Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Sultan I. Ahmed’in, “Kızılbaşlar, yabancı elçiler ve Yahudilerin esir satın alamayacakları” şeklindeki buyruğunu nasıl analiz etmemiz gerekiyor; Saray’daki Yahudi lobisine duyulan öfkenin devam ettiğine mi?

    Hadi gelin bir de “komplo teorisi” üretelim: Sabetayist hareketin Osmanlı’ya başkaldırısının altında yatan, Saray’daki Yahudi lobisinin tekrar gücü ele geçirme planı olabilir mi?

    Yoksa kendisine başkaldıran Sabetay Sevi’ye Osmanlı’nın hoş­görüsünü nasıl açıklayacağız? Sf. 338 

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 338) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fitnat Hanım Kurban Bayramı arifesinde kurbanlık almak için Beyazıt Meydanı’nda dolaşırken, hayranı olan şair Haşmet kendisini görür. Kurbanlık koç alacağını öğrenin­ce de “Bu bayram bendenizi kurban etseniz olmaz mı?” diye espri yapmak ister. Fitnat Hanım, “Olmaz, bu bayram boynuzsuz kurban keseceğim” der!.. Sf. 334

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 334) kitabından birebir alınmıştır.

  • Feramerz, yani Molla Hüsrev Efendi, 1460’ta Fatih Sultan Mehmed tarafından şeyhülislamlığa atandı. Ve yirmi yıl bu görevde kaldı. Sf. 332

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 332) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hayatizâde’nin diğer oğlu Hekimbaşı Mehmed Emin Efendi (?-1748), Osmanlı tarihinde bir ilki gerçekleştirecek; hekimbaşılıktan şeyhülislamlığa gelen ilk kişi olacaktı.

    5 Nisan 1746’da Osmanlı Devleti’nin altmış beşinci şeyhülisla­mı olacaktı. Fakat görevinde 6 ay 20 gün kalabilecek, azledilecekti. Mekke kadılığını isteyecek, Sultan I. Mahmud isteğini olumlu karşılayacak, ama Mekke’ye giderken yolda vefat edecekti.

    Moşe ben Rafael Abravanel, Saray’ın başhekimi olabilmek için Yahudilikten Müslümanlığa dönmüştü. Sf. 331

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 331) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yani, TBMM hilafeti kaldırmamış, kendi sorumluluğuna almıştı! Bunu tek düşünen Türkiye’deki bazı isimler değil.

    CIA geçen yıl, “global geleceği haritalamak” (mapping the global future) adlı bir rapor hazırladı. Kendi internet sitesinde de olan bu rapor, dünyanın 2020 yılına dair öngörüleri kapsıyor. Dört bölümden oluşan raporun bir bölüm başlığı ilginçti: “yeni hilafet.”

    CIA, 2020 yılına kadar İslam dünyasının hilafeti yeniden kuracağını iddia ediyor. “Büyük Ortadoğu Projesi” hilafet kurumu ol­madan kurulamazdı! Sf. 330

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 330) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın basın işlerinden sorumlu danışmanı Mehmet Akif Beki’nin “Erdoğan’ın Harfleri” adlı kita­bından bir aktarma yapmak istiyorum:

    “Başbakan Erdoğan, Musa Peygamber soyundan geliyor. Abdullah Gül de yoldaşı ve iktidar paylaştığı kardeşi Harun’a benziyor.” (Milli­yet gazetesi, 30 Mayıs 2003)

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 329) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sabetay Sevi’nin torunu olduğunu söyleyen Ilgaz Zorlu’yu dinleyelim:

    “(Sabetayistlerin) Masonluk ve Melamîliğe karşı gösterdikleri il­gi bizleri şaşırtmamalıdır. Nitekim adı geçen organizasyonlarda üst kademelere kadar gelmeleri de bunun bir örneğidir. Melamilerin Sabetay Sevi’nin fikirdaşı olan Niyazi Mısrî’ye karşı duydukları il­giyle beraber Sabetaycılar bu tarikata intisap etmeye başladılar. Melamîlik’e Yalılar bölgesindeki evini tekke haline getirerek maddî destek sağlayan Ali Örfî Efendi, Sabetaycı cemaatin ileri gelenlerindendi.” Sf. 318

    Sabetaycılar kendi din adamlarını Melamîlik tarikatı içinde yetiştirmişlerdir. Bu çok ilginç; Adam hahamdır, ama dışarıdan baktığınızda Melamîlik, Mevlevîlik ve Bektaşîlik tarikatları içinde yetişmiş din adamı gibi görünür. Böyle bir tuhaflık da vardır. Sf. 318

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 318) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yaptığı iyilikleri, gösteriş olur endişesiyle gizleyen; işlediği günahları ise nefsiyle mücadele etmek için açığa vuran tasavvufî tarikatın adıydı “melametîlik” ya da bildik adıyla “melamîlik”. Sf. 307

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 307) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sultan II. Abdülhamid döneminde, “İttihatçı” diye kendisini jurnal edince, deniz subayı Şair Edib Harabî, Topal Tevfik hakkın­da şu şiiri yazdı:

    Ben ehl-i tariykim diye davalar edersin

    Bir hırka giyip heyet-i dervişle gezersin

    Lâkin biliriz biz seni her boku yersin       

    Noksan seni halk etti Hûda çünkü bodursun

    Lanet sana mecra-yı fesad-fitne fücursun..  Sf. 294 

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 294) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mihaylo Miço Latoş, 1806 yılında Hırvatistan’da Plaşki’de, le­vazım çavuşu Sırp bir baba ile Polonyalı bir anneden doğdu. Ma­tematik ve resimde çok başarılı olduğu için öğretmenleri tarafın­dan Avusturya İmparatorluğu Harp Okulu’na burslu öğrenci ola­rak gönderildi.

    Dört yıl eğitim aldığı harp okulundan kaçarak, 1826’da Osmanlı topraklarına sığındı, iki yıl çeşitli işlerde çalıştıktan sonra, İs­tanbul’da yeni açılan askerî okula öğretmen oldu Müslüman da olmuştu. Adı Ömer Lütfi’ydi. Sf. 287

     1848’de Rumeli Ordusu müşiri oldu. Kendisine, ağırlığını Macar ve Polonyalı Yahudilerin oluşturduğu “Murtad Taburu” ad­lı, gayrinizamî harp yapan özel bir askerî birlik kurdu.

    Ömer Lütfi Paşa’nın yardımcısı da Yahudi’yken Müslümanlığı seçen İskender Paşa’ydı (Alexander Antoni İlinski).

    Ömer Lütfi Paşa, 1854’te Kırım Savaşı’nda serdarıekrem (Padişahın başkomutan vekili) olarak Rusya üzerine gönderildi. Sf. 288

    Müslüman olan, camiden çıkmayan Ömer Lütfi Paşa, kızı Saffet Hanım’ı; asıl ismi Konstantin Borzecki olan ve Polonya’da 1848 Wielkopolska Ayaklanması’na karıştığı için ülkesini terk edip Osman­lı’ya sığınarak Mustafa Celaleddin adım alan subayla evlendirdi. Sf. 288

    Mustafa Celaleddin (Konstantin Borzecki), kayınpederi saye­sinde Osmanlı ordusunda paşalığa kadar yükseldi. Genelkurmay’da Topografya Bölümü başkanlığını yaptı.

    Mustafa Celaleddin Paşa’nın bu hizmetler dışında, Türkiye tari­hindeki yeri başkaydı; o Türklerin Ari ırktan geldiğini, Macarlarla akraba olduğunu ilk yazan kişiydi. 1869’da İstanbul’da, bir yıl sonra da Paris’te basılan Les Ttnrcs Anciens et Modemes (Eski ve Yeni Türkler) adlı 362 sayfalık kitap Türk milliyetçiliğinin miladıdır! Sf. 288

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 287, 288) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halifebaba Turgut Koca İttihatçıları: “Bektaşiler”, “Masonlar”, “Melamiler” ve “Mason-Bektaşiler” başlıkları altında toplamıştı.

    Bizi ilgilendiren, listenin “Mason-Bektaşiler bölümü; bakın Halifebaba Turgut Koca’ya göre İttihatçıların içinde kimler “mason- Bektaşi’ydi?

    “Enver Paşa, Ali Fethi (Okyar), Kazım (Karabekir) Paşa, Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi, Salah (Cimcoz) Bey, Ethem Ruhi (Balkan), Dr. Miralay Mehmed Ali Bey, İhsan Namık Bey, Ahmed Bedevi (Kuran), Mehmed Cemil Bey, Niğde Mebusu Hayri Efendi, Hakkı Baha Bey, Kara Vâsıf Bey.”

    Turgut Koca, “Namık Kemal, Ziya Paşa” gibi Jön Türkleri de bu listeye eklemişti. Ayrıca İttihatçılardan ayrılan, Prens Sabahaddin ve Rıza Tevfik de (Bölükbaşı) bu listedeydi. Sf. 281

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 281) kitabından birebir alınmıştır.

  • Özetle, kına yakmadan, nazardan korunmaya; adak olarak horoz kesmekten, muska yazmaya; ağza tükürmekten, sünnete; gelin hamamından, lohusa yatağına kadar bugün Anadolu’daki birçok örf ve âdet Yahudilerde de vardı!..

    Bektaşilikteki “takiye” anlayışı Sabetayistlerin zaten yaşam zorunluluğuydu.

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 278) kitabından birebir alınmıştır.

  • Peki, niye böyleydi?

    Kabaladaki Mesih inancı gereği Sabetay Sevi’nin “ahlaksız bir ortam yaratması”; fahişeyle evlenmesi inanılmayacak olaylar de­ğildir aslında. Çünkü Mesih’ten önce toplum o kadar ahlaksız ola­cak ve çürüme yaşayacaktı ki, Mesih geldiğinde bunların hepsini düzeltecekti!

    Daha önce de basite indirgeyerek yazdım; Mesih Hz. İsa’yı ör­nek gösterdim: Domuz yenmiyorsa, Mesih gelince yenecektir.

    Sünnetliyse, Mesih gelince artık sünnetsiz olacaktır!

    Sabetay Sevi bu nedenle Yahudi kurallarını hiçe sayıyordu. Tüm yerleşmiş kuralları kaldırıyordu.

    Sabetay Sevi’nin ritüelleri buna uygundu.

    Örneğin, Tevrat, hayvani yağların (heleb) yenmesini yasak et­miştir; yemenin cezası cemaatten atılmaktı. Ama Sabetay Sevi “müritlerine’’ bilerek böbrek yağı yediriyordu.

    Yahudi dininde Tanrı’nın “tetragram” olan adı ağza alınamaz, ama Sabetay Sevi bu din yasağını da bozmuştu.

    Kadın ve erkeğin eşitliğine inanan düzenlemeler yapmıştı. Du­alara, ziyafetlere kadınlar da katılıyor, erkeklerle dans edebili­yorlardı.

    Bayramların düzenini-anlamını değiştirerek, Yahudi dininin te­mel inanç ve yasalarını yerle bir etmişti ütün bu “olumsuzlukları’’ Mesih gelecek “olumluya” çevirecekti.

    Aynı zamanda, Mesih’in gelişini hızlandırmak için, “olumsuzluklar” giderek artırılıyordu!

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 277) kitabından birebir alınmıştır.

  • İran kökenli musahiplik törenleri iki aile arasında yapılıyordu:

    Musahip olan çiftlerden erkekler baş açık, yalın ayak yere uzan­mışken kadınlardan her biri musahip erkeklerin çıplak ayaklarını uzun kefen etekleriyle örterler. Bu hareket onların bacı-kardeş olmalarını simgeler. Nitekim musahip ailelerine nikâh düşmez. Çocukları bile birbirleriyle evlenemez. Durumu böyle benimsemek istemeyen kimi kötü düşünceliler, durumu istedikleri yöne çekmektedirler. Kal­dı ki Batı Anadolu Tahtacılarında musahip döşeği diye bir döşek var­dır. Musahip olacaklar için dedenin huzuruna bir döşek getirilir. Aday musahipler bu döşek üzerine yan yana yatarak ikrar (söz) verirler. Pir, musahip olacak dört kişinin üzerine bir çarşaf örter. İsm-i Âzam duasını okur. Sonra çarşaf kaldırılır. Bu durum da kimi iftiralara ne­den olmaktadır. Oysaki Alevîlik’te yol kurallarının özü, ele, dile, bele sağlam olmaktır. Sf. 274-275 (Nejat Birdoğan, Alevî Kaynakları-1,1996, s. 174)

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 274) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Abraham Galante yazıyor;)

    “Eski tarihi incelersek zaman içinde bu törenin gözlemlendiğini ve izlerine bugün bile rastlanıldığım, ön Asya’daki bir ekol mensubu grup tarafından uygulandığını görürüz. Kızılbaş ya da Tahtacı olarak tanınan bu grup mensupları kendilerini bu tuhaf içki âlemlerine ver­mek için büyük mumların söndürüldüğü gece törenleri düzenlerdi.”

    “Garip tesadüf! Biz bu satırları yazarken, İstanbul’da yayımlanan (5 Mayıs 1935) Akşam adlı bir Türk gazetesi Maraş (ön Asya) muha­birinin telgrafını yayımlıyordu. İşte bu telgrafın tarafımızdan tercü­mesi şudur “Maraş, 4 Mayıs 1935 – Bir odada büyük mumların sön­dürülmesi töreni uygulayan birkaç kişi cürmümeşhut halde yakalan­dılar. Olay yerinde, erkek ve kadınlardan başka, müzik enstrümanları ve kafası koparılmış bir kara tavuk da bulundu.”

    “Görüldüğü gibi bu tören, Sabetay’ın ekol mensupları tarafından ya­pılan törenin aynısıdır. Aradaki tek fark, kuzunun yerini tutan kara ta­vuktur. Bu antik âlemlerin çamuru, oryantal antik Yahudilerin örf ve âdetlerine sıçramadan edememiştir.” Sf. 274

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 274) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu kuzu bayramı hakkında Sabetay zümresi mensuplarından Karakaşzade Rüştü, 1924 ‘tarihinde Vakit gazetesi muhabirine şu izahatı vermişti: “Kuzu Bayramı 22 Adar’da (Mart ayında) yapılır. Bu bayram geceye mahsustur. Ve her sene kuzu eti ilk defa bu bayram münasebe­tiyle ve hususî merasimle yenir. Bu merasimde en aşağı ikisi erkek iki­si kadın olmak şartıyla evli dört kişinin bulunması lazımdır. Kuzu ziya­fetinde bulunacakların sayısı iki cinse mensup evli çiftlerin artırılması şartıyla istenildiği kadar çoğaltılabilir. Kadınlar iyi giyinmiş ve elmas­larıyla süslenmiş oldukları halde sofra hizmetinde bulunurlar. Yemek­ten sonra biraz eğlenilir ve muayyen zamanda ışıklar söndürülerek ka­ranlıkta kalınır. Bu bayram vesilesiyle doğacak çocuklar bir nevi kutsiyeti haiz tanınırlar. Ona Dört Gönül Bayramı adı verilir.” Sf. 273

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 273) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çünkü Sebe, Hz. Ali’ye ileri derecedeki sevgisi sonucu, “Tanrı sensin” demiş, Hz. Ali’nin Tanrısal parçalar taşıdığı için ölmediğini söylemiş; yani Mehdî olduğuna inanmıştı:

    Anadolu’daki Alevî köylerinde gök gürlediğinde, “Ali nara atıyor!” denilmekteydi. “Gök gürültüsü Ali’nin sesi, şimşek ise onun asasının ziyasıdır denilmektedir.” (Muzaffer Uysal, İslam’a Sokulan Bid’at ve Hurafeler, 1974, cilt I, s. 81.)

    Şeriat’ta Ali Arslan’dır.                                                        

    Tarikât’ta Ali Şah-ı Merdan’dır.

    Marifet’te Ali büyücüdür.

    Hakikat’te Ali’den başka Allah yoktur... http://www.karacaahmet.org 

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 266) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu birlikteliğin itici gücü Sabetayistler miydi?..

    Bektaşî, mason ve Sabetayistlerin ortak noktası, değişmez ritüeli “sır” saklamak, sırla dolu hayatı sürdürmekti.

    Bektaşîlik, Sabetayistlik ve masonluk; üçü de “sırlar cemiyetiydi; gizliliği kurumsallaştırmışlardı.

    1666’dan sonra Sabetayistlik; 1738’de Papa XII. Clemens’in yasaklamasıyla masonluk ve 1826’dan sonra Bektaşîlik varlıklarını hep “gizli cemiyet” olarak sürdürmek zorunda kaldılar.

    Toplanmaları, törenleri, simgeleri hep bir sır barındırıyordu.

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 261) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yazar Arşen Yarman, bundan üç yıl önce, Ermeni cemaatinde çok konuşulan bir olayı aktardı:

    “İstanbul Kumkapı eski Ermeni patriği Şinork Kalustyan ölme­den önce çevresine, Diyanet İşleri eski başkam Lütfi Doğan’ın üvey kardeşi olduğunu açıklamış.”

     Hangi Lütfi Doğan’la kardeşti; aynı adı taşıyan biri MSP’li, di­ğeri CHP’li iki Diyanet İşleri başkanı vardı. Sf. 256

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 256) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ermeni Yahudiler Pakraduniler.

    Selanikli Sabetaycılar, İspanyol Marranolar – Konversolar ve İranlı  Meşhedilerden sonra Ermeniler içinde de gizli Yahudi bir cemaatin iki bin yedi yüz yıldır varlığını sürdürdüğünü biliyor muydunuz?

    Pakraduniler (Bagratuni / Bagradits) adı verilen ve asırlarca Ermeni toplumunu yöneten bu gizli Yahudi cemaatin hikâyesi, MÖ 730 yılında başlıyor ve günümüze kadar uzanıyor.

    İddianın iki sahibi var: Yahudi Prof. Dr. Abraham Galante, Pakraduniler veya Ermeni – Yahudi Cemaati; diğeri Ermeni yazar Levon Panos Dabağyan, Türkiye Ermenileri Tarihi.

    Her iki yazarın, Galante ve Dabağyan’ın iddiaları benzer. Hikâye MÖ 730 yılında başlıyor.  Sf. 253

    Yahudi araştırmacı Dr. Gad Nassi, Pakradunilerin XX. yüzyılın ilk yansına kadar özel gelenekleriyle Sivas/Divriği ile Erzincan/Eğin (Kemaliye) arasındaki bölgede varlıklarını sürdürdüklerini belirtiyor. Dr. Nassi’ye göre cemaatin yayılımı, Arapkir, Kapadokya ve Kilikya Çukurova’ya kadar uzanıyor.

    Dr. Nassi, Pakraduni soyundan gelenlerin fizikî görünüşlerinin Ermenilerden farklı olduğunu, kafa yapısı olarak Yahudiler gibi dolikosefal olduklarını belirtiyor.

    Ermeni yazar Dabağyan Pakradunilerin hâlâ var olduklarını belirtiyor;

    “Ama sayıları ne kadar, organizeler mi bilemem. Ancak, bizde birine, “Pakraduni!” dedin mi, bu hakaret için kullanılırdı. Çocukken birine kızdığımızda, “Pakraduni misin ulan sen!” derdik. Onların ırklarından gelen bir zekâları, müstehzi bir bakışları, hesapçı, işini bilir bir yapıları vardır. Tarım ve zanaattan çok hep ticaretle, para/finans işleriyle uğraşmışlardır.” (Yeni Aksiyon dergisi, 3 nisan 2006.)

    Yahudi’yken Ermeni olan herkesi “Pakraduni” olarak görmek hatalı olur. Sf. 255

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 253 ile 255 arası) kitabından birebir alınmıştır.