Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • İlişki kurup sürdürme, duyguları okuma ve sosyal etkileşimlerde güveni belirleme açısından yüzün taşıdığı önemden dolayı, yüz tanıma yazılımı evrimle beynimize işlenmiştir. Sf. 94

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 94 kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanlarda ensest tabusu açısından bir tür tersine mühürleme görülebilir. Çocukluğun kritik döneminde sıkı yakınlık içinde büyüyen iki kişinin yetişkinlikte birbirlerini cinsel bakımdan çekici bulma olasılıkları düşüktür. Evrim bir pratik kuralı kafamıza programlamıştır: Birlikte büyüdüğün kişilerle cinsel ilişkiye girme; çünkü onlar büyük olasılıkla kardeşlerindir ve bu yüzden genetik olarak sana benzerler. Sf. 91

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 91 kitabından birebir alınmıştır.

  • Her türlü öğrenmeyi nasıl ki ortadan kaldıramazsak, boş inanca dayalı öğrenmeyi de ortadan kaldıramayız. Doğru kalıp tanımanın hayatta kalmamızı sağlamasına karşın, yanlış kalıp tanıma mutlak ölmemize yol açmaz; bu yüzden kalıpsal-yaklaşım fenomeni doğal seçilimin savurma sürecine ayak diremiştir. Sağ kalmak ve üremek açısından bağlantılar kurmak zorunda olmamız nedeniyle, doğal seçilim bütün bağlantı kurma stratejilerini, hatta yanlış pozitiflerle sonuçlananları da yeğ tutmuştur. Bu evrim perspektifiyle, insanların saçma olmayan şeylere inanma gereğinden dolayı, saçma şeylere inandığını artık anlayabiliriz. Sf. 85

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 85) kitabından birebir alınmıştır.

  • Savımın esasına dikkat etmek gerekir. Bu, sadece insanların saçma şeylere niçin inandığını açıklamaya dönük bir teori değil, insanların şeylere niçin inandığını açıklamaya dönük bir teoridir. Nokta. Kalıpsal-yaklaşım, kalıplar arayıp bulma, noktaları birbirine bağlama, A ve B arasında bağlantı kurma sürecidir. Yine belirteyim, bu düpedüz çağrışımla öğrenmedir ve bütün hayvanlar aynı şeyi yapar. Evrim çok yavaş bir seyir izlediğinden, canlıların sürekli değişen ortamlara uyum sağlama yolu budur. Genler değişen ortamlara uygun olup olmamalarına göre seçilir; ama bu zaman alır, hem de kuşaklar boyu süren bir zaman alır. Beyin ise öğrenen bir organdır ve neredeyse ânında öğrenebilir; zaman bir sorun değildir. Sf. 82, 83

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 82, 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir inanca bağlandıktan sonra, insanlar ne kadar akıllı olurlarsa, inançlarını rasyonelleştirmede o ölçüde ustalaşırlar. Bundan çıkan sonuç şudur: Akıllı insanlar saçma şeylere inanırlar; çünkü akıldışı sebeplerle vardıkları inançları savunmada hünerli olurlar. Sf. 55

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Zihnin kendisini bilmek, insanlığı bilmektir.” Sf. 38

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 38) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnandığınız şey, gördüğünüz şeydir. Etiket davranıştır. Teori, verileri kalıba döker. Kavramlar, algıları belirler. İnanca bağlı gerçekçilik budur. Sf. 37

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hemşirelerin raporlarında bu hastaların “dostça” ve “işbirliğine açık” olduğunu, “hiçbir anormal belirti” göstermediğini bildirmelerine karşın, hastane psikiyatrları ya da görevlileri deneyin farkına varamadı ve bu normal kişilere sürekli anormal kişilermiş gibi davrandı. Ortalama on dokuz günü bulan (ve her birinin çıkmak için kendi başına bir yol bulmasından dolayı yedi ile elli iki gün arasında değişen) yatış süresinin ardından, Rosenhan’ın sahte hastalarının hepsi “hafifleyen” şizofreni tanısıyla taburcu edildi. Sf. 35

    Tanı etiketi aklı başında insanları deli saymaya yol açacak kadar güçlüyse, acaba tersine bir işleyiş de olabilir mi? Farklı koşullarda delice davranışa akıllılık etiketi vurulabilir mi? Rosenhan, tanı konusundaki inancın tersine etkisini sınamaya dönük sonraki bir deneyde, böyle bir numaraya asla gelmeyeceğini açıklayan bir akıl hastanesiyle irtibata geçti. Sf. 37

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 35, 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beynin, kendisini ya da iç işleyişini algılamaması ve normal deneyimin beyne duyular aracılığıyla dışarıdan giren uyarımlara dayanması nedeniyle, bir sinir şebekesi teklediği veya beynin başka bir kısmına dış uyarımı andıran bir sinyal gönderdiği zaman, beyin doğal olarak bu içsel olayları dışsal fenomenler olarak yorumlar. Sf. 30

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beyin bir inanç motorudur. Duyular aracılığıyla beyne akan duyusal veriler doğal olarak kalıplar aramaya ve ardından bulduğu kalıplara anlam katmaya başlar. İlk sürece hem anlamlı, hem de anlamsız verilerde anlamlı kalıplar bulma eğilimi anlamında kalıpsal-yaklaşım diyorum. İkinci sürece ise kalıplara anlam, amaç ve özne katma eğilimi anlamında öznesel yaklaşım diyorum. Bundan kaçınamayız. Beynimiz dünyamızdaki noktaları birbirine bağlama ve böylece şeylerin niçin oluştuğunu açıklayan anlamlı kalıplara dönüştürme yönünde bir evrim geçirmiştir. Bu anlamlı kalıplar inançlar haline gelir ve inançlar da gerçeklik anlayışımızı şekillendirir. Sf. 18, 19

    İnançların oluşmasından sonra, beyin o inançlara dayanak sağlayacak doğrulayıcı kanıtlar arayıp bulmaya başlar; bu da inançlara daha da güvenme yönünde duygusal bir itici güç sağlar ve böylece inançları pekiştirme sürecini hızlandırır. Sf. 19

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 18, 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • O halde bir çözüm, bilimin neleri bildiğinin yanı sıra bilimin nasıl çalıştığını öğretmektir. Sf. 17

    Öğrencilere nasıl düşünecekleri değil, ne düşünecekleri öğretilmektedir. Sf. 17

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

    BİLGİ BAKKALI (2023); Nörobilimci Türker Kılıç; “Bir başkasına bir şey öğretme çabasının beyhude, hatta anlamsız olduğunu anlıyorum yaşım ilerledikçe. (Yüzlerce tıp doktoru, onlarca beyin cerrahı ve iki evlat yetiştirmiş bir dekan, cerrah, baba olarak yazıyorum) Kendi hikayeme baktığımda da, ya ben değişmek, öğrenmek istediğimde öğretenleri buldum, ya da (vurgulamak istediğim yer burası) beni değiştirenler bunu bana öğretmeye kalkmadan yaşayarak gösterdiler. Yani bir şey öğrettiğimi sandıklarım zaten bu öğrendiklerini ben olmasam da öğreneceklerdi ya da onların öğrendiklerini ben, onların öğrenip öğrenmemelerinden bağımsız, zaten yaşamaktaydım. (Mesajın anlaşılmakta zorluk çekilecek noktasını baştan yazayım, anlamsız/beyhude gördüğüm öğrenme/öğretme süreci değil, ‘öğretme çabası’) Öğreteceğiniz, başkalarında değişime yol açacak bir değeriniz varsa bunu “dille”, açıklama ile yapmaya çalışmak nafiledir; yaşayarak göstermek esas “eğitimdir.” Tabii unutmamak gerekir ki: Esas öğretmen yaşamın kendisidir. Ve yaşam, öğretmenliğini yaşantılarımız aracılığı ile yapar.”

  • Doğru olmasını istediğimiz şey ile gerçekten doğru olan şey arasındaki farkı nasıl anlayabiliriz?

    Bunun cevabı bilimdir. İnançların sağlam bulgulara ve ampirik verilere dayandırılmasının beklendiği bilim çağında yaşıyoruz. Peki, o halde neden birçok insan çoğu bilim insanının inanılmaz saydığı şeylere inanıyor? Sf.14

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 14) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gerçeğin orada bir yerde olduğuna inanmasına inanıyorum; ama gerçek seyrek olarak apaçıktır ve hiç de basit değildir. Duygular temelinde inanmak istediğim şey ile bulgular temelinde inanmam gereken şey, her zaman çakışmaz. Bir kuşkucu olmamın sebebi; inanmak istememem değil, bilmek istememdir.

    Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları,  2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 14) kitabından birebir alınmıştır.

  • Oruç protokolüyse son derece basit: 24 saat boyunca hiçbir şey yemeyecek ve bol miktarda su içeceksiniz. Kafeinden de uzak durmalısınız. Sf.254

    Ben yılda dört kez oruç tutulmasını tavsiye ediyorum. Mevsim geçişlerinde oruç tutmak (eylül, aralık, mart ve haziran aylarının son haftaları) son derece sağlıklı bir alışkanlıktır. Sf.255

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 255) kitabından birebir alınmıştır.

  • Alfa-lipoik asit: Günde 600 mg.

    Hindistan cevizi yağı: Günde 1 çay kaşığı. Doğrudan tüketebilir ya da yemeklerinize katabilirsiniz.

    DHA: Günde 1000 mg. (Not: DHA’yı yani zerdeçal ve Omega 3’ü  EPA’yla birlikte almanız sorun olmayacaktır. Balık yağı kullanabilir ya da deniz yosunlarından elde edilen DHA takviyesi alabilirsiniz.)

    Probiyotikler: Günde üç defa birer kapsül tok karnına alınmalıdır. Aralarında Laktobasilus asidofilus ve bifidobakterilerin de bulunduğu, en az on farklı türde, en az on milyar aktif kültür içeren bir probiyotik almaya dikkat edin.

    Resveratrol: Günde iki kez 100 mg.

    Zerdeçal: Günde iki kez 350 mg.

    D3 vitamini: Günde 5000 IU. Sf. 248

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 248) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Memelilerde leptinin temel görevi metabolizmayı kontrol etmektir. Çoğumuz bu görevin tiroide ait olduğunu sanırız fakat işin aslı şu ki metabolizma hızını ayarlayan tiroidi de leptin hormonu kontrol etmektedir. Leptin bütün enerji kaynaklarına hâkimdir. Acıkıp acıkmayacağımıza, yağ yakılması veya yağ depolanması gerektiğine leptin karar verir. Leptin enflamasyonun yanı sıra sinir sistemimizdeki sempatik ve parasempatik uyarılma arasındaki dengeyi de idare eder. Adrenaller ve cinsiyet hormonları da buna dâhil olmak üzere hormonal sisteminizde herhangi bir aksaklık varsa, bu aksaklığı leptin seviyenizi normal düzeye getirmeden düzeltmenizin imkânı yoktur.” Sf. 236

    2004 yılında yayınlanan bir araştırmaya göre leptin seviyesi yüzde 20 oranında düşen bir insan, açlık hissinde ve iştahında yüzde 24’lük bir artış hissediyor. Bu da söz konusu kişilerin özellikle şeker, tuzlu atıştırmalık ve nişasta içerikli yiyecekler gibi yüksek kalorili, yüksek karbonhidratlı gıdalara yönelmelerine neden oluyor. Peki, leptin seviyesini düşüren şey nedir? Uyku eksikliği… Sadece uyku üzerine yapılan araştırmalar bile bize leptine dair çok şey anlattı. Böylece hormonlarımızın düzenlenmesinde uykunun önemini de görmüş olduk. Sf. 237

    Gezegendeki hiçbir gıda takviyesi leptin seviyenizi dengeleyemez. Dengeyi sağlamanın tek yolu, doğru beslenmeye ek olarak bir uyku düzeni oluşturmaktır. Sf. 238

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 236 ile 238 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Egzersizin beyinde yeni nöronların üretilmesini sağladığı kanıtlanmıştır. Fakat esas mucize, egzersizin beyinde yeni ağların oluşmasına da katkıda bulunduğu gerçeğidir. Beyin hücreleri üretebiliyor olmak önemlidir ama onları ahenk içinde işleyecekleri bir sistem haline getirebilmek çok daha önemlidir. Sadece yeni beyin hücreleri üreterek “daha zeki” olamayız. Bu hücreleri mevcut sinir ağının içinde kullanıma sokmamız gerekir yoksa boşlukta amaçsızca dolaşır ve sonunda ölürler. Bunu yapmanın yollarından biri de yeni bir şeyler öğrenmektir. 2007 yılında fareler üzerinde yapılan bir araştırmada, hayvanlar bir su labirentini çözmeyi öğrendikçe yeni nöronların aktif hale geldiği gözlenmiştir. Sf. 223,224

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 223, 224) kitabından birebir alınmıştır.

  • En son araştırmalara göre beynimizin kocaman oluşunu düşünme ve koşma ihtiyacımıza borçluyuz. Sf. 220

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 220) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sadece hareket etmek beyniniz için herhangi bir bulmacadan, matematik denkleminden, macera kitabından; hatta düşünmekten daha yararlıdır.

    Egzersiz yapmak bütün vücuda, özellikle de beyne pek çok fayda sağlar. Epigenetik dünyasında egzersiz çok önemli bir yere sahiptir. Basitçe açıklamak gerekirse, egzersiz yaptığınız zaman kelimenin tam anlamıyla “bütün” genetik yapınıza egzersiz yaptırmış olursunuz. Aerobik egzersizler sadece ömrü uzatmakla kalmaz, beynin “büyüme hormonu” olan BDNF’yi kodlayan genleri de harekete geçirir. Aerobik egzersizlerin yaşlılarda hafıza gerilemesini tersine çevirdiği ve beynin hafıza merkezinde yeni beyin hücrelerinin oluşumunu artırdığı gözlenmiştir. Sf. 217

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 217) kitabından birebir alınmıştır.

  • Merkezî sinir sistemimizin her noktasında D vitamini reseptörleri bulunduğu bilinmektedir. Ayrıca D vitamini hem beyindeki nörotransmiter üretmeye ve sinirlerin büyümesini sağlamaya yarayan enzimleri hem de beyin-omurilik sıvısını dengelemektedir. Sf. 214

    Birçok araştırmada D vitamini eksikliğiyle Parkinson hastalığı riski ve multipl sklerozun (MS hastalığı) nüksetmesi arasında bir bağlantı olduğu kanısına varılmıştır (ayrıca kanda bulunan D vitamini miktarındaki her 5 ng/mL artışa karşılık MS hastalığının nüksetme ihtimali yüzde 16 oranında azalmaktadır).  Sf. 215

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 214, 215) kitabından birebir alınmıştır.