüktür ve ne yazık ki artık yaşamıyor. Sf. 274

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 274) kitabından birebir alınmıştır.

  • Moiz Kohen’in, “Moshe Cohen” yazabiliriz, Cumhuriyet’ten sonra Munis Tekinalp adıyla, Kemalizm’in ideolojisini kodifiye etmeye çalıştığını biliyoruz, Hamburg Siyonistler Kongresine, bir “Osmanlı Siyonist’i” olarak katılmış ve konuşma yapmıştı. Not etmiştim, burada tekrarlamak gereğini duyuyorum, “Yahudilerin Türkiye’ye göçü konusu ilk defa Temmuz Devrimi sonrası gündeme geldi” diyordu. Jön-Türk Devrimi, dünya Yahudilerinin Türkiye’ye, “Osmanlı İmparatorluğu” ile aynı anlamdadır, göçü konusunda büyük umutlar yaratmıştı. Şimdi, dünya Siyonistleri önünde bunu tekrarlıyordu; davet samimi ve aynı zamanda ateşlidir: “Anti-Siyonist düşünceden uzak kalmış tek ülke Türkiye’yi bizler, zamanımızın Kenan Ülkesi, İsrailoğulları’nın Kutsal Toprakları olarak değerlendiriyor ve kardeşlerimizin modern ülkelerin zulmünden ve kentlerin uşaklık ve ezikliğinden kurtulmaları için tek çözüm olarak görüyorduk”. Bu kadar basit bir ifade ile Osmanlı Topraklarının “Kutsal Toprak”, Terre Sainte, sayıldığını bir kez daha okumuş oluyoruz. Tarif ve davet var. Sf. 272, 273

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 272, 273) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üç noktayı kaydedebilirim, birincisi, Ansiklopedi Judaica, Ermeni Jenosidini kabul etmiyor; “tehcir” girişine rastlamıyoruz. İkincisi, Ermeni netoyajı nedeniyle, hep Talat Paşa sorumlu tutuluyordu, Paşa ile ilgili olarak “çingene” tabirinin hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Paşa, politikada, her gün bir manevra ya da kılık ile çıkıyordu ve bu nedenle “çingene” sözünü layık gördüler. Politik bir yakıştırma idi, taraftarları da bunu, başka bir köken isnat edilmesinin önünü kesmek üzere, kabul ettiler. Ne de olsa Talat Paşa, bir posta memuru olmasına mukabil, Alyans İsraelit’de öğretmenlik yapıyordu. Sf.270

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 270) kitabından birebir alınmıştır.

  • İki, Sachar, yirminci yüzyıl başında, Türkiye’de, 125 bin Yahudi olduğunu haber veriyor ve demek ki, dünyanın en kalabalık Sefarad nüfusu Türkiye’de yaşıyordu. 1919 yılında, Filistin’deki Yahudiler ise ancak 55 bin sayılıyordu; Filistin’dekiler çok büyük ölçüde Eşkenaz’dılar. Sf. 268

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 267) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yahudiler, “Tikva” söylediler. Böylece, “Ümid”, dünyanın her yerindeki Yahudiler için, ümid ve marş oldu.

    1920 yılından sonra, 1921 yılından başlayabiliriz, Türkiye’de de Yahudiler ve Yahudi asıllılar, çok sevindiler, çok ümitlendiler; doğan çocuklarına, “Ümit” adını koymaya başladılar. İbraniyet’de isimler biseksüel dir, fark görmediler ve doğanlara “Ümit” dediler; bu adın tarihinin 1920 sonrasında ve 1921 yılında başlaması büyük ihtimaldir. Sf. 267

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 267) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yahudiler taşımazlar, “Ergun”, Teşkilat ya da “Örgüt” demektir, taşımaları için bir neden göremiyoruz. 1936-1939 arasında Filistin’de çok büyük bir Arap İsyanı olmuştu, önce Yahudilere çok zarar verdiyse de, “Ergun”, Arap İsyanını bastırdı ve çok güçlü ve şanlı bir terör örgütü oldu. Sf.260

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 260) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şöyle özetleyebiliyoruz, Moşe Sasson’un, Tel-Aviv’e gönderdiği rapora göre, Menderes’e hakim olan ve Menderes’i yönlendiren işte bu Zorlu’dur. İki, Menderes, Türk-İsrael ilişkilerini geliştirmekten yanadır, pek çok zaman bunu vaad ediyor, amma Zorlu, izin vermemektedir. Üç, Zorlu, iki ülke arasında bir “evlilik” istememektedir, gizli bir “metres hayatı” yeterlidir. Zorlu, Menderes üzerinde öylesine etkilidir ki, Menderes ile Sasson arasında kararlaştırılan görüşmeye de izin vermemiş ve bu nedenle Menderes, Avrupa’da, Eliyahu Sasson ile görüşememiştir.

    Özetle ve kısaca İsrael gizli belgelerine göre, Zorlu, bir Arabist’tir ve Türk Dışişleri Bakanlığı, İsrael’in en zayıf olduğu yerdir, Pro-Arap bir konumdadır. İsrael askeri istihbaratının yüksek rütbeli bir Türk subayından, soyadı Sargut, aldığı bilgiye göre, Zorlu her zaman, İsrael ile ilişkilerde atılacak adımlara karşı idi ve bu istihbarat, 27 Mayıs’tan bir yıl önceki tarihte rapor edilmiş durumdadır. O tarihteki yüksek rütbeli subaylar, Zorluyu çok fazla Arap yanlısı görüyorlardı; hoşlanmadıkları kesindir. Fatin Rüştü Zorlunun, şimdiye kadar hiç sevilmemiş bir Dışişleri bakanı olmasını ve matbuatın, Zorlu’ya, hep hasmane bir tutumla yaklaşmasını, az veya çok, ama mutlaka, Arabizm’e ve maksimalizme bağlayabiliriz. Sf. 254

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 254) kitabından birebir alınmıştır.

  • Menderes, Ben-Gurion’un İsrael’i ziyaret ısrarını hep reddetti. O kadar öyle ki, Ben-Gurion, Menderes’in, İsrael’i gizlice ziyaret etmesine razı olduysa da, Menderes, bunu da kabul etmedi. Herhalde güvenmiyordu; İsrael tarafının bunu ağır bulduğunu düşünebiliriz. İsrael, ol tarihte dahi, kendisini, küçük bir coğrafya’da güçlü ve büyük bir devlet görüyordu. Sf. 252

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 252) kitabından birebir alınmıştır.

  • İki, İsrael, nükleer bomba imaline çalışıyordu ve Kennedy, gizli reaktörü, öğrenmişti, tam öğrenme 1960 sonundadır.

    Üç, Kennedy, 1963 yaz ayı itibariyle, İsrael’i, nükleer bomba imalini, durdurmaya çağırıyor ve olmazsa çok büyük yaptırımlar uygulayacağını, diplomatik kanallardan, açıklıyordu. 1963 yazında, kriz çok yükselmişti, sonbaharında öldürüldüğünü ekliyorum. Sf. 243

     1964 yılındaydı, Kennedy öldürülmüştü, Başbakanlık Planlama Teşkilatı’ndan, Türkiye delegasyonunda, Tel-Aviv’de yapılan bir uluslararası toplantıya katılmıştım. Yüksek düzeyde karşılanıyorduk, Golda Meir galiba Dışişleri bakanıydı, bize konuşmuştu, konuşmacılardan birisi, Yigal Allon idi, o zaman başbakan yardımcısıdır, bir işi yapmak için iki yol var, diyordu, “doğru yol” ve “yanlış yol”, hep biliyoruz. Allon, bir de “third way” eklemişti, “Jewish way”; bir de “üçüncü yol var” ve bu Yahudi yoludur” demişti, bunu hatırlıyorum. Kennedy meselesinde, “üçüncü ve Yahudi yol” Kennedy’yi öldürmek mi, bu konuda bir ek var. Sf. 243

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 243) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devam etmeden önce bir parantez açmak zorundayım, yanlış ya da eksik anlaşılma ihtimalini ortadan kaldırmak istiyorum. Orgeneral Mengüç’un bu İsrael bağlılığının tekil olduğunu sanmak son derece isabetsiz olmalıdır; Refik Tulga, 27 Mayıs Devrimi’nin İstanbul Valisi oldu ve daha sonra Genelkurmay’da ikinci başkanlığa yükselmişti. Ofra Bengio’nun, İsrael gizli belgelerinden çıkardığına göre, Orgeneral Tulga, İsrael maslahatgüzarına, Türk Genelkurmay’ının, İsrael’e büyük bir sevgi duyduğunu, “sympathized very strongly with İsrael” demiş ve buna, “İsrael’i şartsız desteklemeyen bir tek yüksek rütbeli subayın olmadığını”, Refik Paşa, Ordu’nun bu büyük İsrael sevgisini politikada da göremediği için pek müteessirdir. Profesör Bengio’ya göre, demek ki, Ordu, İsrael ile bu sevgi ve destek dolu ilişkilerin, a kind of guardian, bir çeşit muhafızıdır. Herhalde İsrael de bunu biliyordu, sadece Washington, Londra ve Paris’te askeri ataşeleri, vardı; buna bir de Ankara eklenmiştir. O halde, Türkiye, askeri açıdan pek büyük önemdedir. Sf. 236

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 236) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ankara’da Dışişleri Bakanı Fuad Köprülüyle, yerine geçen Fatin Rüştü Zorlu ve tabii Başbakan Adnan Menderes ile çok yakın ilişkiler kurdu, aslında “ilişki” dememek gerek, daha ötedir, “içli-dışlı” daha doğrudur. Birbirine “kardeş” gözüyle bakıyorlardı, Osmani “birader” hitap ediyorlardı, şakalaştıklarını tahmin edebiliriz, Sasson’un Tel- Aviv’e gönderdiği kriptoların birisinden anladığımıza göre, Dışişleri Bakanı Köprülü, Sasson’a bir defasında, “bir gün bir Arap devlet adamı ile konuşuyorsun, sonra bir bakıyoruz o adam artık iktidarda değil” demişti.” Övüyor mu, yoksa yeriyor mu, kim bilir, biraderâne sohbetlerdir, Sasson’un temasının sonrasında, bir kısmı öldürülüyor ve diğerleri düşüyordu. Ne acı, yalnız, bu nükteyi yaparken, Köprülüzade, tabii, kendisinin bir gün bir trafik kazasına kurban gideceğini ve Zorlu ile Menderes’in idam edileceğini hiç aklına getirmiyordu. Kim getirebilir ki, imkânsızdır. Bizimki ise bir tarih’tir. Sf. 232

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 232) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doğru, ol tarihte Osmanlı’da “siyonist” vardı ama Cohen’in, dar anlamda “siyonist” olduğunu sanmıyorum. “Bundist” ya da “Alyansist” diyebiliriz, ilki Rusya’da ve İkincisi, daha çok, Osmanlı mülkünde bir politik yol sayılmıştı; alyansist olmaları, asimilasyonu kapsamaktadır, asimile olarak iktidara ortak olmayı kastediyorlardı. Dolayısıyla alyansistleri, en fazla eksikli ve/veya bulaşık “siyonist” sayabiliriz.

    Ayrıca o tarihte Siyonizm bir devlet kurmaktan çok Filistin’de toplanmak anlamına geliyordu, bu maksatla, Filistin’e “uçmak” Siyonizm’in en önemli problemi ve tarifi ol-muştu. “Uçmak”, İbrani’de “Aliya” olmakla biz “Aliye” şeklini kullanıyorduk.  Bugünkü İsrael’e “Uçuş” anlamındadır. Sf. 220

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 220) kitabından birebir alınmıştır.

  • İbraniler ve İbrani asıllılar için “Türk” başka bir anlamdadır. Öz-türk” ilk bakışta saçmadır, ancak batini bir işaret olduğu anlaşılıyor ki, böylece “saçma” olmaktan çıkmaktadır. Sf.222

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 222) kitabından birebir alınmıştır.

  • Toynbee’nin daha sonraki güzel yakıştırması ile İngilizler kendi hırsızlık ortaklarından, Fransa’dan çalmışlardı; savaş sonrasında taksimat, ana hatlarıyla, Sykes-Picot anlaşmasına uygun olmuştu, biliyoruz. Sf. 214, 215

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 214, 215) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1960 Nisan Ayında Menderes, Sovyetler Birliğine gideceğini açıkladı. Mayıs Ayında düştü.

    1963 Yazında, Kennedy, Sovyetler’i, kendi içinde, bir sistem olarak kabul ettiğini açıklıyordu. Sonbahar’ında öldürüldü.

    Sovyetler’e gitmek ve Sovyetler’i kabul etmek, Ben-Gurion’un kabul edebileceği haller değildirler. Sonuç ile bir mantık bağı var. Sf. 195

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 195) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devam edebilir miyim, fakat bütün bunlar o kadar önemli değil; eğer bir tek Arap ülkesiyle barış yaparlarsa, artık savaşmaları imkânsızdır. Savaş ise ekspansiyon yoludur; İsrael’in savaştan vazgeçmesi imkânsız görünmektedir. Unutmuyoruz, “Vaad Edilmiş Toprak” sınırsızdır, sınırları belirsizdir, demek istiyorum ve demek ki barış imkânsız ve kesintisiz savaş olmak zorundadır. Bu noktaya gelmiş bulunuyoruz. Sf. 177

    Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 177) kitabından birebir alınmıştır.