Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Kuantum mekaniği bilindiği gibi Belirsizlik İlkesini içerir. Bu ilke, herhangi bir nesnenin hem konumunu hem de hızını aynı anda ölçmenin imkânsız olduğunu ifade eder. Bir cismin tam olarak nerede olduğu ölçülürse, bu durumda söz konusu cismin hızı belirsizdir. Aynı şekilde bir cismin hızı ölçüldüğünde de, cismin konumu belirsizdir. Pratikte bu, herhangi bir şeyin yerini tayin etmenin imkânsız olduğu anlamına gelir. Bir şeyin büyüklüğünü ölçmek istediğinizi varsayın, bu durumda hareket eden bu nesnenin uçlarının nerede olduğunu çözmeniz gerekir. Ancak bunu asla tutarlı bir şekilde yapamazsınız, zira bu cismin bulunduğu konumları ve onun hızını aynı anda ölçmeyi gerektirecektir. Dolayısıyla bir nesnenin büyüklüğünü belirlemek imkânsızdır. Yapabileceğiniz tek şey Belirsizlik İlkesinin bir şeyin büyüklüğünün gerçekte tam olarak ne olduğunu ifade etmeyi imkânsız kıldığını söylemektir. Böylece Belirsizlik İlkesinin herhangi bir şeyin büyüklüğüne bir sınırlama getirdiği görülür. Küçük bir hesaplamanın ardından bir nesnenin kütlesi için minimum bir büyüklük olduğu fark edilir. Bu minimum büyüklük ağır nesneler için küçüktür; fakat nesne ne kadar hafifleşirse minimum büyüklüğü o kadar büyür. Söz konusu minimum büyüklük kuantum mekaniğinde nesnelerin dalga ya da parçacık olarak düşünülebileceği gerçeğinin bir sonucu olarak ele alınabilir. Nesne ne kadar hafifse dalga boyu bir o kadar uzun olur; dolayısıyla daha fazla yayılır. Diğer yandan bir nesne ağırlaştıkça dalga boyu kısalır ve daha kompakt görünür. Sf. 110

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 110) kitabından birebir alınmıştır.

  • Entropi bir sistemdeki düzensizlik ölçüsü ya da aynı şekilde kesin durumu hakkındaki bilgi eksikliği olarak ele alınabilir. Termodinamiğin meşhur ikinci yasası entropinin sürekli olarak arttığını söyler. Bu keşif söz konusu bağlantıya dair ilk ipucunu sağlayan şey oldu.

    Kara deliklerin özellikleri ile termodinamiğin yasaları arasındaki analoji genişletilebilir. Termodinamiğin birinci yasası bir sistemin entropisindeki küçük bir değişikliğe, söz konusu sistemdeki enerjinin doğru orantılı bir değişiminin eşlik ettiğini söyler. Sf. 108, 109

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 108, 109) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kara delik, kütleçekiminin ışığın bile kaçamayacağı kadar büyük olduğu bir bölgedir. Sf. 106

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her ne kadar kütleçekim doğanın bilinen kuvvetleri arasında açık ara en zayıfı olsa da diğer kuvvetlere nazaran iki hayati avantaja sahiptir. Bu avantajlardan ilki uzun mesafelerde etkili olmasıdır. Dünya, Güneş tarafından yaklaşık yüz elli milyon kilometre, Güneşse galaksinin merkezinden aşağı yukarı 10.000 ışık yılı uzaklıkta yörüngede tutulur. İkinci avantajsa çekici ya da itici olabilen elektrik kuvvetlerinin aksine kütleçekimin her daim çekim uyguluyor olmasıdır. Sf. 104

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 104) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nihayetindeyse parçacık yukarı doğru hareketine son verip aşağı düşmeye başlayacaktır. Ancak başlangıçtaki yukarı doğru hız, kaçış hızı adı verilen belirli bir kritik değerden büyükse kütleçekim hiçbir zaman parçacığı durduracak yeğinlikte olmayacak ve böylece söz konusu parçacık kütleçekim etkisinden kaçmayı başaracaktır. Kaçış hızı Dünya için saniyede 11 kilometreden biraz fazla ve Güneş içinse saniyede yaklaşık 617 kilometredir. Her iki hız da gerçek top mermilerinin hızından çok daha büyüktür. Fakat söz konusu kaçış hızları saniyede 300.000 kilometre olan ışık hızıyla kıyaslandığında oldukça yavaştır. Dolayısıyla ışık, Dünyadan ya da Güneşten pek güçlük çekmeden kaçmayı başarabilir. Gelgelelim Michell kaçış hızının, ışık hızından daha büyük olduğu Güneşten çok daha büyük kütleye sahip yıldızlar olabileceğini ileri sürdü. Dışarı yolladıkları ışık kütleçekim tarafından geri çekileceği için bu yıldızları görmemiz mümkün olmayacaktır. Sf. 103

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 103) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dolayısıyla Tanrı bile bu noktada Belirsizlik İlkesine bağlı görünür ve bir parçacığın konumunu ve hızını aynı anda bilemez. Tüm kanıtlar Tanrı’nın olası her durumda zar atan müzmin bir kumarbaz olduğunu gösteriyor. Sf. 98

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 98) kitabından birebir alınmıştır.

  • Avustralya’da kanatlarını çırpan bir kelebek, New York Central Park’ta yağmura neden olabilir. Ancak buradaki sorun bunun tekrar edilebilir olmamasıdır. Kelebek kanatlarını bir dahaki sefere çırptığında çok sayıda şey farklı olacaktır ki bu da hava durumunu etkileyecektir. Sf. 94

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 94) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gelgelelim pratikteyse geleceği öngörebilme kabiliyetimiz denklemlerin karmaşıklığı ve bunların genellikle kaos adı verilen bir özelliğe sahip olması dolayısıyla oldukça sınırlıdır. Sf. 94

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 94) kitabından birebir alınmıştır.

  • Laplace’ın esasında söylediği şey, evrendeki tüm parçacıkların konumunu ve hızını tek bir anda bildiğimiz takdirde söz konusu parçacıkların geçmiş ya da gelecekteki başka bir anda hareketini hesaplayabileceğimizdir. Laplace ile Napolyon arasında geçen muhtemelen sonradan uydurma bir hikâye vardır: Buna göre Napolyon, Laplace’a Tanrı’nın bu sisteme nasıl uyduğunu sorar ve Laplace da buna “Efendim bu varsayıma ihtiyaç duymadım” yanıtını verir. Laplace’ın Tanrı’nın var olmadığını iddia ettiğini sanmıyorum. Burada kastettiği Tanrı’nın bilim yasalarını ihlal edecek şekilde müdahalede bulunmadığıdır. Bu her bilim insanının takınması gereken bir tutumdur. Zira bilimsel bir yasa, yalnızca doğaüstü bir varlık olaylara müdahale etmemeye karar verdiğinde geçerliyse bilimsel bir yasa olmaktan çıkar. Sf. 94

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 94) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gelgelelim insanlar yavaş yavaş doğanın davranışındaki belirli düzenlilikleri fark etmeye başladı. Söz konusu düzenlilikler ilkin gökcisimlerinin hareketinde en açık şekilde kendini göstermişti. Böylece astronomi gelişecek olan ilk bilim olarak ortaya çıktı. Sf. 93

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 93) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk çağlarda dünya insanlara son derece rastlantısal görünüyor olmalıydı. Seller, salgın hastalıklar, depremler ve volkanik patlamalar gibi felaketler muhtemelen hiçbir uyarı ya da görünür neden olmadan gerçekleşiyormuş gibi görünüyordu. İlkel insanlar bu türden doğa olaylarım kaprisli ve keyfi bir şekilde davranan tanrı ve tanrıçalara bağlamıştı. Sf. 93

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 93) kitabından birebir alınmıştır.

  • Belki de zekâ evrim kronolojisinde beklenmedik bir gelişmedir; zira tek hücrelilerden zekânın zorunlu bir öncülü olan çok hücrelilere geçiş çok uzun bir süre —iki buçuk milyar yıl- almıştır. Bu, Güneşin patlamasından önce mevcut olan toplam zamanın hatırı sayılır bir dilimini oluşturur, dolayısıyla yaşamın akıllı varlıklar geliştirme olasılığının düşük olduğu varsayımıyla tutarlıdır. Bu durumda galakside pek çok başka yaşam formu bulmayı bekleyebiliriz, fakat akıllı yaşamla karşılaşma ihtimalimiz oldukça azdır. Sf. 91

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 91) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu arada UFO’ların uzaydan gelen varlıklar içerdiği iddialarını dikkate almıyorum, zira uzaylılar tarafından gerçekleştirilen herhangi bir ziyaretin bundan çok daha aşikâr ve muhtemelen de oldukça nahoş olacağını düşünüyorum.

    Peki neden hâlâ ziyaret edilmedik? ‘Belki de yaşamın kendiliğinden ortaya çıkma olasılığı o kadar düşüktür ki, galakside -ya da gözlemlenebilir evrende- bunun gerçekleştiği yegâne gezegen Dünyadır. Bir başka ihtimalse hücre gibi kendini yeniden üreten sistemlerin oluşması için makul bir olasılığın olduğu, fakat bu yaşam formlarının çoğunun akıllı varlıklara evrilmediğidir. Akıllı yaşamı, evrimin kaçınılmaz bir sonucu olarak düşünmeye meyilliyiz. Fakat ya durum böyle değilse? İnsancıl ilke bizi bu tür argümanlara karşı dikkatli olmaya sevk etmeli. Zira evrimin rastlantısal bir süreç olması ve zekânın da onun çok sayıda olası sonucundan yalnızca biri olması çok daha muhtemeldir. Sf. 90, 91

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 90, 91) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yine de yirmi birinci yüzyıl bitmeden insanların hem zekâyı hem de saldırganlık gibi içgüdüleri nasıl yenileyeceklerini keşfedeceğinden eminim.

    Bu noktada muhtemelen insanlar üzerinde genetik mühendislik çalışmalarına karşı yasalar yürürlüğe girecektir. Fakat bazıları sözgelimi hafızanın büyüklüğü, hastalıklara karşı direnç ve yaşam süresi gibi insana ait özellikleri geliştirmenin cezbediciliğine karşı koyamayacak. Böylesi üst-insanlar ortaya çıktığında mücadele etme kabiliyetinden yoksun kalacak gelişmemiş insanlarla büyük politik problemler meydana gelecek. Büyük ihtimalle söz konusu gelişmemiş insanlar yok olacak veya önemsizleşecek. Bunun yerine kendini sürekli artan bir hızda geliştiren, kendini tasarlayan varlıkların bir ırkı oluşacak. Sf. 88, 89

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 88, 89) kitabından birebir alınmıştır.

  • Boyun eğdirmek ve başka insanları öldürüp kadınlarına ve yemeklerine el koymak biçimindeki saldırganlık, günümüze kadar şüphesiz sağkalım avantajı sağlamıştır. Fakat halihazırda bu saldırgan içgüdü, insan ırkının tamamını ve onunla birlikte Dünyadaki yaşamın çoğunu yok edebilir. Nükleer bir savaş hâlâ karşı karşıya olduğumuz en doğrudan tehlike; fakat bundan başka tehlikeler de mevcut: sözgelimi genetik olarak işlenmiş bir virüsün salınması ya da sera etkisinin kararsızlaşması gibi.

    Dolayısıyla Darwinci evrimin bizleri daha akıllı ve daha iyi huylu yapmasını bekleyecek kadar zamanımız yok. Artık adına kendini-tasarlayan evrim diyebileceğimiz DNA’mızı değiştirme ve geliştirme olanağının oluşacağı yeni bir aşamaya giriyoruz. Halihazırda DNA’nın haritasını çıkarmış durumdayız ki bu, “yaşamın kitabı”nı okuduğumuz ve artık onun üzerinde düzeltmeler yapabileceğimiz anlamına geliyor! Sf. 88

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 88) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanlar gitgide daha sınırlı ve spesifik alanlarda uzmanlaşmak durumundalar. Bu durumun gelecekte insanoğluna büyük bir sınırlama getirme ihtimali oldukça yüksek. Sf. 88

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 88) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu durum yeni bir evrim aşamasına girdiğimiz anlamına geliyor. İlk başta evrim doğal seçilimle, rastlantısal mutasyonlarla gerçekleşti. Söz konusu Darwinci aşama yaklaşık üç buçuk milyar yıl sürdü ve bilgi alışverişi yapmak adına dili geliştiren varlıkları, eşdeyişle bizleri meydana getirdi. Fakat son 10.000 yıldır adına dışsal iletim aşaması diyebileceğimiz bir aşamada bulunuyoruz. Bu sürede DNA’daki başarılı nesillere aktarılan bilginin içsel kaydı az çok değişti. Gelgelelim kitaplar ve diğer kalıcı depolama formlarındaki dışsal kayıtsa büyük ölçüde arttı.

    Bazıları “evrim” terimini yalnızca içsel bir şekilde iletilen genetik malzeme için kullanacak ve bu terimin dışsal olarak aktarılan bilgiye uygulanması düşüncesine itiraz edecektir. Ancak bana göre bu, oldukça dar görüşlü bir bakış açısı. Zira bizler yalnızca genlerimizden ibaret değiliz. Mağara adamı olan atalarımızdan daha güçlü ya da özünde onlardan daha akıllı olmayabiliriz. Ancak bizleri onlardan ayıran bir şey vardır ki o da son 10.000 yılda ve özellikle de geçtiğimiz 300 yılda bir araya getirdiğimiz bilgidir. Bu bakımdan daha geniş bir bakış açısı edinip bilginin dışsal iletimini, DNA’yla birlikte, insan ırkının evrimine dâhil etmenin yerinde olduğunu düşünüyorum. Sf. 85, 86

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 85, 86) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dolayısıyla genlerimizdeki toplam kullanışlı bilgi miktarı muhtemelen yüz milyon bit kadardır. Bir bit bilgi, bir evet/hayır sorusuna yanıttır. Diğer yandan ciltli bir roman iki milyon bit bilgi içerebilir. Dolayısıyla bir insan, yaklaşık elli adet Harry Potter kitabına eşdeğerdir. Bununla birlikte büyük bir milli kütüphane bünyesinde aşağı yukarı beş milyon kitap ya da diğer bir deyişle on trilyon bit bilgi barındırabilir. Kitaplar ya da internet aracılığıyla aktarılan bilgi miktarı, DNA’daki bilginin 100.000 katı kadardır. Sf. 84, 85

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 84, 85) kitabından birebir alınmıştır.

  • Büyük Patlamadan yaklaşık bir dakika sonra sıcaklık aşağı yukarı bir milyar derece – Güneşin sıcaklığının yüz katı kadar- düştü. Bu sıcaklıkta nötronlar, daha fazla protona bozunmaya başlarlar.

    Eğer durum tamamen bundan ibaret olsaydı, bu durumda evrendeki maddenin tamamı çekirdeğinde tek bir proton bulunduran en basit elementten, eşdeyişle hidrojenden oluşurdu. Sf. 80

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 80) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu bakımdan her ne kadar başka evrenler pekâlâ mevcut olabilse de ne yazık ki onları keşfetme şansına hiçbir zaman sahip olamayacağız. Sf. 75

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 75) kitabından birebir alınmıştır.