Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Hatiplik yeteneğim, çocukluk arkadaşlarıma söylediğim çok az ikna edici, daha doğrusu kandırıcı nutuklarla gelişmeye başladı.  On iki yaşımdaydım, bir gün ressam olmam gerektiğine karar verdim.

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 15 ile 18 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanların kitaplardan çok hitaplarla elde edildiğini asla unutmuş değilim: Tarihin kaydettiği bütün büyük hareketler, yazarlardan çok hatiplerin eseridir. 

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • II. Abdülhamid; 23 Aralık 1876’da Birinci Meşrutiyet’i ilan etti, ancak 13 Şubat 1878’de Osmanlı-Rus Savaşı’nı bahane ederek Meclis’i dağıttı.   

    Ahmed Tevfik Paşa: Osmanlı İmparatorluğu’nun son sadrazamı (Kasım 1920) olarak tarihe geçti.    

    Akgöl (Eyüp Sabri), Bleda (Mithat Şükrü):  Mustafa Kemal’in emri üzerine 1935’te Sivas mebusu seçildi.  Masondu.    

    Çetinkaya (Ali): Kel Ali de denir (Afyon 1878-İstanbul 1949).  Ayvalık’ta Yunanlılara karşı direniş cephesi kurdu.  TBMM çatısı altında meslektaşı Deli Halid Paşa’yı vurarak öldürdü.  Suçsuz bulundu.  İstiklal Mahkemesi Başkanlığı yaptı.  1926’da Atatürk’e suikast düzenledikleri iddiasıyla birçok arkadaşının idamına karar verdi.  Bayındırlık (1934) ve Ulaştırma bakanlığı (1940) yaptı. 

    Emanuel Karasu:  “Macadonia Risorta” adlı mason locasının üstadı âzamıydı.  İttihat ve Terakki’nin Selanik kolunda çalıştı, hareketin mason localarınca korunmasını sağladı.  İhtilalden sonra, yabancı, özellikle İngiliz yorumcular tarafından, İttihat ve Terakki’nin liderlerinden ve “habis ruhlarından” biri olarak nitelendirildi.      

    Enver Paşa: İkinci Meşrutiyet’in ilanın için Manastır Milli Taburu’yla birlikte dağa çıktı.  Bu olaydan sonra şöhreti “Kahramanı Hürrriyet” olarak bütün ülkeye yayıldı.  “Suavi” takma adını kullandı.    

    Filibeli Hilmi: İttihat ve Terakki fedailerinin birçok yönden tipik bir örneğidir.  Teşkilatı Mahsusada görev yaptı.  Birinci Millet Meclisi’nde Ardahan mebusuydu.  Mustafa Kemal Paşa’ya düzenlenen İzmir Suikastının düzenleyicilerinden olduğu gerekçesiyle yargılanıp asıldı. 

    Halaskâr Zabitan Grubu: İttihat ve Terakki’ye karşı bazı subaylar tarafından kurulan cunta.  Belli başlı elemanları Tevfik (Burunsuz), Satvet Lütfi, Dr. Rıza Nur, Melami Şeyhi Terlikçi Salih’tir.  Grubun gayesi; İttihat ve Terakki istibdadını yıkmak ve orduyu siyasetten uzaklaştırmaktı.  1912 yılında harekete geçtiler. Şûrayı Askeri reisliğine, bu kanalla padişaha sunulan bir beyannameyle, İttihat ve Terakki hükümetini istifaya zorladılar.    

    Hasan Fehmi: Gazeteci, İttihat ve Terakki aleyhtarı yayınalar arasında sözünü en esirgemeyen gazete olan ‘Serbesti’yi çıkardı. 7 Nisan 1909’da Galata Köprüsü üzerinde öldürüldü.  Bu olay, 31 Mart Ayaklanmasının başlangıcı oldu.     

    Hürriyet ve İtilaf Fırkası: Siyasi partidir. İlk reisi Damat Ferit Paşa’dır.  Fırkanın amacı, memlekette çok partili liberal temsilî meşrutiyeti kurmak, İttihat ve Terakki’nin siyaset tekelini frenlemek hatta kaldırmaktı.  Fırka doktrini iki esaslı fikir üzerine kuruluydu: Osmanlıcılık ve âdemi merkeziyet prensibi. Meşrutiyet’in son seçimine (1919) katılmadı.     

    Hüseyin Hüsnü Paşa: 31 Mart Ayaklanmasında (1909) isyancılara karşı yürüyen Hareket Ordusu’nun kumandanlığını yaptı.  Bu görevini Yeşilköy’de Mahmud Şevket Paşa’ya devretti.  Ordu ile politikanın birbirine karışmasına şiddetle karşıydı. Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar’ın dedesidir.

    İsmail Canbulat:  İttihat ve Terakki’nin asker kanadının ilklerindendi.  İzmir Suikastıyla ilgili görülerek İstiklal Mahkemesi’nce asıldı. 

    Karabekir (Kâzım):  Bektaşi’ydi. 

    Kuşçubaşı Eşref: 1907’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. En ünlü fedailerden biriydi. Teşkilatı Mahsusa’nın ilk başkanı oldu.  150’likler listesine alınıp sürgüne gönderildi. 1936’da affedildi. Vefatından bir süre önce hatıra ve dokümanlarını Salihli’deki çiftliğinde yaktı.      

    Kut (Halil): Enver Paşa’nın kendisinden küçük amcası.  İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Teşkilatı Mahsusa’nın fedaisiydi.   

    Nazım Bey: Doktor Nazım ve Selanikli Nazım da denir. Meşrutiyet’in ilanından sonra perde arkasında çalışmaya devam etmeyi tercih etti. 1911’e kadar Cemiyet’in genel sekreterliğini yaptı.

    Noradunkyan (Gabriel): Ermeni asıllı, Sultan Aziz’in fırıncı başısı Mikael Noradunkyan’ın oğludur.    

    Okyar (Ali Fethi): 1911’de İttihat ve Terakki Fırkası kâtibi umumîsi oldu. Başbakanlık görevinde bulundu (Kasım 1924-1925). Londra büyükelçiliği (1931-1939) ve Adalet bakanlığı (1939-1941) yaptı.    

    Orbay (Rauf): Başbakanlık (1922-1923) yaptı.  1926’dan 1936’ya kadar yurtdışında yaşadı.    

    Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti: 1889’da adı duyuldu.  Askerî Tıbbiye öğrencileri tarafından kuruldu.  Asıl İttihat ve Terakki Cemiyeti 1906’da Selanik’te 3. Ordu subaylarının girişimiyle kuruldu.  Merkezi Selanik sayılıyordu.  İttihat ve Terakki önce Osmanlıcılığı benimsedi, sonra Türkçü ve Türkleştirici bir politika izledi.      

    Prens Sabahaddin: Siyaset adamı ve toplumbilim kuramcısı (İstanbul 1878-Colombier, Neuchâtel 1848). Babası Damat Mahmud Paşa (1855-1903).  İttihatçı aleyhtarlarının lideriydi. 

    Resneli Niyazi: Kolağası Niyazi de denir.    

    Süleyman Askerî: Asker (Prizren 1884-Basra 1915). 1914’te Basra valisi tayin edildi.  İngilizlere karşı savaşmak üzere Teşkilatı Mahsusa Müfrezesi kurdu, savaştı ama yenildi. Yenilgiyi hazmedemedi, intihar etti.   

    Talat Paşa: Sadrazam (Edirne1874-Berlin 1921). Annesi ve babası Türkmen’dir. Muhalifleri Kıptî (Çingene) olduğunu iddia etmişler. 1913-1917 yılları arasında Dâhiliye nazırlığı, 1917-1918 yılları arasında sadrazamlık yaptı. Masondu. Bektaşi’ydi.     

    Yalçın (Hüseyin Cahit): Meclisi Mebusan’ın başkanvekili (1914-1916) ve başkanı (1916-1918) oldu. Örgüt içinde Talat Paşa’nın en yakınlarındandı.  1925’te Çorum’a sürüldü.  1954’te bu kez Demokratik Parti yönetimi tarafından tutuklandı ve iki yıl hapse mahkûm edildi.      

    Yenibahçeli Şükrü: Teşkilatı Mahsusa’nın fedaisiydi.  Ağabeyi Nail, Atatürk’e İzmir’de suikast düzenlenmesi olayına adı karıştığından idam edildi.  Yenibahçeli Şükrü’nün üvey oğlu Türkiye Sosyalist Partisi’nin kurucusu Burhan Oğuz’dur.    

    Ziya Gökalp: İhtilalden sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Diyarbakır örgütü temsilcisi olarak 1909 Kongresine katılmak üzere Selanik’e gitti. Merkezi umumi üyeliğine seçildi ve 1918’e kadar bu görevde kaldı.

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 297 ile 301 arası) kitabından birebir alınmıştır.

                                                           

  • Ermeni silahşor Arşavir Şıracıyan anlatıyor: “… 1919 yılında, Ermeni günlük gazetesi Djagadamard’ın yayınlandığı apartmanda bir infaz bürosu kurulmuştu.  Bu büro İttihat ve Terakki yöneticileriyle Ermeni hainleri, gıyaplarında yargılayarak ölüme mahkûm etmişti. Sf. 276  … 

    5 Aralık 1921.. Said Halim Paşa .. bir tek kurşun kafi geldi.  Sf. 277  …  7 Nisan 1922, Berlin… Cemal Azmi.. tetiği çektim.  Yere yığılıverdi.  Doktor Bahaeddin Şakir’e doğru yöneldim.  … Kurşun hedefine ulaşmayarak sol yanına isabet etti.  Hala ayakta duruyordu.  Bu arada Aram yetişti.  Elindeki Muaser’i Doktor Bahaeddin Şakir’in anlına doğrultarak tetiği çekti.  …  Cesetlerinin üzerine eğilmiş hüngür hüngür ağlayan karılarına zerre kadar acımadım.  Kocakarı ve çocukları katledilen Ermeniler için bir damla olsun gözyaşı dökmüşler miydi?” Sf. 279

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 276 ile 279 arası) kitabından birebir alınmıştır.

                                                         

  •   Son nefesini verdiğinde 36 yaşındaydı.  Sf. 269  …  “Gelin cenazesini alın” diye kardeşi Mehmed Hüsnü’ye haber gönderiyorlar.  Mehmed Hüsnü, “Siz kuşuna dizdiniz, siz gömün!” diye tepki gösteriyor.  Cenazeyi kimse almayınca, naaşı sessizce Topkapı mezarlığına götürülüp defnediliyor.  İttihat ve Terakki hükümeti, aylar sonra “savaş hainliği” suçlusu Yakub Cemil’in dört kişilik ailesine “Hidematı Vataniye (Vatan Hizmeti) tertibinden 33’er kuruş maaş bağlıyor!  Yani dedem, “Hıyaneti Vataniye” değil, “Hidematı Vataniye” için ölmüştü! Sf. 270  …  Ben aslında Yakub Cemil’in değil, kardeşi Mehmed Hüsnü’nün torunuyum.  Yakub Cemil benim büyük amcam. Sf. 273 

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 266 ile 273 arası) kitabından birebir alınmıştır.

                  

  • …  “Param malım yok ki sana söyleyecek lafım olsun.  Çoluk çocuğuma Cemiyet ve arkadaşlarım bakar.  İttihat ve Terakki benim ailemi ne aç bırakır, ne çıplak”  Benim bir tek ailem vardı: İttihat ve Terakki.  Sf. 266, 267  …Ellerimi ve gözlerimi bağlamak istemiyordum.  “Söz veriyorum, bulunduğum noktadan kımıldamam, ölüme gözlerim açık olarak gitmek isterim!” dedim.  …  “Subay Efendi, görevini iyi yap ve yaptır!  Hükümetin emrini unutma!  Kalbime nişan alın.  Yoksa bu kalp kolay kolay durmaz.  Başka söyleyecek kalmadı” dedim.  “Yaşasın İttihat ve Terakki” diye bağırdım.  Sonra keskin bir düdük sesi ve hemen ardından patlayan on dört tüfek… Sf. 267     

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 266, 267) kitabından birebir alınmıştır.

                              

  • (Dede Yakup Cemil;)

    “Ermenilerin Van’daki saldırıları artınca Van Valisi Cevad Bey şehirdeki Türklerin başka illere göç etmelerini emretti.  30 000 Türk göç etmek zorunda kaldı.” Sf. 231 … 

    “İstanbul’daki Ermeniler yerlerinden edilmemişti.  Şehirde 77.000 Ermeni yaşıyordu ve sadece 3.000’e yakını sürülmüştü.  …  Ruslar, özellikle Ermeni Ortodoksları kışkırtıyordu.  İstanbul’daki Katolik ve Protestan Ermeniler bu kışkırtmalara hiç yüz vermiyordu.”  Sf. 232  … 

    “Duyduğuma göre, Teşkilatı Mahsusa Erzurum ve Doğu sorumlusu Doktor Bahaeddin Şakir hakkında tevkif müzekkeresi çıkarılmıştı. …  Neden kimse Tehcir olayını bize tavsiye eden Alman Genelkurmayı’ndan hesap sormuyordu?  Bu fikir Almanların değil miydi?”  Sf. 233  … 

    “Küçük Efendi” diye bilinen Kara Kemal’i huzursuz etti.  (Büyük Efendi Talat Bey’di) Sf. 234  …  Selanikli yazar Aka Gündüz’dü.  Aka Gündüz, Ömer Naci ve Ömer Seyfeddin’in yakın arkadaşıydı.”  Sf. 235  … 

    (Dipnot: Doktor Reşid Diyarbakır valiliği döneminde Ermeni Tehcir olayının başlıca faillerinden biri olarak itham edilip Bekirağa Bölüğüne kondu.  Ünlü Bekirağa Bölüğü’nden ilk kaçan kişi o oldu.  İtilaf devletleri İstanbul’u ayağa kaldırdı.  Hükümet Doktor Raşid’i yakalamak için elinden geleni yaptı. 25 Ocak 1919 tarihinde Beşiktaş’ta çevresi polis tarafından sarıldı.  Doktor Raşid ağzına tabanca sıkarak intihar etti.) Sf. 263

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 231, 264) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • (Dede Yakup Cemil anlatıyor;)

    Bölgedeki bazı görevliler, Teşkilatı Mahsusa’nın Kafkasya sorumlusu Bahaeddin Şakir, Trabzon Valisi Cemal Azmi ve benim hakkımda “Ermenilerin katledilmelerine ve yağmalanmalarına göz yummaktadırlar.” diye İstanbul’a jurnal telgrafları gönderiyorlardı!  Hakkımızda tahkikat açılmasını istiyorlardı. Sf. 211 …  Yeni görev yerim Bitlis’ti.  Alayın kumandanı Afyonkarahisarlı Kel Ali’ydi (Çetinkaya).  …

    İttihat ve Terakkinin gözü pek fedailerinden biriydi.  …  Erzurum’da 125.000 Ermeni vardı, Bitlis’te 114.000.  …  Tüm köyleri Osmanlı ordusuna asker vermeye ikna ettim!  Tabii bu hiç de kolay olmadı.  ..  Bitlis vilayeti tamamen yakılıp yıkıldı.  Şehir harabeye döndü. Sf. 212

     … Bağdat’ta 6. Ordu merkezine gönderildim.  Sf. 213

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 209, 213) kitabından birebir alınmıştır.

  • …  İttihat ve Terakki seçimlerinde Taşnak Komitesi’yle hep ortak liste çıkarırdı.  Ermeni cemaati bizim listelerden Meclis’e her seçimde (1902-1912) 14 milletvekili sokardı.  Ne eksik, ne fazla, hep 14 milletvekili. Sf. 208  …  Kâğıt üzerinde her şey düşünülmüştü.  Boşaltılan evleri işgal etmek isteyen Müslümanlar, buralarda ancak kiracı gibi oturacaklardı.  Kiralarını hep şehir merkezinde kurulan fona yatıracaklar, sahipleri dönünce evleri teslim edeceklerdi.  Hesap buydu.  Tehcir kararının ardından Ermenilerin büyük göçü başladı.  Göçmen kafilelerini korumak için yanlarına birlikler veriyorduk.  Ama özellikle Kürt aşiretlerinin Ermeni kafilelerine saldırmaları karşısında çoğu zaman bu birlikler yetersiz kalıyordu.  Ermeniler zengindi ve Kürtler bunları yıllardır kıskanıyorlardı.  …  Teşkilatı Mahsusa müfrezelerindeki askerlerden de kafilelere saldıranlar olmuyor değildi. Sf. 209

    …  Bu arada “ihtida” (Müslümanlığa dönme) ve “tezvic” (Müslümanla evlenme) politikası hayata geçirilmeye çalışılıyordu.  …  3. Ordu Komutanı Mahmud Kamil Paşa’nın emri vardı: kim ki isyancı bir Ermeni’yi koruyup, saklar, yakalandığında evinin önünde asılacaktır. (1) Sf. 210

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 209, 213) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2009); Yakup Cemil bu emri de bahane ederek, halka zulüm ediyor. Bir köy halkının Ermenilere yardım ettiği ihbarını almış, sorgulamış, yanıt alamayınca 16 kişiyi hemen kurşuna dizdirmiş. Bundan dolayı başı ağrımış.

    BAKKAL’IN YORUMU (2009); Çanakkale ve Sarıkamış’ta bu cephelere yakın bölgelerin redif askerleri kullanıldı. Enver Paşa, Çanakkale’de hayatını kaybedenlerin ailelerine Rum tehciri, Sarıkamış cephesinde ölenlerin yakınlarına ise Ermeni tehciri uygulaması ile servet transferi yapmış oldu.

  • (Dede Yakup Cemil anlatıyor;)

    “Sadece ben değil, İzmirli Mümtaz, Yenibahçe’li Şükrü, kardeşi Nail, Çerkez Eşref ve kardeşi  Selim Sami gibi Teşkilatı Mahsusa fedailerinin çoğu Çerkez’di.” 

    (Dipnot; İlginçtir, Türkiye’deki güvenlik güçlerinin (ordu ve polis) kilit noktalarında hala hep Çerkezler vardır.) Sf.198 

    “Enver Paşa, başkumandan vekili ve Şark Cephesi kumandanı sıfatıyla Sarıkamış etrafında süren harbi bizzat cepheden idare ediyordu.  …  Sarıkamış’ın harekât sahası, ne meydan muharebesine, ne de çevirme manevrasına katiyen müsait değildi.  Üstelik mevsim kıştı.” Sf. 201

    “…  Isınmakta güçlük çekiyorduk.  …  Çoğu askerimizin üzerinde Almanların verdiği yazlık kıyafetler vardı.  …  16 Aralık 1914.  Sabahın erken saatinde aynı anda üç taraftan Ardahan’a doğru taarruza geçtik.  Kar yağışı durmuyordu.  Sıcaklık sıfırın altında 25 dereceydi.  Kaç askerimin donmuş ayağını kesmek zorunda kaldığımızı unuttum. Sf. 203…  Dağlar acımasızdı; 10. Kolordu’yu tüm kuvvetleriyle birlikte yutuvermişti.” Sf. 205

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 198, 205) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Torun Yakup Cemil)

    Yıl 1978 sonları.  …  Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenciydim.  …  Solcuydum.  Kim değildi ki?  …  Abdullah Öcalan’la aynı okuldaydım. … O da benim gibi tartışmalara fazla katılmazdı.  Dinleyiciydi.  Silik biriydi. Sf. 185, 186 

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 185, 186) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Dede Yakup Cemil;)

    Osmanlı Devleti 2 Ağustos (1914) günü seferberlik ilan etti. .. 21 yaşından 41 yaşına kadar bütün vatandaşlar silahaltına çağrıldı.  Seferberlikten birkaç gün önce Almanya’nın İstanbul Elçisi Baron Vangenheim ile Sadrazam ve Hariciye Nazırı Said Halim Paşa arasında Osmanlı – Alman ittifakı anlaşması yapılıp imza edildi.  Bazı arkadaşlar savaşa girmeye, hele Almanya’yla ittifak kurmaya karşıydı.  Mesela ünlü Maliye Nazırı Cavid Bey bunlardan biriydi.  Cavid Bey çekilmez gurur ve azametinden dolayı pek sevilmezdi. (1) .. Cavid Bey’in makamına gittim.  Elimi silahımın üzerine koyarak, savaşa girip bütün topraklarımızı geri alacağımızı, buna karşı çıkmanın vatan hainliği olacağını anlattım.  Maliye Nazırı ikna oldu.  Seferberlikten üç gün sonra 5 Ağustosta “Teşkilatı Mahsusa” resmen kuruldu. …Talat Bey’in ısrarı ve Enver Paşa’nın da isteğiyle Süleyman Askeri Bey Teşkilatın başına getirildi, yardımcısı ise Atıf (Kamçıl) oldu.  Beş kişilik yönetiminde ayrıca, Emniyet Umumiye Müdür Muavini Aziz Bey, Doktor Nazım Bey ve Doktor Bahaeddin Şakir Bey vardı.  …  Karadeniz sahillerindeki Rumların faaliyetlerine mani olmak üzere Hüsrev Sami Bey; bağımsızlığını ilan eden Arnavutluk bölgesine Eyüp Sabri Bey; Kafkasya bölgesine Ömer Naci Bey; Ermeni isyanlarını bastırmak için Erzurum bölgesine Doktor Bahaeddin Şakir ve Ruşenî beyler, Doğu’daki tüm çetelerin idaresinin başına da beni gönderiler. Sf. 182

    Görevimiz belliydi: Osmanlı’nın her yanına yayılacaktık. Hindistan, Belucistan, İran, Afganistan ve Afrika’daki tüm Müslümanları ayaklandıracaktık.  İslam dünyası tekrar halifenin emrine girecekti.  …  Başında Mehmet Emin (Yurdakul) kardeşimizin bulunduğu Türk Ocakları da tam kadro halinde bizim saflarımızdaydı.  Mehmet Emin sıradan biri değildi, Üsteğmen rütbesindeyken 1899 tarihinde ilk kez Almanya’ya askerî eğitim için gönderilen 19 subaydan biriydi.  İran’da birlikte gerilla mücadelesi vermiştik.  Teşkilatı Mahsusa olarak ilk “resmi” eylemi, Sadrazam Said Halim Paşa’nın bile haberi olmadan İstanbul’da gerçekleştirdik.  Ruslar, 1898’de Ayastefanos’ta (Yeşilköy) bir anıt dikmişlerdi.  Anıtın bombalanması bizim için bir simgeydi ve un ufak edilmesi başkaldırının sembolüydü.  Sf. 183,184

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 183 ile 184 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2009); Dönemin Maliye Nazırı Cavid Bey, 1926 yılında Atatürk’e karşı yapılan İzmir Suikastına karıştığı iddiasıyla idam edildiği gün, yani 26 Ağustos’ta Fransız Parlamentosu ayağa kalkıp bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.

  • (Dede Yakup Cemil Anlatıyor;)

    1 Ocak 1914 tarihi itibarıyla “Enver Bey”, Harbiye nazırlığına atanarak resmen “Enver Paşa” oldu. Aynı zamanda Başkomutan vekilliği (başkomutan padişahtı) ve Genelkurmay başkanlığını da eline aldı.  Henüz 34 yaşındaydı.  …  Ordu hiç de genç değildi.  80 yaşında binbaşılar, 62 yaşında üsteğmenler, 58 yaşında teğmenler vardı.  Okuma yazma bilmeyen subaylara ağa denirdi.  Enver Paşa nazırlığa gelişinin beşinci günü 7500 subayı ordu kadrosunun dışına çıkardı.  Ordu gençleştirilmiş, Alman subayların denetiminde sıkı bir eğitime tabi tutulmuştu.  Enver Paşa’nın bu konuda en iyi yardımcısı İsmet (İnönü) Beydi.  Askeri teşkilatımız, talimnamelerimiz, top ve tüfeklerimiz artık Alman modeliydi. 

    (Dipnot: Önce onu Enver Paşa keşfetmişti!  Atatürk zaten bir süre İsmet İnönü’ye güvenemedi, Enver Paşa’nın adamı diye)  Sf. 178  

    Talat Bey, gerek kabinede gerekse Cemiyetin genel merkezinde kuvvetli bir nüfuz edinmişti. Herkes her şeyi ona soruyor, her meseleyi onunla konuşuyordu. İstemediğimiz başımıza gelmiş, Talat Bey diktatör olmuştu! Bunu engellemek gerekiyordu. Hali vakti yerinde bir tüccar arkadaş vardı, Kemal Bey, onun Beşiktaş’taki evinde bir pazar günü buluştuk. … Cemiyet Merkez azaları derhal istifa etmeli ve taşra mümessilleri ile kâtibi mesuller toplanarak yeni bir merkez heyeti seçmelidir. Peki, nasıl istifa edeceklerdi?  Dedim ki nasıl Babıali’yi bastık, Kâmil Paşa Kabinesini dağıttık, bu sefer de yine öyle yapalım. ….  Topçu İhsan ; “Adımız eşkıyaya, komitacıya çıkmıştır, bu nedenle dikkatli olalım, kan dökmeyelim.” dedi. .   Çarşamba günü Genel Merkezi basacağız. … Ben Süleyman Askeri Bey’le birlikte evden çıktım. Yolda giderken Süleyman Askeri Bey birden durdu dedi ki; ” Yakup Cemil; ben bu kararları doğru bulmuyorum. …  Gidelim Talat Beyle konuşalım. Esasen Genel Merkezi yıksak ta Talat Beyi deviremeyiz.  En iyisi onunla anlaşalım. …  Bu işten tek kazançlı Süleyman askeri Bey çıkacak ve mükâfatını Teşkilatı Mahsusa kurulunca alacaktı.

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 178 ile 181 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2009); Süleyman Askeri Bey Teşkilatı Mahsusa’nın ilk başkanı olacaktır. 

  • Çok konuşan bir adam değildi Enver Paşa.  Onun hayatında beyanatlara, nutuklara rastlamazsınız.  O emir veriri gibi kısa ve kesin konuşurdu.  Sessiz, sakin, hatta çekingendi.  Ancak bu dış görüntüsünün altında sükûn bulmaz bir ihtiras adamıydı.  …  “…Harbiye Nazırı olmasına hiçbir sebep yoktur.” diyor.  Ve hemen bizi şikâyet ediyor: “O yanındaki eli silahlı işsizler Enver Bey’i kışkırtıyor.”  Sf. 173

    ..  Cemal Bey biz fedaileri çağırdı.  Arkadaşlar, Avrupa ülkeleri, böyle bir durumda ihtilallere karışmış Enver Bey’in diktatörlük kuracağından korkar, tüm ilişkilerimiz bozulur.  Sf. 174 

    …Enver Paşa, Cemal ve Talat beylerin kendisinin apandisit ameliyatı için Almanya’ya gidince yapmak istediklerini artık anlamıştı.  …  3 Aralık 1913’te Enver Paşa, Cemal Bey’in Nafia nazır vekilliğine tayin edildiğini duydu.  …  Atlayıp hastaneye gittim.  Talat Bey ve arkadaşlarının bulunduğu odaya daldım.   Rovelverim elimdeydi.  “Hayatımı kendi uğrunda feda etmeye yemin ettiğim Enver Paşa’nın hayatına, vücuduna zerre kadar bir tehlike gelirse, ameliyatı yapan kim ise onu şu elimdeki tabancamla hemen öldüreceğim.  Buna alet olanları da yaşatmayacağım.  Bunu iyi biliniz” dedim.  Sf. 175…  Dahiliye Nezareti’nde Talat Bey, .. alaycı bir sesle “Gene ne emriniz var beyler?” dedi.  Atıf hemen atıldı ve “Biz kesin olarak karar verdik, Enver Bey Harbiye nazırı olacaktır.  Bunu size tebliğ ediyoruz.  Sadrazama da söyleyiniz.  Ordunun ıslahı, hükümetin güçlendirilmesi için başka çare yoktur” dedi.  …  (Talat Bey) “Çok değil sadece birkaç yıl beklemesi gerekiyor”.  Bu sefer ben sinirlendim.  Sesimi yükselterek “Muhakkak hemen gelecektir, bizim kararımız kesindir.  Sonra karışmam pişman olursunuz!” dedim.  Talat Bey de sesini yükseltti, “Hodri meydan!” dedi.  Başkası bu sözü söylese onu hemen oraya gömerdim.  Başlardım onun Çingeneliğinden, Siyonist maşalığından, masonluğundan. Sf.176  … 

    (Dipnot:  İttihat ve Terakkinin önde gelen birçok ismi masondu: Talat Bey en yüksek rütbe maşrığı âzamlığa erişmişti, Emmanuel Karasu, Cavid Bey, Midhat Şükrü (Bleda), İsmail Canbulat, Rauf (Orbay) Bey, Ali Fethi (Okyar) Bey, Ömer Naci, Mustafa Necib, Resneli Niyazi, Ziya Gökalp, Hüseyin Cahit (Yalçın) vb.) Sf.177

    Enver Paşa’nın Harbiye Nazırlığına tayin olması için rütbesinin en az tuğgeneral olması gerekiyordu.  Bunun için ise daha altı yılı vardı.  Ancak formül bulundu: Bingazi harekâtına katıldığı için üç yıl, Balkan Savaşı’ndaki hizmeti için de üç yıl eklenerek rütbesi tuğgeneral yapıldı.

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 178 ile 181 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Dede Yakup Cemil Enver’i anlatıyor;)

    Enver Bey miralay (albay) olmuştu.  Mektebi Harbiye Komutanlığına atanmıştı.  Ancak o, bu yeni makamına aldırmamış hatta görevine başlamamıştı.  Bu atamanın kendisini pasifleştirmeye yönelik komplo olduğunu düşünüyordu.  O artık harbiye nazırlığını alarak ordunun başına geçmeyi düşünüyordu.  Sadece harbiye nazırlığını da değil Erkânıharbiye Umumiye reisliğini de almayı düşünüyordu. Sf. 172

    …  Biz artık ona “Paşam” diye hitap etmeye başlamıştık.  …  Enver Paşa, Sadrazam Said Halim Paşa’nın yanına, Babıâli’ye gitti.  İsteğini sadrazama da söyledi.  Sadrazam; “Siz daha çok gençsiniz.  Harbiye nazırlığı için bir müddet sabretseniz fena olmaz” demiş.  Enver Paşa da sadece İttihat ve Terakkinin değil, dış ülkelerin de kendisini istediğini biraz da sert bir üslupla söylemiş.  Sadrazam bu kez, “Geliniz, Genelkurmay başkanlığını kabul ediniz.” teklifinde bulunmuş.  Enver Paşa da, “Bizim askeri teşkilatımıza göre Genelkurmay Başkanlığı Harbiye Nazırlığına bağlıdır.  Genelkurmay başkanı, harbiye nazırının verdiği emir ve talimatlara göre hareket eder.  Ben bizzat orduyu idare etmek istiyorum, yoksa başka bir amir tarafından belirlenmiş politikaları takip etmek istemiyorum” demiş. 

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 172) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2009); Orduda disiplin kalmamış, Yeniçeri Ocağı’ndan da beter olmuş. Kemal Paşa da görev beğenmeyip, Çanakkale’den ve Şam’dan görevi izinsiz bırakıp İstanbul’a dönmüş.

  • Türklerin tarihinde bir ilki gerçekleştirmiştik Cumhuriyet kurmuştuk.  Bayrağımız bile vardı.  Üç rengi vardı bayrağımızın: matem rengi, siyah; Müslümanlığı temsil eden, yeşil; aydınlık günleri temsil eden, beyaz.  Ay-yıldızımız yeşil zemin üzerindeydi.  Ayrıca birer yıldız da siyah zemin üzerindeydi.  Başkentimiz Gümülcine.  Pul bile bastırdık.  Bulgarlarla Osmanlı Devleti 29 Eylül1923’te İstanbul Anlaşması yapıldı.  Edirne, Karaağaç ve Dimetoka’yı içine alan 25-30 kilometre kare genişliğinde toprak Osmanlı’ya bırakıldı.  Ancak bizim el koyduğumuz topraklar Bulgarlara veriliyordu.  Biz ne yaptık; “Garbî Trakya Muvakkat Hükümeti” olarak bu anlaşmayı tanımadık!  …  Sadrazam Halim Paşa biz çok baskı yaptı.  Askere ihtiyacımız olduğunu söylüyorlardı.  Maalesef Ekim ayı sonunda hükümeti feshedip İstanbul’a döndük.  Çünkü mali, iktisadi esaret devam ediyordu.  Dış siyaset bakımından Osmanlı’nın kaderi gene yabancı devletlerin iradesine bağlıydı. Sf. 171, 172

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 171 ile 172 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Dede Yakup Cemil İttihatçı terörünü anlatıyor;)

    11 Haziran 1913’te Sadrazam ve Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa’nın otomobili silahla taranıyor.  Kurşun sesleri ortalığı birbirine katıyor.  Sf.161 

    …  Suikastı tertip edenlerden Prens Sabahattin, Gümülcineli İsmail Hakkı Bey yurtdışına kaçmışlardı. Sf. 162  …  Amaçları ihtilal yapıp İttihat ve Terakki hükümetini yıkmak, kendi hükümetlerini işbaşına getirmekmiş. Sf. 163 …  Suikastla ilgili veya ilgisiz 322 kişi sürgüne gönderildi.  Beyazıt Meydanı’nda 12 kişi idam edildi.

    (164. Sayfada Dipnot: Sürgüne gönderilenlerin hepsi İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne muhalefet edenlerdi.  Bunların arasında Mustafa Suphi (TKP’nin ilk lideri) gibi gazeteciler de vardı.) 

    …  Sadrazamlığa Said Halim Paşa getirildi.  … Partiyi hiçe sayıp kendi kafasına göre hareket eden Talat Bey’e dersini vermek istiyorduk.  …  Talat Bey değişmişti.  Şimdi diktatör gibi hareket ediyordu. Sf.165 

    …  30. Haziran.1913.  Sırtımızda üniformamız yoktu ama biz fedailer, gönüllü birliklerimizle ordumuzun önündeydik.  15 Temmuzda Keşan’ı, 17 Temmuzda İpsala’yı, 18 Temmuzda Uzunköprü’yü, 21 Temmuzda Edirne’yi geri aldık. (1) …  Enver Bey “Edirne’nin ikinci fatihi” olmuştu. Sf. 169,170

    Süleyman Askeri, Yüzbaşı Çerkez Reşid, Kuşçubaşı Eşref ve kardeşi Sami, Sapancalı Hakkı, Yüzbaşı Fehmi Bey gibi arkadaşların komutasında gönüllü askerlerimizle Meriç’i geçip Batı Trakya’ya daldık.  Avrupa ayağa kalkmıştı.  Babıâli bizim için Avrupa ülkelerine diyordu ki: “Bunların bizim ordumuzla hiçbir ilgisi yok, bunlar o bölgenin insanları, milis kuvvetler!”  Düveli Muazzama’nın baskısını azaltmak için bağımsız “Garbı Trakya Muvakkat Hükümetini kurduk. (2)

    Bu bir “cumhuriyet” hükümetiydi.

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 161 ile 172 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2009); Birinci Balkan Savaşında, mevcut hükümeti düşürmek için gönülsüz savaşan İttihatçı subaylar, Selanik ve Edirne’yi verdiler, sonra bu İkinci Balkan Savaşında Edirne’yi alarak Enver’i kahraman yaptılar.

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (2009); Vahdettin de bunu yapmak istedi ama yanlış adamı seçti, aldandı, Osmanlı devletini yıktırmış oldu.  

  • 15 Kasım 1983.  ..o gün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi. (1) Sf. 147 

    …  Edare (dedem Yakub Cemil’in kız kardeşi)  …  Dedem Yakub Cemil’in bir yönü hiç bilinmez.  O öldürdüğü kişilerin ailelerine yardım yapacak kadar büyük bir insanmış.  “Karısının, çocuğunun ne günahı var?” dermiş.  Sf.151 Mehmet Ali Ağabey olağanüstü Fransızcasıyla bir şeyler söyledi.  Arkasından ilk onun susturucusu konuştu.  Ara Toranyan pencerenin önüne yığıldı.  Sf. 155

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 147 ile 155 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2009); 12 Eylül cuntası Kıbrıs’ın bölünmesi için ciddi adım atıyor.  İsrail bu projeyi tutuyor, çükü Rumları istemiyor. 

  • (Dede Yakup Cemil darbe ve sonrasını anlatıyor;)

    Enver Bey hep kısa konuşurdu.  Hürriyet ilan edildiğinde de ancak ısrarlar üzerine birkaç söz söylemişti.  …  Babıâli binasının önünde Şeyhülislam Cemalettin Efendi’nin otomobili duruyordu.  Hemen ona atladık.  Şoförü tehdit ederek Dolmabahçe’ye gitmesini emrettik.  Saraya giderken tabancamdaki boş yerlere kurşun doldurdum!   Sf.140

    …  Zatışahane’nin huzuruna çıkmak istediğimizi Başmabeyinci Halit Ziya Bey’e (Uşaklıgil) söyledik.  …  Zatışahane’nin huzuruna girdik.  Elini öperek karşısında vaziyet aldık.  Zatışahane karşısında bir binbaşı ile iki yüzbaşıyı görünce şaşırır gibi oldu.  …  “Peki, oğlum Enver, ne yapmamı istiyorsunuz?” dedi.  …  Talat Bey’in Dâhiliye nezareti vekilliğine tayin buyurulmasını ….çıkarken elini öptük.   Sf.141

    …  Mahmut Şevket Paşa, İttihat ve Terakki’nin sadrazamlık teklifini zorla kabul etmişti.  Ancak bir isteği vardı: kuracağı kabinede Talat Bey’e görev vermeyecekti.  Çünkü yedi ay önce (9 Temmuz 1912) Harbiye nazırlığı görevinden Talat Bey’in muhalefeti nedeniyle ayrılmak zorunda kalmıştı.  …  teklif kabul edildi.   Sf. 142 

    Başmuharrir Ali Kemal Gümülcineli İsmail hakkı ve Rıza Nur gibi birkaç kişiyi de göstermelik olarak tevkif edip, sonra yurtdışına çıkmalarına izin verdiler.  Bizi ordudan attırdılar.  3 Şubat 1913 tarihinde orduyla ilişkimizi kestiler. 

    (Dipnot: İkdam gazetesinin başyazarı Ali Kemal, İttihatçılara karşı hep sert muhalefet yürüttü.  Kuvayı Milliye’ye ve Kurtuluş Savaşı’na da hep karşı çıktı.  6 Kasım 1922’de İzmit’te linç edildi. .. Ali Kemal’in torunu ise Sinan Kuneralp’tir.)   Sf. 145

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 140 ile 145 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Dede Yakup Cemil 1913 darbesini anlatıyor;)

    “Enver Bey, Doktor Abidin Bey’e “Kapıları derhal kapayınız.  Vazifelilerden başka içeri kimse girmesin” emrini verdi.”

    (Dipnot: Dr. Abidin Bey, 1926 yılında Atatürk’e İzmir’de yapılan suikasta karıştığı iddiasıyla idam edildi.  İttihat ve Terakkinin öncü gücünün birini subaylar oluşturuyorsa, diğerini tıp doktorları oluşturuyordu.)   Sf. 135 

    “Bir yanda Erkânıharbiyeyi Umumiye reisinin (Genelkurmay Başkanının) bile bağlı bulunduğu, müşir (mareşal) rütbesinde bir komutan Nazım Paşa, diğer yanda binbaşı, yüzbaşı ve teğmen rütbesinde bizler.  …  “Paşa Hazretleri, millet Kamil Paşa Hükümeti’nin istifasını istiyor, vatanı satanlara ordu müsaade etmeyecektir” diye sözlerine başlamıştı ki, Nazım Paşa yine bağırmaya başladı.  Kolumu Paşanın arkasından çevirip sağ şakağına tabancamı yaklaştırdım ve tetiğe bastım.”  Sf. 137   

    “Enver Bey sesi titreyerek, “Eyvah, Yakub Cemil ne yaptın, buna ne lüzum vardı?” dedi.  …  Nazım Paşa’nın yerde yatan vücuduna bir kurşun daha sıktım.  …  Enver Bey “İnkılaptır, kan dökülür, millet için gerekirse harbiye nazırları da can verir, ne yapalım, kader.  Vazifemize devam edelim” dedi.  …  Bu arada Talat Bey de bize katılmıştı.  …  Nazırlar korkudan diğer odalara kaçışmışlardı.  Masa başında yalnızca Osmanlı İmparatorluğu’nun meşhur sadrazamı Kıbrıslı Kamil Paşa vardı.  Sadrazam yerinden bile oynamamıştı.  “ne istiyorsunuz evlatlarım?” dedi.  Enver Bey’in güveni yerine gelmişti, “Paşa Hazretleri millet sizi istemiyor, imzalamaya karalı olduğunuz sulhtan sonra, bu devlet baki kalmaz, lütfen istifanamenizi yazınız” dedi.”   Sf. 138

    “…  İstifa ettiğini yazdı.  Kâğıdı Talat Bey aldı ve “Paşa Hazretleri, ‘ciheti askeriyeden vaki ısrar üzerine’ yazmışsınız.  Lütfen pencereden bakar mısınız, dışarıda sadece askerler değil, her meslekten millet var” dedi.  … “ve millet” ilavesini yaptı.  Babıâli Baskını sırasında biri bizden olmak üzere 7 kişi ölmüş, 19 kişi yaralanmıştı.” Sf. 139

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 135 ile 139 arası) kitabından birebir alınmıştır.