Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Formel mantıkçı “A” “A” ya eşittir derken, diyalektikçi “A” nın “A” ya her zaman eşit olmadığını söyler veya Troçki’nin yazılarında kullandığı bir örneği alırsak, bir kilo şeker, başka bir kilo şekere eşit değildir. Eğer bakkaldan şeker alacaksak eşitlik varsayımı işe yarar, ama dikkatle bakarsak, bunun gerçekte yanlış olduğunu görürüz. Öyleyse şeylerin, hayatın ve toplumun sürekli hareket ve değişim halinde olduğunu dikkate alan bir kavrayış biçimine ve mantığa ihtiyacımız var. Ve bu mantık şekli şüphesiz diyalektiktir. Ama öte yandan diyalektiğin evrene düzenli ve tedrici bir değişim süreci atfettiğini düşünmek hatalı olur.

    Diyalektiğin yasaları, değişim süreçlerinin gerçekte nasıl işlediğini tarif eder.  

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 6) kitabından birebir alınmıştır.

  • Formel mantık gündelik hayatta yararlı bir yöntemdir ve nesneleri tanımlamada faydalı kestirimler yapmamızı sağlar.

    Darwin’den önce gezegenimizin üzerindeki tür sayısının tamı tamına Tanrının ilk altı günde yarattığı tür sayısına –tabii Nuh Tufanında telef olanlar hariç– eşit olduğuna ve bu türlerin bin yıllar boyu değişmeden kaldığına inanılıyordu. Ama Darwin değişen türler fikrini üretti ve böylece sınıflandırma yöntemi kaçınılmaz olarak değiştirilmek zorunda kalındı. 

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 5) kitabından birebir alınmıştır.

  • Formel mantık “özdeşlik yasası”na (“A” eşittir “A”), yani şeylerin kendilerine eşit olduğuna ve birbiriyle belirli ilişkiler içinde olduğu düşüncesine dayanır. Özdeşlik yasasından temel olarak türemiş diğer yasalar da vardır; örneğin “A” “A” ya eşitse, “B”ye veya “C”ye eşit olamaz.

    Aslına bakılırsa bilimin gelişmesinde ve bugünkü toplumu yaratmış olan sanayi devriminde formel mantık çok önemli bir alet, çok önemli bir araç olmuştur. Örneğin matematiğin gelişimi ve temel aritmetik, formel mantığa dayanmaktadır. Formel mantığı kullanmadan bir çocuğa çarpım tablosu veya toplamayı öğretemezdiniz.

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 4) kitabından birebir alınmıştır.

  • Materyalizmin felsefi karşıtı olan bu anlayışa “idealizm” diyoruz. Bu yaklaşıma göre insanlığın ve toplumun – ve de sanatın, bilimin, vs.– gelişimini belirleyen maddi süreçler değil fikirlerin gelişimi, insan düşüncesinin mükemmelleşmesi veya yozlaşmasıdır.

    Örneğin mekaniğin yasalarını ve gezegenlerle gök cisimlerinin hareket yasalarını incelemiş olan Isaac Newton, bu hareketlerin zihin veya düşünceyle belirlendiğini düşünmüyordu. Ama tüm maddeye bir ilk itiş verildiğini, bu ilk itkinin de bir tür doğaüstü güç tarafından, Tanrı tarafından verildiğine inanıyordu. Aynı şekilde, bugün birçok biyolog için bitki ve hayvan türlerinin bir türden diğerine evirildiğini ve insanoğlunun kendisinin de önceki türlerin gelişiminden ibaret olduğunu kabul etmek kolaydır.

    Bu anlamda materyalizm, Marksizm’in temel hareket noktalarından birini oluşturur. Diğer temel kalkış noktası da diyalektiktir.

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik, Materyalizm – İnternet, (Sf. 3) kitabından birebir alınmıştır.

  • Materyalist, sadece fikirler için değil, maddi olguların kendileri için de açıklama arar ve tanrılar ve benzeri doğaötesi müdahale odaklarına değil maddi sebeplere bakar. Bu Marksizm’in çok önemli bir yönü olup, onu kapitalist toplumda yerleşmiş bulunan diğer düşünme yöntemlerinden ve mantıklardan ayırır.      

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik Materyalizm – İnternet (Sf. 2) kitabından birebir alınmıştır.

                       

  • Marksizm’in temeli materyalizmdir. Yani Marksizm tüm gerçekliğin özünün madde olduğu, bilincin maddeyi değil maddenin bilinci yarattığı fikrinden hareket eder.

    “Bilinç”, yani düşünce ve düşünce süreçleri, beynin bir ürünüdür ve beynin kendisi de, dolayısıyla fikirler de, canlı maddenin gelişmesinin belli bir aşamasında ortaya çıkmıştır. Yani o da maddi dünyanın bir ürünüdür.

    Alıntı; Marksizm, Diyalektik, Materyalizm – İnternet, (Sf. 1) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yüksekte olan eski şehrin adı, Ermeniceden gelen, karperdi iken, kaya şehri anlama bu isim sonradan halk arasında yuvarlana yuvarlana “Harput” haline gelmiş. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ermenilerde kirveye çok değer verilir, yakın akraba olarak görülürdü. Ermenicede kirveye “gınınunka hayr” deriz; Türkçesi “vaftiz babası” dır aslında. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sarıyatık Mahallesi.. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 82) kitabından birebir alınmıştır.

  • Salamura peynir, Ermenice 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 80) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ermenice bir isim, saçta yapılan yufka ekmek. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 73) kitabından birebir alınmıştır.

  • Elâzığ’da kullanılan, babası belli olmayan çocuk, itin soyu gibi küfür sözü. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 70) kitabından birebir alınmıştır.

  • Xınami kadına göre erkek tarafı, erkeğe göre kadın tarafı yani dünür. Elâzığ’da bilinip kullanılır. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 64) kitabından birebir alınmıştır.

  • Millette gülmekten hal mi kalır? 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gömmeye Kömbe, üsküreye üsküme diyorlar. Düğün; Harzink. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 62, 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • Maraş’ın köyü Zeytun’da 1895’te çıkan Ermeni İsyanında kadınlar ön saflardaydı. Osmanlı, isyanı anlaşmayla bastırabildi. 1914’te seferberlik ilanı üzerine yeniden ayaklanan Ermeniler, “Zeytun Fedai Alayı” nı kurdular. Askerlere ve devlet memurlarına saldıran bu alayı, Süleyman Efendi komutasındaki birlik 25 Mart 1915’te saatler süren çatışmayla dağıttı. Dağlara kaçan Alayın Türk köylerine baskınları Tehcire değin sürdü. Zeytun’a sonradan Süleymanlı adı verildi.

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 48) kitabından birebir alınmıştır.

  • Oşgin Ermenilerin de bilip oynadığı bir iskambil kâğıdı oyunu. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 42) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022); Oşkin üç veya dört kişi ile oynanır. Oşkin kâğıdı; dört deste iskambil kağıdının onludan büyük kağıtlarından yani; as, papaz, kız, vale onlu kağıtlardan oluşan 80 kağıtlı bir destedir. Dörtlü oyunda kapalı ve açık oşkin oynanabilir. Açık Oşkin; sırayla bir oyuncu kağıtları beşer beşer dağıtır, kendisine beş tane diğer üç oyuncuya yirmi beş tane dağıtır. kendi kağıdını oyunculara göstermez. oyuncular ellerindeki kağıtlardaki sayıları hesaplar ve yer oyununda ne kadar alabileceğini tahmin eder bunu yaparken yerdeki beş kağıdı da alacağını hesaba katabilir. İhale başlar 550 sayı mecburi yani kağıt dağıtanın sağındaki oyuncu 550 veya oyun başlamadan kararlaştırılmış bir sayıyı söylemek zorunda. Arttırma başlar kim daha yüksek rakama oyun çıkartabileceğini düşünüyorsa sayıyı arttırarak ihaleyi alır. Yerdeki beş kağıdı almadan önce kozunu söylemek zorundadır, o beş kağıdı da aldıktan sonra önce elindeki kağıtlardan işine yaramayan beş tanesini diğer oyunculara göstermeden yere koyar buna gömmek denir. Oyunu alan oyuncu elindeki sayıları açar sayılar şöyledir; bir kız bir papaz açılınca ki buna evlendirme denir 20 sayı olur bu koz olursa 40 sayı. Bütün renklerden evlendirilirse 240 sayı olur, kozun 10, vale, kız ve papaz açılırsa oyuncunun elinde as’ı da varsa 150 sayı olur, takımla birlikte 150 açılırsa bu toplam 350 sayı sayılır. Yere açılan sayılarda bir karo vale ve bir maça kızı varsa buna piniker denir ve 40 sayıdır eğer iki karo vale ve iki maça kızı olursa 300 sayı olur. Yere dört farklı vale açılırsa 40 sayı, dört kız açılınca 60, dört papaz 80 sayı dört as varsa oyuncuda aslar açılmaz oyunda takip edilir bu da 100 sayıdır. Dört farklı renkten valeler iki takım olursa 400 sayı, kızlar bu şekilde çift takım olursa 600, papazlar olursa 800 aslar çift takım olursa 1000 sayı olur. Koz 150’si dediğimiz, kozun as onlu vale kız papaz iki takım olursa 300 takım dediğimiz bütün renklerden evlilerle birlikte olursa 1500 ayı olur. Diğer üç oyuncu da söylenmiş koza göre sayılarını açarlar ve bütün sayılar tabelaya yazılır. Yer oyunu başlar; yer oyununda en büyük kağıt as, sonra 10’lu papaz, kız ve valedir. Önce ihaleyi alan kişi oyuna başlar, yere koyduğu kağıdın rengine göre herkes o kağıdı büyütmek zorundadır. Açık oşkinde bütün kağıtlarda büyütme zorunluluğu vardır, bir el döndüğünde en büyük kağıdı yere koyan o eli alır. Yere konulan kağıttan elinde olmayan oyuncu koz kullanmak zorundadır, kozu yoksa dilediğini verir ve bu durumda yerdeki kâğıdı büyütmek zorunda değildir. Oyun bittikten sonra herkes aldığı elleri sayar. sayarken aslar 11 sayı, onlu 10 sayı papaz 4, kız 3, vale 2 sayı sayılır. sonuçta bütün sayıların toplamı 480’dir, son eli alana ekstra 20 sayı verilir. toplam 500 sayı olur. oyunu alan ihalede iddia ettiği sayıyı almış ise o sayı hem kendisinin hem de kağıt dağıtana da aynı sayı yazılır herkesin kendi sayısı yazılır. İhaleyi alan iddia ettiği sayıyı alamamışsa kendi sayısından o ihaledeki sayı kadar eksi sayı yazılır. kağıt dağıtan kişiye artı veya eksi birşey yazılmaz. Oyunculardan biri, oyuncuların aralarında anlaşacağı 3555 veya 5555 gibi bir sayıya ulaşılınca bu parti oyun biter, sayısı en az olan oyunu kaybetmiş olur. Kapalı oşkin dört kişi ile oynanır, herkese yirmi kâğıt dağılır ve eşli oynanır. Eşlerden biri usta ortağı da kürekçidir. iki takımın ustası ihaleyi konuşmaya başlar, burada da konuşma 500 veya 550 den başlar, kağıdı dağıtan taraf değil de diğer taraf mecburcudur, yani kâğıdı dağıtan taraf ihaleyi arttırmazsa oyunu almak zorundadırlar. İhale olurda rakamlar konuşulursa ihale kimde kalmış ise kozu söyler. o koza göre herkes sayılarını açar, sayılar tabelaya yazılır. Sayılar tıpkı açık oşkindeki gibidir. Yer oyununda açık oşkinden farklı olarak sadece kozu büyütmek mecburiyeti vardır. oyunun bitiminde son eli alan takıma yine 20 sayı verilir ve toplam sayı aynıdır; 500. sonuçta hangi takım 3555 sayısına ilk ulaşırsa oyunu o takım kazanmış olur. Üçlü Oşkin; Kağıt destesi masaya konulur oyuncular kağıdı bölerler kim yüksek sayı bölmüş ise kağıdı o oyuncu yapar, sağdan sola dağıtılır ve sağcı olan anlaşmaya göre 450 veya 500 sayıya mecburcudur. Kağıt dokuzar dokuzar dağıtılır, kağıdı dağıtana bir kağıt eksik kaldığı için o eksik kağıt koz dokuzlusu sayılır, dağıtıcı o kozu istediği zaman kullanır. İhale konuşulması, sayıların açılması ve oynanması yukarıda yazıldığı gibidir, yine 3555 sayıya ulaşan oyunu kazanır.

  • Çok geçmeden büyük bir tutuklama dalgası İstanbul’u sardı. Yine Talat Paşa’nın emriyle 200 kadar Ermeni aydını ve Taşnak Partisinin ileri gelenleri tutuklandı. Takvimler 24 Nisan 1915’i gösteriyordu. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bibi Ermenicede büyük hala anlamına geliyor. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çoğunlukla tarım ve hayvancılıkla uğraşan Müslümanlar, el sanatlarına pek heves etmezlerdi. Birine şaşırıp “Usta”  diye hitap etsen hemen kızar, “Ben neden usta olayım? Hıristiyanlar usta olur, ben Elhamdülillah Müslüman’ım” derdi. 

    Alıntı; Serkis Bu Toprakları Sevmişti – Faruk Bildirici, (Doğan Kitap 3. Baskı Kasım 2008 – Sf. 24 ile 25 arası) kitabından birebir alınmıştır.