Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Kürtlerin, Horasan’a yerleştirilmeleriyle ilgili olarak daha sonraki tarihlerde gerçekleşmiş bir olay var ki, onun üzerinde biraz durmak gerekir Martin van Bruinessen Ağa, Şeyh ve Devlet adlı kitabında, İran Şahları tarafından Horasan’a götürülüp yerleştirilen Kürtler hakkında açıklayıcı bazı bilgiler veriyor:

    “… İran’ın Kuzeydoğu eyaleti kuzey-doğu Horasan’da bir kaç yüz bin Kürt yaşamaktadır. (…) Buradaki aşiretler üç grupta toplanmıştır. Şadlû, Zefiranlû ve Keyvanlû. Kullandıkları dil Kurmanci’dir. (…) Özgün gelenekleriyle, Çemişkezek diye adlandırılan geniş aşiretten gelmekteler. Çemişkezekliler buraya, 1600’de Şah Abbas tarafından Özbek ve Türkmenlere karşı sınır korumacılığı için gönderildiler. Sf. 240

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 240) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diyelim ki Türkçe sözlerle şarkı söyleyen bir Ermeni, Yunan ya da Kürt hem Ermenice, Rumca ve Kürtçe olan tekstleri hem de kendi halk müziklerinin melodisini Türkçeye kazandırıyordu. Türkçe, en çok da bürokrasinin bulunduğu kent ve ilçe merkezlerinde etkinliğini sürekli arttırmaktaydı.

    Osmanlı imparatorluğunun büyümesi ve Hıristiyan Avrupa’nın içlerine doğru ilerlemesi, onu daha sistematik ve etkin bir asimilasyon politikasını hayata geçirmeye yöneltti, imparatorluk, bir yandan Hıristiyan çocuklarını devşirme ocaklarında Müslümanlaştırıp Türkçe konuşmalarını sağlarken bir yandan da topraklarının Avrupa yakasında, özellikle de Balkanlarda Türkçe konuşan Müslüman adacıkların oluşmasını sağlıyordu.

    Ne var ki bütün bunlara rağmen Osmanlının yönetiminin dil, kültür ve kimliklere yönelik bir ret ve inkâr politikası yoktu. Tersine İmparatorluk, genel anlamda bu gibi farklılıkları kabul eden, onlara karşı saygılı davranan bir politikaya sahipti. Sf. 237, 238

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 237, 238) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türk tarihi üzerine ciddi çalışmaları bulunan Sorbon Üniversitesi İslam Tarihi Profesörü Claude Cahen’in şu belirlemesi bu bakımdan dikkat çekicidir:

    “… On dördüncü yüzyılın ikinci yarısında bir kişinin Hristiyanlara ters düşen etkinliklerde bulunduğundan söz edilmesi, orta Anadolu’nun bütün yörelerinde bu dine bağlı kişilerin yaşamakta olduğunu ve Konstantinopolis’teki Patrikliğin bu uzak yörelerde bile bazı ilişkileri bulunduğunu göstermektedir. Fakat bunların başka yerlerden kopmuş olmaları çeşitli doktrinlerin buralara yayılmasını kolaylaştırmaktaydı. Dil yönünden bu yörelerde yaşayan halklar öylesine Türkleşmişlerdi ki, on beşinci yüzyılda arttık Grekçeyi anlamaz olmuşlardı.”

    Cahen’in, burada sözü edilen kitabının son paragrafında ise aynı konu ile ilgili şu satırlar yer alıyor:

    “… Fakat bu incelemeyi bitirirken tarihlerini burada anlatmaya çalıştığımız Türkler üzerine bazı kesin izlenimler edinmemek elde değil. Bu izlenimlere göre Türklerin fethettikleri halkları hem yönetmekte, hem de o halkların kültürlerini sindirmekte, zaman zaman da o kültürü önceleri bulunduğu yerlerden çok ötelere götürerek daha yaratıcı kılmakta çok yetenekli kimseler olduklarını anlıyoruz.”

    Türklerin kendilerine ait olmayan kültürleri “önceleri bulundukları yerlerden çok ötelere götürerek daha yaratıcı kıldıkları” noktasının tartışmaya açık olması bir yana, yazarın belirttiklerine katılmamak elde değil. Kanımca Türklerin, başkalarına ait kültürleri alıp özümseme ve bir süre sonra da kendilerine mal etme konusunda yerküremizin tanıdığı en becerikli halklardan biri olduklarını söylemek yanlış olmaz. Sf. 236, 237

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 236, 237) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ali, İslam devletine karşı çıkanları da kâfir kabul eder ve onlara karşı çok acımasızdır:

    “Bilin ki siz, İslam’la bağınızı kestiniz. Dinden çıkanları kahrettim… Allaha ant olsun ki, savaşta onların kanlarıyla bir havuz dolduracağım.”

    Görülüyor ki Ali, dünya görüşü ve yaşam pratiğiyle, Alevilerden oldukça uzaktadır. Bu bakımdan Ali ile Aleviler arasında, inançsal yönden bağ kurmak gerçekçi olmaz. Alevilik ile Sünnilik birbirlerine ne kadar uzak iseler, Ali’nin görüşleri ile Alevilik de birbirlerinden o kadar uzaklar.

    O halde bir değil, iki Ali’nin varlığından söz etmemiz gerekiyor. Bunlardan biri, gerçekte var olan ve İslam tarihinden tanıdığımız Hz. Muhammed’in amcası oğlu ve damadı olan Hz. Ali’dir, ötekisi ise Alevilerin hayallerinde yarattıkları, fantezi ürünü olan Ali’dir. Her iki Ali teoride ve pratikte birbirlerinden çok farklı bir çizgi üzerinde yürüyorlar.

    Kakayilik ya da Ehlî Heq inancında da Ali tıpkı Alevilerdeki gibi değerlendirilir. O, Tanrı’nın bir donu, bir kendini gösterme biçimidir. Sf. 230, 231

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 230, 231) kitabından birebir alınmıştır.

  • Alevilikte Allah-Muhammed-Ali üçlüsü, bir ve aynı kutsal varlığın farklı don (görünüm) ile ortaya çıkmalarıdır.

    Teorik olarak ölüm ve ondan sonrası her iki inançta da farklıdır. İslamiyet’e göre insan ölür ve ruhu öteki dünyada tekrar canlanırken, Alevi felsefesine göre reenkarnasyon (yeniden doğuş) var. Buna göre, ruh ölmez, başka insan ya da canlılara geçerek yaşamaya devam eder. “Dün Musa’da vardın. Bugün İsa’da ortaya çıkıyorsun,” sözü bu anlayışı ifade ediyor. İyi insanın ruhu iyi, kötü insanın ruhu ise kötü hayvanların bedenine girerek yaşamaya devam eder. Sf. 223

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 223) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aleviler İslamiyet’in beş temel şartından dördünü (Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek) hiç yerine getirmezler. Kelimeyi şahadet ise kimi yörelerde hiç yok iken, kimi yörelerde değişikliğe uğratılarak getirilir. Sf. 223

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 223) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkçü Profesör Hasan Reşit Tankut’tur. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında, politik misyonerlik göreviyle Kürtler ve özellikle de Alevi Kürtler arasında dolaşan ve yönetime raporlar halinde bilgi sunan Tankut, 1928 yılında hazırladığı bir gizli “Türkleştirme” raporunda, Aleviliği sadece İslam’dan ayrı görmekle kalmıyor, onun Bektaşilikten de farklı olduğunu belirtiyor:

    “Bunları Bektaşilere benzetmek azim bir hatadır; Bektaşilik, Melamilik bir tarikat olduğu halde, Ali-ilahilik bir dindir. ” diyor.

    Yazarın, Aleviler için ad olarak “Kızılbaş” ya da “Alevi” sözcüklerini değil de “Ali İlahilik” terimini kullanması da ayrıca anlamlıdır.

    Aynı yazar, bir başka raporunda ise, Aleviliği İslam’ın bir mezhebi yahut tarikatı sayanlar yanılmışlardır (…) Alevilik Müslümanlık değil’ Şiilikle karıştırmak da hata olur,” der. Sf. 222

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 222) kitabından birebir alınmıştır.

  • Adak olarak mum yakmak, Alevi ve Hıristiyanlık inancına bağlı olanların ibadetlerinde önemli bir yer tutar. Sf. 217

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 217) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Siyasal bilgileri henüz bitirmiş ve Sivas Vilayeti mahiyetine verilmiştim. Hafik ilçesinin bir Alevi köyünde geceledim. Ev sahibi bu plebisit dolayısıyla bana şunları söyledi:

    ‘Alevilerle Ermeniler arasındaki fark soğan zarı kadardır. Ermeniler, Tanrı’yı Baba, oğul ve ruh olarak anar; biz bu ölçmeyi Allah-Muhammed-Ali biçiminde söyleriz.

    Onların 12 Havarisi vardır, bizim 12 İmamımız.

    İbadet ve oruçların vakti ve şekliyle bayramlar, her iki millette de aşağı yukarı aynıdır.

    Onlar tek kadınla evlenirler ve kadın boşamazlar, biz de öyle.

    Onlar sakal bıyık kestirmez, kıl düşürmezler, biz de öyle.

    Onlar gusül etmezler, biz de öyle.

    Onlar göğüslerinde haç çıkarmak yoluyla şahadet getirirler, biz açık avucumuzu bağrımıza basmak suretiyle.” Sf. 217

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 217) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kaldı ki Alevi Kürtlerle Hıristiyanlar arasındaki dostluk bağları ile inançları arasındaki benzerliklere, dikkati çeken Türk yazarlar da var. Örneğin, bunlardan biri olan Türk Ocakları eski Genel Sekreteri Hasan Reşit Tankut, 1938 yılında yönetime sunduğu gizli bir “Etno Politik (Demografı) Raporu”nda, Aleviliği gizli dinlerden biri olarak görüyor ve:

    “Alevi her yerde Hıristiyan dostudur,” diyor ve şöyle devam ediyor; “Ocak başlarında muhabbet eden insanların arasındaki Hıristiyan hiç de yabancı sayılmaz. Belki bir çeşit itizal yolu (akılcı yol, Mehmet Bayrak’ın notu) olan Gregoryanlık, başka Hıristiyan mezheplerine göre Aleviliği daha ziyade okşayabildiği için üstün tutulmaktadır. Şurası gerçek ki Ermeni, Alevinin en yakın dostudur.” Sf. 216

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 216) kitabından birebir alınmıştır.

  • 19. yüzyılda, batılı Hıristiyan devletlerin Osmanlı toprakları üzerindeki misyonerlik faaliyetleri artınca, Aleviler de ister istemez ilgi duyulan başlıca kesimlerden biri haline geldiler. Özellikle de bu yüzyılın ikinci yarısında, birçok batılı görevli ya da araştırmacının, Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları Kürdistan’ın kuzey-batı yörelerine geziler düzenlediklerini görmekteyiz.

    Söz konusu gezginci misyonerler, sadece gezip görmekle kalmadılar elbet. Onlar, gördüklerini mektuplar ya da raporlar halinde gerekli yerlere sundular. Arşivlerinde saklı tutulan bu tür rapor ve mektupların önemlice bir bölümü, bugün artık elimizin altındalar.

    Bu raporlar incelendiğinde, öne çıkan ana temalardan birinin Alevilerin Müslüman olmadıklarına ya da şeklen Müslüman olduklarına dair tespitler olduğu görülür.

    Yine Alevilikle Hıristiyanlığın birbirlerine yakınlıkları da bu belgelerde sıkça dile getirilmektedir. Hatta Dersimli Alevilerin en azından bir bölümünün Hıristiyan olduklarına, onların İncil’e ve İsa’ya inandıklarına ilişkin bilgiler içerenleri de var. Sf. 215

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 215) kitabından birebir alınmıştır.

  • Soldaki kitap Osmanlı dönemine ait bir Kur’an, sağdaki kütük ve balta ise yine o dönemde kullanılmış olan kafa kesme aletiydi. Meğer Osmanlı görevlileri Hıristiyan Bulgarları yakalayıp imamın huzuruna getiriyor ve “İşte Kur’an, işte balta. Kur’an’a el basıp Müslüman mı olmak istiyorsun yoksa başının bu balta ile uçurulmasını mı?” diye soruyorlarmış. Müslüman olmayı kabul eden o an için canını kurtarıyor, etmeyenin ise hemen oracıkta kellesi uçuruluyormuş. Sf. 183

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 183) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kimi çevrelerce heteredox olarak nitelendirilen Alevilik, Yezidilik, Kakayilik (Ehli-Haq), Durzilik ve İsmaililik gibi inançlar, hem tarihi açıdan benzer kaderi paylaşmış inançlardır hem de aralarında ortak yanlar oldukça çoktur. Bu inançların aynı tarihi dönemde, aynı ya da benzer coğrafî bölgede ve aynı toplumsal koşullarda ortaya çıkmış olmaları, onları bir ağacın dalları olarak görmek için yeterlidir. Sf. 179

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 179) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2024); Heteredoks inanç; Ana akımdan sapmış inanç.

  • On iki İmam orucu var. Bunun 12 günü İmamlar, 3 günü ise Ashaflar içindir.

    Su içilmez. Üzüm şırası su ile karıştırılıp içilir,

    -Sonunda ise aşure pişirilir. Aşurede su, buğday, şeker, pekmez, nar, üzüm, elma gibi nesnelerden 12 tanesinin içinde olması gerekir.  Sf. 167

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 167) kitabından birebir alınmıştır.

  • Alevilerde hayat dört kutsal nesneden oluşmaktadır, bunlar ateş, su, toprak ve havadır. Suyun kutsallığı, su ile bağlantılı ziyaret yerlerinin bahsedildiği bölümde değinilmişti. Alevi ibadetinde çokça geçen “nefes,” aslında havanın kutsallığının başka bir tarzda ifade edilmesidir. Sf. 155

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 155) kitabından birebir alınmıştır.

  • Elbet Aleviliği tek bir halkın inancı diye lanse etmek ya da bir halk tarafından yaratıldığını söylemek gerçekçi değil ama Kürtlerin, Alevilik, Yezidilik, Kakayilik, İsmaililik ve Durzilik gibi inançların şekillenmesinde çok belirleyici, çok temel bir rol oynadıklarını söylemek yanlış olmaz. Kaldı ki bunlardan iki tanesi; Kakayilik ile Yezidilik zaten pratikte birer Kürt inancı durumundadırlar. Sf. 133

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 133) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mazdekçi Komünizm” olarak nitelendiriyor ve hürremcilerin sosyal programlarına ilişkin olarak şu bilgileri veriyor:

    Tanrı dünyaya insanları kendi aralarında eşitçe paylaşmaları için gerekli maddeleri indirdi. Öyle ki hiç kimse bir diğerinden daha fazla şeye sahip olmasın. Eşitsizlik şiddet kullanılarak gerçekleştirildi, her bir insan, kardeşinin zararına da olsa istediklerini elde etmeye çalıştı. Oysa hiç kimsenin başkasından daha fazla zenginliğe, daha çok kadına ve mala sahip olma hakkı yoktur. O halde yoksullara vermek için zenginlerden alınmalıydı. Böylelikle tam bir eşitlik sağlanabilirdi. (Eutychius, Tabari, Ta’alibi, Firdevsi vs.) Mallar ve kadınlar, su, ateş ve otlaklar gibi ortaklığa sunulmalıydı. (Şahrastani). Sf. 131

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 131) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mazdek hareketinin ortaya çıktığı dönem, İran’da hüküm Sasanilerin elindeydi. Sasanilerin dini ise Zerdüştilikti. Devlet dini olması nedeniyle Zerdüştilik, aristokrasinin elinde, sınıf egemenliğini sürdürmeye hizmet eden bir araç durumundaydı. İşte Mazdekçilik, özünde bu sisteme karşı bir tepki olarak ortaya çıktı. Sf. 130

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 130) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı döneminde, yönetimin İslâmlaştırma politikasında uygun şekilde rol oynayan başlıca kurum Bektaşi Tekkesi’ydi. Tekke’nin ana kuruluş amacını oluşturan bu görevin en etkin biçimde yerine getirildiği alan ise işgal edilen doğu Avrupa, yani Hıristiyan ülkelerdi. Sf. 129

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 129) kitabından birebir alınmıştır.

  • Burada en fazla dikkat çekici olan, listede “Zaza” adında bir aşiretin bulunmasıdır. Bugün Dersim’de bu adı taşıyan herhangi bir aşiret yok. Dersimliler, Zaza sözcüğüne küçümseyici bir anlam verirler ve kendilerini bu sözcükle asla adlandırmazlar. Sf. 127

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 127) kitabından birebir alınmıştır.