Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Constantine MS 325’ten sonra bir konsey topluyor. Tarihin o anına kadar Mesih, müritleri tarafından ölümlü bir peygamber olarak kabul ediliyordu, bir ölümlüydü.

    Mesih’in, Tanrı’nın oğlu olduğu Nikaia Konseyinde teklif edilmiş ve onaylanmıştır.

    İsa’nın Mesih olması, Kilise ile Devlet’in işlemesi için elzemdi. Sf. 260, 261

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 260, 261) romanından birebir alınmıştır.

  • Bugün bildiğimiz İncil, Pagan Roma İmparatoru Büyük Constantine tarafından yazdırıldı. MS 325 yılında Paganlarla Hıristiyanlar çok kötü tartışıyorlar. Roma İmparatorluğu yıkılabilir. bir pagan olan Constantine romanın bölünmesine engel oldu ve 325 yılında ülkeyi Hristiyanlık dini altında topladı. Sf. 259

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 259) romanından birebir alınmıştır.

  • Papa Clament tüm Avrupa’daki askerlerin eline aynı anda geçecek mühürlü bir mektup gönderdi ve şövalye katliamı da 13 Ekim 1367 Cuma günü başladı. Korkunç işkencelerle katliamlar yapılmış. Bu günden dolayı 13 rakamı uğursuz sayılmış. Sf. 181

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 181) romanından birebir alınmıştır.

  • Kudüs ül akdas, Tanrının bizzat oturduğuna inanılan oda. Tapınak Şövalyeleri bu odada yıllarca gizli sırrı aradılar. Sf. 181

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 181) romanından birebir alınmıştır.

  • Tapınak Şövalyeleri, Fransa kralı Godefroi de Bouillon’un Kudüs’ü fethetmesinin hemen ardından 1099 yılında kuruldu. Tarikat, Kudüs’teki Süleyman Mabedinin bulunduğu yerin üstüne inşa edilmiş Herod Tapınağının yıkıntıları altında gizli belgelerin gömülü olduğuna inandılar ve Kilisenin bu tehlikeli sırrı ele geçirmek için her şeyi yapacağını düşündüler.

    Tarikat bu belgeleri kurtarmak için askeri bir güç oluşturdu. İsa’nın Fakir Şövalyeleri ve Süleyman Mabedi Tarikatı isminde dokuz şövalyeden oluşan ve Tapınak Şövalyeleri de denilen bir gurup. Tapınak Şövalyeleri sanki Kudüs’e gelen hacıları koruyorlarmış gibi biliniyordu. Sf. 179

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 179) romanından birebir alınmıştır.

  • Da Vinci insan anatomisi üzerinde çalışmak için cesetleri mezardan çıkarırmış. Ters el yazısı ile günlük tutuyormuş. Sf. 57

    Pek çok Hıristiyan tablosuna, Hıristiyanlıkla ilgisi olmayan gizli semboller yerleştiriyor, Kiliseye, belli etmeden, küçümsüyor.

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 57) romanından birebir alınmıştır.

  • Venüs gezegeni her dört yılda bir semada beş köşeli bir yıldız çiziyor. İnsanlar bunu keşfedince büyülenmişler. O’nu, mükemmellik, güzellik ve cinsel aşkın sembolü yapmışlar. Olimpiyatların dört yılda bir yapılması ve beş halkalı yıldızı da bununla ilgilidir. Sf. 47

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 47) romanından birebir alınmıştır.

  • Şeytana tapanlar deniliyor ancak aslı bu değil; Latince Paganus, taşrada oturanlar ve doğaya tapınanlar demek. Sf. 46

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 46) romanından birebir alınmıştır.

  • “Kendini tarif özgürlüğü…”

    2002 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Macar romancı İmre Kertesz’in bir sözü bu.

    “Sürgündeki dil” başlığını taşıyan bir yazısında uzun uzun “kendini tarif özgürlüğü” üze­rinde durmuş. Batı demokrasilerinde bile devlet otoritesinden kaynaklanan ayrımcılıktan dert yanıyor. Toplumda kendini ayrı­calıklı görme illetinin, “öteki”ne üstün görme küstahlığının de­mokrasilerde de sona ermemiş olmasından yakınıyor. “İnsan ru­hunu kirleten tutum ve uygulamalar” diye şikâyet ediyor bu has­talıklardan… Sf. 552

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 552) kitabından birebir alınmıştır.

  • Örneğin Celal Bayar, 10 Aralık 1936 tarihli “Yüksek Başvekâ­lete” başlıklı raporunda şöyle der:

    “Doğu illeri bizim rejimimize gelinceye kadar kati bir tarzda hâkimiyetimiz altına girmemiştir. Geçmiş hükümetler, halk üzerindeki hâkimiyetlerini ağalar ve şeyhler vasıtasıyla yürütmek istemişlerdir. Ağalar ve Şeyhler soyduklarının bir kısmını hükümet erkânına vermek suretiyle müşterek idarei maslahat (vaziyeti idare etme) devri yaşanmıştır. Şark’ta bugün dahi tamamen yerleştiğimiz iddia olunamaz. İstinat edeceğimiz en mühim kuvvet, ordumuz ve jandarmamızdır. Bu iki mühim kuvvetin inzibatî ve modern zihniyetle idaresi karşısında iftihar duymamak kabil değildir. Doğu illerinde hâkimiyet ve idare bakımından göze çarpan bariz bir hakikat var­dır: Şeyh Said ve Ağrı isyanlarından sonra Türklük ve Kürtlük ih­tirası karşılıklı şahlanmıştır. İsyan edenleri tenkil etmek (nakletmek, zorunlu göçürmek) için şid­detin manası anlaşılır ve yerindedir. İsyandan sonra, fark gözet­meksizin idare etmek de, bundan ayrı ve mutedil (ılımlı) bir sistemdir. Hariçten sokulmaya çalışılan politikanın muzır cereyanlarını kır­mak ve yurttaşları anavatana bağlamak için devamlı çalışmak is­ter. Kendilerine, yabancı bir unsur oldukları resmî ağızlardan da ifade edildiği takdirde, bizim için elde edilecek netice, bir aksülamelden (tepki göstermekten) ibaret olabilir. Bugün Kürt diye bir kısım vatandaşlar okutturulmamak ve devlet işlerine karıştırılmamak isteniliyor. Ve daha doğrusu bu kısım vatandaşlar hakkında ne gibi bir sistem takip edileceği idare memurlarınca vazıh olarak (açıklıkla) bilinmiyor.” (Ce­lal Bayar; Başbakanlık Dönemi, 1937-1939, Nurşen Mazıcı, Der Yayınlan, s. 159-160.) Sf. 544, 545

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 544, 545) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bizde uygulanan modele tepkiyi, Şeyh Said’in torunu, eski DP ve DYP milletvekili Abdülmelik Fırat 1999 yılının nisan ayında, aşırı bir dille şöyle ifade eder:

    “Yaşananlar ortada. Bu sistemin garabetlerinden biri şu: eğer siz Arap, Kürt, Arnavut, Boşnak, Çerkez olduğunuz halde ‘Ben Türk’üm’ derseniz, Kürtlüğünüzü dile getirmezseniz, size bu ülke­de en yüce noktalar bahşedilir. Bir nevi Osmanlı’nın devşirmele­ri gibisiniz. Bir süre önce ülkeye başbakan aranıyordu. İleri sürü­len isimlerin üçü de Kürt’tü: Bülent Ecevit, İsmet Sezgin ve Yalım Erez. Kastamonu’da Ecevit’in dedesinin mezarına gidin, üzerinde “Kürtoğlu Mustafa Bey” yazıyor. İsmet Sezgin, Kemah’tan Aydın’a sürgün gitmiş Alevî Kürdü’dür. Kürtler, Kürtlüğünü inkâr eden Kürtlere sıpa anlamına gelen ‘çaş Kürtler’ derler. Tabiî ben bu muhterem zevata o tabiri kullanmıyorum. Mesela bir Hikmet Çetin’e ‘çaş’ demek yakışmaz. Ama Meclis Başkanı Çetin benim gi­bi Kürtçe bilir…” Sf. 543

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 543) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1870’te İtalya ulusal birliğini kurduğunda nüfu­sunun sadece yüzde 4’ü İtalyanca, yine o yıllarda Fransa’nın an­cak yarısı Fransızca biliyordu.

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 534) kitabından birebir alınmıştır.

  • Almanya’da 1950’li yıllarda kapatılmış olan Komünist Partisi hakkında. Bu parti kapatıldıktan sonra mahkemeye “de­mokrasiye aykırılık” gerekçesiyle başvurmuş ama reddedilmiş.

    Mahkeme özetle demiş ki: ,

    “Sizin Komünist Partisi olarak hedefiniz şiddet kullanarak, ih­tilal yoluyla rejimi değiştirmek ve yerine demokratik olmayan bir dikta düzeni kurmaktır. Oysa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre demokrasinin kendini koruma hakkı vardır.” Sf. 510

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 510) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kardeşi Osman Öcalan’ın 28 Ekim 1999 tarihli İsviçre’nin Neue Zürcher Zeitung gazetesine verdiği demeçte şu satırlar ilginç:

    “1 Eylül itibariyle (1999) silahlı mücadele bitti. Bir daha başlamayaca­ğız. Öncelikli hedefimiz, Türkler ile Kürtlerin bir arada yaşaması­dır. Bağımsızlık, federasyon ya da özerklik başka şeyler. Ayrılık­çılıktan vazgeçtik, Türklerle birlikte yaşamaya karar verdik. De­mokratik bir cumhuriyette özgürlük içinde yaşamak, bizim için bağımsızlık anlamını taşıyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye ol­masına eskiden karşıydık, şimdi taraftarız.” Sf. 496

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 496) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fazilet Partisi Milletvekili Nazlı Ilıcak’ın soru önergesi;

    “Nisan 1998 tarihli ve dönemin Genelkurmay ikinci başkanı Çe­vik Bir’in olurunu taşıyan ‘Andıç’ başlıklı yazıda, PKK’lı terörist Şemdin Sakık’ın yakalanıp ifadesine başvurulmasından istifade edilerek, ‘bazı gazetecilerin kamuoyunda saygınlığının azaltılması, itibarının düşürülmesi, terör örgütüne destek sağladıkları iddiala­rıyla aleyhlerine kamuoyu oluşturulması’ talimatı verilmiştir. Can Ataklı Öküz dergisine verdiği beyanatta (Ekim 1999), ‘Bir General, Şemdin Sakık’ın ifadesine kendi yazdığı metni ekleyerek Cengiz Çandar ile Mehmet Ali Birand’ı suçladı; bu metin yayımlanmadığı takdirde gazeteyi batırmakla tehdit etti’ diyordu. Acaba Can Ataklı’nı bahsettiği General, Andıç’a olur veren Çevik Bir mi?”

    Soru önergesine ek olarak TBMM Başkanlığı’na verilen Andıç’ın Güçlü Eylem Planı bölümünün yedinci sayfası şöyle:

    “Gazeteciler: M. Ali Biran d, Cengiz Çandar, Yalçın Küçük, Yaşar Parlak, Mahir Kaynak, Mahir Sayın; ilave edilmesinin fayda sağlayacağı değerlendirilen Yavuz Gökmen, Altan kardeşler gibi. Maksat: Adı geçen gazetecilerin kamuoyunda saygınlığının azaltılması ve itibarının düşürülmesi ile terör örgütüne sağladığı dolaylı destekle ilgili aleyhlerine kamuoyu oluşturulması.

    Kullanılacak yöntem: Örgütün parayla her şeyi kendine müza­hir gazetecilere yaptırdığının gazete sahiplerine, seçilen köşe ya­zarlarına ve televizyonlara aktarılması.

    İcra edecek makam: GENSEK.

    İcra zamanı: 5 Mayıs 1998.” Sf. 429

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 429) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sanıyorum, bizim “Özel Kuvvetler” den. Bütün hayatı Güneydo­ğu’da, PKK’ya karşı geçmiş. Anlattıkları bazen irkiltici…

    Şam’da tesadüfen tanıştım.

    Kulağıma eğiliyor:

    “Şemdin Sakık, Apo’ya karşı yeni bir örgüt kurmuştu. Hatta biz bir miktar silah da vermiştik, birbirlerini yesinler diye… Biraz da­ha bıraksaydık iyi olabilirdi. Erken aldık şerefsizi…”

    25 Nisan 1998

    Hürriyet‘in manşeti:

    “Sakık’ın ifadesini açıklıyoruz.

    Dehşet itirafları!

    Öcalan bazı gazetecilere para veriyordu.”

    Bu gazetecilerin kimler olduğu haberde yoktu. Ortalık çalka­lanmaya başladı. Kimdi bu gazeteciler? Oktay Ekşi’nin Hürri­yet’teki başyazısı, “Alçakları tanıyalım” başlığını taşıyordu. Cu­martesi günü öğleden sonra. Sabah gazetesindeki odamda yazımı yazıyorum. Fatih Çekirge’den, Ankara temsilcimizden telefon:

    “Şemdin Sakık’ın isimleri sızdırıldı: Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar… Postmodern darbe süreci…”

    Hürriyet’in manşeti:

    “İfadedeki isimler… Şemdin Sakık: ‘Abdullah Öcalan bana Ma­hir Kaynak, Mahir Sayın, Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand ve Yalçın Küçük’ün isimlerini söyledi.”

    “Örtülü 12 Eylül yaşıyoruz.”

    Sabah’ta Mehmet Ali Birand’ın işine son verildi. Zafer kendisi­ne “Seni daha fazla taşıyamayız” demiş… Cengiz Çandar bir süre yazı yazmayacak. Fatih Çekirge, “Cavit Çağlar’a dönüyorlar. Cen­giz ile Taha Akyol’un programı da kalkacak” dedi. Mahir Kaynak’ın Aktüel dergisindeki köşesi kaldırıldı.

    Ankara’da güvenilir bir kaynaktan öğrendiklerim: Şemdin Sakık’ın ilk sorgusuna asker, MİT’i de almamış. Ve ilk sorgu videoya da çekilmemiş. MİT bozuk atıyormuş buna… Sf. 424, 427

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 424 ile 427 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fransız ordusunun Cezayir’de uyguladığı baskı yöntemleri büyük tartışma ve kavga konusu, işkence haberleri kamuoyunu dalgalandırıyor. Jean-Paul Sartre, Cezayir’deki Fransız askerlerine çağrı yapıyor.

    “Emirlere uymayın!”

    Ortalık karışıyor. Sartre’ın tutuklanmasını isteyen yakın çalış­ma arkadaşlarına Fransa Cumhurbaşkanı de Gaulle şu unutul­maz karşılığı veriyor:

    “Voltaire’i tutuklamak olur mu hiç?”

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 379) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürtçenin Cumhuriyet döneminde ilk kez yasaklanması, 1925 yılında kabul edilen ve uzun yıllar gizli tutulan Şark Islahat Planı uyarınca gerçekleşiyor. Planın 41. maddesi şöyle:

    “Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Ho­zat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişgezek, Ova­cık, Hısnımansur (Adıyaman), Besni, Arga (Arguvan olmalı), Hekimhan, Birecik, Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde, hükümet ve belediye da­irelerinde ve diğer kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve pazarlarda Türkçe’den başka dil kullananlar, hükümet ve belediyenin emri­ne aykırı davranmakla suçlanacak ve cezalandırılacaktır.’ Sf. 378, 379

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 378, 379) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarık Ziya Ekinci Anlatıyor;

    “Ömer, babamın amcasının oğlu, Şeyh Said İsyanından Lice’de devletin ilk idam ettiği kişi… O yıllar, 1924-1925. Lice’de Şapka İnkılabının sonrası. Şapka satan tek dükkân var Lice’de: Hikmet Çetin’in amcası Tahir… Ucuza getirip bayağı pahalıya satıyorlar. Ömer de tel çekiyor Ankara’ya, Mustafa Kemal’e: ‘Sıkıyönetim komutanı falan zatla şapka ticareti yapıyorlar; elli kuruşa alıp beş liraya satıyorlar.’ Bu ihbar geri dönüyor, isyan sonrası Lice’den ilk idam edilen babanım amcaoğlu Ömer oluyor.

    Kaymakam babama demiş ki: ‘Sen CHP’lisin ama oğlun Demokrat; ikili oynuyorsunuz!’

    Babam beni evden kovdu. Sf. 376

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 376) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarık Ziya Bey:

    “Hayal meyal hatırlıyorum. O zamanlar Lice dağın eteklerine uzanırdı. Tepeye kadar teras teras. Bizim mahallede bir cami vardı. Jandarma mitralyözlerini caminin toprak damının üstüne kurmuştu. O mitralyözlerin güneş altında nasıl parıl parıl parladığı gözümün önüne gelebiliyor hâlâ…”

    Çocukluk hatırası olarak silah…

    Devam ediyor Tarık Ziya Bey:

    “Hafızama kazınmış bir başka şey var. Yazları kaldığımız mez­raya jandarma gelirdi. Suyun başına oturur haber gönderirdi: ‘Bi­ze yemek gelsin!’ Sadece ayran, ekmek gelirse, beğenmez, bağı­rır çağırılardı. Ayranı döker, kadınları iteklerlerdi. Tavuk kes­sin!’ derlerdi. Kadınlar Türkçe bilmez, telaşlanırlardı. Sf. 374

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 374) kitabından birebir alınmıştır.