Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Şizofren yelpazesindeki insanlar genelde kapsayıcı bir düşünme tarzına sahiptir; yani, ortada anlamlı kalıplar yokken kalıplar görürler ve anlamlı bir kalıbı anlamlı olmayan bir kalıptan ayıramazlar. Sf. 160

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 160) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yaratıcılık, bir bakıma kalıpsal-yaklaşıma, yeni kalıplar bulmaya ve bunlardan özgün ürünler ya da fikirler üretmeye dayalı bir süreci gerektirir. Sf. 159

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 158, 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ortaya çıkan sonuçlar: Kuşkucuların sol yarıküre baskınlığı inançlılarınkine oranla daha yüksekti; inançlıların ise sağ yarıküre performansları kuşkucularınkinden üstündü. Deneye EEG ölçümleri eklendiğinde, duyu ötesi algılara inananlarda sağ yarıküre aktivitesinin, inanmayanlara oranla daha fazla olduğu ortaya çıktı. Sf. 158

    Bununla birlikte, yarıküreler arasında uyuşmayan eğilimler sahiden vardır; yazma ve konuşma gibi sözel işlerde sol korteks, sözel olmayan ve mekâna dayanan işlerde ise sağ korteks baskındır. Sol yarıkürenin edebi, mantıksal, rasyonel beyin, sağ yarıkürenin mecazi, bütüncül, sezgisel beyin olduğunu söylemek aşırı bir basitleştirmedir; ama kafanızdaki işbölümüne ilişkin iyi bir doğrusal benzetimdir. Sf. 159

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 158, 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dopamin artışı, kalıp saptamayı artırır. Uzmanlar dopamin agonistlerinin öğrenmeyi güçlendirmenin yanı sıra, daha yüksek dozlarda, sanrı gibi psikoz belirtilerini tetikleyebileceğini saptamışlardır; bu durum belki de yaratıcılık (ayrım gözetici kalıpsal-yaklaşım) ve delilik (ayrımsız kalıpsal-yaklaşım) arasındaki ince çizgiyle ilişkilidir. Doz kilit etkendir. Sf. 157

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 157) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dopamin, nöronların birbirlerine sinyal iletme yetisini güçlendirir. Sf. 156

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 156) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dopamin ve inanç arasındaki bağlantı İngiltere’nin Bristol Üniversitesinde Peter Brugger ve meslektaşı Christine Mohr’un yürüttüğü deneylerle saptanmış durumdadır. Boş inancın, büyüsel düşünmenin ve normal-ötesi şeylere inancın sinir kimyasını inceleyen ikili, dopamin düzeyi yüksek insanların tesadüfleri anlamlı bulmaya, var olmayan anlamlar ve kalıplar görmeye daha yatkın olduklarını belirledi, Sf. 155

    Brugger ve Mohr deneyin ikinci kısmında her kırk deneğe de Parkinson hastalarında kullanılan ve beyindeki dopamin düzeyini yükselten L-dopa ilacını verdiler. Ardından karışmış ya da gerçek yüzlerin ve kelimelerin yer aldığı slayt gösterisini tekrarladılar. Dopamin artışı hem inançlıların, hem de kuşkucuların karışmış yüzleri gerçek, düzensiz kelimeleri de normal sanmalarına yol açtı. Bu durum kalıpsal-yaklaşımın beyinde yüksek dopamin düzeyiyle bağlantılı olabileceğine işaret eder. L-dopa etkisinin inançlılara oranla kuşkucularda daha güçlü olması ilginç bir noktadır. Yani, dopamin düzeyindeki artışın inançlıları daha inançlı hale getirmeye oranla, kuşkucuları daha az kuşkucu hale getirmede daha etkili olduğu söylenebilir.  

    Niçin? Akla iki olasılık geliyor: (1) Belki inançlıların dopamin düzeyi kuşkucularınkinden zaten daha yüksektir ve kuşkucular ilacın etkilerini daha fazla hissetmektedir; (2) belki inançlıların kalıpsal-yaklaşım yatkınlığı zaten çok yüksek olduğundan, dopaminin üzerlerindeki etkisi kuşkuculara oranla daha düşüktür. Sf. 155, 156

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 155, 156) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne yazık ki, dopamin sisteminin sakıncalı bir yanı vardır ve o da bağımlılıktır. Bağımlılık yaratıcı ilaçlar dopamin nöronlarına iletilen ödül sinyalleri rolünü üstlenir. Kumar, pornografi ve kokain gibi uyuşturucular, beynin tepki göstererek dopaminle dolup taşmasına yol açar. Aynı şey bağımlılık yaratıcı fikirler için geçerlidir, en başta da toplu intiharlara (Jonestovvn ve Cennet Kapısı örneklerini düşünün) yöneltici kültlerin ya da intihar bombası saldırılarına yöneltici dinlerin yaydığı türden bağımlılık yaratıcı kötü fikirler.

    Dopamin konusunda önemli bir uyarı: Nörologlar “hoşlanma” (haz) ve “isteme” (güdülenim) arasında bir ayrım yaparlar ve dopamin etkisinin hazzı mı uyardığına, yoksa davranışı mı güdülediğine ilişkin canlı bir tartışma vardır. Sf. 154

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 154) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dopamin bir işte yetkinleşmeye ya da bir hedefe ulaşmaya eşlik eden haz duyumunu yaratır; bu da organizmada davranışı tekrarlama isteğini uyandırır – bu davranış ister bir çubuğu bastırma, ister bir tuşu gagalama, isterse de bir kumar makinesi kolunu çekme olsun. Siz bir fırt (pekiştirme) aldıkça, beyniniz de bir fırt dopamin alır. Sf. 153

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 153) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beynin birincil işlevinin vücudu çalıştırmak ve hayatta kalmasını sağlamak olduğunu unutmayın. Başvurduğu yollardan biri çağrışımla öğrenme ya da kalıpsal yaklaşımdır. Bizi nöronun eylem potansiyellerinden insan eylemine götüren şey bu bağdır.

    Beynimizde çalkalanıp duran kimyasal iletici maddeler arasında, inancın sinirsel bağıntılarıyla en doğrudan ilintinin dopaminde görüldüğü söylenebilir. Dopamin aslında çağrışımla öğrenmede ve beynin ödül sisteminde kritik rol oynar; Skinner pekişen her davranışın tekrarlanma eğilimi gösterdiği edimsel (cezalandırma veya pekiştirme) koşullandırma süreciyle bu olguyu saptamıştı. Sf. 152, 153

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 147) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nöronlar zarif bir basitliğin yanı sıra güzel bir karmaşıklığa sahip elektrokimyasal bilgi işleme makineleridir. Sf. 147

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 147) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her türlü deneyime beyin aracılık eder. Zihin dediğimiz şey beynin gördüğü iştir. Beyin aktivitesi dışında başlı başına “zihin” diye bir şey yoktur. Zihin beyindeki sinir aktivitesini tarif etmek için kullandığımız bir kelimeden ibarettir. Beyin olmazsa, zihin de olmaz. Beynin bir bölümü felç, kanser, yaralanma ya da ameliyat sonucunda yok olduğunda, gördüğü işlevin de ortadan kalkmasından bunu biliyoruz. Sf. 145

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hasta hayali sol kolunu kutunun ayna arkasında kalan tarafına, sağlam sağ kolunu ise öbür tarafa koyar. Ayna sağlam sağ kolu hayali sol kolun bir ayna görüntüsü gibi yansıtır. Rama, daha sonra hastadan sağ kolunun parmaklarını oynatmasını ister; böylece beyne hayali kolun hareket ettiğini bildiren sinyaller, öğrenilmiş felci etkisizleştirir ve hayali ağrıda çarpıcı bir azalmayı sağlar. Sf. 141

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 141) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birisine fiziksel olarak dokunmak bir zihin genişlemesidir; onun da aynı karşılığı vermesi bir geribildirim döngüsü yaratır. Genişlemiş zihnin evrimle ortaya çıkan ilk biçimi dildi; dilin erişim alanı yazıyla daha da genişledi, ardından aynı sonucu veren matbaa, basılı kitaplar ve gazeteler geldi. Yakın dönemde radyo, televizyon ve özellikle internet, beyni üst büyüklüğe taşınmış ve zihnin bütün yerküreye, hatta uzaya doğru genişlemesini sağlamıştır. Sf. 140

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 140) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bizler, anlamlı kalıplar bulma ve onlara amaçlı özne yükleme eğiliminin doğuştan yön verdiği doğaüstücü varlıklarız. Sf. 119

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 119) kitabından birebir alınmıştır.

    BİLGİ BAKKALI (2023); Türker Kılıç; “Dini köktenciliğin beyindeki bağlantısallık merkezlerini çalışan önemli bir araştırma yayınlandı. Çalışma beynimizin sağ yarımküresinde bazı merkezlerin özellikle “kesin inançlılık” durumunu oluşturduğunu ortaya koyuyor. Bu beyin merkezlerini ilgilendiren hastalık durumlarının belirgin derecede artmış suç eğilimi ve olup biteni gerçeklikten uzak algılama (confabulation)  ile ilişkili olduğunu belirtiyor. Kökten dincilik ya da kesin inançlılık hangi din ya da kabulleniş olursa olsun söz konusu olan, beynin hastalıklı bağlantısallık yapısı ile ilişkili.”

  • İnançlılar rastlantısallıkta daha büyük anlam bulurlar. Sf. 106

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir deneyin sonuçlarına göre, yoksul semtlerin ve işçi sınıfı ailelerinin çocukları genelde varlıklı semtlerin ve ailelerin çocuklarına oranla, madeni paraları olduğundan daha büyük sanmaya eğilimlidir. Sf. 105

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 105) kitabından birebir alınmıştır.

  • Boş inanca dayalı ritüellerin düzeyi, belirsizlik düzeyiyle birlikte yükselir. “Şans ve tesadüfi kaza unsurlarının, umut ile korku arasında duygusal etkileşimin geniş ve kapsamlı bir alan bulduğu durumlarda büyüyü görürüz,” diye açıklar Malinovvski. “Uğraşın kesin ve güvenilir olduğu, rasyonel yöntemlerle ve teknolojik süreçlerle sıkıca denetlendiği durumlarda büyü görmeyiz. Dahası, tehlike unsurunun bariz olduğu durumlarda büyüyle karşılaşırız.”

    Sporcular, en başta da beyzbol oyuncuları arasındaki boş inançlara ilişkin benzer bir gözlemim var. Top tutucu konumundayken yüzde 90’ı aşan bir oranda başarılı oldukları için, boş inanca dayalı ritüelleri hemen hiç sergilemezler; ama ellerini, sopayı aldıklarında ve on atışın en az yedisinde başarısızlığa uğramaları kesin olan kaleye yöneldiklerinde, birdenbire belirsizlikle başa çıkmak için her türlü garip ritüel davranışına başvuran büyüsel düşünmeli insanlara dönüşürler. Sf. 104

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 104) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aslında, normal-ötesi ve doğaüstü olaylar konusunda kendilerini “kuşkucu” sayan insanlar genelde içsel kontrol odağı bakımından, duyu ötesi algı, tinselcilik, ruh göçü ve mistik deneyim konusunda “inançlı” olduklarını belirten insanlar ise genelde dışsal kontrol odağı bakımından yüksek düzeye varırlar. Sf. 103

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 103) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tat yelpazesinin diğer ucunda ise, herkesçe bilinen “tattan iğrenme etkisi” (tek denemeli öğrenme) yer alır; bu olguda bir yiyeceğin ya da içeceğin ağır bulantı ve kusmayla eşleşmesi çoğu kez o yiyecekten ya da içecekten uzun süre iğrenmeye yol açar. Sf. 100

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 100) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dünya Genelinde Yüzle Selamlamaların İçkin Kalıbı Avusturyalı etolog Irenâus Eibesfeldt yerküreyi dolarak, gizli bir mercekle insanları birbirleriyle selâmlaşırken filme çekti. Araştırma da şunu saptadı: İnsanları uzaktan selamlarken gülümseyin ve başınızı öne doğru sallayın; dostça davranırlarsa, saniyenin yaklaşık altıda biri içinde hızlı bir hareketle kaşlarını yukarıya kaldırırlar. Bu karşılık, yüzle ilgili içkin kalıpsal – yaklaşımın bir örneğidir. Sf. 99

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 99 kitabından birebir alınmıştır.