Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Çin’de homoseksüellik daha bu yıllarda yaygındı ve bu yaygınlık zamanımıza iyice yaklaşana kadar sürecektir. Çin’de, günlük yaşamda, homoseksüellik ne övülür ve ne de yerilirdi. Bu duruma bakarak homoseksüelliğin geleneksel aile ahlakını incitmediği söylenebilinir. Homoseksüelliğin, toplum tarafından kabul edilen davranışlar olmasını sağlayan, efsanevi bir imparatordan söz edilir. Sarı İmparator veya Huang Di, Çin toplumunda kurucu Atalardan kabul edilerek, adı etrafında birçok şeyin efsaneleştirildiği bir İmparatordur. Toplumun homoseksüelliği benimsemesi Girit’te de böyle efsanevi bir imparatora bağlanır.

    Çin geleneklerine göre Sarı İmparator veya Huang Di’nin M.Ö. 2698 – 2599 arasında yaşadığına inanılır. İmparator, danışmanı, bilgini ve Saray doktoru Qi Bo ile Çin tıbbının temellerini atmış ve çok uzun bir hayat sürmenin yolunu bulmuştur. Qi Bo ve İmparator efsaneye göre pusulanın da mucitleridir. Pusula sayesinde kum fırtınası arkasına gizlenmiş olan düşmanlarını bulup, yok etmişlerdir.

    Efsanelerde İmparatorun eşi de yer alır. O da halkına çok değerli bir şeyi hediye eder. Sarı imparatorun sevgilisi ve taptığı eşi Kraliçe Luo Zu’nun sihirli güçleri eşinden hiç de aşağı değildir. “Çin efsaneleri ipek böceği kozasından ipekli kumaş yapılabileceğini insanlara Kraliçe Lou Zu’nun öğrettiğini anlatmaktadır. ”Bu sevgili eş erkenden ölünce İmparator çok mutsuz olur. Hiçbir şey onun duygusal boşluğunu dolduramaz ta ki erkek bir sevgilisi olana kadar. Bu genç erkeğe büyük bir tutku ile bağlanan Sarı imparator sayesinde Çin’de eşcinsellik başlar.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 152) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çin yazısı, M.Ö. 2.000 civarında geliştirilmiştir. Bu yazı, resim esasına dayanan çok karmaşık bir yazıdır.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 151) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu tarihlerde, Mısır’da, bundan sonra düşünce hayatını çok etkileyecek olan biri yaşadı. Bu adı Hermes Tut olan bir terziydi. Daha sonra, Hermes Tut’a Yunanlılar Hermes Trismegistus (üç kez bilgin), Yahudiler Honok, Araplar Hermes-ül Heramise diyeceklerdir. Kırk iki yapıtı olduğu söylenen terzinin papirüsleri günümüze ulaşamamıştır. Onun düşüncelerini, öğretisini takip edenler sayesinde, Mısır ve Grek dilinde yazılmış eserlerden öğrenebiliyoruz.

    Hermes Tut şöyle demiştir: “İnsanlar ölümlü tanrılardır, Tanrılar ise ölümsüz insanlardır.“

    Hermes’in öğrencilerinden Asclepius “İnsanlar, ölümlü Tanrılardır, Tanrılar da ölümsüz insanlardır.“ sözünü açıklamıştır. Her şeyin içi ile dışı birdir, hiçbir ayrılık yoktu. Büyükle, küçükte böyledir. Evrende hiçbir şey ne iç, ne dış, ne küçük, ne büyüktür. Tek bir yasa ve tek bir eylem vardır. Esas neden daima gizlidir. Sonsuzluk, sonlu zaman ve sonlu mekân ile anlaşılamaz ve anlatılamaz. Sonsuzluk, sınırlılık içinde kavranamaz. İnsan ancak öldükten sonra onu anlayabilir ve anlatabilir. Çünkü yaşayan insan zaman ve mekân ile sınırlanmıştır. Gerçeği görmek için bu sözlerin anlamını anlamak gerekir. Bazı insanlar, gerçeği görmeye yatkındırlar, kabiliyetlerini çabaları ile destekleyerek, insanların görmediği sırrı görebilirler.

    Bu yukarda özetlenen düşünce, Hermes’e atfedilen öğreti, bundan sonra göreceğimiz tüm teolojik görüşleri derinden etkilemiştir. Bundan sonra, Işık ve karanlık ikilemi hep ana tema olmuştur. Mistisizm ve sırlar dünyası buradan kaynaklanmıştır. Öğreti, filozofların kuracakları modele öncülük edecektir. Tüm dini öğretilerin içine girecek, modellemelerini derinden etkileyecektir. Hermetizm ayrıca, kendi başına bir din oluşturacaktır.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biz tekrar haftanın günlerine dönersek, başlangıç Güneşgünü (Sunday), sonra Aygünü (Monday)… en son Satürngünü (Saturday) di..

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öldükten sonra dürüst insanları bekleyen son Sümer’de çözümlenmeden kalmıştır. Çünkü “cennet” Sümer mitolojisine göre ölümsüz tanrıların yeridir. Sümer’de ölümden sonra ödül (cennet) ceza (cehennem) meselesi net olarak çözümlenmemiştir. Ama bu kavramlara doğru gidişin ipuçları vardır.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 143) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2013); İnsanların çok ağır işlerde çalıştırılabilmesi için cennetli cehennemli bir din uygulaması gerekiyordu. O zamanın şartlarında, insanları daha çok çalıştırmanın karşılığı ne olabilirdi ki?  

  • Sümer kent devletlerinde hayat sürerken, M.Ö. 2700 tarihinde, 50.000 kişinin yaşadığı Uruk kentinde Kral Gılgamış tahta çıktı.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 136) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şimdi Doğu Anadolu dediğimiz bölgede, M.Ö. 3000 – 2000 yıllarına gittiğimizde, dağlarda ve ovalarda oluşan iki farklı kültür görülüyordu. Doğu Anadolu dağları, tırmanması neredeyse olanaksız dorukları, sık çalılarla örtülü yamaçları ile insanların hareket yeteneklerini tamamen ortadan kaldıran aşılmaz birer engeldir. Doğu Anadolu ovalarında, neredeyse Mezopotamya tarım kültürü seviyesinde, çok ilerlemiş bir kültür vardı. Dağlarda ise, bu kültüre oranla epey geri kalmış bir kültür seviyesi ile karşılaşıyoruz. Bu fark, o dönemde üretilen çanak, çömlek şekil ve süslemelerinde kendini göstermektedir.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 134) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yazılı insanlık tarihinin ilk meclisi, bundan 5.000 yıl önce Sümer ülkesinde bir araya geldi (M.Ö. 3.000). Meclis iki evden oluşuyordu. Birincisi senato veya ihtiyarlar meclisi, ikincisi ise, alt ev, yani eli silah tutan yurttaşlardan oluşan, meclisti. Bu ikili yapı, yerleşiklere, büyük aile (kabile) döneminden miras kalmıştı. 5.000 yıl önce toplanan bu meclis, savaş veya barış için karar vermek üzere toplanan bir savaş meclisiydi. “Senato ne pahasına olursa olsun barıştan yanaydı, alt ev ise savaş istiyordu. Kral senatoyu veto etti ve alt meclisin yanında yer aldı.“ Bu meclis kent devletlerinin merkezi hâkimiyet kurmak için birbirleri ile dövüştükleri dönemde toplanan bir meclisti.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 128) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tanrıça “Nammu”, suyun, dipsiz denizin, her şeye can veren Tanrısıydı. Sümerler, bu arada kanallar, barajlar yaparak bir taraftan suyu yavaş yavaş kontrol altına alıyorlar, bir taraftan da köyler, ilerde kentlere dönüşecek olan kasabalar olarak büyüyorlardı. Tarımın ilerlemesi, iş bölümünün artması, Sümerlerin kozmos üzerinde daha fazla kafa yormasına sebep oldu. Yaşadıkları dünyayı tanımlamak istiyorlardı. Evrenin temel öğeleri yeryüzü ve gökyüzüydü. Sümerce de evren sözcüğünün karşılığı, “yer-gök” anlamına gelen “An-ki” birleşik sözcüğü idi. Yeri düz, yassı bir disk olarak, göğü ise, katı bir yüzeyle örtülü kubbe biçiminde düşünüyorlardı. Gök ile yer arasında ise, “Lil” dedikleri bir şey vardı. Lil rüzgâr, hava, soluk, ruh anlamına geliyordu. Yani Lil bizim atmosferimiz gibi bir şeydi. Güneş, ay, yıldızlar da Lil ile aynı malzemeden yapılmışlardı, yalnız fazladan parlıyorlardı. Gök-yer, her taraftan sonsuz bir denizle kuşatılmıştı. Evrenimiz, bu sonsuz denizin içinde sabit ve hareket etmeden duruyordu. Tabii ki başlangıçta, her şeyin başladığı zamanda, sadece deniz vardı. Deniz, yani su, ilk nedendi. Her şeyin başlangıcı idi. Bu denizden An-ki, yer-gökten oluşan evren doğmuştu. Yer ile gök arasında ise, hareket eden ve her yeri dolduran atmosfer yani Lil vardı. Sonra yeri ve göğü aydınlatsın diye güneş, ay ve yıldızlar var olmuşlardır. Onlardan sonra evrene yerleşme, var olma sırası bitki, hayvan ve insanlara gelecekti.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 108) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sıfırdan bir yazı sistemini geliştirmek, başkalarından ödünç alıp kendine mal etmeye göre akıl almaz derecede güç olmalıdır. Yazının bağımsız olarak icat edildiği iki yer vardır, Mezopotamya ve Meksika. Sümerler M.Ö. 3000 yılında, Meksikalılar ise M.Ö. 600 yılında yazıyı bulmuşlardır. M.Ö. 3000’e kadar giden Mısır yazısı ve M.Ö. 2000’e giden Çin yazısı da, bağımsız yazılar olabilirler. Geri kalan tüm yazılar bu yazılardan türemişlerdir.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 108) kitabından birebir alınmıştır.

  • M.Ö. 3100 tarihine kadar kurulmuş olan tek devlet Sümer devletler topluluğuydu. Sümer uygarlığının en önemli buluşu “Yazı”dır. Bundan 5.000 yıl önce Sümerler yazıyı buldular (M.Ö. 3300) ve yaygın olarak kullanmaya başladılar.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 106 ile 108 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yiyecek üretimi, dünyada ilk defa, Anadolu’nun da içinde yer aldığı Bereketli Hilal’de gerçekleşmiştir. Bereketli Hilal tarihteki ilk kentlerin, yazının, devletlerin, uygarlık dediğimiz çok uzun zincirin başlangıç noktasıdır.

    Bereketli Hilal, yukarı ve aşağı Mezopotamya’ya yani şimdiki Irak’a, güneydoğu Anadolu’ya, Toros dağlarına, kuzey ve batı Suriye’ye, Lübnan, Ürdün ve İsrail’in bulunduğu topraklara bizim verdiğimiz bir addır. Bölgeyi sınırlayan dağlar hilal biçiminde olduğundan yöreye bu ad verilmiştir. Yukarıda verilen bu tanıma, bizce İç Anadolu Bölgemiz de sokulmalıdır. Yani Anadolu’nun Toros dağları, güneydoğu bölgesi ve doğu Anadolu’nun bir kısmı, zaten Bereketli Hilal içinde yer alırken, buna iç Anadolu da katılmalıdır. Çatalhöyük kazıları bu kabulü zorunlu hale getirmiştir. Kesin tarihleri ile bitkiler M.Ö. 8500 (bundan 10.500 yıl önce, 10.500 B.Ö.), hayvanlarsa M.Ö. 8000 (10.000 B.Ö.) dolaylarında evcilleştirilmiştir. Keçi üzerinde yapılan mitokondrial DNA (mtDNA) analizleri, keçinin bundan 10.500 yıl önce evcilleştirildiğini ve keçinin anavatanının Toros ve Zagros dağları olduğunu göstermektedir. Bereketli Hilal, dünyadaki temel tarım ürünlerinin ve hemen hemen evcilleştirilmiş belli başlı bütün hayvanların anayurdu olma özelliğini taşımaktadır.

    Tarım sekiz ana bitkinin evcilleşmesi ile başladı. Bu temel bitkiler, Tahıl olarak, çift sıralı buğday, tek sıralı buğday, arpa; Baklagiller olarak mercimek, bezelye, nohut, acı burçak; Lifli bitkilerden ise, keten bitkisiydiler. Bu sekiz bitkiden yalnızca keten ve arpa, Bereketli Hilal ve Anadolu’nun dışında da yaban olarak vardı, ama oralarda evcilleştirilemedi. Yaban ataları başka yerde bulunmadığından, çift sıralı buğday yalnızca Bereketli Hilal’de, nohut ise Bereketli Hilal içinde sadece Türkiye’de (Güneydoğu Anadolu) evcilleştirilebilirdi. İlk çift sıralı buğday tarımı M.Ö. 8500 dolaylarında Bereketli Hilal’de yapılmış.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1988 yılında, 147 değişik ırktan kadının plasentası üzerinde yapılmış olan DNA analizleri, herkesin, 200.000 yıl önce Afrika’da yaşamış olan bir grup akraba kadından geldiğine işaret etmektedir. Yani, Afrika’da Homo sapiens ortaya çıkmış ve bir dişi Homo sapiensden üreyenler dünyaya yayılarak, bugünkü bizleri oluşturmuştur.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ayakla ellerini hürleştiren atalarımızın başparmağı gelişmiş, bu da beynini tekrar geliştirmiştir. İnsan soyu kendi beyinsel evrimini beceri kazanıp, değer yaratarak, emeği ile geliştirmiştir. Yani İnsanın geldiği durum kendi çabasının eseridir.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 5) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evrim sürecinde, insana benzer niteliklere ulaşan ilk canlılara “Hominid“ (İnsanımsı) diyoruz. Bu Büyük Atalarımızı diğer canlılardan ayıran üç özellik vardır. Pelvis (leğen kemiği) onların dik durmasını sağlayacak şekilde değişmiştir. El başparmağı “oppozisyon“ durumuna evrilerek, elin iş yapmasını sağlayacak duruma gelmiştir. Beynin koruyucusu olan kafatası boşluğu 800 cc den fazla büyümüştür.

    Dik durabilen Büyük Atalarımızın elleri özgürleşti. Alet yapabilir niteliği kazanmışlardı. El becerileri gittikçe arttı. El becerisi arttıkça buna paralel beyin gelişti. Bugün, insan organları ile beynin merkezleri arasındaki ilişkiyi biliyoruz. Beyin merkezleri içinde göreceli olarak en büyük yeri başparmak becerileri kaplamaktadır.

    Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 5) kitabından birebir alınmıştır.

  • Apo devam etti: “Bakın burada yeri gelmişken, izninizle 17 Eylül anlaşmasından bahsetmek istiyorum. 17 Eylül 1998’de ABD, Washington’da Talabani ve Barzani’yi anlaştırdı. Ben aslında Talabani ve Barzani ile çatıştım.”

    Alıntı; Abdullah Öcalan’ı Nasıl Sorguladım? – Hasan Atilla Uğur, (Kaynak Yayınları 7. Baskı Haziran 2011 – Sf. 42) kitabından birebir alınmıştır.

  • Jandarma Umum Kumandanlığının “Dersim” adlı gizli kitabından;

    Pütikanlı/Bütikanlı Büyükleri (Tercan, Hınıs, Kiğı);

    Hüseyin Ağa zade İbrahim Ağa, Zeynel Ağa, Ali Ağa,  Not: Lahika’da bu aşiret büyüklerinden 2 ailenin Kula’ya sürgünü teklif edilmiştir.  

    Cibran Büyükleri; 

    Miralay Halit’in kardeşi Ahmet Ağa (Kiğı) (s. 96-97). Not: Bu aşiret büyüklerinden 1 ailenin Kırklareli’ne iskânı teklif edilmiştir.  

    Alan Büyükleri;  Hasan Ağa (Çukur Köyü-Mazgirt), Maro Ağa (Kortan Köyü-Mazgirt), Murtaza zade Ali Ağa, Pah?) , İbrahim oğlu Keko Ağa (Pah?), Not: Alan aşiret büyüklerinden 2 ailenin Susurluk’a iskânı teklif edilmiştir.  (Bk. J.U.K., “Dersim”, Kaynak Yay., s. 72-105 ve 204-225, “Dersim’deki Aşiretler” ve “Lahika” bölümleri).

     Alıntı; Dersim Aşiret ve Ocaklar – Seyfi Cengiz, (Haziran 2010 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Jandarma Umum Kumandanlığının “Dersim” adlı gizli kitabından;

    Kureyşan Büyükleri; (1)

    Kureyşanlılar’ın İç-Dersim kolu Mazgirt ve Nazımiye Kureyşanlılar’ı olarak ayırt ediliyor. Derviş İbrahim (Balluceli’dir. Kureyşanlılar’ın Nazımiye kolunun başıdır. Nam-ı diğer: Casus İbrahim. Kiğı’nın Sitir Köyü), Derviş İbrahim’in kardeşi Ali oğlu Şah İsmail

    Derviş İbrahim’in amcazadeleri Ali Çavuş oğlu Hüseyin ile Hafidi Ali, Zeynel Çavuş, “Haso Seydo” (Birgiç köyü, Mazgirt. Kureyşanlılar’ın Mazgirt kolunun ileri gelenlerinden biri. Seyit Rıza’nın dostu ve müttefiki), Ali Gah Ağa (Seyit Mahmut oğlu Aligah. Kalecik veya Zine/Zive Köyü. Gülnan/Günnan kabilesi büyüğü), “Ali Çavuş’un Hasan Efendi”, Seyit Mahmut Mahalli Ağa (veya sadece Mahalli Ağa), Rehber (Havr / Havar köyü), Keki Alibert (Koresipi köyü), Hasan Efendi (Türüşmek), Dilo Ağa (Tarda Köyü), Seyit Mahmut oğlu Hamdi (Panan/Palnam Köyü, Nazımiye), Seyit Mahmut oğlu Ali, Palnamlı. Aliyan / Alyan kabilesinin büyüğü) ,Hasan Şeyh (Mehmet Çavuş, Golik Köyü-Nazımiye), Mehmet oğlu Süleyman (Kalman Köyü), Hulitli Hüseyin oğlu Mehmet Çavuş (Kalyan reisi. Casus İbrahim’i sevmediği ve hükümet yanlısı olduğu kaydedilir). Zeynel Ağa (Çamurek Köyü), İbrahim Ağa (Sis Köyü-Kiğı), Hasike, Hasibürç, Hasidav, (Bk. A.g.y., s. 94, 95, 96)  Not: Bu ocaktan 19 ailenin Saray Kazası’na iskanı teklif edilmiştir.   

    Şeyh Mehmet Dede Evladı;

    “Reisleri Malatyalı Doğan Dede evlatlarıdır” Not: Bu Ocaktan 1 ailenin Alaşehir’e sürgünü teklif edilmiştir.

    Pir Sultan Evladı Büyükleri;

    “Kiştemli Seyit Mustafa, Seyit Hasan’dır” (s. 96). Not: 1931 sonunda bu Ocaktan 2 ailenin Alaşehir’e sürgünü teklif edilmiştir.

    Şevalanlı Büyükleri;

    Mustafa Ağa, Rıza Ağa, Hüsnü Bey, Not: Bu aşiret büyüklerinden 3 ailenin Alaşehir’de iskânı teklif edilmiştir.

    Abdalanlı Büyükleri;

    Nur oğlu Mustafa (Pülümür), “Laz Hiseyin Efendi” (Tercan).  Not: Bunlardan 2 ailenin Balya Kazası’na sürgünü teklif edilmiştir. 

    Areyli Aşiret Büyükleri;

    Yusuf Ağa (Keriş/Kiriş veya Kirik), ve kardeşleri İsmail, Hüseyin, Ferhad, Yusuf Ağa’nın amcazadeleri Alik ve Memik/Muhik, “Türk Mehmet Ağa ve torunu Hüseyin Ağa oğlu Yusuf ağa” , Mahmudan/Mahdudan kabilesi büyüğü Ramazanlı Dursun, Ramazanlı Ali Ağa, Dizikli (Lahika’da “Dirizli”) İsmail, Nazımiye Hakis’te mukim “Battal oğlu Mursa”, Keko (Hakis), Keko Ağa (Keşkovar), “Yusuf oğlu Kız Ağa”,

    Muhtar oğlu diğer Ali, Hüseyin ağa, Şakülan kabilesi büyüğü Mirç Ağa (Nazımiye), Ferhadan kabilesi büyüğü Dizikli Veli oğlu Hüseyin Ağa, (Bk. S. 97)

    Not: Areyliler’in bir bölümü kaynaklara göre Nazımiye Hakis Nahiyesi’nin Hilbes, Huhbeş, Margasor, Kervan ve Kirik gibi köylerinde mukimdir. Lahika’da Areyli büyüklerinden 17 ailenin Balıkesir’de iskânı teklif edilmiştir.  

    Hiranlı/Haranlı Aşiret Büyükleri;

    Mustafa Ağa (Kirnis), Mehmet, Ali Ağa (İbi Mahmut Köyü), Hüseyin Ağa/Efendi (Polan Köyü),  Alideşt/Alidost oğlu Mehmet Ağa (Sindam Köyü)  Not Lahika’da Haran aşiret büyüklerinden 8 ailenin Pınarhisar’a sürgünü teklif edilmiştir.

    Alıntı; Dersim Aşiret ve Ocaklar – Seyfi Cengiz, (Haziran 2010 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2019); Kureşan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun aşiretidir.

  • Jandarma Umum Kumandanlığının “Dersim” adlı gizli kitabından

    Şeyhan Aşireti Büyükleri (Mazgirt);

    Hüseyin Seyit Ağa, Geki (Lahika’da “Ciki”) Ali Piro. Not: İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın 1931 tarihli raporundaki Lahika’da Bu aşiretten 2 ailenin Kula’ya sürgünü teklif edilir.  

    Kodan Büyükleri (Mazgirt);

    Hasan Efendi, Dilo Ali Kır. Not: Lahika’da Kodan ileri gelenlerinden 2 ailenin Alaşehir’e sürgünü teklif edilir. 

    Balaban Büyükleri;

    J.U.K’un Dersim kitabında adları verilenler: Halil Ağa zade Paşo, Mehmet Ağa, Kamer Ağa. Not: Lahika’da Balaban büyüklerinden 3 ailenin Çorlu kazasına sürgünü teklif edilir.

    Derviş Cemal Büyükleri;

    Zurumlu Şeyho Dede, Not: Lahika’da bu ocak büyüklerinden 1 ailenin Alaşehir’e sürgünü teklif edilir.  

    Ali Abbas Evladı Büyükleri;

    Kiştimli Ağa Dede, Terli Kühlü Ali Ağa.  Not: “Lahika” olarak bilinen sürgün tasarısında bu ocak büyüklerinden 2 ailenin Alaşehir’e sürgünü teklif edilmiştir.  

    Şadilli Büyükleri;

    Necip Ağa (Ohi) ve oğlu Hasan Ağa, Mustafa Ağa, Mehmet Efendi (Kimsor Köyü), Adil Bey, Rıfat ve Hüseyin ağalar, Zülfü Ağa. Not: Bu aşiretten 8 ailenin Bandırma’ya sürgünü teklif edilmiştir.  

    Baba Mansur Büyükleri;

    Seyit Bayı (Mazgirt), Seyit (Lahika’da “Sait”) Mahmut (Pülümür).  Not: Lahika’da bu ocak büyüklerinden 2 ailenin Ödemiş’e sürgünü teklif edilmiştir.  

    Sultan Munzur Aşireti;

    Seyit, Seyit oğlu Seyit Süleyman, Seyit Emir.  Not: Bu Ocaktan 2 ailenin Ödemiş’e sürgünü teklif edilmiştir.  

    Ağuçan Büyükleri;

    “Karaballı Seyit Hıdır ve Seyit İsmail” (s. 94). Not: Adı Lahika’a “Avucan” olarak yazılan bu Ocaktan 2 ailenin Ödemiş’e sürgünü teklif edilmiştir.

    Alıntı; Dersim Aşiret ve Ocaklar – Seyfi Cengiz, (Haziran 2010 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Jandarma Umum Kumandanlığının “Dersim” adlı gizli kitabından;

    Çarekan / Çarekli Büyükleri;

    Şah Hüseyin Bey zade Mustafa ve Hasan Beyler. Ankara İstiklal Mahkemesi kararıyla Kastamonu’da ikamete mecbur edilen Mustafa Bey’in “geçen sene” Dersim’e geri gelip aşiretin yönetimini eline aldığı kaydedilir. Not: Lahika’da bu aşiret büyüklerinden 2 ailenin Çorlu’da iskânı teklif edilir.

    Yusufan Büyükleri;

    Mehmet Ağa, Kamer Ağa (Ağdat’ta mukim), Zenk Ağa (Deşt), Hüseyin Ağa (Danariş), Süleyman oğlu Keko, Murtaza oğlu Mehmet.  Not: 1931 tarihli Lahika’da Yusufan büyüklerinden 6 ailenin Keşan’a sürgünü teklif edilir.

    Hormek Büyükleri;

    Mehmet Efendi, Süleyman Ağa (Civarik-Nazımiye), Kamer Ağa, Mustafa Ağa, Bertal/Pertal Ağa (Civarikli), Not: Lahika’da Hormek büyüklerinden 13 ailenin Malkara’ya sürgünü teklif edilir.  

    Demenan Büyükleri;

    J.U.K.’un Dersim adlı kitabında adları anılan Demenan büyükleri şunlardır: Cebrail Ağa (Ariki’de mukim), Kamer Ağa (Gini), Hasan Ağa (Hüzmerik), Cibogez (Lahika’da Cibozer), Not: Lahika’da Demenan büyüklerinden 4 ailenin Bandırma’ya sürgünü teklif edilir. 

    Pilvenk Büyükleri

    Pilvenk aşireti, İç Dersim’in Kazılı / Gazili, Surgiç, Poxders, Karavelu, Cerxeh, Ağzunik, Suşank, Nacar, Ulupuxar, Gulbari, Fındıkan, Taptik, Margik, Balişer, Tanz, Ağbayır, Yeniköy, Mısadariç, vd. gibi köylerinde yerleşiktir. Kendi geleneklerine göre, cetleri Şıh Delil Berhican’dır. Horasan’dan gelip ilkin Yukarı Pilvenk’e, daha geç dönemlerde ise Pertek mıntıkasına yerleştikleri rivayet edilmektedir. Pilvenk kabilelerinin adlarını Şeyh Delil Berhican’ın Süleyman, Piran, Helifan ve Keşkahoran adlarındaki dört oğlundan aldıkları düşünülmektedir. “Dersim” adlı kaynağa göre bu aşiretin Zilanlı/Ziyanlı ve Halifanlı olmak üzere iki kabilesi mevcuttu. Zilanlılar, halk arasında “Kösoğluyan” diye bilinenler olmalıdır. Bunların Gümüşhane-Kelkit bağlantısı önemlidir. Bu bağlantı bu aşiretin Yukarı Pilvenk mıntıkasına Gümüşhane/Kelkit’ten veya bu bölge üzerinden gelmiş olabileceğini düşündürmektedir. “Dersim” adlı kitapta bu aşiret büyüklerinden adları anılanlar şunlardır: “Azgonik” köyünde mukim Ziyanlı (Lahika’da “Zilanlı”) kabilesi büyükleri Köse oğlu Süleyman ve kardeşleri Hasan ve Kefim / Kerim ağalar (Bu kabile, Süleyman Ağa’ya muhalif Ulupınarlı grubu hariç, Seyit Rıza’yı destekliyordu. Ulupınar grubunun hükümeti desteklediği anlaşılmaktadır), Köse oğlu Hacı Mustafa Ağa (“Hacı” unvanını Kerbelâ’ya gittiği için aldığı kaydedilir) Kelkitli Ali Çavuş, Halifanlı kabilesinin büyükleri Seyit İbrahim ve oğlu Süleyman, Seyit İbrahim’in kardeşi Yadigâr, Muhtar Mustafa ve oğlu Hızır, Ulupınar), Keğo, Jandarma Mustafa oğlu Bedir, Rumkiğlı Mustafa, Pohatrisli İbrahim, Müdür Seyit İbrahim Ağa (yukarıda adı geçen Halifanlı büyüğü Seyit İbrahim’le aynı mıdır, ayrı mıdır, net değil. SC).

    Not: Lahika’da Pilvenk büyüklerinden 4 ailenin Malkara’ya sürgünü teklif edilir.

    Alıntı; Dersim Aşiret ve Ocaklar – Seyfi Cengiz, (Haziran 2010 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.