Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bu inanç doğrultusunda hareket etmeye başladıktan sonra, hayatımda niyetimin takdir edildiğine kesin gözüyle bakmamı sağlayan olaylar gelişti. Gayretlerimiz “Büyük bir şey”in bizi kolladığını duyumsamama yol açacak biçimde meyve verdi. Genleri incelerken yaşadıklarım sayesinde eğer iyi genlerimizin “anahtarını” çevirerek yaşamayı öğrenebilirsek, içimizde saklı gücü normal sınırların bizi çok ötesine götürecek şekilde açığa çıkarabileceğimizi fark ettim.     

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsan türünün tarihini şereflendiren olağanüstü dehâlar vardır. Bu dâhilerin evlatlarının dünyaya aynı sıra dışı özelliklerle gelmemiş olmaları birçok insanı hayrete düşürür. Örneğin, Goethe’nin oğlu hem zayıf bünyeliydi, hem de ortalamanın altında bir zekâya sahipti. Mozart’ın birçok çocuğu olmuş, ama çoğu daha bebeklik çağındayken ölmüştü. İki oğlundan biri besteci olmuşsa da, babasının düzeyine asla ulaşamamıştı.   

    Dâhiler belli alanlarda kayda değer bir yetenek sergilerken, başka alanlarda genellikle eksantrik davranışlar gösterirler.     

    Darwin’in evrim kuramına göre insanlar, hayvanlar ve bitkiler mevcut özelliklerini milyarlarca yıllık bir süreç sonunda kazandılar. Bu kuramın temel fikrî, hayatta kalmaya en uygun olanın doğal seçim yoluyla belirlendiğidir. Sâdece değişken çevreye uyum sağlayacak kadar güçlü olanlar hayatta kalabilmektedir. Evrim kuramının özünde genetik değişim vardır.    

    Böylece, birçok hastalığın altında genlerin yattığı ortaya çıkmaktadır: hastalanmışsak; ya bir gen gerektiği şekilde işlev görmemektedir ya da aktif olmaması gereken bir gen harekete geçmiştir. Bu kusurlara neden olan etkenler kabaca, kalıtsal ve çevresel olarak ikiye ayrılabilir. Belli bir hastalığa kalıtsal eğilimi olan insanlar, çevresel koşullar onlardan yanaysa bu hastalığın hiçbir belirtisini göstermeyebilirler. Bu durumda, hastalık yapıcı genlerin harekete geçmemiş olduklarını varsayabiliriz. Örneğin, ailenizde şeker hastalığı öyküsü varsa ve siz bu hastalığa yakalanmamışsanız; genleri pekâlâ taşıyor olmanıza rağmen, size özgü çevresel etkenler ki bunların içine fizyolojik etkenler de girebilir, bu geni hareketsiz bırakmıştır.

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ver-ver” ilkesinin uygulanması genleri harekete geçirmenin etkili bir yoludur; 

    En iyisi hayata karşı “ver-ver” yaklaşımının benimsenmesidir. “Ver-ver” ilkesinin en tipik örneği anne-çocuk ilişkisidir. Anne çocuğuna hiçbir karşılık beklemeden, sürekli verir. Bilinçli olarak beklediği bir ödül olmamakla birlikte, yaptıklarıyla huzur ve mutluluk bulmakta, yaşadığı sevinç ve coşku yararlı genlerini de harekete geçirmektedir.     

    Benim görüşüme göre; başarılı ve istedikleri sonuçları elde eden insanların ortak bir özelliği vardır: Hayata olumlu bakarlar. 

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yaşamak için her gün vücudumuzdan dışarı atmamız gereken; dışkı, idrar, ter ve sümük gibi maddeler vardır. Saçımızı ve tırnaklarımızı da belli aralıklarla kesmemiz lazımdır. Boşaltım ve salgılama yapmaksızın bir gün bile yaşamamız mümkün değildir.

    Ancak, dışarıya attığımız bir madde vardır ki, bizde hiçbir zaman tiksinti uyandırmaz: Gözyaşı Hipokrat gözyaşını bir atıktan çok, beyinden gelen bir beden sıvısı olarak görmektedir.    

    İnsanlar duygulandıkları zaman genellikle ağlarlar. Güçlü duygular gözümüzden yaş getirir ancak, fizyolojik olarak bu genlerin ortaya çıkardığı bir durumdur ve zihnimizin genlerimizi nasıl etkilediğinin göstergesidir. Ağlayacak kadar heyecan duymak güzel bir şeydir. Üzüldüğümüz zaman ise, güzelce ağlamak bizi rahatlatıp kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlar. Kendimizi iyi hissetmemiz, iyi genlerimizin harekete geçtiğinin işaretidir. Birçok yaşlı insan, derin duygulanmaların uzun yaşamın anahtarlarından biri olduğunu belirtir. Aynı şey, yaşlarını göstermeyen insanlar için de geçerlidir.     Uzun ve dolu dolu bir ömür sürebilmek için; sizde kalbinizin derinliklerinden gelen içten duygular uyandıran işlerin ve ilişkilerin peşinden gitmenizi şiddetle tavsiye ederim.

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Japoncada “hastalık zihinden ileri gelir” diye bir özdeyiş vardır.

    Düşündüklerimiz genlerimizin işleyişini etkiler, hastalanmamıza ya da iyileşmemize yol açar. Hâttâ bâzı bilim insanları, genlerimizin ve işleyişlerinin mutlu bir yaşam sürüp sürmeyeceğimizi belirlediğine bile inanmaktadırlar.   Mutluluğu yöneten genler, herkesin içinde gizlidir, sâdece devreye alınmayı beklerler.   Bilebildiğimiz kadarıyla; genlerimizin yalnızca % 5-10’luk bir bölümü gerçek anlamda çalışmaktadır. Diğerlerinin ne yaptığı henüz meçhuldür.  Olumlu bir tutum içinde ve coşku dolu, zindeysek; yaşam kolay akar. Ben buna “genleri açık tutarak yaşamak” ya da “genler bağlamında düşünmek” diyorum.  Nasıl çalıştığı henüz tam anlamıyla anlaşılamamış olmakla birlikte; günümüzde yaygın olarak benimsenen “pozitif düşünce” kavramının bu ilkeyle bağlantı olduğu düşünülebilir. Tarihin akışını değiştiren birçok insan olumlu tutum içindeydi.

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dolly’nin doğumu gerçekten de tarihsel bir olaydı. Dolly, yetişkin bir koyunun memesinden rasgele alınmış, üretkenliği olmayan bir hücreden, koçun hiçbir katkısı olmaksızın oluşturulmuştu. Bu demektir ki; insan vücudunun herhangi bir yerinden alınacak herhangi bir hücreden genetik kopya üretilmesi, teorik olarak mümkündür. Genel olarak, döllenmiş yumurtanın “birey” olma kabiliyeti vardır. Bu, hücre bölünmesi sonucu bağımsız bir organizmanın ortaya çıkacağı anlamına gelmektedir. 

    Dolly olgusunda, içinde DNA bulunan hücre çekirdeği çıkarılarak başka bir koyunun yumurta hücresinin içine konulmuş ve yumurta bir “taşıyıcı anne” ye yerleştirilmişti. Döllenmemiş yumurta, dışarıdan elektroşok gibi uyarıcılar verilmesi sonucu, tıpkı döllenmiş bir hücre gibi bölünme yeteneğini yeniden kazandı.     

    İnsanlar bağlamında bakıldığında, klonlama, iki erkeğin genlerinden bir çocuk üretebileceğimiz anlamına gelmektedir. Bu ayrıca, gebelikle uğraşmak istemeyen bir meslek kadınının da çocuk sahibi olabilmesi demektir. Teknolojik olarak, böyle olanaklar artık elimizin altındadır.

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Genler, hücre bölünmesi ve belirleyici özelliklerin ana babadan çocuğa aktarımını sağlamalarına ek olarak; çok daha dolaysız işlevleri hiç durmaksızın yerine getirirler. Genler, gündelik hayatımızın tahmin ettiğimizden de fazla içindedir.  Bir çocuk için yetmiş trilyon gen kombinasyonu olasılığı vardır. Dolayısıyla, güzel bir kadınla zeki bir adamın evliliğinden her zaman yakışıklı bir dâhi doğmaz.         

    Bir zamanlar, kendisinin güzelliğini ve yazarın zekâsını alacak bir çocuk sahibi olmak isteyen güzel bir aktristin, George Bernard Shaw’a evlenme teklif ettiği söylentisi meşhurdu. Alaycılığıyla tanınan oyun yazarı teklife, “Ya çocuğumuz sizin beyninizle benim görünüşümü alırsa?” diye cevap vermişti. 

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ruhsal travmaların genlerimiz üzerindeki etkileri, diğer bir deyişle, gen ve zihin arasındaki bağlantı, ilgi çekmeye başladı ve bu ilgi gelecekte de sürecek.  Etrafımızdaki dünyada olup biten sayısız olay, böyle bir bağlantının varlığına işaret etmektedir. Örneğin, yaşanan ağır bir şok, kişinin saçlarını bir günde ağartabilmektedir. Bunun aksi bir örnek de, kanser hastalığının son döneminde olan ve ancak birkaç ay yaşayabileceği düşünülen bir kişinin altı ay, bir yıl, belki de uzun yıllar boyu yaşayabilmesidir. Ömründe hiç sigara içmemiş bir insan, akciğer kanserine yakalanabilmekte, öte yandan günde yüz tane sigara için bir kişi son derece sağlıklı olabilmektedir. Çok fazla tuz almak tansiyon yüksekliğine yol açar, oysa tuzlu yiyecekleri seven bir kişinin kan basıncı gayet normal seyredebilmektedir. 

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilinmezi bilmeye, anlaşılmazı anlamaya çabalamak, insanın doğasında vardır. “Yeni ne var?” sorusu; bilim insanına, evrimleşmenin bilimin kaderi olduğunu anlatan bitmeyen nakaratıdır. Doğamızda var olan bu merak etme hali değişime uğramadığı sürece, bilim de ilerlemeye devam edecektir.

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dünyamızın ahenginin arkasında daha “büyük” bir şey olmalıdır. Birçokları bu kavramı “Tanrı” sözcüğüyle tanımlamayı tercih ederler. Bir bilim insanı olarak ben, onu “Büyük bir şey” olarak adlandırıyorum. Gözle görülemez ve diğer duyularımızla da kolayca algılanamaz olmasına karşın, yaşam bilimleri alanında çalıştığım için ben onun varlığının kuvvetle farkındayım. Genetik şifrenin kırılması gerçekten de olağanüstü bir becerinin sergilenmesidir ama daha olağanüstü bir şey varsa o da bu şifrenin genlerimizde yazılı olduğudur. Biliyoruz ki yazan biz değiliz, ama bu şifre rasgele yazılmış bir şey de değildir. 

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Farklı bir çevreye girmek, iyi genleri harekete geçirmekte ve insanın içindeki gizil gücü serbest bırakmaktadır. Araştırmalar, düşünce tarzımızın genlerimizi harekete geçirebileceğini göstermektedir.

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sizinle paylaşmak istediğim belli başlı iki nokta var. Bunlardan ilki; genlerimizin değişmez olmayıp, çeşitli etkenlere göre değişebildikleri gibi, kayda değer bir keşif.

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türk düşmanlarından biri olan amiral Calthorpe’un yardımcısı Amiral Webb, İngiliz dışişleri bakanlığına yazdığı 19 Ocak 1919 tarihli raporda şöyle diyordu: “Halife elimizin altında bulunduğu sürece, İslam dünyasında bir denetleme aracına sahibiz demektir. Halife – padişah (Vahdettin) bizi buraya (İstanbul’a) yerleştirmek istiyor.”

    1922 yılı Haziranında, Kurtuluş’un gerçekleşme noktasına geldiğinin görüldüğü günlerin İstanbul’unda Pera Palas’ta karargâh kurmuş Haçlı komutan Yüzbaşı Armstrong’a, Şehzade Sami eliyle Pâdişah Vahdettin’in bir mesajı iletilir. ‘Türklerin Padişahı ve Müslümanların Halifesi’ unvanını taşıyan Vahdettin’in, Haçlı subaya tazarrunamesi (sorununu bildirmesi) şu utanç verici satırlardan oluşuyor:

    “Mustafa Kemal ve arkadaşları ihtilalcidirler. Bunlar sizin ve benim düşmanlarımdır. Asidirler. Türkiye’yi yalnız siz kurtarabilirsiniz. Ben sizin dostunuzum. Ne isterseniz size vermeye hazırım. Hâlbuki siz Ankara’dan bir şey alamazsınız. İsterseniz saltanatı ve hilafeti kurtarabilirsiniz. Bana yardım için 4 milyon sterlin borç veriniz. Size mal vererek bu borcu öderim. Ankara’yı tanımayın, barışı benimle yapın. Propaganda yapmam için uçak, adamlarımı korumam için bir savaş gemisi verin. Bursa’ya gider herkesi etrafıma toplarım. Halk benim davetime koşar. Boğazları açık tutarım. Halife olarak sizin lehinizde çalışırım. Çünkü siz müminlerin savunucususunuz. Onlar da size bağlı uyruklar olarak kalacaklardır. Ankara’dakiler katil adamlardır. Moskova’nın tesiri altındadırlar.”

    Alıntı; Allah İle Aldatmak – Yaşar Nuri Öztürk, (Yeni Boyut Yayınları 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Dünya tek bir devlet olsa, başkenti İstanbul olurdu” Napolyon

    Alıntı; Allah İle Aldatmak – Yaşar Nuri Öztürk, (Yeni Boyut Yayınları 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Temmuz 2003 günü, Kuzey Irak’ta Süleymaniye kentinde askerlerimizin başına çuval geçiren ABD güçlerinin savunmasını yapan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, çuval olayının mazeretini bizzat Recep Tayyip Erdoğan’a (başkasına değil) şöyle açıklamıştır: “Askerinizin başına çuval geçirme olayı hükümete karşı değil, hükümetin emrini dinlemeyen bâzı unsurlara karşı yapılmıştır.”

    Alıntı; Allah İle Aldatmak – Yaşar Nuri Öztürk, (Yeni Boyut Yayınları 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • 2 Ağustos 1914 Osmanlı-Alman gizli ittifak antlaşmasına göre, Osmanlı Genelkurmay Başkanlığı Alman General Bronsart von Schellendorff’a verilmişti.  Bu Haçlı general, 1936’da yayınladığı Sarıkamış anılarında şöyle diyordu: “Türkiye’nin savaşa ne zaman gireceğine Alman Genelkurmayı karar verdi. Kafkasya’ya saldırılması fikrî de bizimdir. Amaç, düşmanlarımızın ordu birliklerini buralara kaydırarak birinci derecede önemli olan esas cephelerdeki Alman ordularına karşı düşman baskısını azaltabilmekti. Süveyş Kanalı’na yapılan harekât da aynı nedenle yapılmıştır. Yoksa Türklerin Mısır’ı fethetmeleri için değil.”                       

    Alıntı; Allah İle Aldatmak – Yaşar Nuri Öztürk, (Yeni Boyut Yayınları 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kabala geleneğinde ölümsüz bir deyiş vardır: “Aldanmak isteyen, aldanır.”   

    Alıntı; Allah İle Aldatmak – Yaşar Nuri Öztürk, (Yeni Boyut Yayınları 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

      

  • Tarihin en büyük dinci soygunu sayılan bir olayı bir kez daha hatırlayalım: 26 Ocak 2004 tarihli Der Spiegel dergisi Almanya’da yaşayan Müslüman Türk işçilerden 5 milyar Euro tutarında bir şeriat vurgunu yapıldığını bildiriyordu. Der Spiegel’in haberindeki ayrıntıya göre, Kombassan, Yimpaş ve Jet-Pa gibi, Allah ile aldatan dinci şirketler “Faiz haramdır, paraları bize verin, size kârdan pay verelim” diyerek Müslüman Türk işçilerden akıl almaz meblağlarda paralar toplamışlardır. Bırakın kârı, kendileri bile geri ödenmeyen bu paraların ne olduğu Alman hükümetince de araştırılıyor. Ve haberden bâzı satırlar: “TBMM komisyonuna bilgi veren İslami holding mağdurları, inanç sömürüsüyle kandırıldıklarını söylediler. Mağdurlar şöyle konuştu: ‘bizle beraber camiye gelip namaz kıldılar. Aynı seccade üzerinde oturduk, konuştuk. Bizi camide soydular.”

    Alıntı; Allah İle Aldatmak – Yaşar Nuri Öztürk, (Yeni Boyut Yayınları 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Recep Tayyip Erdoğan’ın baş danışmanı olan Cüneyt Zapsu, türban konusunu Türk siyaset ve medya tarihinde görülmemiş bir üslupla değerlendirdi. Şunu söyledi: “Başörtüsünü çıkar demek donunu çıkar demekten farksızdır” (Hürriyet, 6 Mart 2008)  

    Alıntı; Allah İle Aldatmak – Yaşar Nuri Öztürk, (Yeni Boyut Yayınları 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nûr 31. ayette vücup ifâde eden bir emir vardır ve o da göğsün kapatılmasıdır. Başın-saçların kapatılmasına ilişkin bir emrin o ayetten çıkarılması zorlama ile bile mümkün olmaz. Sünnetten de buna kanıt yoktur.

    Alıntı; Allah İle Aldatmak – Yaşar Nuri Öztürk, (Yeni Boyut Yayınları 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.