Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Oysa değerlendirilene değerlendiren tarafından, aralarındaki özel ilişkiden dolayı atfedilen değer, hep olumlu bir anlam taşır. Bir şeye, şu veya bu nedenden dolayı değer atfettiğimde, o       yalnız benim için değerlidir.

    Bir şeyin kendi değerliliğiyle ilgili soru ise “bir şey ne için değerlidir?” sorusuna karşılık verildikten sonra, cevaplandırılabilecek bir sorudur. Sf. 27

    Alıntı; İnsan ve Değerleri – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  7. Baskı 2018 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Değerlendirme insanın bir varolma şartı ve bir insan fenomenidir. İnsanları ve kendisini değerlendirmeden, olayları ve durumları -en azından kendisinin içinde bulunduğu olayları ve durumları— değerlendirmeden yaşayamaz kişi. Sf. 25

    Alıntı; İnsan ve Değerleri – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  7. Baskı 2018 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Değerin sübjektifliğini” savunan aynı veya başka görüşlerin bu konudaki mantığı ise şudur: Öyleyse bir “obje”nin değeri, değerlendirenin ona yüklediği bir şeydir; değerlendiren değiştikçe veya değerlendirme zamanı değiştikçe, o “obje”nin değeri de değişik olabilir. Sf. 11

    Alıntı; İnsan ve Değerleri – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  7. Baskı 2018 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kişilerle ve kendimizle ilişkilerimizde, başkalarının ve kendimizin yapıp ettikleri ve ortaya koyduklarıyla ilgimizde, yakın çevremiz, çağımız, geçmiş ve gelecekle bağımızla belli bir bütünlükte bir kişi olarak var olmamızın temelinde değer anlayışımız, bunun temelinde ise insan anlayışımız -insandan ve kendimizden beklediklerimiz- bulunur. Sf. 5

    Alıntı; İnsan ve Değerleri – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  7. Baskı 2018 – Sf. 5) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eskiden felsefî görüşlerden hareket edilerek felsefe yapılıyordu. Çağımız insanının bir özelliği ise, fiilen yapılanı -bu yapılan ne olursa olsun- meşru göstermeğe çalışması; yapılanın “felsefesini” arkadan yapmasıdır.

    Düşünürün görevi, başkalarının yaptığını, arkasından meşru göstermeye çalışmak değildir. Onun görevi, olan ve olan bitenin temelini göstermek, bu temeli göremeyenlerin de görmesine yardımcı olmaktır. Çünkü ancak bundan sonra olan bitene yön verme söz konusu olabilir; eyleme sınırlar çizebilir; insanlara insanca yaşama imkânı sağlama çabalarına umutla bakılabilir. Sf. 2

    Alıntı; İnsan ve Değerleri – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  7. Baskı 2018 – Sf. 2) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sözünü ettiğim olgu, aynı insanların, aynı olayların, aynı durumların, aynı eylemlerin, aynı kararların, aynı eserlerin, hatta aynı fenomenlerin farklı kişiler tarafından farklı şekillerde değerlendirilmesi, farklı şekillerde yorumlanması, farklı şekillerde açıklanmasıdır.

    Yapılan bununla da kalmıyor: aynı insanların, aynı olayların bu farklı değerlendirilmesi sözlerde kalmıyor; her farklı değerlendirme tek doğru değerlendirme olduğunu ileri sürerek ortaya çıkıyor; bu da kişilerin birbiriyle çatışmasına, yan yana yaşamanın çoğu zaman imkânsız hale gelmesine, kişilerin harcanmasına neden oluyor. Sf. 1, 2

    Alıntı; İnsan ve Değerleri – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  7. Baskı 2018 – Sf. 1, 2) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yapılan en yaygın karıştırmalardan biri, değerler ile değer yargılarını karıştırmaktır. Bu karıştırmanın teorik olumsuz sonuçları olduğu gibi, yaşamda da bol bol değer harcamalarına yol açıyor.

    Ahlâkla ilgili değer yargıları, bir grupta belirli bir süre geçerli olan iyi ve kötü olana ilişkin yargılardır; “şu iyidir”, “bu kötüdür” yargıları ya da gruptan gruba fark gösteren, aynı grup içinde de zamanla değişen, neyin iyi, neyin kötü olduğuna ilişkin kabullerdir.

    Etik değerler ise, kişilerin, başkalarıyla ve kendileriyle ilişkilerinde

    a) gerçekleştirdikleri eylemlerin özelliklerine göre kazandıkları dürüst olma, adil olma, güvenilir olma gibi kişi özellikleri ve b) bu ilişkilerdeki yaşantılarının tortularıdır: saygı, sevgi, güven, minnet gibi yaşantıların. Başka bir deyişle: değer yargıları bir tür normlardır, etik değerler ise bir tür kişi özellikleri (erdemler) ve bir tür yaşantılardır.

    Yapılan başka önemli bir karıştırma da, “bir şeyin değeri” bağlamındaki ‘değer’ ile ‘değerler’in karıştırılmasıdır. Bu karıştırmada, bir yandan ahlâksal değer yargılarının bir yüklemi olan iyi, bir değer sayılıyor; diğer yandan ise bir eylemin, bir insanın v.b. değeri, iyi veya kötü yüklemleriyle dile getiriliyor.

    Oysa bir kişinin, örneğin, belirli bir durumda yaptığı bir eylemin değeri, o koşullarda diğer yapılabileceklere göre özelliğidir, yani neleri koruyabildiği-nelerin harcanmasına yol açtığı bakımından özelliği. Bu değerin ne olduğu da bazı bilgisel etkinlikler sonucu ortaya konabilir.

    Etik değerler ise, biraz önce söylediğim gibi, kişi özelikleri ve değerlilik yaşantılarıdır. Sf. 168, 169

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 168, 169) kitabından birebir alınmıştır.

  • Etik değerler eğitiminden beklenenler arasında: kişilerin, değerlendirmelerde bulunurken, değerlendirdikleri “şeyi”, yalnızca kendileriyle ilişkisi bakımından değerlendirmelerinin çıkmazını göstermek; geçerli kültürel normlar açısından ona değer biçmenin çoğu zaman nasıl değer harcamalarına yol açtığını örneklendirmek; etik değerin ve etik değerlerin ne olduğunu bilerek ve bu bilgileri hesaba katarak yapılan değerlendirmelere dayanan eylemlerin özelliklerini göstermek ve bu tür değerlendirmelerin alıştırmalarını yaptırmak da vardır. Bundan sonrası kişiye kalıyor, herkes kendi başınadır bu konuda. Sf. 168

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 168) kitabından birebir alınmıştır.

  • Acaba şiddeti ve öldürmeyi bunca doğallaştıran nedir?

    Benim görebildiğim ana nedenlerden biri, kitle iletişim araçlarının sorumsuzca kullanılması: insan öldürmeyi ve dövüşmeyi yaşamın doğal bir parçası olarak, sıradan bir davranış, bazan da kahramanlaştıran bir davranış biçimi olarak sunulmasıdır.

    Başka önemli bir etken, internet oyunları – örneğin oynayan kişinin öldürdüğü insan kadar puan alması (!) ve sanal ile gerçek öldürmenin farksızlaşmasıdır. Başka önemli bir etken de, oyuncak silâhlar ve silâhı erkeklikle bağlantılayan kültürel anlayış olsa gerek. Sf. 166

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eylemde sınır tanımamanın örnekleridir şiddet eylemleri.

    Şiddete kurbanı açısından baktığımızda da şiddet hep yaşama hakkının ihlalidir, yaşama hakkının şu veya bu anlamda ihlali. Belki de bunun için bazı şiddet eylemlerine ‘insanlığa karşı suç’ adı verilmiştir. Ama öyle şiddet eylemleri vardır ki, kişinin kendisine de yönelir. Canlı bombalar buna örnektir. Birilerini yok ederken, kendilerini de yok ediyorlar.      

    Terör eylemleri de şiddet eylemleridir. Ama bir farkı vardır. Terör eylemleri tipik şiddet eylemleridir, ama en önemli farkları siyasal olmalarıdır. Çoğu defa yöneldiği kişiyi hedef almazlar. Ona, hedef alınan şeyin temsilcisi olarak saldırılır. Siyasal grupların istediklerini kabul ettirme metodu haline gelmiştir terör eylemleri. Terör eylemlerinde bulunanların istediklerini kabul ettirmek istedikleri kimse, bir gruptur ya da devlettir. İstediklerini dolaylı olarak, şiddet eylemleriyle birilerine kabul ettirmeye çalışırlar. Terör eylemlerini diğer şiddet eylemlerinden ayıran bir özellik de kişilerarası ilişkilerde değil, daha çok gruplar arası ilişkilerde karşımıza çıkmasıdır: bir grubun siyasal ya da ideolojik nitelikte olan istediklerini, korkutarak, yıldırarak kabul ettirmesiyle ilgili eylemler olmalarıdır. Sf. 164, 165

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 164, 165) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne var ki şiddet eylemlerini gerçekleştiren herkes, bunları başkasına zarar verme niyetiyle yapmayabilir. Ama zarar vereceğini bilse de, bu, o anda onun için fark yaratmaz, yani bunun farkına varmanın o an etkisi pek olmaz. Bir şiddet eylemi zarar verme amacıyla yapıldığı zaman ise “vahşet” dediğimiz eylemlerle karşılaşıyoruz. Vahşet, şiddet eylemlerinin bilinçli gerçekleştirilmesidir. Bu iki noktayı şiddete karşı çare ararken, hesaba katmak yararlı olur diye düşünüyorum. Sf. 164

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şiddetin hastalık belirtisi olduğunu söylemek, önemli ölçüde doğru olsa da, kolay bir cevaptır. Şiddet eylemde sınır tanımamanın en çarpıcı görünümüdür. Korkunun, bencilliğin, gururun endirekt tepkisidir. Etik cehaletin belirtisi olarak da düşünülebilir.

    Şiddet ancak insanlarda görülür. “Şiddet hayvansal yanımızla ilgilidir” deniyor. Ama hayvanların yaptıkları şiddet değildir. Onlar belirli uyarıcılara cevap veriyorlar. Şiddet dediğimiz şey insanlara özgüdür. Yaramazlık yapan çocuğunu kızgın maşayla yakmak da şiddettir. Bir esiri ortalıkta çıplak durmaya mecbur etmek de şiddettir. Ne var ki, dar bir yolda hızlı yürümesini engellediği için yaşlı bir insana çarpmak ve onu itip düşürmek de şiddettir, ama kimse şiddet saymıyor bunu. Sf. 162, 163

    Bu eylemleri genellikle kişiler karşı oldukları bir şeye tepki olarak gerçekleştirirler. Ne olursa olsun ulaşmak istedikleri bir şeye engel oluşturduğunu düşündükleri insanlara karşı böyle eylemler yaparlar veya boyun eğmek istemeyen ya da boyun eğmediği farz edilen, o anda istediklerini elde etmeye engel oluşturan kişilere istediklerini yaptırmak için gerçekleştirirler. Sf. 163

    Şiddet, kişilerin duydukları sayısız değişik ve değişken ihtiyaçlarla ve insan olan engelleri elimine etme yoluyla ilgilidir. Böyle bir psişik ihtiyaç karşı konulmaz bir şekilde (şiddetli bir şekilde) ya da soğukkanlı bir şekilde kişileri kuşatır, kararlarının ve eylemlerinin de tek belirleyicisi olur. Sf. 163

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 162, 163) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şiddetle savaşmak ancak dolaylı olarak, şiddet kullanmaya ihtiyaç duymayacak insanlar yetiştirmekle olur, diye düşünüyorum. Sf. 162

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 162) kitabından birebir alınmıştır.

  • Montreal’de “Şiddet ve Birlikte Varolma” başlıklı bir konferans düzenlenmişti. Bu konferansa katılan Fransız biyolog Dr. Karli, konferansın “Şiddet hayvansal yanımızda kökenleri bulunan bir kader midir? Yoksa özgürlüğümüzün bir sonucu mudur?” başlıklı oturumunda, ekibinin 10 yıllık bir araştırmasının sonuçlarını bir bildiri olarak sundu. Bu sonuçlara göre şiddetin doğuştan olmadığını söyledi. Bu nokta çok önemlidir, çünkü şiddetin doğuştan olmadığını farz edersek, şiddetin önlenebilirliği konusunda çıkan sonuç, doğuştan olduğunu farz edersek çıkan sonuçtan çok farklı olur. Şiddet insan doğasında olan bir şey değilse, önlenmesi de mümkündür demektir. Doğasındaysa, belki azalabilir, ama önlenmesi mümkün değildir sonucu çıkıyor. Sf. 161

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 161) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şu anda, dünyamızın dört bucağında bazı yöneticilerin, başka yollardan başa çıkamadıkları sorunlarla savaşmak için, insan haklarını ihlâl eden hukuk düzenlemeleri yapmayı savunduğuna ve hukuku bir intikam aracına dönüştürmeye veya çıkar koruma aracına indirgeyen bazı düzenlemeler yapmaya giriştiklerine tanıklık ediyoruz. Sf. 160

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 160) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beslenme Hakkı Özel Raportörünün 2014 raporunda şunu okuyoruz: “Gıda ve tarım sektöründe, ticarî tohum ve tarım ilâçlarının global pazarı, aynı zamanda da gıda perakendecileri, yaklaşık on şirketin kontrolünde ve tekelindedir”  Sf. 157

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 144, 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Olan ihtiyaçlar ile duyulan ihtiyaçları çakıştırmayı öğrenmek gerekiyor. Günümüz koşullarında bunun olabilmesi için, yani tüketim toplumunun tuzağına düşmemek için, önemli ölçüde ve en başta kendimizi tutmayı öğrenmek ve çocuklarımıza kendilerini tutmalarını öğretmek gerekiyor. Bunu öğrenen, sonunda duyduğu ihtiyaçları, olan ihtiyaçlarla çakıştırmayı da öğrenebiliyor, hatta ancak olan ihtiyaçları duyan bir insan olabiliyor.

    Bunu öğrenmemiş bir insanın doğru ve değerli eylemlerde bulunmasını beklemek hayal olur. Hayvan davranışçısı von Uexküll’ün dediğine göre, aç bir hayvan, türünün yemeğiyle karşılaştığında, onu yememezlik edemez. İnsanlar ise açlık grevi de yapabilen varlıklardır. Max Scheler’in sözleriyle, hep “evet” diyen hayvana karşılık, insan “hayır” diyebilen bir varlıktır.

    Kişinin kendini bilmesi kadar reklamlar seli karşısında kendini tutmasını bilmesi, zaman içinde de duyduğu ihtiyaçların olan ihtiyaçlardan ibaret olması, doğru ve değerli eylemlerde bulunabilmesinin de önkoşullarından biri olsa gerek. Sf. 144, 145

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 144, 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Serbest pazarın yarattığı acımasız yarışta kullanılan yollardan biri reklamlardır. Bunun için tüketim toplumuyla hesaplaşırken, üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biri reklamların niteliği ve kişiler üzerindeki etkileridir.

    Amaç, reklamını yaptıkları malı olabildiğince çok sattırmak olan reklamların niteliğini etik bakımdan sıfıra düşüren, ama amacına ulaştırabilen bir etken de, reklamın hitap ettiği insanların çoğunda egemen -kültürlerinde yaygın- değer yargılarıdır. Birkaç yıl önce, uzun süre kullanılmış bir deterjan reklamı bunun tipik örneklerinden biridir: Ava gitmiş ve orada gömleğini kirletmiş bir erkek, gömleğim yıkayıp bembeyaz olmasını sağlamış olan karısını kucaklayarak, “hayatımın en güzel avı” şeklinde karısına kafasınca teşekkür edip övmesi. Bu gibi bir reklamın yapılmaması, yapılırsa da TV kanallarının bunu göstermeyi kabul etmemesi gerekirdi. Ne var ki tüketim toplumunda amaç, malı satmaktır Reklamların yapımında ve TV kanallarında gösterilmesinde başka gerekler düşünmek galiba akla gelmiyor. Sf. 143, 144

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 143, 144) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsan hakları bilgisiyle olan bitene baktığımızda, çıkar yol olarak -bu yolu tek cümleyle dile getirmek gerekirse-, 20. yüzyıldan beri ulusal ve uluslararası politikaların ana amacı olan, sıfatları ne olursa olsun, gelişmenin/kalkınmanın yerine, açıklıkla kavranılmış insan haklarını koymak ve ulusal ile uluslararası düzeyde gerektirdiklerini yerine getirmek görünüyor. Bu gerektirdiklerinden biri de, başta zengin olmayan ülkelerde sosyal hizmetleri, yani insan haklarının korunmasıyla ilgili hizmetleri özel sektöre teslim etmemektir.  Sf. 142

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 142) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dolayısıyla, “serbest” (free) pazarın teşviki, refah düzeyi yüksek olmayan ülkelerde, yalnızca, ekonomik hakların sınırlarını özel ya da grupsal çıkarlara göre çizen yönetimleri saf dışı bırakmayı istemek (“devleti küçültmek”) olmuyor; aynı zamanda ulusal ve uluslararası düzeyde ekonomik ilişkilerin düzenlenmesinde temel hakları belirleyici kılma imkânını ortadan kaldırıyor, ya da rastlantılara bırakıyor. Sf. 141, 142

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 141, 142) kitabından birebir alınmıştır.