Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Avusturya ve Rusya’ya karşı ayaklanan Macar ve Polonyalı milliyetçiler, bu büyük mücadeleleri sırasında bir ara Macaristan’da 1848’de müstakil bir cumhuriyet ilan etmelerine rağmen, Rusya ve Avusturya ittifakı tarafından bastırılıyorlar ve Devlet-i Âliyyemize sığınıyorlar.  Rusya ve Avusturya bunları geri istiyor.  Biz vermiyoruz.  Ordumuz bile yok, …  Bu insanların bir kısmı dinlerini muhafaza ederek burada kalmıştır; bir kısmı da din değiştirerek, ihtida ederek Türklüğü kabul etmişlerdir.  İşte size Mustafa Celaleddin Paşa (Kont Borzecki), Nazım Hikmet’in büyük dedesidir.  Mustafa Celaleddin (Paşa) adıyla, yeni yurduna ve toplumuna hizmet etti.  Haritacılık öğretti ve Karadağ Savaşı’nda mirliva (tuğgeneral) rütbesiyle şehit oldu.  İşte size Sefer Paşa (Koscielski), işte size Mehmed Sadık Paşa (Michal Czaykowski), işte size Macar Süleyman Paşa vs. 

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mülkiye mektebinin kuruluşu 1850’lerin sonudur.  Hukuk mektebinin faaliyeti geçtir.  Mekteb-i Nüvvab’ınki de (Naibler mektebi anlamında, kadı yetiştirmek üzere açılan mektep) öyledir.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 130) kitabından birebir alınmıştır.

  • Burada insanlar okusaydı, şu veya bu zümre yasaklasa, matbaayı kurdurmasa bile, nasıl cam geliyor, kumaş geliyorsa, Venedik’te basılıp Türkçe kitap da gelirdi. 

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.

  • Selanik gibi –ki bütün dünyanın büyük Yahudi metropolitiydi- …  Ama Mezopotamya’ya gittiğimiz zaman Museviler Arapça konuşur, Kürtçe konuşur ve daha ilginci Aramca dediğimiz bugünkü Süryani kilisesinin dili konuşulur. 

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 90) kitabından birebir alınmıştır.

  • Romalı vali Pontius Pilatus’a bunu emreden, empoze eden Yahudilerdir ve demişlerdir ki: “Bu adamın kanı bize aittir.  Biz mesulüz; bu bizim şeriatımızı ihlal ediyor.  Bunu çarmıha gereceksin.”  Bu doktrin dolayısıyla ilk önemli büyük konsil, Hıristiyanlığın İznik Konsil’i Yahudileri lanetlemiştir.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu özellik, yani Harem’in politik entrika merkezi olması bizim tarihimizde bir asrı kapsar. Yani Hürrem Sultan ile Kösem Sultan’ın büyük valide olduğu iki devir arası dışında; saray hareminin herhangi bir mahfilden daha politik olduğunu söylemek zordur.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Esirciler tarafından Habeşistan’ın güneyinde avlanan zenci çocuklar ne gariptir ki Yukarı Mısır’daki Hıristiyan Kıbtî manastırındaki rahipler tarafından ameliyatla hadım edilir ve haremlere sevk edilirdi.  Sarayın bu kesimi onların muhafazasındaydı.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devletin kuruluşundan 16. asrın sonuna kadar bütün hükümdarların hepsi büyük mareşallerdir, askeri dehâlardır.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 53) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilen, tarih okuyan, musikiler dinleyen, Şark’a ve Garib’e açık, kendi emperyal protokolünü kendisi çizen, sarayını buna göre tersimleyen (resmeden, düzenleyen), mütevazı da olsa bir büyük hükümdar vardır.  Ve o, ateşli silahları kullanan bir ordunun başındaki mareşaldir.  Bu da çok önemli;  babası da mareşaldi, dedesi de mareşaldir, büyük dedesi de mareşaldir; fakat Fatih, ateşli silahların kullanıldığı, muasır (asırdaş, çağdaş) bir ordunun mareşalidir.  Ve bütün bu özelliklerin etrafında bu genç insanın, bu dâhinin çizdiği hükümdar portresi son derece orijinaldir.  Bundan size ne kalır?  O örneği takip edelim sadece bu yeter.  Sorunları halledersiniz.  Çünkü bazı sorunlar; maalesef kasabalının görüşüyle değil, bir imparatorluğun görüşü ve tersimciliği (düzenleyiciliği) ile halledilir.  O zaman mirası kullanalım. 

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı donanması geçen asırda Paskalya ve Noel gibi Hıristiyan bayramlarında demir atardı.  Çünkü neferlerin, çavuşların yortu dolayısıyla evlerine gitmeleri gerekiyordu.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 50) kitabından birebir alınmıştır.

  • Merhum Ömer Lütfi Barkan Hoca’nın Süleymaniye inşaatı defteri üzerinden yaptığı yayından da anlaşılıyor; mesela taşçılık Süryani ve Ermenilere has.  Doğu Anadolu’dan geliyor.  Ayrıca bazıları hiç tahmin etmez ama camcılık, vitray, zücaciye işleri Türklere hastır. 

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 48) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı ordusu, Türk ordusu ricat etmeyi bilmez.  Hâlbuki Roma ordusu çok iyi ricat eder.  …  Türk orduları ancak yakın zamanda ricat etme tekniklerini kavramıştır. 

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • Karaylar Yahudi dinindendir.  Çoğumuz Karaimler de diyoruz.  Bunlar Tevrat’a inanan ve Talmud’u reddeden bir mezheptir; fakat öbür Yahudiler gibi hem Tevrat’ı hem de Talmud’u kabul eden bir Türk grup da vardır; onlara Kırımçaklar denir ve Kırım yarımadasındadırlar.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öleceğini bilerek yaşayan tek mahlûk insandır.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • Historia, Latinlerin tarih kelimesi, aslı Yunanca; somut bir malzeme, müşahhas bir malzeme, bilgi demek.  Arapçadaki tarih kelimesinin kökü ay bilgisi demek, yani takvim bilgisi; çok müşahhas.  Resgestae, Latince’de ‘res’ ‘şeyler’ demek; ‘gestae’ ise ‘hatt-ı harekât, tavır, hareket’ anlamındadır.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • Önce Hanedan üyeleri (yani imparatorluk prensleri, sultanları ve çocukları), 1974 affıyla erkek hanedan üyeleri (şehzadeler) affedilip dönebildiler.  …  Bugün hanedan reisi durumunda olan zat Osman Ertuğrul Efendi’dir, Sultan II. Abdülhamid’in torunudur.  New York’ta yaşıyor.  Eski Afgan Kraliçesi Süreyya’nın yeğeni Zeynep Tarzi Hanımla evlidir.   Osman Ertuğrul Efendi’nin müzik ve tarih bilgisi eşsizidir.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkçe, bugün Balkanlar’da sanayi ve ticaret dili olarak kullanılıyor.

    Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diyalektiğin bir başka kavramı da “zıtların iç içe geçmesi” yasasıdır. Bu yasa, değişim süreçlerinin, çelişkiler sayesinde, tüm doğal ve toplumsal süreçlerin içinde gömülü olan farklı unsurlar arasındaki çatışmalar sayesinde ortaya çıktığını söyler.    Zıtların iç içe geçmesine doğa biliminden en iyi örnek belki de “kuantum teorisi”dir. Bu teori enerjinin ikili bir karakter göstermesi üzerine kuruludur; bazı deneylere göre enerji dalgalar halinde vardır, tıpkı elektromanyetik enerjide olduğu gibi. Ama diğer bazı durumlarda, enerji kendini parçacıklar halinde açığa çıkarır. Başka bir deyişle, bilimciler arasında genellikle kabul gördüğü gibi, madde ve enerji aynı anda iki farklı biçimde –bir taraftan gözle görülemeyen bir dalga, diğer taraftan içinde belirli bir enerji “kuantumu” (miktar) taşıyan bir parçacık– varolabilir.  

    Dolayısıyla modern fizikteki kuantum teorisinin temeli çelişkidir. Ama bilim alanında bilinen daha birçok çelişki mevcuttur. Örneğin elektromanyetik enerji pozitif ve negatif kuvvetlerin birbiri üzerindeki etkisi aracılığıyla harekete geçer. Manyetizma bir kuzey kutbunun bir de güney kutbunun varoluşuna bağlıdır. Bu ikisi tek başlarına varolamazlar. Tam da çelişkili kuvvetlerin bir ve aynı sistem içerisinde bir bütün halinde bulunmaları nedeniyle vardırlar ve işlerler.

    Benzer biçimde bugün her toplum bir sistem içinde bütünleşmiş çelişkili unsurlar taşımaktadır ve bu da herhangi bir toplumun, herhangi bir ülkenin istikrarlı ve değişmeden kalmasını imkânsız kılmaktadır. 

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diyalektiğin ikinci yasası da “Redd’in Redd’i Yasası: ”yani“ yadsımanın yadsınması yasası”dır. Burada “yadsıma” sadece bir şeyin yok olması, başka bir şeye dönüşerek ölmesi anlamına gelir. Örneğin insanlık tarihinin ilk dönemlerinde sınıflı toplumun gelişmesi, daha önceki sınıfsız toplumun yadsınmasını temsil ediyordu. Ve gelecekte komünizmin gelişimiyle birlikte, bugünkü sınıflı toplumun yadsınması demek olan başka bir sınıfsız toplum göreceğiz. Yani yadsımanın yadsınması yasası yalnızca bir sistemin doğarken başka bir sistemi yok olmaya ittiğini söyler. Ama bu yeni sistemin kalıcı veya değişmez olduğu anlamına gelmez. O da toplumda daha sonra görülecek gelişme ve değişim süreçleri sonucunda yadsınır. Nasıl sınıflı toplum sınıfsız toplumun yadsınmasıysa, komünist toplum da sınıflı toplumun yadsınması olacaktır.

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başlangıç olarak; “Kemiyetin Keyfiyete” veya  “niceliğin niteliğe dönüşümü yasası” nı ele alalım. Bu yasa değişim süreçlerinin, evrendeki hareketin, tedrici yani azar azar olduğunu ve düzenli olmadığını söyler.

    Yine doğa bilimlerinden bir örnek verecek olursak, suyun ısınmasını ele alabiliriz. Suya ısı verdikçe gerçekleşen değişimi sıcaklık derecesi cinsinden tam olarak ölçebilirsiniz (“nicelik”). Diyelim 10°C’den (çeşme suyu sıcaklığı) yaklaşık 98°C’ye kadar değişim nicel olacaktır; yani daha sıcak olmasına rağmen su, su olarak kalacaktır. Ama o andan sonra sudaki değişimin nitel hale geldiği ve suyun buhara dönüştüğü bir nokta gelir. 98 dereceden 102 dereceye ısıtılırken suda meydana gelen değişimi nicel yani kemiyet olarak tanımlayamazsınız.

    Nicel değişimin birikimi (gittikçe daha çok ısıtmak) sonucu nitel bir değişimin (sudan buhara) oluştuğunu söylememiz gerek. İşte niceliğin niteliğe dönüşümünden bahsederken Marks ve Engels’in kastettiği de buydu

    Örneğin, bir tür olarak bizler şempanze ve gorillerden nitel olarak farklıyız; onlar da diğer memeli türlerinden nitel olarak farklılar. Ve bu nitel farklılıklar, bu evrim sıçramaları, geçmişteki nicel değişimlerin ürünüdür. Marksizm’e göre, ani değişim dönemlerinin arasına serpiştirilmiş tedrici değişim dönemleri her zaman olacaktır.

    Gebelik döneminde tedrici bir gelişim dönemi görülür, sonunda ise son derece hızlı bir gelişim dönemi. Aynı durum toplumun gelişiminde de geçerlidir. Marksistler sık sık bu gebelik benzetmesini savaşların devrimlere dönüşümünü tarif etmek için kullanmışlardır. Bunlar toplumsal gelişme içinde nitel sıçramaları temsil ederler; ama onlar da toplumdaki nicel çelişkilerin birikimiyle ortaya çıkmışlardır.

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.