Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Devamla, buraya, Sovyetler Birliği’nin en iyi diplomatlarından, Dışişleri Bakanı ve Devlet Başkanlığı yapan Gromiko’nun hatıratından bir sayfa alıyorum. Ayrıca bu sayfanın neden bu kadar ihmal edildiğini de bilemiyorum. Kennedy cinayetinden iki ay önce, Washington’da büyükelçi iken, Beyaz Saray’da Kennedy ile yaptığı görüşmeyi ve izlenimlerini yazmaktadır.

    Bir nokta var, bu görüşmeden kısa bir zaman önce Kennedy bir konuşma yapmıştı ve o sırada Amerika’da okuyordum, bir deprem etkisi yarattığı kesindir. Kennedy, Sovyetler Birliği’nden bir “düzen” olarak söz ediyordu, o da bir düzendir, diyordu. Bu, beğenmese de kabul edilebilir olduğu, anlamına geliyordu; Amerika, eğitimde ve dolayısıyla teknolojik yarışta Sovyetler Birliğinin pek gerisine düşmüştü, uzaya çıkışta, Sovyetler öne geçmişti, bu kabulde etkisi olabilir. Kennedy’nin, bir yumuşama havası içinde, ilişkileri normalize etmek istediği anlaşılıyordu; Sovyet liderlerine bir “mesaj” göndermek istediğini düşünebiliriz. Gromiko ile tercümansız konuşma istemişti, baş başa terasa çıktılar.

    İki engelden söz ediyordu. Gromiko’nun anlatımına göre sesini kısmıştı. Duyulmasını istemez bir hali var ve birisi için “stable contingent” diyordu ve hep varlar, “askeri-sınai kompleksi” de diyebiliriz, büyük tekeller, hep tutucular ve Sosyalizmin can düşmanıdırlar. Not edilmektedir. Fakat Kennedy’nin bunları önemsemediğini anlıyoruz; diğeri, “a particular nationality”, bunu “malum kavim” olarak anlayabiliriz ve Gromiko, “Jewish Lobby” diyerek anladığına işaret etmektedir. Kennedy, bunlardan çok çekinmektedir, “Her melaneti yaparlar” diyen bir havası içindedir. Moskova’ya haber salmaktadır.

    Bu “malum kavim”, bu 1960 yıllarının ilk yarısındadır, Sovyet-Amerikan ilişkilerinin düzene girmesine de çok karşıdırlar, çünkü Kennedy’ye göre bunlar, Sovyetleri, her zaman Arapların dostu ve İsrael‘in düşmanı, saymaktadırlar. Genç Başkan, çok kaygılı bir dil kullanmaktadır. Sf. 493, 494

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 493, 494) kitabından birebir alınmıştır.

  • Texas’lı kaba Johnson, Bostonlu entelektüel Kennedy’nin yardımcısı idi, öldürülmesi üzerine, yerine geçmiştir. Demek ki bir cinayet Johnson için talih oluyordu ve bu cinayetin kederli ikliminde tekrar kazanması zor olmadı. Ancak başkanlığının son zamanlarında sivil havaalanlarına inemiyordu, yüzüne tükürülmesinden çekiniyordu ve başka kaygıları da olabilir, sadece askeri havaalanlarına inip kalkabiliyordu. Sf. 493

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 493) kitabından birebir alınmıştır.

  • 5 Haziran 1967 tarihinde İsrael, “preemptive strike” denilen bir hücumu başlattı, Mısır, Suriye ve Ürdün’ü perişan etti. Sonunda, İsrael, Sina’yı ve Golan Tepelerini eline geçirdi; su imkânları açısından önemli Golan Tepeleri ve stratejik Sina Yarımadası ile Gazze Şeridi artık İsrael’in işgali altındadır. Altı Gün’de dengeler değişmiş ve İsrael Devleti, yaşayabilir olduğunu, en küçük şüpheye yer bırakmaksızın ispat etmiştir. Bu tarihe, 1967 yazı, İsrael’in gerçek kuruluşu olarak bakabiliyoruz. Bu tarihten itibaren ise Dünya Yahudiliği için asıl mesele, bu kuruluşu güvence altına almaktır; bu da, ancak, Sosyalizme ve solculuğa savaş açmakla mümkündür. Mantık açısından doğru olan, tarih düzleminde bir zorunluluk olmaktadır. Sovyetler Birliğindeki aydın muhalefetinin ve Türkiye’de solu yıkma savaşının da bu tarihi hemen izleyen zamanda başladığını görebiliyoruz. Mantıklı olan tarihseldir, görüyoruz. Sf. 490

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 490) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tağmaç Darbesi, İsrael’in art arda Araplara büyük yenilgiler tattırdığı 1967 ve 1973 Savaşları arasındadır. Bu arada, Sovyetler Birliğinde, Sovyetler Birliğini paralize etmeye yönelik “aydın muhalefeti” başlamıştı ve yükseliyordu. Çoğu ve başta Saharov Yahudi idiler. Sf. 486

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 486) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsan dilini sevmezse nasıl insan olur? Sf. 480

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 480) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çok bilenler tutucudur; şimdi en tutucu olan üniversitedir. Amma bizde şu anda bir paradoks var, üniversite en az bilendir ve en tutucudur.

    Ben bu nedenle ün’e karşıyım. Ün, düşünen insanın ayağına vurulmuş, prangadır, hâlâ öyle görüyorum. Sf. 420

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 420) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne yaptıysam savaş yaptım; “düşünce eşittir savaş” işte bu benim düşüncemdir. Sf. 417

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 417) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halkını sevmek dilini sevmektir. Ve dil, en çok türküde ve şarkıda güzeldir. Sf. 409

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 409) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bugün Türkiye’de “ünlü” şarkıcıların çoğunu korist bile yapmamak durumundayız. Doğrusu biz müziğimizi bozmaya, Livaneli ile solda başladık, kulakları tahrip ettik ve ortalığı kalpazanlara bıraktık.

    Köy nedir; herkesin her işi yaptığı ve birikimin reddedildiği yerdir. Şimdi müziğimiz, hiçbir müzik eğitimi almamış ve en fazla karga seslilerin tımarıdır. Sf. 406

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 406) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kabiliyete hiçbir kapı açık değil, bu toplum böyle çöker. Sf. 387

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 387) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mustafa’yı tanırım, Kürt gazetesi çıkardıkları zamanlarda toplantıya giderdim, militan bir Kürt’tü. Dansı görse, karakola götürür; davulcu bile değilken koreograf saydılar. Rant verdiler ve devlet tarafından desteklediler. Sf. 384

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 384) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hakkında kitap yazdılar, Rize’de hâlâ çok Yahudi ve Kasımpaşa’nın önemli bir yerleşim merkezi olduğunu hiç yazmadılar; Emine’nin ise evlilik öncesi soyadı sır olmuştu, belki de yoktu ve sonunda “Gülbaran” taşındığını tespit edebildim. “Gül-baran” bir onomastique harikadır, hem “Gül” ve hem de “Baran” var.

    Kürtçe “yağmur” anlamında “baran” sözcüğü var, “baran barane”, yağmur yağıyor, anlamına geliyor, ancak Kürtlerimizde bu isme pek rastlamıyoruz. Sf. 366

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 366) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biz savaştaydık, (1) her tanka, her kariyere, motorize topa bir kılavuz arıyorduk bu Talat’lardan, Akıncılar’dan, kendileri olmayabilir türünden, birer kılavuz aldık. Yüzlerini hatırlıyorum, titriyorlardı, tam hareket edeceğiz, hepsi anlaşmışlar, “Komutanım bir sigara alayım, hemen dönerim” dediler ve bir daha görünmediler. Bunlar kaçak ve kaçakçıdırlar; şimdi de Avrupa’ya kaçmak istiyorlar. Olmadı, yakalandılar. Bunları tanıyorum ve şaşırmıyorum. Sf. 360

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 360) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2023); Yalçın Küçük, Kıbrıs savaşından ve Kıbrıslı Türklerden bahsediyor.

  • Burada asıl soru bu değil, şimdi PKK çok mu önemli? Asıl soru budur. PKK eylemliliğinden dolayı kayıplar, misal olsun, cinnet geçiren polisler nedeniyle günlük kayıplardan daha mı fazla; bir süre unutamaz mıyız? Şöyle de sorabiliriz, artık Türkiye’nin “Kürt Sorunu” PKK mı, yoksa Barzani-Talabani mi? Bir devlet, çıkarlarını bilmek zorundadır. “PKK sorunu”, asıl sorunu unutturmak için kullanılıyor mu? Şimdi bunu düşünmek zorundayız. Çünkü asıl iş, şimdi Kuzey Irak’ta de facto Kürdo-Judaik devlete karşı bir “yıpratma savaşı” başlatmaktır. Sf. 348

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 348) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu ülkeyi büyütemezsek, küçülür. Şu anda küçülme süreci mesafe kat etmiş haldedir.

    Bu nedenle, dgm’de, beni haftada bir beş yıla mahkûm eden yargıçlara, “Eğer bu Kürtler, bizden kopmazlarsa, bu sizlere rağmen ve benim türümden Türkler sayesinde olacaktır” diyorum ve hâlâ diyorum.

    Ne kadar çok öldürürsek o kadar Barzani’nin ve Washington’un ekmeğine yağ süreriz. Ne kadar aşağılarsak, daha çoğunu Barzani’nin kucağına atarız. Ben yönetimde bu çizgi sahiplerinin de olduklarını düşünüyorum. Bu çizgide her zaman İsrael parmağa vardır.

    Biz Türkler, Amerika’ya sömürge olmak için hep fazla geldik. Sömürgecileri hep rahatsız ettik. Şimdi, Orta Doğu’da, sömürgeci Amerika’nın sipahileri İsrael ve yeniçerileri ise Kürtlerdir. Kürtler içinde ise Kürt-Yahudileri ön planda önemlidir. Sf. 346, 347

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 346, 347) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öcalan bu Kürt Devleti’ne karşı çıkıyor ve bütün internet siteleri, “Apo’yu Yalçın Küçük Kemalist yaptı” yollu bar bar bağırıyor. “Apo, Türkiye’yi savunuyor, Gurusu Yalçın Küçüktür” deyü küfrü eksik tutmuyorlar, benim böyle bir iddiam olmamıştır. Bir 29 Ekim’de, Paris’ten, buraya, cezaevine gelirken, o zaman PKK büyüğü olan Yaşar Kaya vesaire “aramızdaki Kemalizm’in ajanı idi” dediler, yazdılar ve Hürriyet gazetesi, birinci sayfadan haber yaptı Ben ne yaptığımı biliyorum, beş taş oynamıyorum ve otuz yıldır, Amerika’nın bir Kürt Devleti kuracağını yazıyorum. Kitaplarımda var.

    Tek yol, dün de bugün de, Türkiye Kürtleri’ini Türkiye’ye bağlamak ve bunların en özgürce yaşamalarını sağlamaktır. Sf. 344

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 344) kitabından birebir alınmıştır.

  • Barzani taifesi, Amerika, Iran Azerilerini İran’a karşı kurmadan ve Türkiye Kürtleri‘ini Türkiye’den kopmaya hazırlamadan ki Türkiye Kürtlerinde, halk kademesinde, şu ana kadar böyle bir kopuş yoktur, şeklen bir devlet istemeyecek kadar akıllıdır.

    Açıkçası, Amerika, Osmanlı İmparatorluğu’nu inşa etmek üzere yoldadır. Oligarşi ve yüksek bürokrasi, önemli ölçüde, buna razı olmuş durumdadır. Sf. 342, 343

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 342, 343) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mevlevilik, Yunusiliğin daha entelektüel halidir ve sadece yasakları delmek anlamına geliyordu.

    “Atatürk, okul tatillerinde Selanik’e döndükleri zaman Mevlevi tekkesini ziyarete giderler, orada Mevlevi ayini dinler semah seyredermiş”, bu iddia, Büyük Kurtarıcıyı, bir müntesip (katılmış, üye olmuş) olmasa bile bir Mevlana hayranı yapmaktadır.

    Kültür Müsteşarı Mehmet Önder, önce şu bilgiyi veriyor: “20 Mart 1923 Salı günü Konya’ya gelen Atatürk, Konya’da kaldığı bir iki gün içinde, hem bu müzeyi, hem de Mevlana Dergâhı ve Türbesi’ni ziyaret etmiş, kendisine verilen bilgileri dikkatle dinlemişti. Özellikle Mevlana Dergâhında üç saatten fazla kalmış, kendisi için yapılan sema ayinini hayranlıkla seyretmiş, Mevlana’yı takdir dolu sözlerle anmıştı.” Çok ilginç, bu dergâh ziyareti ve ayin, Nevruz’a denk geliyor; fakat bunu bir tesadüf olarak görüyorum.

    Müsteşar Önder, 30 Kasım 1925 tarihli, tekke, türbe ve zaviyelerin kapa­tılması kanununu “devrim” olarak gösterme alışkanlığını sürdürüyor; fakat bir de, “Türkiye’deki bütün türbe, tekke ve zaviyeler kapatılır ve eşyaları mü­zelere kaldırılırken, Atatürk, Konya’daki Mevlana Dergâhı ve Türbesi’nin kapatılmayarak, mevcut eşyası ile birlikte, müze olarak düzenlenmesini ve ziya­rete açılmasını emretmişlerdi” malumatını ekliyor. Sf. 326, 327

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 326, 327) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Lailahe illallah” anlamındadır. Muhammed Resulüllah yoktur. Sf. 325

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 325) kitabından birebir alınmıştır.

  • Reşat Tesal’ın verdiği kıymettar malumatı bir defa daha arz etmek istiyorum İbrani asıllıdır, Selanik’ten mübadil (Lozan gereği karşılıklı değiş tokuş) olup, pek çok yakınma ile de olsa, Zonguldak’ta çok kıymetli mal mülk almışlardı, Türkiye’deki yaşamlarına varlıklı başladılar. Hep öyle oldular, çıkarmış bulunuyorum.

    Tesal’dan okuyoruz. Hasan Ali Yücel’in, Feyziye okullarının resmileşmesinde en önemli rolü oynamış olduğunu öğreniyoruz. Bu kadar değil, R. Tesal, “Feyziye’nin resmi okullara eşitliği tanındıktan sonra, bize de, bir süre hocalık ettiğini anımsıyorum” malumatını da veriyor. Yücel, buradadır. Sf. 314

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 314) kitabından birebir alınmıştır.