Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Kısacası, okuryazarlık sayesinde İspanyollar insan davranışları ve tarihi konusunda müthiş bir bilgi birikiminin vârisi olmuşlardı. Bunun tam tersine Atahualpa İspanyolların varlığından habersiz olduğu gibi denizaşırı ülkelerden gelen istilacılar diye bir şey de bilmiyordu, tarihte daha önce, başka bir yerde, başka birileri için böyle bir tehdidin söz konusu olduğunu duymamıştı (ya da okumamıştı). Bu bilgi boşluğu Pizarro’ya o tuzağı kurma ve Atahualpa’yı kendi ayağıyla o tuzağa düşürme cesareti vermişti. Sf. 86

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 86) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aztek İmparatoru Montezuma, Cortes’i geri dönen Tanrıları sanarak ve küçük ordusuyla birlikte onu Aztek başkenti Tenochtitlan’a buyur ederek daha da büyük bir hata işlemiştir.Sonuçta Cortes, Montezuma’yı esir almış, Tenochtitlan’ı ve Aztek İmparatorluğu’nu ele geçirmiştir. Sf. 86

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 86) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bugün bize Atahualpa’nın esir düşmesine yol açan davranışı ne kadar şaşırtıcı geliyorsa ondan sonraki davranışı da öyle geliyor. İspanyollara kendisini serbest bırakmaları karşılığında fidye önermiş, bu fidye ödendiğinde serbest bırakacaklarına saf saf inanmıştı. Pizarro’nun adamlarının tek bir yağmayla yetinmeyecek, sürekli fetihlere kararlı bir hücum birliği oluşturduğunu anlaması olanaksızdı. Sf. 85

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 85) kitabından birebir alınmıştır.

  • Pizarro, Atahualpa’yı ele geçirerek İnkalardaki bütün komuta kademesini zincirleme olarak toptan ele geçirmiş oldu. İnka bürokrasisi Tanrı benzeri mutlak hükümdarla çok güçlü bir biçimde özdeşleştiği için Atahualpa’nın ölümü üzerine çözüldü. Sf. 84

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 84) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bağışıklığı olmayan insanlara önemli derecede bağışıklığı olan istilacılardan bulaşan hastalıklar. Çiçek, kabakulak, grip, tifüs, hıyarcıklı veba gibi Avrupa’da her zaman görülen bulaşıcı hastalıklar başka kıtalarda pek çok insanın ölümüne yol açarak Avrupalıların fetihlerinde önemli rol oynadılar. Sf. 83

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.  

  • “Vali Pizarro, Cajamarcalı yerlilerden bilgi almak istedi, bu yüzden de onlara işkence yaptırdı. Yerliler, Atahualpa’nın, Vali’yi Cajamarca’da beklediğini duyduklarını itiraf ettiler. Sf.73

    “Ne yapalım diye aramızda uzun uzun konuştuk. Hepimiz çok korkuyorduk çünkü sayımız çok azdı ve onların topraklarının öylesine içlerine kadar sokulmuştuk ki bize takviye gönderilmesine olanak yoktu.”

    “Vali’nin kardeşi Hernando Pizarro orada bulunan yerli askerlerin sayısını 40.000 olarak hesapladı ama bizi korkutmamak için yalan söylemişti, çünkü 80.000’den fazla asker vardı.” Sf. 73

    “Ertesi sabah Atahualpa’dan bir haberci geldi, Vali ona, ‘Hükümdarınıza söyle,’ dedi, ‘buraya ne zaman isterse, nasıl, ne şekilde isterse gelsin, onu bir dost ve kardeş olarak karşılayacağım. Çabuk gelmesi için dua ediyorum çünkü onu görmek istiyorum. Hiçbir zarar ya da hakarete uğramayacak.” Sf. 74

    “Rahip bir elinde haç, bir elinde Kitabı Mukaddes’le yerli birliklerinin arasından ilerleyerek Atahualpa’nın bulunduğu yere geldi ve şöyle dedi: ‘Ben Tanrı’nın bir rahibiyim ve Hıristiyanlara Tanrı’nın işlerini öğretirim, bunları aynı şekilde size de öğretmeye geliyorum.” Sf. 75

    “Atahualpa kitabı nasıl açacağını bilmiyordu, rahip açmak üzere kolunu uzatıyordu ki Atahualpa büyük bir öfkeyle koluna vurdu, kitabın açılmasını istemiyordu. Daha sonra kitabı kendisi açtı, harflere, kâğıda hiç şaşırmadı ve beş altı adım öteye fırlatıp attı, yüzü kıpkırmızı kesilmişti.”

    “Rahip, Pizarro’nun yanına koştu, ‘Koşun, koşun, Hıristiyanlar!’ diye bağırıyordu. ‘Tanrı’nın işlerini kabul etmeyen bu düşman köpeklere haddini bildirin. O zorba benim kutsal yasa kitabımı yere attı! Ne oldu görmediniz mi? Ova yerlilerle doluyken azametinden yanına yaklaşılmayan bu köpeğe neden insan gibi davranalım, aşağıdan alalım? Yürüyün üzerine, size ben izin veriyorum!’

    “Bunun üzerine Vali, Candia’ya işaret etti, onlar ateşe başladılar. Aynı zamanda borular çaldı, zırhlı İspanyol birlikleri, hem süvariler hem piyadeler saklandıkları yerlerden dışarı fırlayıp meydana doluşmuş olan silahsız yerlilerin üzerine saldırdılar, İspanyol savaş narasını atarak ‘Santiago!’ diye bağırıyorlardı.” Sf. 76

    “Meydanda kalan ve -şimdiye kadar hiç görmedikleri- ateşli silahlar ile atlardan ödü kopmuş olan yerliler bir duvar uzantısını yıkıp duvarın dışındaki ovaya kaçarak kurtulmaya çalıştılar.”

    “Cajamarca’dan bir iki kilometre ötede, savaşmaya hazır halde bekliyorlardı ama bir teki bile yerinden kımıldayamadı, bütün bunlar olurken tek bir yerli tek bir İspanyol’a silahla saldırmadı. Kasabanın dışındaki ovada bekleyen yerlilerin çoğu, öteki yerlilerin bağırarak kaçıştığını görünce korkuya kapılıp kaçtı.” Sf. 77

    “Atahualpa’nın kendisi bu savaşta 7000 adamını öldürdüğümüzü kabul etti.” Sf. 77

    “Gerçekten de kendi asker gücümüzle başarmamıştık bunu çünkü sayımız çok azdı. Bunu yüce Tanrı’nın inayeti sayesinde başardık.” Sf. 78

    Yukarıda anlatılan Cajamarca çarpışmasında 168 İspanyol, sayıları kendilerininkinin 500 katını bulan Amerikan yerlilerini yere sermiş, binlerce yerliyi öldürürken tek bir kayıp bile vermemişti. Sf. 80

    İspanyolların İnkalara karşı kazandıkları zaferlerde tüfeklerin rolü çok azdı. O günlerin çakmaklı tüfeklerinin doldurulması ve ateşlenmesi güçtü, Pizarro’da bunlardan ancak bir düzine vardı. Ateşlenebildikleri zaman psikolojik etkileri gerçekten de büyük oluyordu.

    Atların İspanyollara kazandırdığı büyük üstünlük görgü tanıklarının öykülerinde apaçık görülüyor. Sf. 81

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 73 ile 81 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Daha sonra Avrupa ile Amerikan yerlileri arasındaki ilişkilerin en dokunaklısı, 16 Kasım 1532’de Peru’nun bir dağ kasabası olan Cajamarca’da İnka İmparatoru Atahualpa ile İspanyol fatih Francisco Pizarro arasındaki ilk karşılaşmaydı. Atahualpa, Yeni Dünya’nın en büyük, en ileri devletinin mutlak hükümdarıydı, Pizarro ise Avrupa’daki en güçlü devletin hükümdarı, Kutsal Roma İmparatoru V. Karl’ı (İspanya Kralı I. Carlos olarak da bilinir) temsil ediyordu. 168 İspanyol askerinden oluşan bir ayaktakımı güruhuna kumanda eden Pizarro bilmediği yabancı topraklardaydı, oranın yerli halkını hiç tanımıyordu, en yakındaki (Panama’nın kuzeyinde, 1500 kilometre kadar ötedeki) İspanyollarla bağlantısı tamamıyla kopmuştu, kendisine destek olacak güçlerin zamanında yetişmesine olanak yoktu. Atahualpa, egemenliği altındaki milyonlarca insanla kendi imparatorluğunun tam ortasında oturuyordu; 80.000 kişilik ordusunun koruması altındaydı ve diğer yerlilerle yaptığı bir savaşı daha yeni kazanmıştı. Bütün bunlara karşın iki önder birbirleriyle karşı karşıya geldikten birkaç dakika sonra Pizarro, Atahualpa’yı esir aldı. Pizarro savaş esirini sekiz ay elinde tuttu ve onu serbest bırakma sözü karşılığında tarihin en büyük fidyesini topladı. Fidyeyi -5 metre eninde, 7 metre boyunda, 2,5 metre/yüksekliğindeki bir odayı dolduracak kadar altını- topladıktan sonra sözünü tutmadı. Sf. 71

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.  

  • Yeni Zelanda’nın 500 deniz mili doğusundaki Chatham Adaları’nda Moriori halkı yüzlerce yıllık bağımsızlığını 1835 yılı Aralık ayında akıl almaz bir vahşet sonucu yitirdi. O yılın 19 Kasım’ında silahlı, sopalı, baltalı 500 Maori’yi taşıyan bir gemi gelmiş, 5 Aralık’ta bunu 400 Maori taşıyan bir başka gemi izlemişti. Maoriler gruplar halinde Moriori yerleşim yerlerine geliyor, Moriorileri esir aldıklarını ilan ediyor, karşı çıkanları öldürüyorlardı. Morioriler örgütlü bir direniş gösterseler Maorileri o zaman yenebilirlerdi çünkü sayıları onlarınkinin iki katıydı. Gelgelelim Moriorilerin anlaşmazlıkları barışçı yöntemlerle çözmek gibi bir gelenekleri vardı. Yaptıkları bir meclis toplantısında savaşmama, onun yerine barış, kardeşlik içinde kaynakları paylaşmayı önerme kararı aldılar.

    Morioriler bu önerinin teklifini yapamadan önce Maoriler topluca saldırıya geçtiler. Birkaç gün içinde yüzlerce Morioriyi öldürdüler, çoğunu pişirip yediler, geri kalanların hepsini de esir aldılar, ileriki birkaç yıl içinde çoğunu da canlarının istediği gibi öldürdüler. Hayatta kalan bir Moriori şunları hatırlıyor: “[Maoriler] bizi koyun gibi boğazlamaya başladılar… Çok korkmuştuk, çalılıkların arasına kaçtık, yerin altındaki oyuklara, düşmanın elinden kurtulmak için nereyi bulursak oraya saklandık. Saklanmanın hiçbir yararı yoktu, bizi bulup öldürüyorlardı, erkek, kadın, çocuk demeden.” Bir Maori ise şöyle anlatıyor: “Göreneklerimize göre el koyduk ve herkesi yakaladık. Tek bir kişi bile kaçamadı. Bazıları bizden kaçtı, onları öldürdük, ötekileri de öldürdük — ne olmuş yani? Bizim göreneğimiz buydu.” Sf. 52, 53

    Maori-Moriori çatışmasının bizim için aydınlatıcı yanı, aynı ortak atadan gelen bu iki halkın bin yıldan az bir zaman içinde farklılaşmış olmasıdır. Sf. 53

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 52, 53) kitabından birebir alınmıştır.  

  • İnsanlık tarihi bundan yaklaşık 50.000 yıl önce, benim Büyük Sıçrama dediğim şeyle birlikte başladı. Bu sıçramanın ilk kesin işaretini Doğu Afrika’da, bir örnek taş el aletlerinin ve günümüze kadar ulaşmış ilk süs eşyalarının (deniz kabuğu kolyelerin) bulunduğu yerleşim yerinde görüyoruz. Sf. 34

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gazeteciler yazarlardan koca bir kitabı bir tek cümleyle özetlemesini isterler her zaman. İşte bu kitap için o cümle şu: “Tarih farklı halklar için farklı yönde gelişti ama bu, çevresel farklardan dolayı böyle oldu, o halkların biyolojik farklılıklarından dolayı değil.” Sf. 17

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

  • O halde çağdaş dünyadaki eşitsizliklerle ilgili sorumuzu şöyle sorabiliriz: insanlar neden farklı kıtalarda farklı hızda gelişti? Tarihin seyrini oluşturan şey bu hız farklılıklarıdır ve benim kitabımın konusu da işte budur. Sf. 5

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 5) kitabından birebir alınmıştır.

  • Orta Asya’dan gelen bu fetih akınlarının sonuncularından biri de Türklerdi. Dilleri Hint-Avrupa ailesine ait değildi, daha çok bir diğer Asyalı süvari halkı olan Moğolların diline yakındı. Yaklaşık bin yıl önce Orta Asya’dan gelen Türk süvariler Anadolu’ya ve Hindistan’a saldırmaya başladılar. Bildiğiniz gibi Anadolu’yu fethettiler ve tarihin en ünlü kuşatmasından sonra Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’u da alarak bunu taçlandırdılar. Anadolu’yu fetheden Türklerin evlatları o yıllardan beri Türkiye’ye hâkimdir ve Türkçeyi Anadolu’da yaymışlardır. Sf. XVII

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. XVII) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ancak doğuda, Orta Asya’nın geniş bozkırları yerleşik tarımdan ziyade göçebe hayvancılık için uygundu. Hint-Avrupalı çiftçiler Avrupa’ya yerleştikten hemen sonra veya aynı zamanda, yine kimisi Anadolu’dan çıkan diğer Hint-Avrupalılar sadece Avrupa’ya değil, Orta Asya’ya da yayıldılar. Orta Asya’ya geldiklerinde hayat tarzlarını değiştirip göçebe çobanlar oldular.

    İki yaşından itibaren gününüzün büyük bir bölümünü koyun ve sığır peşinde at sırtında geçirirseniz, çok tehlikeli bir süvari olmak için temel eğitimi almış olursunuz. Binlerce ve binlerce yıl boyunca Orta Asya’nın göçebe çobanları her yöne saldırıp zayıf şehirlileri yağmaladılar. Çin’e, Hindistan’a, Türkiye’ye, Bereketli Hilal’in diğer bölgelerine ve Avrupa’ya saldırdılar. Sf. XVII

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. XII) kitabından birebir alınmıştır.

  • Antik Avrupa’nın Türkiye’ye olan borcu sadece antik Anadolu dilleri değildir, aynı zamanda çiftçilerin güç öğeleridir. Metal aletler, yazı ve imparatorluklar orijinal olarak Türkiye ve Bereketli Hilal kökenlidir. Tüm bunlar sonrasında çiftçiler tarafından Avrupa’ya, Mısır’a ve Hindistan’a taşınmışlardır. İnsan yaratıcılığının yönü neredeyse 10.000 yıl boyunca Bereketli Hilal’den Avrupa’ya doğrudur. Orta Çağ’da Avrupa’da su değirmenlerinin icadına dek Avrupa dünyadaki teknolojik gelişime esaslı olarak yeni bir katkıda bulunmamıştır. Sf. XVI-XII

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. XVI, XII) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yaklaşık 9.000 yıl önce Anadolulu çiftçiler İstanbul Boğazı’nı geçip Yunanistan’daki yerel avcı/ toplayıcılarla evlendiler. Evlatları Avrupa’da İrlanda’nın batı kıyıları ve güney İsveç’e kadar tarıma müsait her yere yayıldılar. Diğer Bereketli Hilal çiftçileri güneybatıya yönelip Kuzey Afrika’ya yayıldılar ve piramitleri ve hiyeroglif yazılarıyla ünlü Mısır Medeniyetini kurdular veya tetiklediler. Yine başka bir grup Bereketli Hilal çiftçisi doğuya, İndus Vadisi’ne yayılarak ve Hindistan’ın en eski medeniyetlerini kurdular. Daha yavaş bir biçimde Bereketli Hilal çiftçileri veya onların ürünleri güneyde Etiyopya’ya, Doğu Afrika Boynuzu’na ve sonunda (bitkileriyle değil ama hayvanlarıyla) Güney Afrika’ya kadar yayıldılar.

    Anadolulu o çiftçiler boğazı geçip Avrupa’yı istila etmeye başladıklarında kendi dillerinden vazgeçip Baskça veya Avrupa’nın başka bir antik dilini konuşmaya başlamadılar. Bunun yerine, yayılan tüm çiftçilerde olduğu gibi dillerini de batıda Avrupa’ya ve doğuda Hindistan’a taşıdılar: Hint-Avrupa dilleri bu şekilde oluştu. Bu yüzden İrlanda’dan Hindistan’a tüm Avrasya’nın baskın dil ailesi Hint-Avrupa dil ailesidir. Bunun sebebi Hint-Avrupa dillerinin kulağa daha iyi gelmesi veya diğer dillere nazaran daha kolay öğrenilebilir olması değildir. Bunun tek sebebi o ilk göç öğelerini taşıyan çiftçilerin dili olmasıdır. Sf. XV, XVI

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. XV ve XVI) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dünya üzerinde evcilleştirilmeye müsait, en fazla ve en değerli yabani bitki ve hayvan türünün ana vatanı, günümüzde Türkiye, Irak, İran, Suriye, Lübnan, Ürdün ve İsrail’i kapsayan Güneybatı Asya coğrafyasıdır. Bu bölge eğimli, hilal ay şekline benzediği için, her ne kadar inanılmaz bereketli tarım alanlarına sahip olmasa da Bereketli Hilal olarak bilinir. Sf. XV

    Bereketli Hilal aynı zamanda evcilleştirilmiş “Büyük Beşli”nin – inek, koyun, keçi, domuz ve at – atalarının da ana yurdudur, bunlar da halen dünyanın en değerli evcil hayvanlardır. Sf. XV

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. XV) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunun yerine İngilizce konuşuyorum. Çünkü İngilizcenin atası, günümüz Türkiye’sinde yaşamış ve Avrupa’yı istila etmiş çiftçilerin dilidir! Sadece İngilizce de değil, Bask ve diğer dört dil haricinde modern Avrupa’daki dillerin tamamı Anadolu’da yaşamış antik çiftçilerin dillerinden gelir. Aynı zamanda İran, Pakistan, Hindistan, Bangladeş ve Sri Lanka’da konuşulan diller de. Nasıl oldu da Anadolu’da yaşayan çiftçiler dillerini modern dünyanın bu kadar büyük bir kısmına yayılabilirler. Sf. XI, XII

    Alıntı; Tüfek, Çelik ve Mikrop (İnsan Topluluklarının Kaderi) – Jared Diamond, Çeviri; Ülker İnce,  (Pegasus Yayınları,  1. Baskı Nisan 2018 – Sf. XI ve XII) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başka bir gezgende kolonileşmek için diğer bir nedense nükleer savaş ihtimali. Dünya dışı varlıkların bizimle bugüne kadar iletişime geçmemiş olmasının nedeninin, bir medeniyetin bizim gelişmişlik seviyemize ulaştığında düzensiz hale gelip kendi kendini yok etmesi olduğunu söyleyen bir kuram var. Sf. 182, 184 

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 182 ve 184) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu noktada öğretmenim Dikran Tahta’ya geri dönmem gerek. Zira eğitimin geleceğinin temeli okullarda ve ilham verici öğretmenlerde olmalıdır. Ancak okullar zaman zaman ezbere dayalı öğrenmenin, denklemlerin ve sınavların çocukları bilimden soğutabildiği temel bir çerçeveden fazlasını sunamaz. Sf. 181 

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 181) kitabından birebir alınmıştır.

  • İşim hâlâ şeylerin nasıl çalıştığını anlamak, tek değişen yalnızca bu işin ölçeği. Artık oyuncak trenleri parçalamıyorum. Bunun yerine fizik yasalarını kullanarak evrenin nasıl çalıştığını anlamaya uğraşıyorum. Bir şeyin nasıl çalıştığını biliyorsanız onu kontrol etmeniz mümkündür. Sf. 180 

    Alıntı; Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar – Stephen Hawking, Çeviri; Mehmet Ata Arslan,  (Alfa Yayınları,  1. Baskı Ocak 2019 – Sf. 180) kitabından birebir alınmıştır.