Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Ancak herkes böyle ‘uyumlu’ değildi. Başta Erzurum, Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Tokat, Amasya, Samsun, Trabzon ve Gümüşhane olmak üzere pek çok yerde, “din el-den gidiyor!”, “gâvur memur istemeyiz!”, “şapka istemeyiz!” sloganlarıyla gösteriler başladı. Çoğu küçük olaylardı ama 25 Kasım 1925 günü Erzurum’daki olaylar ancak silah zoruyla bastırıldı. Rize’de İmam Şaban ve Muhtar Yakup Ağa’nın öncülüğündeki bir gurubun “din elden gidiyor” diyerek başlattıkları protesto gösterileri 10 gün sürdü ve köylere kadar sıçradı. Olayları bastırmak üzere görevlendirilen Balkan Savaşlarının ünlü Hamidiye Zırhlısı Rize’de isyancıların yığınak yaptığı noktaları iki gün boyunca bombaladı. Bu olayın mirası;

    “Atma Hamidiye atma

    Lahana tarlalarını bompoh edeysun

    Vergi de vereceğuz, serpuş da giyeceğuz…” diyen halk türküsü oldu.

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 366) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu zorlayıcı tedbirlerin de etkisiyle tüketim o kadar çok artmıştı ki, dünyaca ünlü fötr şapka imalatçısı İtalyan Borsalina Kardeşler’e ait bir gemi dolusu şapka Karaköy Limanı’nda anında satılmıştı. Çeşitli Avrupalı şapka imalatçıları da İstanbul’a “Şapka seferleri” düzenleyip, fötr, panama, kasket gibi şapka türlerini İstanbul’a getirdiler. Sonunda, fiyatlar çığırından çıktı ve şapkaya ‘narh’ konması gerekti. Hükümet, Bozok Milletvekili Ahmet Hamdi’nin önerisiyle, şapka almakta zorluk çeken memurlara “Şapka Avansı” adıyla bir yıl vadeli olmak ve ileride maaşlarından kesilmek üzere borç vermeyi kabul etti. Ardından yerli üretim teşvik edildi. Bugünkü Vakko’nun nüvesini oluşturan Şen Şapka Firması bu teşviklerin sonucu ortaya çıktı. Sf. 365

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 365) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu tarihten itibaren halkın şapka ile imtihanı başladı. Durumun nezaketini anlayanlar telaşla başlarına koyacak uygun bir başlık arayışına girdiler. Ancak ülkede henüz yeterli sayıda şapka yoktu. Kimi başına kâğıt şapka, kimi kadın şapkası takmak zorunda kalırken namaz kılarken düşmeyen kopçalı kasketler yapmak gerekti. Bazıları şapkaları görünmesin diye şemsiye ile gezdi.

    “İstanbul’da Şapka Kanunu çıkar çıkmaz Haliç Köprüsünün iki başı ile anayol kavşaklarına yerleştirilen polisler, fesleri ve feslileri toplamaya başladılar. Hamallar feslerini toplayarak Boğaza attılar. Ankara’da Kızılay’da fes toplama kampanyasına girişerek topladığı fesleri yoksullara terlik yaptırdı. Fes giymekte ısrar edenler cezalandırıldı ya da hapse atıldı. Hatta pazara gelen köylülerin fesleri kafalarından çekilip alındı.

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 364) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1927’de okunan Nutuk’ta “Fesin kaldırılması zorunluydu. Çünkü fes, kafalarımızın üstünde, bilgisizliğin, bağnazlığın, uygarlık ve her türlü ilerleme karşısında duyulan nefretin bir simgesi gibi oturuyordu,” diyen Mustafa Kemal’in fes karşıtlığının genç yaşlarında yaşadığı iki olayla ilgili olduğu söylenir. Sf. 360

    Mustafa Kemal, 28 Ağustos gecesi İnebolu Türk Ocağı’nda, ..  Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve bittabi bunların mütemmimi (tamamlayıcısı) olmak üzere başta siper-i şemsli serpuş (güneş siperlikli başlık), bunu açık söylemek isterim. Bu serpuşun ismine ‘şapka’ denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi…” Sf. 363

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 361 il 363 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başlangıçta süresi iki yıl olan bu İstiklal Mahkemeleri 4 Mart 1929’da hukuken sona erdiler ancak 31 Temmuz 1932’de çıkarılan İstiklal Mahkemeleri Kanunu ve ekleri, 1949 yılına kadar yürürlükte kaldı. Böylece İstiklal Mahkemeleri, tüm Tek Partili Dönem boyunca, rejim muhaliflerinin korkulu rüyası olmaya devam etti. Sf. 359

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 359) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hücreye döndüklerinde Mersin’de yayımlanan Doğru Söz gazetesi sahibi Ata Çelebi adlı bir komünist genç onlara mahkemelerin çalışma prensiplerini özetledi: “Burası bir cehennemdir, bir salhanedir. İstiklal Mahkemesi’ne getirilenlerin yüzde doksanı öldürülür (…) Eğer mahkeme sizi savunma için bildirilen günden önce çağırırsa, hakkında idam hükmü verilmiş demektir. Süreyi uzatmakta fayda yoktur. Yok, gününde çağrılırsanız, durumunuz şüpheli demektir.” Sf. 358

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 358) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cevat Şakir, ll. Abdülhamid’in ünlü paşalarından Şakir Paşa’nın oğluydu. İngiltere’de Oxford Üniversitesini bitirmişti, Türkçe dışında altı dil biliyordu. Zeki, bilgili, yetenekli biriydi ama gençliğinde bir kıskançlık meselesinden dolayı babasını öldürmüş ve sekiz yıl hapis yatmıştı. Verem olduğu için cezasını tamamlamadan salıverilmişti. O da yazılar yazarak kazanıyordu hayatını.

    Cevat Şakir’in Resimli Ay’da Hüseyin Kenan takma adıyla yazdığı “İdama mahkûm olan insanlar bile bile ölüme nasıl giderler” başlıklı yazı dolayısıyla tutuklanmışlardı. Sf. 357

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 357) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eşi Sabiha Hanım’la birlikte sahibi olduğu Resimli Ay dergisinde yürüttüğü demokrasi ve özgürlük mücadelesi ile Ankara’nın ve bizzat Mustafa Kemal’in tepkisini çekmiş olan Zekeriya Bey, ayrıca komünist olarak da tanınıyordu. O günlerde Resimli Ay’ın en önemli temalarından biri Millî Mücadele’nin sadece birkaç kahraman liderin değil, işçisinden köylüsüne, memurundan askerine, kadınından gencine tüm halkın eseri olduğu dolayısıyla bu adsız kahramanları anmak için de bir ‘Meçhul asker’ anıtı dikilmesi gerektiğiydi. Bu kampanyaya cevap gecikmemişti. Akşam gazetesinde Kılıç Ali imzalı bir yazı çıkmıştı. Yazıda, savaşı halkın değil Atatürk’ün yaptığı ileri sürülüyordu. “Ordunun ve halkın savaşabilmesi, ancak kudretli ve kabiliyetli bir komutana sahip olmasıyla kabildir,” diyen yazar “meçhul asker fikrini ortaya atıp, başkomutanın önemini azaltmaya çalışmak, bir nankörlük olur,” diye ekliyordu. Yazarın Mustafa Kemal’in en has yaverlerinden biri olması, Zekeriya Bey’in baltayı taşa vurduğunu gösteriyordu. Sf. 356

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 356) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zaten Mustafa Kemal daha 16/17 Ocak 1923’te İzmit Kasrı’ndaki basın toplantısında “İnkılâbın kanunu mevcut kanunlar üstündedir” diyerek, rotayı göstermişti. Hâkimler ile savcı arasındaki anlaşmazlık, “gerekirse kanunların üzerine çıkarız” görüşünün üstün gelmesiyle sonuçlandı. Sf. 354

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 354) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şark İstiklal Mahkemesi’nin en genç üyesi Avni Bey, hatıralarında şöyle yazmıştı: “İstiklal Mahkemesi reisi ve azaları arasında normal bir münasebetin kurulduğunu görmek nasip olmadı. Herkesin kendine göre bir politikası, kendine göre bir hukuk anlayışı vardı. Heyet-i hâkime karar için bir odaya toplandıkları zaman, sık sık görüş ayrılıkları kendini gösterir, kavgalar başlar, bazen tabancalar çekilirdi.” Sf. 353, 354

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 353, 354) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1793’te Fransa’da kurulan olağanüstü yetkilere sahip İstiklal Mahkemesi’nden esinlenilerek ’İstiklal Mahkemeleri‘ kuruldu. Mahkemelere en büyük itiraz, İkinci gurubun lideri Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey’den geldi.

    İstiklal Mahkemeleri, kanunla kuruldukları için hukuki idi ancak yargılama usulleri acısından hukuk dışıydılar, Çünkü üyeleri Meclis içinden seçiliyordu ama savcı hariç üyeleri hukukçu değildi. Kapılarının üstünde ‘İstiklal Mahkemesi Mücadelesinde Yalnız Allahtan Korkar” yazan mahkemeler verdikleri kararlardan sorumlu değildiler ancak cezaların gecikmeden infazından sivil ve asker bütün bürokratlar sorumluydu. Kararın verilmesi için delile gerek yoktu. Sanıkların avukat tutmaları çok nadir bir durumdu, zaten ne buna vakit vardı ne de bu görevi üstlenmeye cesaretli avukatlar. Kararlar hâkimlerin vicdani kanaatine göre verilirdi ve temyiz edilemezdi. Verilen cezalar (ve idamlar) derhal infaz edilirdi. Kararlar o kadar acele ile alınır ve yerine getirilirdi ki, yanlışlıkla başkasının yerine idam edilenler bile olurdu. Sf. 351

    Resmî verilere göre bu mahkemelerde, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na dayanarak, toplam 59.164 kişi yargılandı, bunların 41.678’ine 40 ila 100 değnek, malını mülkünü müsadere, para cezası, yerine evden başkasının askere alınması, halka teşhir, hapis, evinin yakılması gibi çeşitli cezalar verildi. 1.054 idam cezası infaz edildi. Sf. 352

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 351, 352) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hâlbuki isyanın arkasında Cibranlı Miralay Halit Bey ve Bitlisli Yusuf Ziya Bey’in liderliğini yaptığı; İhsan Nuri, Süleymaniyeli İsmail, Mülazım Hakkı Saveş gibi milliyetçi, seküler Kürt aydınının önemli kadrolarını oluşturduğu Hizbe Azadiya Kürdistan (Kürdistan’a Özgürlük Partisi, kısaca Azadî) adlı seküler örgüt vardı. Sf. 339

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 339) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cemiyet-i Akvam’ın (Birleşmiş Milletler’in)bir raporuna göre harekât sırasında 15 – 20 bin isyancı öldürülmüş, 206 köy, 8.758 ev yıkılmış, hükümet 20 milyon pounda yakın para harcamıştı. Bu miktar tüm Millî Mücadele sırasında harcanan paradan fazlaydı. Resmî rakamlarca “16 zabit, 106 nefer şehit olmuş, 17 zabit, 300 nefer yaralanmıştı” Tarafların kayıpları arasındaki devasa fark, Ankara’nın isyanı bastırırken ağır silahlar kullandığını düşündürüyordu. İsyan bölgesindeki İstiklal Mahkemeleri, 12 Nisan 1925’ten 1 Mart I927’ye kadar 5.110 kişiyi yargıladı, 420 idam, 1.911 çeşitli hapis cezaları verdi. 1927’de 1.500 kadar Kürt ailesi Batı’ya sürüldü. Arazileri sürgün edildikleri illerde kendilerine yeni arazi verilmek şartıyla hazineye devredildi. Sf. 338, 339

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 338, 339) kitabından birebir alınmıştır.

  • Açılan hendeklere yan yana dizilen ölülerin, (1) halen Diyarbakır Orduevi bahçesi – ile Alman Hastanesinin arasındaki bölgede yattığı rivayet olunur. Sf. 338

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 338) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2023); Bu ölüler Şeyh Sait ve arkadaşları.

  • Duruşmaları da izleyen halk, mahkûmları bizzat asmak için birbirini ezmiş, her idam mahkûmuna bir devlet görevlisi (aralarında görevleri hayat kurtarmak olan sağlık memurları da vardı) tahsis edilerek, idamlar gerçekleştirilmişti. Şeyh Said asıldığında halktan bir alkış tutanı kopmuştu. Sf. 338

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 338) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2014); Menderes asılırken de hemşerisi olan Aydınlılar, sabahlara kadar davul zurna çaldırıp oynayarak Menderes’in asılışını kutlamışlar. Aydınlılar, Menderesin, Kürtleri şehirlerine iskân etmelerini hazmedememişlerdi; hem bu sebeple hem de Kürtlerin büyük gayretlerle kısa zamanda zenginleşmelerinden rahatsızlık duymaları sebebiyle, Menderes’e kırılmışlardı. Bu kutlamalarla, darbecilere hemşerilerine karşı bir dayanışma içinde bulunmadıklarını göstermiş oldular. Kürtler de kazanan tarafa benzer mesajları vermek için böyle davranmış olabilirler.

  • Sonunda Fransa’nın izniyle Suriye sınırından geçen demiryollarını kullanarak isyancıların arkası sarıldı. Şeyh Said ve yanındakiler, 14 Nisan’da, Ankara’nın Azadî örgütündeki casusu olan Cibranlı Binbaşı Kasım Bey tarafından yakalanarak hükümete teslim edilince isyanın sonu geldi. Azadî liderleri Cibranlı Miralay Halit Bey, Yusuf Ziya Bey ve üç kişi aynı gün Bitlis’te kurşuna dizildiler, 81 kişi Diyarbakır’a götürüldüler. Sf. 337, 338

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 337, 338) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ancak, 13 Şubat 1925’te Bingöl’de patlak veren Şeyh Said İsyanı, ülkedeki tüm muhaliflere yönelik genel bir sindirme kampanyasının başlamasına vesile oldu. Fırtınadan TPCF de nasibini aldı. İddialara göre, ülkede demokrasinin yıllarca askıya alınmasını sağlayan 3 Mart 1925 tarihli Takrir-i Sükûn Kanunu çıkmadan bir süre önce, Başbakan Fethi Bey, TPCF Genel Başkanı Kâzım Karabekir’i ziyaret ederek “Size fırkanızı kendi kendinize dağıtmanızı tebliğe beni memur ettiler. Dağıtmazsanız istikbali karanlık görüyorum. Kan dökülecektir,” demişti. Sf. 335    

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 335) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir diğer suçlama ise TPCF’nin programının ve tavrının ‘irticayı cesaretlendirdiği’ idi. Oysa bu iddianın dayandırıldığı 6. Madde’de sadece şunlar yazıyordu: “Fırkamız itikad-ı diniyeyye ve fikriyyeye hürmetkârdır. (partimiz dini inanışlara ve fikirlere saygılıdır.)” Programda Halifeliğin geri getirilmesi talebi olmadığı gibi dinin önemine dair en ufak bir atıf yoktu. Dahası, yürürlükte olan 1924 Anayasası’nın 2. Maddesi’nde “Türkiye Devletinin dini, din-i İslam’dır,” yazıyordu. Bu açıdan bakıldığında, bu madde anayasa ile tamamen uyum içindeydi. Sf. 334

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 334) kitabından birebir alınmıştır.

  • 11 Aralık 1924 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde, Mustafa Kemal’in 21 Kasım 1924’te The Times gazetesinin İstanbul muhabiri Mr. Macartney’e verilen bir mülakat yayımlanmıştı, mülakatta Mustafa Kemal, millî egemenlik esasına dayanan ülkelerde siyasi partilerin kurulmasının gayet doğal olduğunu; Türkiye Cumhuriyeti’nde de rakip partilerin elbette olacağını, TPCF’nin de gerekli formaliteleri tamamlayarak kurulduğunu belirtiliyordu. Mülakat, 18 Aralık 1924 tarihli The Times gazetesinde Macartney’in yorumlarıyla birlikte İngilizce olarak yayımlanmıştı. Hâlbuki her iki mülakat metni de orijinal mülakat metninden farklıydı. Macartney’in Londra’ya gönderdiği rapora göre, siyasi partilerin varlığı, Mustafa Kemal’in cumhurbaşkanlığının yanı sıra parti liderliğini de muhafaza edip etmeyeceği, yeni bir partiye karşı tutumunun ne olacağı ve nihayet basına karşı tavrını kapsayan mülakat sırasında, Mustafa Kemal hiç de böyle yumuşak konuşmamış: “Terakkiperverlerin cumhuriyetçilikleri içtenliksiz, programları sahte, kendileri de düpedüz gerici” demişti. Üstelik Gazi bunları söylerken çok öfkelenmiş, yüzü kıpkırmızı kesilerek, muhalefetin her bir üyesini teker teker anmış; onların her şeylerini borçlu bulundukları kendisine karşı nankörlük ettiklerini ve vatan haini olduklarını söylemişti. Mülakatta tercümanlık yapan milletvekili bu hiddet karşısında, sık sık araya girerek Paşa’yı yatıştırmak zorunda kalmıştı. Rapordan anlaşıldığına göre, Mustafa Kemal daha sonra gazeteciye, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve bu mülakatın yayımlanmamasını rica etmişti. Macarteney, metnin doğruluğunda ısrar etmiş, sonunda daha yumuşatılmış metin 11 Aralık tarihli Hâkimiyet-i Milliye’de ve 18 Aralık tarihli The Times’da yayımlanmıştı.  Sf. 333, 334    

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 333, 334) kitabından birebir alınmıştır.

  • 17 Kasım 1924’te, yeni bir partinin kurulduğu haberi kamuoyuna bomba gibi düştü. CHF’li 22 milletvekili tarafından kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının (TPCF) kurucuları arasında Kâzım Karabekir Paşa gibi muhafazakâr milliyetçiler, Rauf Bey gibi meşrutiyetçiler, Ali Fuat Paşa gibi eski Bolşeviklik sempatizanları, İsmail Canbulat gibi İttihatçılar, Dr. Adnan Bey gibi bilim adamları, Hüseyin Avni Bey gibi liberaller vardı ama adları hemen ‘Sarıksız Muhafazakârlara çıkmıştı. Sf. 332

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 332) kitabından birebir alınmıştır.