Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Psikopat kelimesi genel olarak “hastalıklı zihin” anlamına gelir, psikopatlar da diğer herkes gibi geçici olarak çeşitli akıl hastalıklarının etkisinde kalsalar da deli değillerdir. Davranışlarının tamamen farkındadırlar ve davranışları üzerinde makul miktarda kontrol sahibidirler. Davranışları geçici ruhsal bozukluklarla kolayca açıklanamayacağı ve diğer insanlara karşı ömür boyu süren soğuk ve hesaplı bir duyarsızlıktan kaynaklandığı için daha da tüyler ürperticidir.

    Psikopatlar deli değildir; ancak çok, çok kötü durumda olabilirler. Sf. 20

    Alıntı; Hayatımızdaki Psikopatlar (The Devil You Know) – Kerry Daynes ve Jessica Fellowes, Çeviren; Can Evren Topaktaş, (NTV Yayınları, 2. Baskı Haziran 2015 – Sf. 20) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aslında, psikopatların tek ortak yanı aileleri, kurumları ve hatta toplulukların bütününü kasıp kavurabilecek bir yığın duygusal anormallik ve antisosyal davranış sergilemeleridir.

    Tedaviye karşı dirençli bir hastalıktır. Empati duymaktan yoksun bir şekilde istediklerini elde etme peşindedirler ve yollarına kimin çıktığı umurlarında bile değildir. Sizi cezbedip, kandırıp, yönlendirerek cüzdanınıza, evinize ve hatta kalbinize girebilirler. Sf. 15

    Alıntı; Hayatımızdaki Psikopatlar (The Devil You Know) – Kerry Daynes ve Jessica Fellowes, Çeviren; Can Evren Topaktaş, (NTV Yayınları, 2. Baskı Haziran 2015 – Sf. 15) kitabından birebir alınmıştır.

  • Akrep ile kurbağa nehir kıyısında karşılaşır.

    Nehrin karşı tarafına geçmek isteyen akrep, kurbağadan kendisini karşıya taşımasını ister.

    Temkinli davranan kurbağa “Peki beni sokmayacağım nereden bilebilirim?” diye sorar.

    “Tabii ki sokmam” diye yanıtlar akrep. “Seni sokarsam ben de seninle beraber ölürüm.”

    Aldığı cevaptan tatmin olan kurbağa akrebin isteğim kabul eder ve akrep kurbağanın sırtına atlar. Yolun yansında kurbağayı sokan akrep ikisini birden ölüme mahkûm eder.

    “Bunu neden yaptın?” diye yakarır ölmek üzere olan kurbağa. “Ne yapayım” der akrep, “benim tabiatım bu.” Sf. 11

    Alıntı; Hayatımızdaki Psikopatlar (The Devil You Know) – Kerry Daynes ve Jessica Fellowes, Çeviren; Can Evren Topaktaş, (NTV Yayınları, 2. Baskı Haziran 2015 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsan, yeni şeyleri denemekten korkmamalı, örneğin bir alandan başka bir alana geçmekten ya da farklı disiplinlerin sınırında çalışmaktan çekinmemeli; çünkü en ilginç sorunlardan bazıları sınırları mesken tutar. Faal bilimciler sürekli yeni şeyler öğrenir ve sırf aşina değiller diye yeni bir alana girmekten sakınmazlar. İlgi alanlarının peşinden içgüdüleriyle giderler ve yolda kendilerine gerekli olan bilimi öğrenirler. İnsanın kendini eğitmesi söz konusuysa, hiçbir şey yeni bir alanda çalışmaktan daha tetikleyici değildir. Sf. 543

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 543) kitabından birebir alınmıştır.

  • Neredeyse hiçbir şey, ne kadar mütevazı olursa olsun yeni bir buluş yapmak kadar insanın hayal gücünü heyecanlandırıp tetikleyemez. Yeni bir buluş sayesinde, doğanın bir yüzünü ilk kez görürsünüz; bir şeyin nasıl işlediğine dair bulmacanın küçük bir kısmına şahit olursunuz. Sf. 542

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 542) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kabilecilik çoğunlukla yabancılardan korkmakla, nefret etmekle, onlara tahammül etmemekle bağdaştırılır. Sf. 541

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 541) kitabından birebir alınmıştır.

  • İtalyan sinirbilimci Giacomo Rizzolatti, maymunlar elleriyle belirli bir hareketi yaptığında, mesela ağızlarına fındık attıklarında, premotor kortekste belirli nöronların etkinleştiğini keşfetmiştir. Olağanüstü olan şu ki, maymun, ağzına yiyecek tıkıştıran başka bir maymunu (ya da insanı) izlediğinde de aynı nöronlar etkinleşir. Rizzolatti bunlara “ayna nöronu” der; taklit, kimlik benimseme, duygudaşlık ve muhtemelen sesleri taklit etme yetisi için ilk içgörüyü bu nöronların sağladığını söyler; söz konusu zihin işlemleri, insan etkileşiminin doğasında vardır. Vilayanur Ramachandran, insanların premotor korteksinde benzer nöronlara rastlamıştır. Sf. 541

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 541) kitabından birebir alınmıştır.

  • Önümüzdeki yıllarda yeni zihin bilimi hangi doğrultuda ilerleyecek? Bellek depolanması araştırmalarında, ulu bir dağın henüz eteklerinde sayılırız. Bellek depolanmasının hücre ve molekül mekanizmalarına dair bir anlayışımız var, fakat bu mekanizmalardan yola çıkıp belleğin sistem özelliklerine varmalıyız: Farklı bellek türleri için hangi sinir devreleri önemli? Bir yüzün, sahnenin, ezginin ya da deneyimin iç temsili beyinde nasıl işleniyor? Sf. 538

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 538) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yüzlerce denemeden sonra Kornhuber, beyinden alınan elektriksel kayıtta, istisnasız her hareketten önce küçük bir sinyal geldiğini görmüştü; bir özgür irade kıvılcımı! Beyindeki bu potansiyele “teyakkuz potansiyeli” demiş ve istemli hareketten bir saniye önce ortaya çıktığını bulmuştu.

    Kornhuber’in bulgusunun izinden giden Libet, yaptığı deneyde gönüllülerden, ne zaman içlerinden parmaklarını kaldırmak yönünde bir dürtü gelirse parmaklarını kaldırmalarını istedi. Gönüllünün kafatasına elektrotlar yerleştirdi ve kişinin parmağını kaldırmasından yaklaşık bir saniye önce gelen teyakkuz potansiyelini doğruladı. Ardından, kişinin harekete niyet etmesi için geçen zamanla teyakkuz potansiyelinin zamanını kıyasladı. İnanılmaz ama Libet, teyakkuz potansiyelinin, kişinin parmağını hareket ettirme dürtüsünü hissetmesinden sonra değil 200 milisaniye önce ortaya çıktığını buldu! Dolayısıyla Libet, sırf beynin elektriksel etkinliğini gözlemleyerek, daha kişi ne yapacağına gerçekten karar verdiğini fark etmeden, onun ne yapacağını öngörebilirdi.

    Bu bulgu üzerine zihin felsefecileri şunu sordu: Eğer biz harekete geçmeye karar vermeden önce tercih beyinde belirleniyorsa, özgür irade nerede? Hareketlerimizi irademizle gerçekleştirdiğimiz hissi sadece bir yanılsama mıdır, her şey olup bittikten sonra olaya kılıf uydurmak mıdır? Yoksa tercih özgürce ama bilinçsizce mi yapılıyor? Eğer öyleyse, algıda olduğu gibi, eylem tercihi, bilinçdışı çıkarsamanın önemini yansıtır. Libet, istemli eylem başlatma sürecinin, beyinde bilinçdışı bir kısımda, eylem başlamadan hemen önce gerçekleştiğini, bilincin de devreye o eylemi onaylamak ya da geri çevirmek için girdiğini ileri sürüyor. Parmağın kaldırılmasından önceki 200 milisaniye içinde, bilinç, parmağı hareket ettirip ettirmemeye karar verir.

    Psikologlar Richard Gregory ve Vilayanur Ramachandran bu sava katı sınırlamalar getirmiştir. “Belki bilinçli zihnimizin özgür iradesi yok ama reddetme özgürlüğü var” derler. Bilişsel sinirbilimin gelişiminde öncülerden biri ve Amerikan Biyoetik Konseyi üyesi olan Michael Gazzaniga, “Beyinler otomatik olsa bile insanlar özgürdür” diye ekler. Sinirsel etkinliğin toplam yekûnunu, salt beyindeki birkaç sinir devresine bakarak çıkarsayamayız. Sf. 497, 498

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 497, 498) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanlarda 100.000’den fazla beden dili ifadesi sınıflandırmış olan Ekman, tıpkı ondan önce Charles Darwin’in yaptığı gibi, cinsiyetten ya da kültürden bağımsız olarak, yedi surat ifadesinin, yani mutluluğun, korkunun, tiksinmenin, aşağılamanın, öfkenin, şaşkınlığın ve üzüntünün bilinçli algısının fiilen herkes için aynı anlama geldiğini gösterebilmişti. Sf. 493

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 493) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biyoloji bilimi, belirli bir madde türünün özelliklerinin, o maddeyi meydana getiren moleküllerin nesnel özelliklerinden nasıl doğduğunu kolaylıkla açıklayabilir. Bilimin yoksun olduğu şey, nesnelerin (birbiriyle bağlantılı sinir hücreleri) özelliklerinden öznel vasıfların (bilinçlilik) nasıl doğduğunu açıklayacak kurallardır. Sf. 488

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 488) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir gülün kırmızı görüntüsüne, nasıl oluyor da bana mahsus bir hisle tepki veriyorum? Başka bir örnekten faydalanmak gerekirse, bir anne çocuğuna baktığı zaman, annenin hissettiği duyguların ve bu duygularla ilgili anılar ile çocuğunun görüntüsünü anımsama yetisinin sebebinin, çehre tanımadan sorumlu korteks bölgesindeki hücrelerin sinyal göndermesi olduğuna inanmak için elimizde ne gibi bulgular var? Sf. 487, 488

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 487, 488) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biyolojik bir sistem, biyolojik bir makine nasıl olur da hisseder diye sorarlar. Hatta daha tuhafı, kendi hakkında nasıl düşünür?

    Bu sorular yeni değil. Batı düşüncesinde ilk defa MÖ 5. yüzyılda Hipokrat ve Atina Akademisi’nin kurucusu Platon bu soruları sordular. Hipokrat, batıl inançlardan kendini sıyıran, düşüncesini klinik gözlemlerine dayandıran ve tüm zihinsel süreçlerin beyinden kaynaklandığını ileri süren ilk hekimdi. Gözlemleri ve deneyleri reddeden Platon, kendimiz ve ölümlü bedenimiz hakkında düşünebilmemizin yegâne sebebinin, gayrimaddi ve ölümsüz bir ruh taşımamız olduğuna inanıyordu. Sf. 483, 484

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 483, 484) kitabından birebir alınmıştır.

  • Crick, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra biyoloji alanına ilk girdiğinde, iki büyük meseleyi yanıtlamanın, bilimin kabiliyetlerini aştığı düşünülüyordu: Canlılar dünyasını cansızlar dünyasından ayıran şey nedir? Bilinçliliğin biyolojik doğası nedir? Crick önce, daha kolay olan meseleyi canlı maddeyi cansız maddeden ayırt etme meselesini ele aldı ve genin doğasını araştırmaya başladı. Sadece iki senelik bir işbirliğinin ardından 1953’te Crick ve Jim Watson, o gizemin çözülmesine yardımcı oldular. Daha sonra Watson’ın The Double Helix [İkili Sarmal] başlıklı kitabında tasvir ettiği gibi, “öğle yemeği vakti geldiğinde Francis, Eagle adlı bara daldı ve işitme mesafesinde olan herkese hayatın sırrını keşfettiğimizi söyledi”. Sonraki yirmi yıl içinde Crick, genetik şifrenin kırılmasına yardımcı oldu: DNA nasıl RNA yapar ve RNA nasıl protein yapar? Sf. 483

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 483) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu tanıma göre bilinçlilik, bir algısal farkındalık ya da belirgin bir seçici dikkattir, insan bilinci, özünde, bir benlik farkındalığı, farkında olmanın farkındalığıdır. Dolayısıyla bilinçlilik, salt haz ve acı deneyimleme yetimize değil, aynı zamanda bu deneyimlerin farkında olma ve bu deneyimleri yansıtma yetimize, aynı zamanda hayatımız ve yaşamöykümüz bağlamında farkında olup yansıtma yetimize de atıfta bulunur. Sf. 482

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 482) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu bulgu temel alınarak, bir hipotez geliştirildi; buna göre depresyon, beyinde serotonin, epinefrin ya da ikisinin birden miktarının azalmasını temsil eder. Sf. 462

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 462) kitabından birebir alınmıştır.

  • Parkinson’un, devinim denetiminde yer alan beyin bölgelerinde dopamin derişiminin azalmasından kaynaklanabileceğini ileri sürdü. Carlsson ve başka bilimciler bu fikri sınadılar ve hastalara ilave dopamin vererek Parkinson hastalığının belirtilerini giderebileceklerini buldular. Sf. 457

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 457) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ön alın korteksi araştırmalarının mazisi 1848’e uzanır; o zaman John Harlow, demiryolu ustabaşısı Phineas Gage’in günümüzde meşhur olmuş vakasını betimlemişti. Kaza eseri gerçekleşen bir patlama sonucunda Gage’in ön alın korteksine demir çivi girmişti. Kazayı, genel zekâsına, algısına ve uzun süreli belleğine hiçbir zarar gelmeden sağ salim atlattı, fakat kişiliği değişmişti. Kazadan önce, vicdanlı ve sıkı çalışan biriydi; kazanın ardından, aşırı içki içmeye başlamış ve güvenilmez bir aylak olup çıkmıştı. Ön alın korteksi hasar görmüş insanlarla yapılan müteakip araştırmalar, bu beyin bölgesinin, muhakemede ve uzun süreli planlamada önemli bir rol oynadığını doğruluyor. Sf. 455

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 455) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gerçekliği yorumlamada bu yetersizliğin alametifarikası, kuruntular yani olgulara ters düşen abartılı inançlar ve bu inançların mantıksız olduğunu gösteren bulgulardır. Bunlar ortaya konsa bile inançlarını değiştirmezler. Diğer alametifarikası ise sanrılar yani dış bir uyarıcı olmaksızın meydana gelen algılar; örneğin kişinin eylemleri hakkında yorum yapan sesler duyma. Mantıksız düşünceler; fikirler arasındaki normal bağlantıların ve çağrışımların yitirilmesi, bağdaşım kaybı ya da raydan çıkma olarak bilinir; ağırlaştığı zaman, tutarsız düşüncelere ve tutarsız konuşmaya yol açar. Sf. 453, 454

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 453, 454) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’N NOTU (2018); Çok kötü bir çeviriydi, paragrafı düzenleyerek, anlaşılır bir hâle getirdim.

  • Bu bağlamda, Lev Tolstoy’un, topluma ters düşen bir aşk ilişkisinin feci sonuçlarıyla ilgili romanı Anna Karerıina’nın giriş cümlesini anımsamaktan kendimi alamıyorum: “Mutlu aileler hep birbirine benzer; her mutsuz aile kendine özgü bir şekilde mutsuzdur.” Burada Tolstoy, bilimsel açıdan ziyade edebiyat açısından güçlü olan bu cümleyle, anksiyetenin ve depresyonun pek çok biçime kavuşabileceğini, fakat güvenlik, huzur ve mutluluk gibi olumlu duyguların ortak özellikleri olduğunu ima ediyor. Sf. 449

    Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 449) kitabından birebir alınmıştır.