Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bununla birlikte, iki ayak üstünde yürümenin dezavantajları da vardır. İlkel atalarımızın iskeletleri, milyonlarca yıl boyunca dört ayağı üstünde yürüyen ve görece küçük kafası olan bir canlıdan evrilmiştir. Dik bir pozisyona geçmek büyük bir zorluktu, özellikle de iskeletin çok geniş bir kafayı desteklemesi gerektiğinde. İnsanlık geniş görüş açısının ve becerikli ellerinin bedelini sırt ağrıları ve boyun tutulmalarıyla ödedi. Sf. 23

    Alıntı; Sapiens (Hayvanlardan Tanrılara) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Ertuğrul Genç, (Kolektif Kitap Yayınları, 11. Baskı Aralık 2016 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsana mahsus diğer bir özellik de iki ayak üstünde dik yürümesidir. Ayaktayken av hayvanlarına veya düşmanlara karşı savanı taramak daha kolaydır ve hareket etmek için gerekmeyen kollar, taş atmak veya işaret etmek gibi işler için kullanılabilir. Ellerimiz daha fazla şey yapabildikçe ellerin sahipleri de daha başarılı hâle geldiler, dolayısıyla evrimsel baskı avuçlarda ve parmaklarda daha yoğun bir sinir ağı ve kasların gelişmesini sağladı. Bugün insanlar bunun bir sonucu olarak elleriyle çok ince işleri yapabilir. Sf. 22

    Alıntı; Sapiens (Hayvanlardan Tanrılara) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Ertuğrul Genç, (Kolektif Kitap Yayınları, 11. Baskı Aralık 2016 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aslında büyük bir beyin vücutta büyük bir yük demektir. Taşıması zordur, özellikle de büyük bir kafatasının içindeyken. Enerji sağlaması daha da zordur. Homo sapiens’te beyin toplam vücut ağırlığının yalnızca yüzde 2 ila 3’ünü oluşturur, fakat dinlenme hâlinde vücudun tükettiği enerjinin yüzde 25’ini harcarken, diğer maymunların beyni dinlenme anında enerjinin sadece yüzde 8’ini kullanır. Arkaik insanlar geniş beyinlerinin bedelini iki şekilde ödediler. Birincisi, gıda ararken daha çok zaman harcadılar. İkincisi, kasları köreldi. Savunmadan eğitime para aktaran bir yönetim gibi, insanlar bisepslerden nöronlara enerji aktardılar. Bunun savanda hayatta kalmak için iyi bir strateji olduğu şüphelidir. Bir şempanze Homo sapiens’le yaptığı bir sözlü tartışmayı kazanamaz, fakat maymun insanı bir oyuncak bebek gibi parçalayabilir. Sf. 22

    Alıntı; Sapiens (Hayvanlardan Tanrılara) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Ertuğrul Genç, (Kolektif Kitap Yayınları, 11. Baskı Aralık 2016 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • Pek çok farklılığa rağmen tüm insan türleri belirleyici pek çok özellik paylaşmaktadır. En başta, insanların diğer hayvanlara kıyasla olağanüstü büyük beyinleri vardır. 60 kilogram ağırlığındaki memelilerin ortalama beyin hacmi 200 santimetre küptür. En erken erkek ve kadının, 2,5 milyon yıl önce beyinleri yaklaşık 600 santimetre küptü. Modern Sapiens’in ortalama beyniyse 1.200 -1.400 santimetre küptür, Neandertal beyni ise daha da büyüktü. Sf. 21, 22

    Alıntı; Sapiens (Hayvanlardan Tanrılara) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Ertuğrul Genç, (Kolektif Kitap Yayınları, 11. Baskı Aralık 2016 – Sf. 21, 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanlar ilk olarak 2,5 milyon yıl önce Doğu Afrika’da, “Güney Maymunu” anlamına gelen Australopithecus adı verilen bir maymun cinsinden evrimleşti. Yaklaşık iki milyon yıl önce, bu arkaik erkek ve kadınların bazıları anayurtlarını terk ederek Kuzey Afrika, Avrupa ve Asya’nın çeşitli yerlerine göç ettiler. Sf. 19

    Alıntı; Sapiens (Hayvanlardan Tanrılara) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Ertuğrul Genç, (Kolektif Kitap Yayınları, 11. Baskı Aralık 2016 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Homo Sapiens de bir aileye mensuptur. Bu sıradan bilgi tarihteki en sıkı korunan sırlardan biriydi. Homo sapiens uzunca bir süre kendisini diğer hayvanlardan ayrı, ailesiz (kuzeni veya kardeşi, hepsinden de önemlisi ebeveyni olmayan) bir yetim olarak gördü, ama durum böyle değildi. Sevelim ya da sevmeyelim, büyük maymunlar adı verilen gürültücü ve büyük bir grubun üyesiyiz. Yaşayan en yakın akrabalarımız arasında şempanzeler, goriller ve orangutanlar var ve şempanzeler bunların en yakını. Yalnızca 6 milyon yıl önce, tek bir dişi maymunun iki kızı oldu. Bunlardan biri tüm şempanzelerin atası olurken, diğeri de bizim büyükannemiz oldu. Sf. 19

    Alıntı; Sapiens (Hayvanlardan Tanrılara) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Ertuğrul Genç, (Kolektif Kitap Yayınları, 11. Baskı Aralık 2016 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu kitabı okuyan herkesin Homo sapiens olduğunu varsayabiliriz. Homo (insan) cinsinin sapiens (zeki) türü. Sf. 18

    Alıntı; Sapiens (Hayvanlardan Tanrılara) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Ertuğrul Genç, (Kolektif Kitap Yayınları, 11. Baskı Aralık 2016 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biyologlar organizmaları türler hâlinde sınıflandırır. Hayvanlar eğer birbirleriyle çiftleşip üretken yavrular yapabiliyorlarsa aynı türe ait kabul edilirler. Atların ve eşeklerin yakın geçmişten ortak bir ataları vardır ve bu iki hayvan pek çok fiziksel özelliği paylaşır. Buna karşılık birbirlerine pek az cinsel istek duyarlar. Eğer teşvik edilirse çiftleşirler de, fakat katır adı verilen yavruları kısır olur. Sf.18

    Alıntı; Sapiens (Hayvanlardan Tanrılara) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Ertuğrul Genç, (Kolektif Kitap Yayınları, 11. Baskı Aralık 2016 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yaklaşık 13,5 milyar yıl önce, Big Bang olarak adlandırdığımız bir şeyle madde, enerji, zaman ve uzay ortaya çıktı. Evrenimizin bu temel özelliklerinin hikâyesine fizik diyoruz.

    Bunların ortaya çıkışından yaklaşık 300 bin yıl sonra madde ve enerji, atom adını verdiğimiz daha karmaşık yapılar ortaya çıkardılar, bunlar da zamanla birleşerek molekülleri oluşturdu. Atomların, moleküllerin ve aralarındaki etkileşimin hikâyesine kimya diyoruz.

    Yaklaşık 3,8 milyar yıl önce, Dünya adı verilen gezegende, bazı moleküller organizma adı verilen oldukça geniş ve karmaşık yapılar oluşturdu. Organizmaların hikâyesine biyoloji diyoruz.

    Yaklaşık 70 bin yıl önce Homo Sapiens’e ait organizmalar, kültür adını verdiğimiz daha da karmaşık yapılar oluşturdular. Bunu takip eden insan kültürlerinin gelişimine tarih diyoruz.

    Tarihin akışını üç önemli devrim şekillendirdi: Yaklaşık 70 bin yıl önce başlayan Bilişsel Devrim, 12 bin yıl önce bunu hızlandıran Tarım Devrimi ve tarihi sona erdirip bambaşka bir şeyi başlatabilecek yalnızca 5 bin yıl önce başlayan Bilimsel Devrim. Bu kitap, bu üç devrimin insanları ve diğer organizmaları nasıl etkilediğinin hikâyesini anlatıyor. Sf. 17

    Alıntı; Sapiens (Hayvanlardan Tanrılara) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Ertuğrul Genç, (Kolektif Kitap Yayınları, 11. Baskı Aralık 2016 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

  • Böylece inanca ilişkin anlatı yolculuğunun sonuna varmış bulunuyoruz; ama aslında beynin inançları nasıl ürettiğine ve birer doğru gibi pekiştirdiğine dönük yeni bir anlayışın daha başındayız. Çözdüğümüz birçok gizem ve cevap bulmaya çalıştığımız birçok soru içinde özellikle biri öne çıkıyor. Homo rationatlis -verileri soğukkanlı, mantığa sıkıca bağlı ve rasyonel yaklaşımla analiz ederek bütün kararları titizlikle tartan insan türü- soyca tükenmesi bir yana, muhtemelen hiç var olmamış bir canlıdır. Bay Spock bilimkurgu kahramanıdır. Bu da iyi bir şeydir; çünkü beyinlerinin duygusal şebekeleri -özellikle limbik sistemleri- hasara uğramış insanlar hayattaki en sıradan tercihlere -sözgelimi satın alınacak diş macununa – ilişkin en basit kararlara bile varmayı olanaksız bulurlar. Ortada birçok marka, boy, kalite ve fiyatta diş macunu varken, tek başına akla göre hareket etmek mağazanın içinde kararsızlıktan donmuş halde dikilmek durumunda bırakır. Analiz felci. Hayattaki mühim kararlar şöyle dursun, sırf günü kurtarmak için bile çoğu kez ötesinde bir duygusal inanç sıçrayışına gerek vardır.

    Sonuçta, hepimiz dünyayı anlamaya çalışıyoruz ve doğa bizi iki tarafı keskin bir bıçakla donatmış bulunuyor. Bir yandan, beynimiz evrendeki en karmaşık ve en gelişkin bilgi işleme makinesidir; sadece evrenin kendisini değil, anlama sürecini de anlayabilecek güçtedir, öte yandan, bizzat evrene ve kendimize dair inançlara varma sürecinde, kendini kandırmaya ve yanılmaya, doğanın kandırmacalarından sakınmaya çalışırken bile kendimizi ahmak durumuna düşürmeye diğer canlılardan daha fazla yatkınız.

    Son sözüm şu: İnanmak istiyorum ve bilmek de istiyorum. Gerçek orada bir yerde duruyor ve bulunması zor olsa bile, bilim onu ortaya çıkarmak için elimizdeki en iyi araçtır. Sf. 426

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 415) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sıfır hipotezi aynı zamanda kanıtlama yükümünün olumlu bir savda bulunan kişiye düştüğü anlamına gelir; bir savdan kuşku duyanlar onu çürütmek zorunda değildir. Sf.418

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 415) kitabından birebir alınmıştır.

  • Felsefe ve teoloji mantığa, akla ve düşünce deneylerine dayanırken, bilim ampirizme, bulguya ve gözlem üzerine kurulu deneylere başvurur. İnanca bağlı gerçekçilik tuzağından kaçınmak için elimizde olan tek umut budur. Sf. 415

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 415) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir evren kendisini nasıl yaratabilir? Cevabın evrendeki toplam enerjiyle ilişkili olması gerekir; Hawking ve Mlodinow’a göre bu enerji sabit ve her zaman sıfır olmak zorundadır. Yıldız ya da gezegen gibi bir cismi yaratmak enerjiye mal olduğuna göre, lokal düzeyde sıfır olmayan enerji dengesizlikleri vardır. “Kütle çekiminin çekici olması nedeniyle, kütle çekimi enerjisi negatiftir: Dünya ve ay gibi kütle çekimiyle bağlı bir sistemi ayırmak için iş yapılması gerekir,” diye açıklar yazarlar. “Bu negatif enerji, maddeyi yaratmak için gerekli pozitif enerjiyi dengeleyebilir.” Peki, tam evrenler nasıl ortaya çıkar? “Tam evren ölçeğinde, maddenin pozitif enerjisi negatif kütle çekimi enerjisiyle dengelenebilir; bu yüzden tam evrenlerin yaratılması önünde bir kısıtlama yoktur. Kütle çekimi gibi bir yasanın varlığı nedeniyle, evren kendisini hiçlikten yaratabilir ve yaratacaktır. … Hiçlik yerine hep bir şeyin var olmasının, evrenin var olmasının ve bizim var olmamızın sebebi kendiliğinden yaratılıştır. “Yazarların bu teoriyi gözlemle doğrulama gereğini teslim etmelerine karşın, böyle bir doğrulama halinde, evrenin kendini yaratmasından dolayı, yaratıcı açıklamasına gerek kalmaz. Ben buna auto ex nihilo [öz hiçlik] diyorum. Sf. 414

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 14) kitabından birebir alınmıştır.

  • Stephan Hawking ve Caltech matematikçilerinden Leonard Mlodinow, en mühim sorulara (“Hiçlik yerine niçin hep bir şey vardır?”, “Niçin varız?” ve “Var olandan başka bir yasa dizisi niçin yok?”) cevaplarını, 2010 sonlarında The Grand Design [Büyük Tasarım] kitabında sundular. Mesele, bu soruna yaklaşırken kullandıkları “modele bağlı gerçekçilik”, beynimizin duyusal girdilerden hareketle dünya modelleri oluşturduğu, olayları açıklamada en başarılı modeli kullandığımız, bu modelin (öyle olmasa bile) gerçekliğe uyduğunu kabul ettiğimiz ve birden fazla model doğru öngörülerde bulunduğunda, “en kolayımıza gelen modeli kullanmakta özgür olduğumuz” varsayımına dayanır. Yazarlar bu yöntemi esas alarak, “bir modelin gerçek olup olmadığını sormanın anlamsız olduğunu, ancak gözlemle uyuşup uyuşmadığının sorulabileceğini” belirtir. Sf. 412

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 412) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1. Evren pek de yaşama göre incelikle ayarlanmış değildir; çünkü evrenin büyük bölümü boş uzaydır ve yıldızlar, gezegenler biçimindeki sınırlı madde çoğunlukla yaşama elverişsizdir.

    2. Evrenin bize göre incelikle ayarlandığı fikri, yaşamın karbon dışında bir şeye dayanamayacağı inancı anlamında Carl Sagan’ın “karbon şovenizmi” dediği yaklaşımın daha genel bir varyantı olan kozmik şovenizmden kaynaklanan bir sorundur. Kozmik şovenizmi reddettiğimizde, evrenin bize göre incelikle ayarlanmadığını, bizim ona göre incelikle ayarlandığımızı görürüz. Farklı bir fiziğin farklı yaşam biçimlerini nasıl üretebileceğini kavramamız zordur, ama böyle bir şey mümkündür. Bilim, yaşamın niteliğini ancak dört yüzyıldan beri incelerken, evrim yaşamı dört milyar yılda yaratmıştır. Evrim, bilimden daha akıllıdır. Yaşamın bir dizi farklı yasa çerçevesinde evrimle ortaya çıkmış olamayacağını kesin bildiğimizi söylemek fazlasıyla dar görüşlü bir yaklaşımdır. Sf. 404

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 404) kitabından birebir alınmıştır.

  • Richard Feynman, bir teorinin doğru mu, yoksa yanlış mı olduğunu belirlemeye ilişkin saptamasında Galileo’nun ilkesini tekrarladı: “Deneyle uyuşmuyorsa, yanlıştır. Bilimin anahtarı bu basit ifadedir. Tahmininizin ne kadar şık olduğu, ne kadar akıllı biri olduğunuz, tahmini kimin ortaya attığı ya da adının ne olduğu hiçbir şeyi değiştirmez. Deneyle uyuşmuyorsa, yanlıştır. Bütün mesele budur.” Sf. 362, 363

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 362, 363) kitabından birebir alınmıştır.

  • İşin ilginç tarafı, Diyalog 1835’e kadar Katolik Kilisesinin Yasak Kitaplar Listesi’nde kaldı. Galileo da ancak 1992’de resmi bir özür açıklamasıyla Papa II. Johannes Paulus tarafından aklandı. Sf. 361

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 361) kitabından birebir alınmıştır.

  • Belirsiz ve kuşkucu bir zihin, zinde dünya görüşlerine, yeni ve sürekli değişen gerçeklikler olasılığına yol açar. Sf. 352

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 352) kitabından birebir alınmıştır.

  • Önce inançlar oluşur, ardından inançlara ilişkin açıklamalar gelir. Sf. 351

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 351) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mekânın ara alanında, duyularımız orta boydaki -sözgelimi kum tanesi ve dağ sırası arasındaki- nesneleri algılama yetisini evrimle kazanmıştır: Ölçeğin bir ucundaki atomları ve mikropları ya da öbür ucundaki galaksileri ve genişleyen evrenleri algılayacak donanıma sahip değiliz.

    Hızın ara alanında, yürüme ya da koşma temposunda hareket eden nesneleri-belirleyebiliriz; ama kıtaların (ya da buzulların) son derece yavaş hareketleri ve ışığın akla durgunluk veren hızı bizim için düpedüz algılanamaz şeylerdir.

    Ara alan zaman ölçeklerimiz üç saniyelik psikolojik “şimdi” ânından bir insan ömründeki birkaç on yıla kadar uzanır; yani evrime, kıta sürüklenmesine ya da uzun süreli çevre değişikliklerine tanık olmaya yetmeyecek kadar kısadır. Sf. 349

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 349) kitabından birebir alınmıştır.