Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Ali İhsan Paşa İtalya’ya çıktı, hızla Ankara’ya geçti, görev aldı ve hızla tasfiye edildi. Sf. 229

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 229) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Dr. Bilal Şimşir’den aktarma;)

    “İngiltere Savunma Bakanlığı ‘suçlu’ Türkleri yakalatıp cezalandırmak üzere hemen eyleme geçer. 15 Ocak 1919 günü İstanbul, Kahire, Bağdat’taki İngiliz Başkumandanlıklarına şifre telgrafla dokuz Türk komutanın adlanın verir. Cezalandırılmak üzere bunların yaka­lanmasını ister. Bu Türk komutanlarının adları ve sözümona suçları şöyle sıralanmıştır:

    “Nuri Paşa: Kafkasya’da eski İslam Ordusu Komutanı. Azerbay­can’a asker sokmak, Ermenilere zorbalık etmekten suçludur.

    “Mürsel Paşa (General Mürsel Bakü): Kafkasya’da Azerbaycan Kuv­vetleri Komutanı. Nuri Paşa’yı desteklemek, Türk Ordusu’nun geri çekilmesini geciktirmekle suçlanmaktadır.

    “Şevki Bey (Yakup Şevki Subaşı Paşa): Kafkasya’da Dokuzuncu Or­du Komutanı. Ermenilere, Ukraynalılara zorbalık etmek ve geri çekil­meyi geciktirmekle suçlanmaktadır.

    “Nihat Paşa (Anılmış) . Pozantı’da İkinci Ordu Komutanı. Mülki makamları ayaklanmaya kışkırtmak, Kilikya’yı boşaltmamakla suçlan­maktadır.

    “Ali İhsan Paşa (Sabis):Mezopotamya’da Altıncı Ordu Komutanı. Cerablus’ta İngiliz Komutanı’na hakaret etmekten ve yağmacılıktan suçludur.

    “Fahri Paşa (General Fahrettin Türkkan): Hicaz Ordusu Komuta­nı. Teslim olmamakla suçlanmakladır.

    “Galip Paşa: Yemen’de 40. Tümen Komutanı. Teslim olmuyor.

    “Tevfik Paşa. Yemen’de 7. Ordu Komutanı. Teslim olmuyor.” Sf. 226, 227

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 226, 227) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ali İhsan Paşa’ya “Musul Komutanı” da diyebiliriz. Musul’u İngilizlere bırakmamak için kıvranmaktadır; bir direniş peşindedir. An­cak sadece Altıncı Ordu ile bu işi yapamayacağını biliyor; yakında, Halep’te, Yedinci Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa var, fakat, Mustafa Kemal Paşa, silah bırakma kararı ile birlikte İstanbul’a dönü­vermişti, hiç beklemediğini tespit ediyoruz.. Ali İhsan, Mustafa Ke­mal’in bu aceleciliğini hiç affetmemiştir; Sf. 221

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 221) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çanakkale’de kahraman Esat Paşa’nın da anılarının tamamını yayımlamaya hâlâ cesaret edilemiyor. .. Yakup Şevki’nin anıları da aynı durumdadır.

    Esat, Gelibolu’da Mustafa Kemal’in komutanı idi, bir zaman “Gelibolu Kahramanı” sayılıyordu.

    Kemal Paşa’nın önündeki Paşalar, Ankara’ya katılamadılar. Sf. 221

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 221) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Yakup Şevki Paşa, Hükümeti dinlemiyor, işgalimiz altındaki böl­geden bir tek silah ve mermi ve bir tek buğday tanesi kalmayıncaya kadar, hepsini ’93 hududu gerisine nakil ettiriyor.” Komutan Paşa, Silahları vermemek bir yana, “İngiliz ve Ermenilere karşı mukavemet için, bölgelerde Türk Hükümetleri ve silahlı birlikler kuruyordu.” Sf. 217

    “Günün birinde, İstanbul Hükümeti’nden gelen bir emirle, 9. Or­du lağvedildi ve 15. Kolordu olarak düzenlenmesi ve Yakup Şevki Pa­şa’nın da İstanbul’a gelmesi emredildi.” Paşa, Albay Atak’ın sözleriyle, “Yakup Şevki Paşa, bu emri de dinlemedi.” Fakat daha sonra Yakup Şevki’ye, İstanbul’dan şifreli bir telgraf gelmişti; “şayet İstanbul’a gel­mez iseniz, İngilizler İstanbul’u işgal edeceklerini bildirdiler” deniyor­du. O sıra Harbiye Nazırı Fevzi Paşa olup, “millet ve memleketin se­lameti için İstanbul’a gelmenizi rica ederiz” yollu ekliyordu. Yakup Şevki Paşa, bir tür vicdani şantaj karşısındadır. Sf. 217

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 217) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Bilal Şimşir’in Malta Sürgünleri adlı kitabından alıntı;)

    “Yakup Paşa, hükümetin buyru­ğuna karşı gelemez, direnişe karar veremez. Yalnız, yerli Türklerin sa­vunma hazırlıklarına yardımcı olur. Kars’ta, ordunun çekileceği Arda­han, Artvin, Oltu, Kağızman, Sarıkamış gibi yerlerde Milli Şura Hü­kümetleri kurulmasını destekler. Bu minyatür hükümetler, Ermenilere karşı kendi başlarının çaresine bakmaya ve bölgesel kurtuluş sava­şına hazırlanır. Denilebilir ki, ‘Doğuda Kurtuluş Savaşı 1918 yılında başlar.’ Yakup Şevki Paşa, 1919 başlarında, hemen hemen bütün ağırlıklarıyla Dokuzuncu Ordu’yu, Erzurum’a kaydırmayı başaracak­tır. Daha sonra On beşinci Kolordu olarak örgütlenecek bu güç, Kur­tuluş Savaşı başlarında Türkiye’nin ordu denebilecek tek askeri gücü­dür. Bu ordunun kurtarılmış olmasında Yakup Şevki Paşa’nın uyanık davranmasının büyük payı vardır.” Sf. 221

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 221) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kurtuluş mücadeleleri her zaman halk hareketidir ve hiç kimseyi beklememektedir. Mustafa Kemal’i de beklememiştir; Büyük Kurtarıcı bu mücadeleyi bir savaşa çevirmiş ve zafere götürmüştür. Sf. 209

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 209) kitabından birebir alınmıştır.

  • Resmi Tarihte eksiklik varsa mutlaka fazlalık ta olmalıdır.  Sf. 209

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 209) kitabından birebir alınmıştır.

  • 24 Kasım 1924 tarihinde kabul edilen 2587 Sayılı Kanunu ve 1. Maddesini hâlâ kaç kişi biliyor, sormak gereğini duyuyorum ve soruda mutlaka “çok az” cevabı gizlidir, var, bu nedenle buraya aktarıyorum; Kemal Öz adlı Cumhur Reisimize Atatürk soyadı verilmiştir. Sf. 202, 203

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 200 ile 203 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üniversiter düzende en yüksek derece “doktor” olup, “bilen” demektir, Latince “docore” fiilinden geliyor, “doçent”, bildiren, öğreten veya okutan karşılığıdır ve üniversite için gerekli olan da budur profesör sözcüğünün ise hiçbir önemi yoktur ve sadece bir rütbedir, kıdem de diyebiliriz; hal böyle iken bir tıp profesörünün tıpla ilgili olmayan bir gazete yazısında, adının başına “profesör” yazısını koyması hem aldatma ve hem de ahlakdışı bir tutum sayılmalıdır.

    Öte yandan sosyal bilimlerde alınan bir “profesör” titri ile futbol tartışmalarına girmek doğrudan doğruya ahlak dışıdır. Bu unvan üniversite içinde kalmak zorundadır. Sf. 200

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 200) kitabından birebir alınmıştır.

  • Din ve ideoloji de huzur vericisidirler; doğayı ve toplumu sistematize et­mek, elemanlar arasında bir mantıklı uyum kurabilmek, huzur vermektedir, ideolojinin rahatlatıcı ilacını buradan çıkarıyoruz. İdeoloji sahibi olan insan, iç huzuru olandır; yüzünü gördüğümüzde hemen huzurunu görüyoruz, çünkü iç huzur, dışa varabilendir ve dışa vurmasıyla fark ediyoruz. Şöyle de söyleyebiliriz. Huzur, hazır olanlarla uyum içinde olmaktır; demek ki huzur ve meş­ruiyette hep ve sistematik uyum seziliyor. İsyancı unsurların yokluğunu saptayabiliyoruz. Bu nedenle isyan eylemlerine, hazırlık aşamasından itibaren, huzur bozucu hareketler, diyoruz; “fesat” ve daha doğrusu “ifsad” yerindedir. Sf. 200

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 200) kitabından birebir alınmıştır.

  • Irza geçmek, karın yarmak veya canlı canlı uçurumdan atmak veya canlı canlı yakmak Timur’un savaş teknikleri arasındadır. Sf. 197

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nişapur’un zaptında 1220 yılında, bir milyon 747 bin adem katledilmiştir. Merv’in alınmasında İbn el Esir 700 bin ve Cuveyni ise 1 milyon 300 bin rakamını veriyorlar; bu miktar adem öldürülmüştür. Herat’ın ikinci zaptı: 1 milyon 600 bin cana mil olmuş görünüyor. Bu sayılar bugün için çok büyüktür. Sf. 197

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  • Moğol yayılmacılığının da Amerikan emperyalizminin genişlemesinin de temelinde korkuyu silah yapma var. Şimdi Amerikanların bu Mongoloid silahını öğrenenler çıkmaktadır…

    Anlatılan o ki, “bunlardan sadece biri, bir köye ya da mahalleye girmişti ve orada pek çok insan yaşıyordu”, arka arkaya kesmeye başlamışa, “bir teki bile bu atlıya karşı elini kaldırmamıştı”; korku’nun insanların iradesini felç ettiğini okuyoruz.  Bu kadar mı, İbn el-Esir, bir Moğol’un, bir insanı esir aldığı­na haber veriyor, “duymuştum ki” demektedir; güzel, ancak bir aksilik var, Moğol’un yanında öldürücü bir alet bulunmuyor, birden fark ediyor ve esirine; “Yüz üstü yat ve hiç hareket etme!” komutunu veriyor. Moğol bir pala buluyor ve tutsağını parçalıyor. Sf. 195,196

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 195, 196) kitabından birebir alınmıştır.

  • İbn Fadlan, Oğuzlar için “bir dine inanmazlar” ve “hiçbir şeye ibadet etmezler” notlarını düşüyordu ve yine göç edenler içinde Müslüman olmayan Oğuzlardan kesin­likle söz ediyordu; demek ki yurtlarında ayıramıyoruz. Sf. 193

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 193) kitabından birebir alınmıştır.

  • Din planında da benzer bir “özgürlük” görüyoruz, hiç önemsemedikleri kesindir. Olcaytu, çok öğretici bir vaka olarak karşımızda duruyor, vaftiz edildiğini ve Nikola adı verildiğini biliyoruz, sonra Budist ve daha sonra da Müslüman oluyor, aslında hangisi oluyor, pek de söyleyemiyoruz. Dine, bir­leştiren ya da bağlayan bir ideoloji olarak hiç bakmıyorlar, hâlbuki din budur ve bu yoksa ‘dinsiz” tabiri uygundur; Moğollar, kötü ruhları uzaklaştırıcı inançlara ihtiyaç duyuyor ve benimsiyorlar. Bu durumda, eğer başka bir söz­cük bulamadığımız için buna “din” dersek, “ilkel” sıfatını da eklememiz isabetlidir. Kötü ruhlardan korunacak ritüellerden ötesine bağlanmıyorlar ve burada da, hastalık hastası kadınlar misali, her “doktor” kapısını çalabiliyor­lar; şaman iken Budist veya Budist iken Hıristiyan ayinlere katılabiliyorlar.

    Türklerde övüle övüle bitirilemeyen “dinsel hoşgörü” edebiyatını hatırlı­yoruz. Burada bir “hoşgörü” teşhisi çok zor görünmektedir, hoşgörü ancak iman sahibi birisinin diğer imanlara antagonist (hasım, düşman) olmayan yaklaşımıdır; halbu­ki bir iman teşhis edemiyoruz. Sf. 191

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 191) kitabından birebir alınmıştır

    .

  • Cengiz’den hemen sonra, iyi kalpti ancak hedonist ve sarhoş, dolayısıyla iradesiz Oktay’ın arkasından Turakina’nın “Büyük Han” olması, çok dikkate değer bir karaktere işaret olmalıdır; Vladimırtsov, pederşahi ancak maderşa­hi etkiler de taşıyorlardı, diyor, belki de böyle bir ikilemin dışına düşüyor.” Der. Kadının böylesine güçlü olması, cinsel tabuların zayıflığı ile paralel git­mektedir. Sf. 191

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 191) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cengizliler, Alan – Goa’yı ailelerinin kurucusu sayıyorlar. Alan – Goa’nın dikkat çekici bir özelliği var, kocası öldükten sonra da çocuk doğurmaya devam ediyor, bilinmeyen koca veya kocalardan üç oğlu daha olduğu bilinmektedir. Çok yadırganmıyor.

    Cengiz’in karısı Börte’nin kaçırıldığı, esir edildiği ve kahramanca yollarla kurtarıldığını, Moğol tarihinin tüm öğrencileri, neredeyse ezbere, biliyorlar. Buna ek olarak Börte’nin bu esaretten hamile olarak döndüğü de hep bilinmektedir; sonunda bir oğlan dünyaya geliyor ve adı Çuci’dır. Fakat bilinmeyen, Cengiz’in bundan hiç ra­hatsız olmadığıdır, çünkü rahatsız olduğunu gösteren hiçbir işarete sahip de­ğiliz. Ayrıca Moğol aşiretinde de Çuci’ye karşı hiçbir ayrım yapılmıyordu; Cengiz’in büyük oğludur, ne zamana kadar, Cengiz’in ikinci büyük oğlunun şu sözleri, bu soruya, cevap değerindedir; “Baba, sen Çuci’den bahsediyor­san. Onu mu varis yapmak istiyorsun, fakat o Merkitlerden getirilmiştir, bizi idare etmesine müsaade edebilir miyiz’, demek ki, Çuci’nin başka babadan doğmuş olması, sadece imparatorluğun başına geçmesi söz konusu olduğun­da sorun olmaktadır.

    Bu iki önemli haberden, Moğollarda cinsel özgürlüğün varlığını çıkarabilir miyiz, herhalde bir ölçüde zorlama olur, ancak en azından “piç” kavramı” nın olmadığından kuşku, duymuyoruz. Nesep tartışmaları yok ve buna karşın aile bağları güçlüdür. Bu ise başlı başına bir sorundur. Sf. 185, 186

    Bu kuralın iki yolla sürdüğünü görüyoruz; Moğollarda çok eş alma kuralı vardı ve erkek çocuklar, babalarının kendi anaları olmayan eşleriyle evlenebiliyorlardı. Gerçekten evlenebiliyorlar mıydı ve bunu nereden biliyoruz, doğrusu tarihte bilmek, çok zaman asilleri ve seçkinleri bilmektir; çünkü sa­dece onlarla ilgili kayıt bırakılıyor. Nitekim hanların, ölen babalarının eşle­riyle evlendiklerinin İlhan Sarayı’nda pek çok örneğine rastlıyoruz. Dik­kat çekici olan, İlhan MoğoIIarı Müslümanlığı resmi din olarak seçtikten sonra da bu kuralı işlettiler, bu da Moğollarda Müslümanlığın hiçbir zaman tam olmadığını göstermekledir ki not etmeye değer. Sf. 187

    X. Yüzyıl Arap seyyahı İbn Fadlan, Türklerde bu usulün bulunduğunu kaydediyordu. İbn Fadlan Oğuzlardan subaşı Alptogan oğlu Ertuğrul ile tanışmasını not ettikten sonra; “Karısını gördüm, daha önce babasının karısıymış.” Bilgisini vermektedir. Sf. 187

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 184 ile 187 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cengiz köpekten korkuyor. Sf. 161

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 161) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bozkırların temel dinamiği bir araya gelmektir, bütün mekanizmalar bir araya gelmeyi zorluyorlar ve bu ise birbirine tahammül, ilgisizlik anlamına geliyor. Birbirine tahammül ve ilgisizliği çok zaman “hoşgörü” ile açıklıyoruz ki, birbirini hoşgördüklerini düşünmek için ciddi nedenlere sahip değiliz. Sf. 184 

    Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 184) kitabından birebir alınmıştır.