Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (Fahrettin Altay Paşa’nın anılarından alıntı;)

     “Bir ara Tevfik Rüştünün küçük yaştaki kızı Emel gözüne ilişti. O’nu ok­şadı. Fakat uzun saçlarını beğenmedi, bunun modası geçti, diyerek, berberi Sabri’yi çağırttı ve orada saçları, modaya uyar şekilde kestirtti. ‘Bak, şimdi da­ha güzel oldun, modayı ihmal etmemeli’ diyerek, taltifte bulundu.” Sf. 131

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 131) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Fahrettin Altay Paşa’nın anılarından alıntıdır;)

    “1882 yılında, Rusya’da, Yahudiler aleyhinde meydana gelen hare­kette kovulan, kaçan kültürlü ve zengin Yahudiler, barınacak bir yer aramışlar. İngilizlerin ricası üzerine Sultan Hamit bunların, Filistin’de boş yerleri satın alarak yerleşmelerine müsaade etmiştir.” Sf. 121

    “Özellikle sahile yakın yerleri satın alarak kendilerine yurt edinen ve ziraatla uğraşmaya başlayan Yahudiler, ektiklerinden hiçbir şey el­de edemeyince, istikballerinden korkmaya başlamışlar ve bu zor du­rumda Paris’te bulunan zengin Yahudilere başvurmuşlar. Topraklar­dan alınan numuneler tahlil edilince buralarda hububat yetişmeyeceği, ancak bağcılık yapılabileceği öğrenilmiş ne var ki bunun için de bir beş yıl beklemek meselesi ortaya çıkmış, bu beşleyiş için de mali imkânların zayıf olduğunu görmüşler. İşte bu sırada karşılarına zengin bir Yahudi olan Roçild çıkmış ve onlara az faizle para vermeyi, kendi tavsiyelerine riayet etmelerini teklif etmiştir. Yahudiler, Roçild’in tekliflerini teşekkür ile karşılamış, bağcılığa başlamışlar. Roçild de bunları beş yıl beslemiş, köylerini yaptırmış, herkesin arazisine mütehassıslar göndermiş ve sistemli bir çalışmaya önayak olmuş. Hatta bizim ko­nakladığımız Uyunkara köyünde, bir de güzel likör ve şarap fabrikası yaptırmıştı.”

    “Zamanın Kudüs Mutasarrıfı, Yahudilerin bu şekilde çoğalıp kökleşmelerinden ürkmüş ve durumu bir raporla İstanbul’a bildirmişti, iş­te bundan sonradır ki Sultan Hamit, bunların buralarda arazi alması­nı yasak etmişti.” Sf. 121, 122

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 121, 122) kitabından birebir alınmıştır.

  • Saygı’da uzaklaştırma ve sevgi’de ortaklık var; bazen, fark etmeden, “saygı ve sevgi” duymaktan söz ediliyor, imkânsızdır. Saygı, fazla olursa, “korku” ile beraberdir, her zaman sevgiyi yok et­mektedir ve ancak, sevgiyi disipline edebilmek için, bozmayacak ölçüde, saygı gereklidir. Çün­kü ortaklık, yakınlaşma yüklüdür. Sf. 109

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 109) kitabından birebir alınmıştır.

  • Selanik Yahudi komünitesinden gelen Mehmet Cavit de İttihat ve Terakki’nin Maliye Nazırı olduğu zamandan beri, Londra finans çevrelerine ve Londra siyasetine bağlı birisi kabul edilmektedir. Yaklaştığı ülkelerin siyasetini izleyenleri tasfiye etmekse Kemal Paşa’nın siyasetteki üsluplarından biridir. Sf. 87

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 87) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şeyh Sait’in adına bağlanan başkaldırı ne ölçüde önceden biliniyorsa, İz­mir suikastı hazırlığı, çok daha fazla, güvenlik güçlerinin avucunun içinde gelişmiştir; sanıkların, kamu görevlilerinin, idamdan kurtulan Kazım Karabekir Paşa’nınki dâhil her türlü açıklaması bu yöndedir. Bu, böyle bir hazır­lığın olmadığı anlamında değil, hazırlık var; ancak, hazırlığın bir bölümü iç­ki masalarında yapılıyor ve diğerlerini de polis biliyordu. Sf. 86

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 86) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nutuk’un, usta yazar ve Kemalist gazeteci Falih Rıfkı Atay ve Ben de Yazdım ciltlerinin ise (Celal Bayar’ın 8 ciltlik anıları) , bir ara sol romancı olarak tanınan ve benim faşizan olduğunu ileri sürdüğüm ve şu anda, MHP ve Ülkü Ocaklarının benimsediği, Kemal Tahir tarafından kaleme alındığı konusunda yaygın bir kanı var. Ancak kanıtlanmış olmaktan uzaktır. Sf. 84

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 84) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu da, Ankara’daki yeni önderliğin “defeatist” bir psikolojiye sahip olma­sıyla ilgilidir; aynı psikolojiyle Musul Eyaleti’nin de katılması halinde, yeni coğrafyanın yönetilemez olabileceği değerlendirmeleri de ihtimal dâhilindedir. Kemalizm’e yüklenen gerçekçilik felsefesini, Ne kadar küçük olursa, o kadar kolay yönetilir” bakış açısı olarak da değerlendirmek gerekmektedir. Sf. 84

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 84) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ankara Fransız kuvvetlerinin Kilikya’dan çekilmesinden kısa bir süre sonra 17 Mart 1922 tarihinde Revanduz’a bir Türk Kaymakam tayin ediyordu, bu, Musul’da hak iddia etmek anlamındadır. Ancak aynı Türkiye 22 Nisan 1923 tarihinde, Irak-Biritiş kuvvetlerinin baskısıyla en ufak bir mukavemet göstermeden Kaymakamını geri alıyordu; yerine bir Kürt Vali atanmıştır. Sf. 82

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 82) kitabından birebir alınmıştır.

  • The Times gazetesinin 17 Ağustos 1925 tarihli sayısında Kürt liderlerinin idamı­nın Musul’da çok olumsuz bir hava yarattığını haber verdiğini kaydetmektedir. Aslında bunun aksini beklemek şaşırtıcıdır; daha önce de işaret etmiş bulunu­yorum, Milletler Cemiyeti’nin Kürt Sorunuyla büyük ölçüde özdeşleşen “Mu­sul” raporuna, i’lerin noktasını koyduğu bir zamanda, hiçbir gerek yokken kırk idamı yapmanın böyle bir sonucu istemekle aynı anlama geldiğini düşünmek kaçınılmazdır. Sf. 79

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • İstanbul Hükümeti, Türk tarafında bulunan esir bir İn­giliz generali aracılığıyla teslim olduğunu, Büyük Britanya tarafına bildirdi­ğinde, müttefiklerin Türkiye’yi teslim almak için hiç de acele etmediğini bili­yoruz; daha sonra 30 Ekim 1918 tarihinde Türkiye’yle silah bırakma anlaş­ması imzalanmıştır.

    Teslimiyet anlaşması imzalandığı zaman bile, Musul’un çok az bir bölümü İngiliz kuvvetlerinin eline geçmiş bulunuyordu; imzalanmasından sonra da, Altıncı Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa’nın, silah bırakma koşullarına aykırı olduğu gerekçesiyle, Musul’u Büyük Britanya kuvvetlerine teslim et­mediği ve direndiği kesindir. Sf. 64

    Ali İhsan Pa­şa, Mustafa Kemal Paşa’nın sınıf arkadaşıdır ve Kemal Paşa’nın yaptığı gibi, si­lah bırakma anlaşması imzalanır imzalanmaz birliklerin bırakılarak İstanbul’a gidilmesinin çok karşısında olmuştur. Ancak, Kemal Paşa’nın ölümünden çok sonra ve İsmet Paşa’nın 1950 seçimlerinde iktidardan düşmesinin ardın­dan yayımlayabildiği anılarında; Musul’u, Kemal Paşa’nın mensubu olmak için mektup yazdığı Ahmet İzzet Paşa hükümetinin yazılı emriyle, işgal kuv­vetlerine verdiğine işaretle, o zamana kadar, “Musul’daki her nevi silah, cep­hane vesaireyi, daha evvel, geceleri Şimale, Cizre’ye göndermiştim” demek­tedir. Sf. 65

    Büyük Britanya ise, yakalanacak savaş suçluları listesinin başına Ali İhsan’ı almakla, Paşa’nın, Bü­yük Britanya çıkarlarını ne ölçüde tehdit ettiğini belirtmiş olmaktadır. Ger­çekten de Ali Ihsan, öncelikle yakalanarak, Malta’ya sürgün ediliyor ve Malta’da İngiliz hapsinden kurtulduktan sonra döndüğü Anadolu’da da, silah ar­kadaştan tarafından, İstiklal Mahkemesi’ne sanık olarak gönderiliyorsa da ha­yatını kurtarabiliyor. Büyük Britanya kuvvetleri, bu tarihten sonra Musul’a veya bugünkü coğrafik sözcükle, Kuzey Irak’a egemen olabilmiştir. Sf. 65

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 64, 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şeyh Sait ve kırk arkadaşının, İstiklal Mahkemesi’nde neredeyse bir ay kadar kısa bir zamanda yargılanmalarının ardından, Milletler Cemiyeti’nin Kürt ağırlıklı olacağı belli Musul Raporu’nun açıklanmasından on beş gün önce asılmaları var. Sf. 61

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 61) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1891 yılında Sultan Hamit ta­rafından kurulan ve adına bağlanarak “Hamidiye Alayları” adını alan bu ku­ruluşlar, tümüyle Osmanlı Ermenistan’ındaki Ermenilerin canlarını ve mal­larını hedef alıyordu ve ikinci olarak da Türk-İran hududunu koruma misyonları vardı. Hamidiye Alayları, tümüyle Kürt aşiretlerinden oluşuyordu ve bunlardan alay komutanlarına “albay” rütbesi veriliyordu; Hamidiye Paşala­rı da bulunuyordu. Sf. 76

    Profesör Lazarev, Hamidiye Alaylarının, aynı zamanda tarih sahnesine çıkan, ancak Arap ve Arnavut kökenlileri de kapsayan “Aşiret Mektepleriyle birlik­te, Kürt milliyetçiliğini törpüleme ve bağımsızlık isteklerini tüketme işlevi de olduğunu ileri sürüyordu. Lazarev, Kürt aşiret reislerini silahlandırmak, on­lara rütbe ve silah vermek politikasında çok bilinçli olduğuna bizi inandır­maktadır; Sultan Hamit’in “Küçük Asya’da bunları, Kürtleri, asimile etmeye mecburuz.” dediğini yazmaktadır. Sf. 77

    Sevr, Van ve Bitlis de dâhil geniş bir coğrafyada, bir Ermeni devleti öneriyordu; bu, Berlin Antlaşmasında sözü edilen ve Hamidi­ye Alaylarıyla çok ileri boyutlara ulaşan, gerçekleştirilmiş servet transferini tehdit etmekteydi. Dolayısıyla, Sevr açıklandığı zaman Kürt ileri gelenlerinin hiç sahip çıkmamaları çok aydınlatıcıdır; bunu, çıkarlarını bilmemelerine de­ğil çok bilmelerine bağlamak durumundayız. Sf. 77

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 76, 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • Elen köken­li, Türkiye’de yetişme Fransız yazar Yerasimo, Elenlerin “Yalnızca Irak man­dası işinin iç sorunlarını çözmek için gerekli zaman süresince Türk Ordusunu meşgul etmek” amacıyla. Büyük Britanya tarafından Anadolu’ya çıkarıl­dığından hiç kuşku duymamaktadır. Sf. 69

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 69) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türko-Mongol tarih geleneği için­de, 1923 ve 1924 yıllarında, Türkiye’de yerleşik Elen kökenli Hıristiyanları çıkarıp Selanik çevresinden Müslümanları ithal etmeyi açıklamak zordur; bizde emsaline rastlamıyoruz. Peki, “neden” ve bir sorudur.

    Ermenilerin, Türkiye aleyhine savaşa katılacakları, önemli bir gerekçeydi ve burada kesinlikle böy­le bir gerekçe yoktu. Kaldı ki öyle olsa bile, Elenlerin en çok savaşçı olabile­cekleri, İstanbul ve Batı Trakya, karşılıklı olarak, mecburi sürgünün dışında bırakılmıştı. Savaşsız ve pasifik yerlerden daha çok çıkarıldılar. Ayrıca sür­gün, Türkler ve Elenler arasında formüle edilmemişti; Türkiye tarafından, İs­met Paşa ile Rıza Nur’un imzasını taşıyan antlaşmada, “Müslümanlar” ve “Ortodokslar” ifade ediliyordu. Türklük mü henüz bir kavram olmamıştı, yoksa gelenlerin tarifinde güçlükler mi vardı? Sorular, doğurgandırlar.

    Pasifik yerlerden zengin Elenler çıkarılıyordu ve bunu, gelenlere konak ve arazi verebilmeye bağlayabiliriz. Fakat böylesi, bizim hak ve adalet duygu­sundan tümden yoksun olduğumuz anlamına gelir ki, kabul edemeyiz. Diğer taraftan, Selanik çevresinden neden söküldüler, Atina da çok istiyordu, kabul edemediğimiz adaletsizlik ve haksızlık varsayımı, bunu da açıklayamamaktadır. Öyleyse ve demek ki bir soru var ve cevap bulamıyoruz.

    Bedirhan’ın Süryani Katliamı, Ermeni Göçertmesi, Elenlerin Zorunlu Sür­günü ve 6/7 Eylül, bir zincir midir? Sf. 52

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 52) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bütün problemler tarihseldir.

    Ne yazık, tarihsel koşullar oluşmadan önce, hiçbir problemi formüle ede­miyoruz.

    Bunu tersinden de söyleyebiliriz, pek çok problemin formülasyonunda, “biz” değil, tarih daha aktif olmaktadır. Bunu, her zaman ve her koşulda insanoğlunun sınırsızlığı ve bu nedenle talihi sayamıyorum. Sf. 51

    .. bizde, “ret” “anarşizm” ve “ütopya” damarlarının olmaması, büyük bir yetmezliktir. Bu damarların yokluğu, sorma ve kurma zaafiyetlerini doğuruyordu ve hâlâ doğurmaktadır. Polisiye eksikliği, bu zaafiyetin en net ifadesi ve işaretidir. Kurgu fakiriyiz ve soru formüle edemiyoruz; zaafiyet burada ve budur. Sf. 52 

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 51, 52) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sınıf ölçütünün çöktüğü bir çağdayız. Orta Çağ, sendromu güçlüdür.  Sf.44

    Kuşkusuz, eski usul, sınıf tahlili yapanlarımız hâlâ var; dinleyici ve alıcı bulmakta çok zorlanıyorlar. Sf. 45

    Buradan, egemen bakışın egemen sınıfın bakışı önermesine, yol almış olu­yoruz.

    Yönetimde tekeliyet ve rantlar işte bu zamanda göz önüne çıkmaktadır.

    Sürer mi; yönetilen sınıflar sürüleştirilirse, uzun sürmesi yolu açılmakta­dır. Şimdi yapılmak istenen budur ve sürdürebilmek için sürüleştirmek tek yoldur. Çünkü sürüler, aynı sınıftan olduklarını unutmaktadırlar. Sürülerde, ayırt edememek temel çizgidir; bunu hep tekrarlamak zorunluluğunu duyuyorum. Sf. 45

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 44, 45) kitabından birebir alınmıştır.

  • 27 Mayıs, Türkiye’nin dış politikasında Araplara, Shlaim’in kitabının baş­lığındaki sözcüklerle, “Demir Duvar” örülmeye başlandığı tarihtir. Bir de, Washington ile “ikili antlaşmalar” üzerinde çok yararlı açıklamalar yapmış olan 27 Mayısçıların, bu çok önemli İsrael gizli antlaşmasından hiç söz etme­meleri bir muamma izlenimi veriyor.  Sf. 40

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • Barlarda konsomatrisler vardı, adı üzerinde “hanım- tüketici” demektir, görevleri içir­mektir. Sf. 40

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1960’ta, İsrail Genelkurmay Başkanı General Leskov, Türkiye’yi gizlice ziyaret etti ve Suriye’yle ilgili gizli planlar hazırladılar.” Sf. 35

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Tabii 1999’da, (herhalde 1994, yk) Tansu Çiller’in, 1996’da da Sü­leyman Demirel’in İsrael’e yaptıkları resmi ziyaretlerin çoğunda bulun­dum. Bayan Çiller, o zamanki Başbakan Rabin ve Peres’i çok şaşırttı. Kendisi, Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceği ve yapılabilecek işbirliği için o zaman çok ütopik görünen teklifler sundu. Herkes şaşırmıştı.”

    O sırada Dışişleri Bakanı olan Mümtaz Soysal, duyduğumuza göre o seyahatte bir Türk gazetecisiyle konuşurken bu seyahatten hiçbir şey çıkmayacağını söylemiş. Ama o da yanıldı, Bayan Çiller’in çizdiği prog­ramın büyük bir kısmı gerçekleşmekte. Sf. 34

    Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.