Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • M.Ö. 580 ile 504 yılları arasında, Güney İtalya’da, Kroton kentinde büyük usta Pythagoras (Pitagor) yaşadı. Gizli bir din okulu kurmuştu ve evrenin, bir sayı uyumu olduğunu öğretiyordu. Öğrencilerine ahlak, siyaset ve din öğretiyordu. Bu bilimlerin tümüne “mathematalar“ adını veriyordu. Kullandığımız matematik sözü buradan türemiştir.

    Pisagor’un Mısır ve Babil rahiplerinden aldığı eğitim 34 yıl sürmüştü. Pisagor yeniden İtalya’ya döndüğünde elinde Orfeik öğretilerin yeniden canlanmasına yardımcı olacak bir mistik öğreti vardı. Mısır’da Osiris dinine bağlı eğitim almıştı. Daha sonra Mısır’ın Babil tarafından işgali ile gittiği Babil’de aldığı eğitimle matematiğin kutsallığına inandı. İşte Pisagor düşüncesindeki sayıların önemi buradan gelir. Eski Mısır’da ve Babil’de ayinler müzikle gerçekleştiriyor ve müzik formatı matematiksel işlemlerle doküman ediliyordu. Böylece müzik Pisagor felsefesinde önemli bir yer edindi.

    Her şey belli bir sayıdır diyordu. Akıl belirli bir sayıdır, ruh, adalet, her şey belirli bir sayıdır, evren de sayıların uyumudur diyordu.

    Her sayı ya tek, ya çifttir. Hâlbuki tüm sayıları oluşturan 1 ne tek, ne de çifttir, hem tek, hem çifttir. Yani mutlak bir de teklik ve çiftlik beraberdir. İlk varlık bir noktadır. Noktalardan çizgi, çizgilerden yüzey, yüzeylerden cisim oluşmuştur. Demek ki, her farklı cisim, farklı bir sayı karşılığıdır. Pythagoras, dünyanın ve gezegenlerin güneşin etrafında döndüğünü ve mekaniklerini biliyordu. Zaten bu bilgi Mısırlılarca da uzun bir süredir biliniyordu.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Batı Anadolu mutlak Pers hâkimiyetine girince, bir takım halkla birlikte, filozoflar da Ege kentlerini terk edip, göçtüler. Yunanistan’a kaçan düşünürler, Milet okullarının fikirlerini Yunanistan’da yaymaya ve müdafaa etmeye başladılar. Milet Okulu, başardığı düşünce devrimine ilaveten, Sümer, Mısır ve Anadolu düşüncesini İonya’ya taşıması bakımından da çok önemlidir.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

  • Erken dönem edebiyatçıları arasında, günümüze sadece Homeros’un eserleri kalabilmiştir. Aslen Symirna’lı (İzmirli) olan Homeros’un İliada ve Odysseia’sı çok önemlidirler. İliada Troia (Truva) savaşlarını anlatır. On yıl süren savaşların sadece 50 günü kaleme alınmıştır ve 24 kitaptan oluşur. Odysseia da İliada gibi bir kahramanlık destanıdır. Bu eser, Troia savaşlarına katılan İthaka kralı Odysseus’un, eve dönerken başından geçenleri hikâye eder. Bu eser de İliada gibi 24 kitaptır. Homeros’un bu eserleri, yazılı tarih öncesi için bize bilgi veren kaynaklar halindedirler. Bu eserlerin Yunanlılar üzerinde etkisi çok büyük olmuştur. 

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 24) kitabından birebir alınmıştır.

  • Herakleitos, çoklukla birlik arasındaki ilişkiyi sezip, bütünden bire ve birden bütüne diyen ilk düşünürüdür. Bütünle bütün olmayan, birlik olanla ikilik olan, anlaşma ve anlaşmazlık, bütün şeylerden bir şey ve bir şeyden bütün şeyler, Logos’ta birleşirler diyordu. Bütün cisimleri yalnız bir ve aynı unsurun değişmeleri sayıyordu. Gündüz gece, kış yaz, savaş barış, tokluk açlık, yaşayanla ölmüş, uyanıkla uyuyan, gençle yaşlı, başkalaşmış aynı şeydir. Çünkü bunlar değişince ötekilerdir, ötekiler değişince bunlardır. Ölümsüzler ölümlüler, ölümlüler ölümsüzlerdir, çünkü bunların hayatı onların ölümü, onların hayatı da bunların ölümüdür. Soğuk ısınır, sıcak soğur, yaş kurur, kuru nemlenir. Her şeyde bir harmoni vardır. Görünmez olan harmoni, görünenden daha güçlüdür. Kendinde ikilik olan bir şey Logos’ta uyuşur, hayatın içinde ölüm vardır. Ölüm hayatın içinden çıkar (tez ve antitezi tanımlamaktadır). Ama mücadelenin ortaklaşa ve herkes için olduğunu ve her şeyin mücadele sonucuna ve zorunluluğa göre olduğunu da bilmek gerekir. Mücadele (Çelişki) bütün şeylerin babasıdır.

      Herakleitos’a göre, her şey değişirken, değişmeden kalan bir şey vardır ki, bu Logos’tur. Logos, her şeyin nedeni olan, Tanrıca, bir evren yasasıdır. Logos kelimesi tam tercüme edilemiyor, söz, anlam, düşünce, akıl, tüm bunları kapsayan bir sözcüktür. Logos, sonsuzdan gelip, sonsuza giderken, kendini karşıtlıklarla ve çelişkilerle ortaya çıkarmaktadır. Logos, bu karşıtlık ve çelişkilerle sürekli olarak gelişir ve büyür. Gelişir, büyür ama tekliği ve bütünlüğü değişmez. Logos evrenin en büyük gücüdür.        

    Herakleitos’un, her şey ancak karşıtların kavgasından (çelişkisinden) doğar sözü tam bir diyalektik kavrayıştır. Varlık yokluğu, yokluk varlığı doğurur. Varlık ve yokluk, olmak ve olmamak, yaşamak ve ölmek bir ve aynı şeydir. Bunlar aynı şey olmasa idiler, değişerek birbiri olamazlardı.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 20, 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • Efesli Herakleitos’a göre ise, doğanın en belirgin özelliği değişimdi. M.Ö. 540 ile 480 tarihleri arasında, “her şey akar” diyordu. Her şey hareket etmektedir ve hiçbir şey kalıcı değildir. Bu yüzden “aynı dereye iki kez girmek mümkün değildir.” Ona göre dünyada hep zıtlıklar vardı. Hiç hasta olmamışsak, sağlıklı olmanın anlamını kavrayamayız. Hiç aç kalmamışsak, tok olmanın nasıl bir mutluluk verdiğini bilemezdik. Hiç savaş olmamış olsa, barışın değerini kavrayamazdık. Hem iyi ve hem de kötü, bütün içinde gerekliydi.

    Herakleitos’a göre, evrende olup biten her şeyi denetleyen evrensel bir mantık (Logos) olmalıydı. Bu evrensel mantık veya doğa yasası herkesin uyması gereken bir şeydi. Yani, Herakleitos, doğadaki tüm değişim ve zıtlıklarla bir bütünlük içinde birlikte görüyordu. Ona göre değişen bir şey, “akış halinde” yani süreç içinde karşıt nitelik alır. Öyleyse akış öncesinde karşıt nitelikler birliktedir. “Soğuk şeyler ısınır ve sıcak şeyler soğur; ıslak olan kurur ve kuru olan ıslanır. Hastalık, sağlığın değerini bilmemizi sağlar.” Herakleitos Anadolulu bir düşünür ve değişimi ilk algılayan felsefecidir. Düşünceleri, zamanını öyle aşmıştı ki, çağdaşları ona karanlık lakabını takmışlardı. Sokrates bile Herakleitos’un derinliğine inebilmek için Delos’lu bir dalgıç gerekir diyordu.

    Herakleitos’un etkileri yaygındır. Stoa okulunun başlangıç noktasını belirlemiştir. Logos öğretisi, Stoa aracılığı ile Hıristiyanlığa aktarılmıştır. Tarihte çok ileriye gittiğimizde, 20’ci yüzyıla yaklaştığımızda, Herakleitos öğretisinin Goethe, Hölderlin, Bergson gibi düşünürlere katkısının büyük olduğunu görüyoruz. Hegel ve Nietzsche, Herakleitos’u baş tacı yapacaklardır.

    Efesos’ta, soylu bir ailenin büyük oğluydu. Büyük oğullara kalan kral rahipliğini, istemenmiş ve ufak kardeşine bırakmıştır. Efesos’ta çok güçlü idi. Tiran Melankomas’ı, tiranlığı bırakıp, demokrasiye geçmeye ikna etmiştir. Sonra demokrasiden hoşlanmamış ve inzivaya çekilmiştir. Efesliler, kendisinden yasalar yapmasını istemişler, Ama o oralı olmamıştır.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 20, 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • İtalya’nın güneyindeki Yunan kenti Elea’daki filozoflar, aynı tarihlerde, dönüşüm üzerine kafa yoruyorlardı. Parmenides (M.Ö. 580 – 540), var olan her şey, ezelden beri var olmuştur diyordu. Hiçbir şey yoktan var olmaz, var olan da yok olmazdı. Parmenides’e göre, değişim mümkün değildi, hiçbir şey kendinden başka bir şey olamazdı. Parmenides, duyularına güvenmiyordu. Duyularımızın bizi aldattığını düşünüyordu. Asıl olan mantığımızdır diyordu. Ona göre bilginin kaynağı mantığımızdı.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 20, 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • Thales’den sonra bildiğimiz bir diğer filozof, Anaksimandros’tur. O da Miletlidir. Ve Thales’in okulunda yetişmiştir. Anaksimandros, dünyamızın belirsizlikten ortaya çıktığını ve var olan pek çok dünyadan biri olduğunu öne sürer. Bu belirsizlikten ne kastettiği tam olarak belli değildir. Belki, özün belirsiz olduğunu söylemek istemiştir. Ayrıca, Anaksimandros, bir plaket üzerine ilk dünya haritası yapan bilgindir. Milet (Miletos) tiranı Aristagoras, bu harita üzerinden Atinalılara Persleri tanıtıp, anlatmaya çalışmıştır. Anaksimandros, güneş eksen eğikliği, evrenin sonsuzluğu ve göğün kutup yıldızı etrafında dönüşü gibi konular üzerinde de çalışmıştır. Thales, dünyayı su üzerinde yüzen bir disk olarak düşünürken, o, yer küreyi silindir şeklinde düşünmüştür. Üst daire bizim yaşam alanımızdır. Ayrıca insanın balıktan geldiğini de söylemiştir. Bu açıdan evrim kuramcılarının öncüleri arasındadır.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 20) kitabından birebir alınmıştır.

  • Adını bildiğimiz ilk filozof, Milletli Thales’tir. Aristo’dan öğrendiğimize göre Doğa Felsefe Akımı Thales’le başlamıştır. Thales iyi bir gezgindi, çok gezip dolaşmış ve uzun süre Mısır’da bulunmuştu. Thales her şeyin özünün su olduğunu öne sürmüştü. Suyun içinde, mıknatısın çekme gücü benzeri, hayat gücünün olduğunu söylemiştir. Bununla tam ne demek istediği belli değildir. Belki yaşamın suda olduğunu ve sonunda, her şeyin suya dönüşeceğini söylemek istiyordu.  Çapın daireyi iki eşit parçaya böldüğünü, ikizkenar üçgenin taban açılarının eşit olduğunu, kesişen iki doğrunun karşılıklı açılarının eşit olduğunu belirten teoremleri bulmuştur. Ayrıca, denizde gemiler arsındaki mesafeyi hesaplamıştır. Daire içine dik açılı üçgen çizmiştir. Mısır piramitlerinin yüksekliğini, insan boyunun gölgesine olan oranından hareketle hesaplamıştır. M.Ö. 585 yılı 28 Mayıs’ta gerçekleşen güneş tutulmasını önceden hesaplamıştır. Güneş tutulma bilgisini ve Thales Teoremi bilgisini, Babillilerden almış olması çok muhtemeldir. Thales, astronomi bilgisi ile bol ürün alınabilecek yılı önceden tespit ederek, zeytinleri ucuza kapatıp, zengin olmuştu. Bu halkın gözünde filozofinin, değer kazanmasına sebep oldu. 

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Babil ırmakları kıyısında oturup Siyon’u andıkça ağladık;

    Çevredeki kavaklara Lirlerimizi astık.

    Çünkü orada bizi tutsak edenler bizden ezgiler,

    Bize zulmedenler bizden şenlik istiyor,

    ‘Siyon ezgilerinden birini okuyun bize!’ diyorlardı.

    Nasıl okuyabiliriz Rab’ın ezgisini El toprağında?

    Ey Yerüşalim, seni unutursam,

    Sağ elim kurusun.

    Seni anmaz,

    Yerüşalim’i en büyük sevincimden üstün tutmazsam,

    Dilim damağıma yapışsın!

    Yerüşalim’in düştüğü gün,

    Yıkın onu, yıkın temellerine kadar!’

    Diyen Edomlular’ın tavrını anımsa, ya Rab.

    Ey sen, yıkılası Babil kızı,

    Bize yaptıklarını

    Sana ödetecek olana ne mutlu!

    Ne mutlu senin yavrularını tutup

    Kayalarda parçalayacak insana!”

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 9) kitabından birebir alınmıştır.

  • Babil, M.Ö. 586 yılında, Kudüs’ü alarak Yuda devletinin bağımsızlığına tam olarak son verdi. Bu sırada Babil’in başında kral Nabukadnezar vardı. Babil, Kudüs kentini ve Yahova tapınağını yaktı, yoksullar dışında tüm halkı Babil’e sürgüne yolladı. Sürgüne gönderilenler, M.Ö. 722 yılında kuzeyin on kabilesinin başına geldiği gibi, asimilasyona zorlanmadılar. İki topluluk halinde yaşadılar. Biri Babil’e, diğeri Fırat kıyısında Nippur ve Ur şehirleri civarındaki Tel Aviv’e (Bahar tepesinde) yerleştirildiler.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 9) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yoşiya, Süleyman’ın tapınağını tamir ettirirken, Başkâhin Hilkiya, Musa’nın İsraillilere son hutbesi olduğu söylenen eski bir kitap buldu. Hilkiya’nın bulduğu kanun kitabı, bizim bugün Tesniye olarak bildiğimiz metnin temelidir. Tesniye’nin esasını oluşturan tema, daha sonra Yahudi inancının temeli olacaktır.

    “Dinle (şema) Ey İsrail! Yahova bizim Elohim’imizdir, Yahova tektir (ebed)! Yahova’yı bütün kalbinle, bütün ruhunla, bütün gücünle seveceksin.“

    Bu söylem İsraillilerle, İsrailli olmayanları (goyim) birbirinden ayırıyordu. Musa, vaat edilen topraklara varıldığında yapılacakları, söylüyordu.

    Vadedilmiş topraklara varan İsrailliler “Yerli halkla hiçbir anlaşma yapmayacak, onlara en ufak bir merhamet göstermeyecekler”di. Asla kız alıp, verme, toplumsal karışma olmayacaktı. En önemlisi, Filistin dininin köküne kibrit suyu dökeceklerdi. Musa İsraillilere, “onların sunaklarını yerle bir edin, ayakta bir tek taş bırakmayın, kutsal tütsüleri indirip, putları ateşe verin” diye emrediyordu. “Siz ki Yahova’yı kendinize Elohim seçtiniz, O, sizi, dünyanın bütün kavimlerinden ayırıp, kendi kavmi seçti.”

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

  • M.Ö. IV. yüzyıl Sparta’da kadın nüfusunun erkeklerden daha fazla olduğu ve bir kadının birden fazla erkekle birlikte olduğu bilinmektedir. Bu durum sosyal açıdan bir problem değildi. Amaç sağlıklı Sparta vatandaşları yetiştirmekti. İhanet ve eşler arası kıskançlık Sparta’nın bilmediği kavramlardır. Miras, rüşvet, dolandırıcılık, lükse düşkünlük gibi şeyler de Spartalılar için yabancı kavramlardır. Atina’daki yaşam, onların “yozlaşma” olarak kabul ettiği ve çok küçümsedikleri bir yaşamdı.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 136) kitabından birebir alınmıştır.

  • Urartu devletinin yıkılışından sonra, ülkede pek çok prenslikler oluştu. Bunlardan en güçlüsü Armenler kabilesiydi. Armenler’in öne çıkmasından sonra bu bölgeye Ermenistan denmeye başlandı. Ermeni halkı bu tarihten sonra, bölgeye gelenlerle yerli halkın karışmasından doğdu. Ermenilerin atalarının M.Ö. 1200 ila M.Ö. 800 tarihleri arasında, Frigler ve Traklar gibi batıdan gelerek, bu topraklara yerleşen Hind – Avrupa dil kökenli kabileler olduğu da iddia edilir. (1)

    Bu bölgeye gelen kabileler ister batıdan ister doğudan gelsin, esas çoğunluğun, binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan yerli halk olduğu bellidir. Bu bölgeye gelerek, yerli halk ile karışan kabilelerin, Kafkasya üzerinden veya İran platosunu geçerek, gelmiş olma olasılığı da vardır..

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 195) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2013); Rus kaynaklarına ve bazı tarihçilere göre Ermeniler tıpkı Yahudiler ve Araplar gibi Sami ırkındandırlar.

  • Orfeus’un Yunan mitolojisindeki öyküsü şöyledir. Orfeus şarkıları ile tüm doğayı etkilerdi. Karısı Euridike ölünce, buna dayanamadı. Ölüler ülkesi Hades’e gidip, karısını geri istedi. Karısını ona geri vermeyi bir şartla kabul ettiler. Yeryüzüne çıkana kadar, arkasını dönüp, Euridike’ye bakmayacaktı. Orfeus, dayanamadı, karısına baktı. Böylece sevgili karısını sonsuza kadar kaybetti.

    Orfizme göre ruh ölümsüzdü. Bedende hapsolmuş bulunan ruh, ölümle bundan kurtulur ve Tanrıların yanına çıkardı. Tanrılar ruhu muhakeme ederek, hakkında hüküm verirlerdi. Ruhun sahip olabileceği en büyük mutluluk, bedenden bedene geçerek, birçok yaşam sürebilmesiydi. Orfizm, çile çekmeyi bir ibadet biçimi olarak, klasik ibadet biçimlerine katmıştır..

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 182) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lidya’da Sadyattes’in ölümünden sonra tahta Kral Alyattes geçti. Kral Alyattes hem Kimmerleri Anadolu’dan kovdu ve hem de Kızılırmak dolaylarına seferler yaparak Lidya’nın sınırlarını genişletti. İlk resmi devlet parası Alyattes döneminde basıldı. M.Ö. 607 yılında devletçe yönetilen ilk sikke basımı gerçekleşti..

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 176) kitabından birebir alınmıştır.

  • En ünlü Midas efsanesi ise, eşekkulaklı Midas’tır. Pan ile Apollon arasında veya Marsiyas (Marsyas) ile Apollon arasında Tanrısal bir müzik yarışması yapılır. Midas hakemdir. Midas Apollon’un rakibini daha fazla beğenir. Apollon da Midas’ı cezalandırıp, kulaklarını eşekkulağı yapar. Midas, sivri külahı ile kulaklarını herkesten gizler. Ama bir gün tıraş olurken, berberi durumu fark eder. Berber bu sırrı fazla saklayamaz, birine anlatması lazımdır. Sonunda, bir kuyuya sırrını yavaşça fısıldar. Sonra, kuyunun etrafındaki sazlar, her rüzgâr estiğinde:

    Midas’ın kulakları eşekkulakları

    Midas’ın kulakları eşekkulakları

    Diye bağırmaya başlarlar..

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şamiram Su denilen, Van’dan 50 Km uzaktaki Hoşap vadisinden Van’a temiz su getiren kanaldır. Bu kanal, bugün hala çalışmaktadır. Urartuların bağcılık ve şarapçılıkta da başı çektikleri söylenmelidir. Urartu devletinde üretimin artmasına paralel olarak, üretimi yapacak insan sayısının da artması için, o dönemin genel uygulamasına başvuruluyordu. Kazanılan zaferlerden sonra, işgal edilen yöre halkı çoluk, çocuk, kadın, erkek Urartu’ya getiriliyordu. Bunlar, genelde, yeni açılan tarım alanlarında iskân ediliyorlardı.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 146) kitabından birebir alınmıştır.

  • Atina’da kızlar eğitilmezler ve kadın, toplum dışında, yalıtılmış bir hayat sürerdi. Atinalı erkek, evine bağlı değildi ve aile ilişkileri de kuvvetli değildi. Erkekler günü dışarıda geçirirlerdi. Kadınlar ise evdeydiler. Genç kızlar, yalnızca yün eğirme, dokuma ve dikiş.

    Bazen okuyup yazmayı, bir evi çekip çevirmeyi öğrenirlerdi. Toplumdan tecrit edilmiş olarak yaşarlardı. Nerede ise, dört duvar arasına kapatılmışlardı ve ancak öbür kadınlarla düşüp kalkarlardı (lezbiyen ilişkiler). Atina evleri genellikle avlulu evlerdi. Şanslı olanların avluda kuyusu ve yemek pişirme yeri ve bazen sebze yetiştirme alanı bulunurdu. Ayrıca Tanrı Zeus’a ayrılmış minik bir sunak ta olurdu Evde kadınların yaşadığı bölümü ayrıydı ve genellikle alt katta ve ön cephede yer almazdı.

    Erkekler, özellikle yabancılar, kadınlara ayrılmış bölüme kolayca giremezdi. Erkek konuklar gelince, kadınlar kendi yerlerine çekilirlerdi. Bu bölüm yalnızca kadınların yaşadığı bir harem dairesiydi. Yanlarında bir kadın köle (cariye) bulunmadıkça kadınlar sokağa çıkmazlardı; evde, sıkı bir gözetim altında yaşarlardı. Aristophanes, muhtemel âşıkları korkutmaya yarayan (molos’lardan), iri kıyım bekçi köpeklerinden söz etmektedir. Moloslar çok büyük ihtimalle hadım kölelerdir. Zaten Herodotos zamanında Sakız adasında ticari amaçlı bir hadım etme merkezi olduğunu biliyoruz. Bu ticari amaçla hadım edilmiş erkekleri hem Doğu ülkeleri ve hem de Yunanistan satın alıyordu.

    Euripides (M.Ö. 480 – 406) kadınlardan “oikourema“ ev eşyası olarak söz eder. Antik Atina’da kadın, erkeğinin çocuğunu da doğuran, baş hizmetçiden başka bir şey değildir. Topluma karışamaz ve saygı görmezdi. Buna karşın erkekler nerede ise sınırsız özgürdüler. Antik Atina’da saygı gören kadınlar yalnızca heterealardı (eğitimli kibar fahişeler).

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 139) kitabından birebir alınmıştır.

  • Erkek çocukları yedi yaşında okula başlardı. Eğitim paralıydı, dayak ve diğer cezalar eğitimin parçasıydı.  Erkekler diz boyunda veya daha uzunca rahat elbiseler giyerler, bazı süs takıları takarlardı ama küpe takmazlardı. Saçları kısaydı. Kadınlar da uzun üstlüğü de olan mazbut elbiseler giyerler başlarını örterlerdi. Çok üst sınıfın ve yok varsayılan kadınların yüzlerini örtmeleri istenmezdi. Kadınların makyajlı olduklarını ve kaşlarının arasını birleştirerek boyamalarının moda olduğunu da biliyoruz. Mücevher olarak kolye, bilezik, küpe, yüzük gibi takılar takarlardı. Güzel kokulara meraklıydılar. Özgür kadınların saçları uzundu. Kölelerin saçları kısa olabilirdi.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 138) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lüks düşkünlüğünden Spartalıların korunmasına dair anlatılan bir öykü şöyledir:

    Öykü Plutharkos’un ünlü “Lykurgus’un Hayatı” eserine dayanır. “Sparta efsanevi kurucu Krallarından olan Lykurgus toplum düzeninde eşitlikçi neredeyse ütopik sosyalizmin bayrağı gibiydi. Toplumda yerleştirmeye çalıştığı eşitlikçi düzende paranın zararlı olacağını düşünerek demirden öylesine ağır bir para bastırmış ki ne taşınır ne saklanırdı. Amacı insanları paradan soğutmak olan Kral Lykurgus önce gümüş ve altın paraları tedavülden kaldırarak bu taşınamaz ve saklanamaz parayı dolaşıma soktu. Bu paranın büyüklüğünle alakalı olmayan çok az alım gücü nedeniyle kimse ona sahip olmak istemeyecek toplum da rüşvet, dolandırıcılık, eşkıyalık, lüks düşkünlüğü gibi dertlere yakalanmayacaktı.”

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 127) kitabından birebir alınmıştır.