Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Orhun yazıtlarında, kağanlar, hiç yendikleri düşmanın arazisini yani yurdunu aldık demezler, budunu aldık derler. Orhun anıtlarında rastlanılan il sözcüğü de, bizim şimdi kullandığımız anlamda değildir. İl sözcüğü, bu gün kullanılan anlamını, asırlar sonra Anadolu’da almıştır. Orhun yazıtlarında İlini aldım demekle, siyasi iktidarına son verdim demek istenir. Savaşta ölen kağanın, oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini aldım denilir. Arazisini aldım hiç denmez. 

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 127) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ölenin karısı ile birlikte gömülmesi âdeti, Germenlerde, İskitlerde ve Slavlarda da vardır. İran-Moğol devleti kurucusu Hülâgü Han, bayramlık elbiseler giymiş güzel kızlarla birlikte gömülür. Cengiz Han, en güzel kırk kızla birlikte öbür dünyaya gider. Kuman (Kıpçak) erkekleri, ölünce yanlarına en sevdikleri cariyelerini alırlar. Kenkol’da bulunan Hun mezarlarında erkek ve kadının birlikte gömüldüğü görülür. Yakutlarda, son asra kadar, kadın ölen kocası ile birlikte gömülürdü. Doğu Roma kaynakları, Göktürk hakanı İstemi Han ölünce, sağlığında bindiği dört at ve değer verdiği dört tutsağın öldürülerek beraberce gömüldüğünü yazar. Hazarlar, Macarlar, Bulgarlar, Moğollar, hepsi Türkler gibi atları, silahları ve eşyaları ile birlikte gömülürler. Gömülme merasimi hemen yapılmaz. Şaman tarafından açılan fal sonucu belirlenen ileriki bir tarihte gömme merasimi yapılır. Türklerin sağlığında öldürdüğü kişi ve hayvanları temsil eden balballarla birlikte gömüldüğüne daha önce değinmiştik. Bu balbalların yükseklikleri 0.55 ile 2 metre arasında değişir, bazen 2.85 metre boyunda olanlara bile rastlanır. Bu sembolik heykeller silahlıdır, oturmuş veya ayakta olabilir, sağ ellerinde bulunan bir kupayı göğüslerine yaslarlar.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 126) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hunlar elbiseleri parça, parça olana kadar sırtlarından çıkarmazlardı. Cengiz yasası da, elbiselerin yıkanmadan yıpranana kadar giyileceğini belirtir. Tabii bu fakir dönemlere ait bir uygulamadır. Yoksa göçebe imparatorlukların güçlü ve zengin dönemlerinde Türklerin giydikleri giysilerin ihtişamı ve renklerinin güzelliği ve uyumu anlatıla anlatıla bitirilemez.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 121) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kitabı Mukaddes’in Mizmor bölümü (Türkçede Zebur) olarak bilinen parçası M.Ö 560 yıllarında yazılmış 150 kadar ilahi formunda şiirden oluşmuştur. Çoğu (Hz. Süleyman) Şloma HaMeleh’in babası David HaMeleh (Hz. Davut) a aittir. Ama Hz. Süleyman’a ait olanlar onun şair yönünü ortaya koymaktadır.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 116) kitabından birebir alınmıştır.

  • Süleyman adını doruğa çıkaran esas güç, sahip olduğu efsanevi yüzükteydi. Kimi dini mitoloji kaynaklarına göre, açıkça söylenmese bile, bu yüzüğün Tanrı tarafından adaletle hükmedebilmesi için ona verildiği ima edilir. Bu öyle bir yüzüktür ki yalnız meleklerin bildiği Tanrı’nın gizli ismini saklar. Tanrının bu bilinmeyen adının yaratma ve hükmetme özellikleri vardır. Kimilerine göre de Âdem’in taşıdığı bir yüzüktür bu ve Âdem cennetten çıkarılırken onu Arşta (İslam inancına göre göğün en yüksek kısmı) bırakmıştır. Daha sonra Cebrail Tanrının emri ile onu Hz. Süleyman’a getirmiştir. Süleyman’a iyilik, güzellik ve adalet için verilen bu yüzük aynı zamanda bir mühürdür. Süleyman’ın mührü aslında beş kollu bir yıldızdır. Ama Mühr-ü Süleyman çift üçgenin kesişimi olarak yani altı kollu yıldızla sembolize edilmiştir. Gerçekte ise altı kollu yıldız Süleyman’ın değil, babası Davut peygamberin kullandığı bir semboldür. Bu altı kollu yıldız iç içe. İki üçgendir. Üçgenlerin biri yere biri göğe bakar. İnsanın maddi ve manevi dünyasını, dişi ve erkek güçleri, dünyaya giriş ve çıkış kapılarını ve daha kim bilir neleri sembolize eder, edebilir. Bu tip sembole yüklenecek ulvi değerler ve anlamlar tamamen insanın hayal gücünüze kalmıştır. İsrael bayrağının da sembolü olan bu altı kollu yıldız, yüzlerce yıl kutsal bir sembol olarak İslam dünyasında kullanılmıştır. Cami ve medrese duvarlarında, mezar taşlarında, muhtelif objelerin süslemelerinde kutsal bir obje olarak, padişah gömleklerinde beladan koruyucu bir tılsım olarak Mühr-ü Süleyman motifini çokça görmek mümkündür.

    Yahudi Kralı Davut’un oğlu olan Süleyman güçlü ve dirayetli bir kraldı ve ülkesine bir altın çağ yaşattı. Süleyman’ı efsaneleştiren en önemli eseri efsanevi Sion Tapınağıydı. Davud zamanında Sion (Siyon) Dağında yalnızca bir çadır vardı. İçine Ahit Sandığı konulmuştu. Ahit Sandığına bu eşsiz evi yaptıran Süleyman’ın o devir için son derece görkemli olan bu mabedi, cinlerin yardımı ile yaptığına inanmak için insanların birçok nedeni olmalıdır. Daha sonra yerle bir edilen bu mabedin temel duvarı bugün Yahudilerin Ağlama Duvarıdır. Yanı başında Mescit-i Aksa yükselir. Süleyman’ın Tapınağı Hıristiyan dünyasını da çok meşgul etmiştir. Templer (Tapınak) Şövalyelerinin bir kısmı Kutsal Kadehi, bir kısmı Felsefe Taşını, bazıları da Mühr-ü Süleyman’ı aramış ve hatta bazılarının bunları bularak başka yerlere sakladıkları söylenceleri yayılmıştır. 

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.

  • Süleyman, ülkesini on iki bölgeye ayırmıştı. Her bölgenin başına bir yönetici atamıştı. Her yönetici, kendi bölgesindeki vergileri toplar ve Jerüsâlem’e (Kudüs) yollardı. Davut tarafından başlanan, ancak esas yapımı Süleyman’a ait olan, Sion Dağı Sarayı ve Yahova Tapınağı, otuz binden fazla insanın angarya tarzı çalışması ile bitirilebildi. Kral Süleyman Fenike, Mısır, Suriye ve Arabistan’la ticari ilişkiler kurarak, bu ülkelerden at, köle, altın, gümüş, kokulu yağlar ithal etti ve İsrail’i zenginleştirdi. Ülke içinde vergi ve angarya fazlalığı nedeniyle bir hoşnutsuzluk vardı. Süleyman, Yuda (Juda, Yahudi) kabilelerini, kuzey kabilelerine nazaran fazla kayırıyordu. Efraim kabilesi başkaldırdı, ama bu ayaklanma bastırıldı. Süleyman’ın ölümünden sonra, İsrail kabileleri arasındaki mücadele şiddetlendi ve sonunda, M.Ö. 935 yılında, Yuda (Juda, Yahudi krallığı) ve İsrail adlı iki krallık ortaya çıktı. 

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kenan ülkesinde, kral Süleyman tahttaydı. İbrani Tanrısına gelince, başlangıçta, Şaman nitelikli bir Tanrı olan Sina dağı Tanrısı Yahova, İsrail birliği kurulurken, yavaş yavaş insan nitelikli bir Tanrıya dönüştü. Artık, Yahova, insanınkine benzer organlara, gözlere, kulaklara, ellere, yüreğe ve soluğa sahipti. Düşünce ve duyguları bir insana çok benziyordu. Hakaret görünce çok öfkelenirdi. Çok kıskanç bir tanrıydı. Yahova ulusal bir tanrıydı. İsrail oğullarının tanrısıydı. Yabancılarla olan münasebetlerde daima İsraillilerin yanında yer alırdı. İsrail oğullarına dayattığı ahlak kurallarını yabancılar için geçerli saymazdı. Kazanmak için, her şeyi mubah sayardı. Firavuna yalan söylenebiliyordu. Yahova, Mısır’dan çıkarken, kavmine Mısırlılardan çalmanın günah olmadığını söyleyerek hırsızlık yapmasını öğütlüyordu.

    Yahova savaşçı bir tanrıdır.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eşcinsel ilişki, pek çok toplumda, karşı cinslerin ilişkisi kadar ve bazen ondan daha fazla tasvip görüyordu. Çin İmparatorlarının erkek ve kadın odalıkları ile gezindikleri bilinmektedir. Bu varlık gösterisi birçok sarayda ve toplumun zengin ve ayrıcalıklı kesimlerince de sergilenmiştir. Tüm caydırmalara rağmen 1. Elizabeth İngiltere’sinde bile gözde hovardalar faklı cinsten sevgililerini aynı anda kollarına takıp sokaklarda gezinmişlerdir. Halk da bunların hovardalıklarına ve cinsel güçlerine gıpta ile bakmış olsa gerektir!     

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 112) kitabından birebir alınmıştır.

                                                                                  

  • Antik Yunan’da ve Japon Samuraylar dünyasında, askeri kastı güçlendirmenin bir yolu eşcinsellikti. Japon Samurayları savaşa genç bir partner eşliğinde giderlerdi. Kelt savaşçıları kendilerini başka erkeklere kolayca ve hiçbir sıkıntı duymadan sunarlar ve reddedilirlerse bunu büyük hakaret kabul ederlerdi.

    Birçok eski kültürde yer bulan bir diğer inanış ta, eşcinsel ilişkinin genci hayata ve evliliğe hazırlayan ve genç erkekler için, nerede ise, zorunlu bir süreç olarak kabul görmesidir. Eski Yunandan çıkan ve kurumlaşan “Pedastri” (Pederastri) budur. Pedastri (Pederastri) de daha yaşlı ve yüksek statüdeki bir erkek, yetişkinliğe hazırlanan erkek çocuğu ile eşcinsel ilişkiye girer. Genç erkeğin bu işten zevk alması veya mutlu olması beklenmez ve sorgulanmaz. Minnettar olması yeterlidir.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 111) kitabından birebir alınmıştır.

  • Musa, kavmini adanmış topraklara yani Kenan ülkesine götürme görevini kendine, Tanrı Yahova’nın verdiğini söyler. Mısır’dan kaçan İbraniler Sina dağına geldiklerinde, Musa Tanrı’dan on emri alır;

      “1-Seni Mısır diyarından ve esirlik evinden çıkaran Tanrın Yahova benim. Karşımda benden başka Tanrıların olmayacaktır.

      2-Kendin için oyma put, yukarıda göklerde olanın yahut aşağıda yerde olanın yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın. Onlara secde etmeyeceksin ve onlara tapınmayacaksın; çünkü senin Tanrın olan ben Yahova, kıskanç bir Tanrıyım: Babaların günahını üçüncü kuşak üzerinde ve dördüncü kuşak üzerinde, çocuklarında cezalandıran, buna karşılık beni sevip buyruklarımı tutanlara bin kuşak ötesine kadar inayette bulunan Tanrı benim.

      3-Yalanı doğru göstermek için Tanrı Yahova’nın adını boş yere ağzına almayacaksın; çünkü Yahova, yalanı doğru göstermek için kendi adını ağzına alanları cezasız bırakmaz.

    Sebt gününü kutlamak için onu hatırında tut. Altı gün çalışacaksın ve bütün işini yapacaksın; fakat yedinci gün Tanrıya ayrılmış bir dinlenme günüdür; sen ve oğlun ve kızın ve kölen ve cariyen ve hayvanların ve kapılarında olan konuğun o gün hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü Yahova gökleri, yeri ve denizi ve onlardan olan bütün nesneleri altı günde yarattı ve yedinci gün dinlendi; bunun için Yahova yedinci günü mübarek kıldı ve onu takdis etti.

      4-Babana ve anana saygı göster, ta ki Tanrın Yahova’nın sana verdiği toprakta ömrün uzun olsun.

      5-Adam öldürmeyeceksin.

      6-Zina işlemeyeceksin.

      7-Hırsızlık etmeyeceksin.

      8-Hemcinslerine karşı yalan şahitlik etmeyeceksin.

      9-Hemcinsinin evine tamah gözüyle bakmayacaksın.

    10-Komşunun karısına, kölesine, cariyesine, öküzüne, eşeğine ve onun malı olan hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.” 

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mısır’da işçi olarak çalışan İsrailliler, genelde, inşaat işlerinde çalışırlar ve kabile kabile bir arada yaşarlardı. Firavun II. Ramses döneminde, angaryanın artması ve kötü koşullar nedeniyle, Mısır’ı Musa yönetiminde terk ettiler. Mısır’da ırk ve din ayrımı olmadığı için, isteyenin okuma hakkı vardı. Ama bunun için, belli bir tapınağa da girmiş olmak gerekiyordu. Musa’nın iyi eğitim aldığı ve Mısır devletinde yüksek görevlere geldiği düşünülmektedir. II. Ramses, İsraillilerin Mısır’dan çıkışına engel olmaya çalışmıştır. İyi inşaat ustaları olan, İsraillileri kaybetmeyi hiç istemiyordu. Bu nedenle, İsraillilerin Mısır’dan çıkışları tam bir kaçış şeklinde olmuştur. Onları takip eden Mısır ordusu ise, Deltanın Sina tarafında, Kızıl denizin parçaları olan bataklıklarda, epey telefat vererek, kovalamacadan vazgeçmiştir.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2013); Musa, Mısır devletinde üst görevlerde bulunmuş, muhtemelen siyasi bir hedefe odaklanmış, isyan etmiş ve kaybetmiş. 

  • Mısırlılar, ölülere rehberlik ederek, öbür dünyada yapılacak yolculuğa yardımcı olması için, ölüler kitabını yazmışlardır. Ölüler Kitabının, Osiris önünde okunması için yazılmış bölümü şöyledir;

    “Hiç kimseye kötülük etmedim. Yakınlarımı bahtsızlığa sürüklemedim. Gerçek evinde alçaklık etmedim. Kimseyi gücünün dışında çalıştırmadım. Benim yüzümden kimse korku duymadı, yoksulluk ve acı çekmedi, bahtsız olmadı. Tanrıların kötü gördükleri şeyleri hiç bir zaman yapmadım. Kölelere kötü muamele etmedim ve ettirmedim. Kimseyi aç bırakmadım. Kimseye gözyaşı döktürmedim. Kimseyi öldürmedim ve kimsenin kahpece öldürülmesini emretmedim. Kimseye yalan söylemedim. Hiç bir utandırıcı davranışta bulunmadım. Zina etmedim. Yiyecekleri pahalı ve eksik satmadım. Terazinin dirhemi üzerine hiç bir zaman elimi bastırmadım. Teraziyle tartarken hiç bir zaman hile yapmadım. Süt çocuklarının ağızlarından sütü uzaklaştırmadım. Hayvanları çalmadım. Tanrının kuşlarını avlamadım. Ölmüş balığı tutmadım. Hiç bir arkın suyunu başka yöne çevirmedim. Ben temizim, temizim, temizim…”  

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 43, 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk Hermes, daha önce bahsedildiği gibi Mısır’da yaşamıştır. Belki de Mısır Tanrısı Toht’un ta kendisidir. Gizli bilimlerin üstadıdır. Bilgedir insanlara yazıyı ve bilinmesi gereken birçok şeyi öğretmiştir. Hermes’te birbirinden oldukça farlı işlerle uğraşan, ama hepsinde de tartışılmaz derecede üstün eserler veren, güçlü kimlikler ileri sürülmüştür. Astronomi, matematik, coğrafya, topografya, tıp bunlardan bir kaçıdır ve kimine göre 36 525 kimine göre de 525 veya 36 cilt eserin sahibidir. Mısır’ın büyü sanatındaki üstadıdır. Piramitleri inşa etmiştir. Yasa koyucudur ve tanrı mertebesine ulaşmış bir fanidir. Yunanlılar Hermes-Toth’dan çok etkilenmişlerdir. Bu medeniyet için o artık tartışılmaz bir Tanrı kimliğindedir. Yunan’da Ermes veya Hermes, Roma’da Merkür, Araplar da İdris peygamber olacaktır.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 33, 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yazılma tarihi tam bilinemeyen bir matematik papirüsü de Moskova’daki Moskova veya Golenischev Matematik papirüsüdür. Bu papirüs 15 feet uzunluğunda 3 inch genişliğinde 25 tane problemi çözümü ile veren bir dokumandır. Yazarı belli değildir. Problemlerden 23 tanesi Ahmes Papirüsündekilere benzemekte ise de 2 problem oldukça değişiktir ve göreceli zordur. İlki bir düzlemle kesilen kürenin hacım ve alanını bulmak diğeri ise yine bir düzlemle kesilen piramidin hacminin bulunmasına dairdir. Problemler doğru çözülmüştür. Bu antik Mısır matematiğinin en üst noktasını göstermektedir. Mısırlılar dairenin alanının çapına orantılı olduğunu bulmuşlardı. Pi sayısını 3,16 olarak (4x (8/9)karesi yani 256/81= 3,16) hesaplamışlardı.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

  • 6 metre uzunluğunda 35 cm genişliğindedir. Orta Krallık dönemine aittir ve hiyeratik yazıyla yazılmıştır. Yazarı Ahmes adlı bir matematikçidir. Eserin orijinalini, matematikle uğraştığı anlaşılan Ahmes M.Ö. 1650 yıllarında yazmıştır. Amacının matematik öğretmek olduğunu söyleyebiliriz. Bu papirüste çok rastlanan matematik problemleri ve çözümleri verilmektedir. Aşağı yukarı 8. sınıf düzeyinde bir matematiktir. Çözümleriyle verilen 87 soru, paylaşma hesapları, yüzey hesaplamaları, faiz hesapları, kesirli sayılara ait hesaplamalar gibi basit ama gündelik hayatta matematik kullanmayı öğreten bilgiler vardır.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kenan ülkesine yerleşmeden önceki İsraillilere “Musa’dan önceki İbraniler” denir. İbranilerin, göçebe oldukları zaman kesiti, avcılıktan göçebeliğe geçişin ilk zamanları olduğundan, ailede kadın hâlâ ileri haklara sahipti. Çocuklar analarının klanından sayılırlardı. Bu geleneğin bir kalıntısı olarak, ana, uzun zaman çocuklarının adını seçme hakkını muhafaza etti. Çoğu zaman kadın kendi ailesi ile oturuyor, kocası da arada sırada gelip onu ziyaret ediyordu. Bu âdetin Musa zamanında, halen devam ettiğini biliyoruz. Musa, Midyan’lı bir kadınla evliydi, kadın da oğulları ile birlikte kendi memleketinde kalmıştı. İbrani ailesinde çadır sahibi kadındı, kocası onun yanına gelip oturabilirdi. Tekvin’in Yahova metnine göre: “Erkek anası ile babasını terk edecek ve karısına bağlanacaktı.” İleride bu âdetin Arap yarımadası bedevilerinde de geçerli olduğu görülecektir.

    İbrani toplumu, çevresindeki yerleşik medeniyetlerin etkisi ile kısa bir süre içinde babaerkil aile düzenine geçti. Kadın, kocanın malı oldu. Koca, efendisi, Baal’i idi. Koca, karısını, babasından, o yoksa erkek kardeşinden satın alıyordu. Bu en eski zamanlarda, babanın, çocuklarını, üvey çocuklarını, torunlarını yargılayıp, mahkûm etme ve hatta öldürme hakkı vardı. Tekvin’de de görülen bu hak, daha sonraları Tesniye’nin yazılması ile sınırlanmıştır. Ama baba daima oğul ve kızlarını, köle olarak satma hakkına sahipti. Musa öncesi İbraniler, pınarlara, dağlara (Sina dağı bu yüzden kutsal bir dağdır), belli ağaçlara taparlardı. Sina dağındaki Tanrıya El derlerdi. Tanrı El gittikçe daha önemli bir Tanrı olacaktır. Musa öncesi İbranilere göre, ölüler, diğer dünyada, Şeol’de, yaşamaya devam ederler. Ölüler, olağanüstü bir kudret ve bilgi edinirler ve ruhlar (Elohimler) haline gelirler. Genel kanı ve inanışa göre, İbraniler, İbrahim’in yönetiminde, Sümer’in Ur kentinden, Kenan ülkesine göç ettiler. Önce, bir süre Harran’da durdular ve daha sonra Kenan ülkesine gittiler. İbrahim’in babasının bir tapınakta rahip olduğu ve bu nedenle İbrahim’in gökyüzü ve Sümer dini hakkında çok bilgili olduğu söylenir. İbrahim, karısı Sarah öldükten sonra, Kenan ülkesinde, Hebron’da toprak satın alıp yerleşti. İbrahim’in torunu Yakup, Şekem’e, yani bu günkü Nablus’a yerleşti. Yakup’un oğulları ki bunlar İsrail’in on iki kabilesinin atalarıdır, bir kıtlık sonucu Mısır’a göç ettiler. Hatırlanacağı gibi Mısır’da köle yerine işçi çalıştırma daha yaygın bir anlayıştı. Mısır’ın kendi halkı yapılmakta olan çalışmalara yetmediğinden, Mısır’a çevre ülke halkları çalışmaya giderlerdi. Hele Mısır’ın zengin olduğu dönemlerde, tapınakların, kamu binalarının inşaatı çok miktarda işçiye ihtiyaç gösteriyor, ihtiyaç yabancı işçi sağlanarak gideriliyordu. Yukarda özetlenen gelişmeler, M.Ö. 1900 ile 1500 yılları arasına aittir.  

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsrailliler Sami ırkındandır. İsrail sözü “Tanrı ona güç versin” anlamına gelmektedir ve bu ad Yakup’a verilmiştir. On iki kabilenin hepsi beraberce İsrailliler adını alırlar. Kişilere ve dile uygulanan İbrani deyimi, “öte yakanın insanları“ anlamındaki Hibri sözünden gelmektedir. Kenan ülkesinin yerlileri, nehrin öte yakasına gelmiş olan göçmenlere böyle demiştir. Yahudi sözü ise “Tanrı Yahuda ülkesinin sakinleri “ demektir. Daha sonraları Yahudi sözcüğü, tüm kavimi belirtmek için söylenmiştir. Yahudilik üzerine başlıca belge, Eski Ahit’tir.

    Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biz şimdi bundan 4.500 yıl önce (M.Ö. 2500) Lagaş’ta yaşamış ve olaylara tanıklık etmiş bir tarihçinin kendi sözleriyle anlattıklarını izleyelim: “Kayıkçıların denetçisi kayıkları gasp ediyordu. Hayvanların denetçisi, büyük baş hayvanları alıyordu, küçükbaş hayvanları alıyordu. Balıkçıların denetçisi balıkları gasp ediyordu. Lagaş’lı bir yurttaş yünlü bir koyunu kırktırmak için saraya götürdüğü zaman, eğer yün beyazsa beş şekel ödemek zorundaydı. Eğer bir adam karısından boşanırsa, işakku beş şekel, vezir bir şekel alıyordu. Eğer bir kokucu bir yağ karışımı üretirse, işakku beş şekel, vezir bir şekel, saray kâhyası bir şekel alıyordu. Ölüm bile vergi ve yükümlülüklerden kurtuluş sağlamıyordu. Ölü mezarlığa götürüldüğünde, bir grup memur ve asalak, aileden fazla miktarda arpa, ekmek, bira ve çeşitli eşyalar sızdırıyorlardı…

    Lagaş Kralı, Urukagina, İşakku olunca ne oldu? Urukagina kayıkçıların denetleyicisini görevden aldı. Balıkçıların denetçisini görevden aldı. Büyük baş ve küçükbaş hayvanların denetçisini görevden aldı. Beyaz koyunları kırktırmak için ödeme yapılan gümüş tahsildarını görevden aldı. Bir adam karısından boşandığında, ne İşakku, ne vezir hiçbir şey alamayacaktı. Kokucudan da bir şey alınamayacaktı. Gömmek için mezarlığa bir ölü götürüldüğü zaman, memurlar ölünün mallarından öncekine göre daha azını, bazı durumlarda yarısından da azını alacaklardı. Artık her yerde vergi tahsildarları gezmiyordu. Lagaş yurttaşlarına özgürlük gelmişti. Artık, yoksul bir adamın oğlu balık tutmuşsa, kimse balığı elinden alamayacaktı. Artık, memurlar, bahçelere girip, ağaçları silkeleyip, meyveleri toplayıp, götürmeye cesaret edemiyorlardı.”

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.

  • Homeros’un kaydettiğine göre, Mısırlılar en mükemmel hekimleri yetiştirmişlerdir. Herodotos, Mısır’da her hastalığın ayrı bir hekimi olduğunu kaydetmektedir. Örneğin çok yemenin kötü olduğunu biliyorlardı. Temizliğin önemini anlamışlardı. Kanalizasyon sistemleri vardı. Çok sık yıkanırlardı. Evlerinin yediklerinin ve içtiklerinin temizliğine çok dikkat ederlerdi. Bazı rahipler günde iki kere yıkanır üç günde bir saçlarını keserler domuz eti yemezler, kaynamış su içerlerdi. Oruç tutarlar mide ve bağırsaklarını zaman zaman müdahale ederek boşaltırlar böylece işe yaramayan fazlalıkları vücutlarından uzaklaştırdıklarını düşünürlerdi. Herodot’a göre dünyanın en sağlıklı insanları Libyalılar ve Mısırlılardı.  

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 163) kitabından birebir alınmıştır.

  • M.Ö. 2551 ile 2528 yılları arasında Snofru’nun oğlu Kufu (Keops) firavun oldu. Kraliçe Heteferes idi. Keops 30 metre yüksekliğindeki büyük piramidi yapmıştır. Bu piramidin yapımı sırasında işçilerin, günlük sarımsak istihkaklarını alabilmek için, greve gittikleri söylenir.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 154) kitabından birebir alınmıştır.