Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Tarık Ziya Ekinci 1925’te Lice’de doğmuş.

    1925 yılında çıkan ve Kürtçeyi yasaklayan Şark Islahat Planı’nın 41. maddesinde Doğu ve Güneydoğu illeri tek tek sayıldıktan sonra şöyle denmiş:

    “Hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuruluşlarda, okul­larda, çarşı ve pazarlarda Türkçe’den başka dil kullananlar, hükü­met ve belediyenin emirlerine aykırı davranmakla suçlanacak ve cezalandırılacaktır.”

    Tarık Ziya Bey anlatıyor:

    “1932-1933 yılları. İlkokuldayım. Sekiz on komu, yani mezrası olan Karabasan Mahallesinde yaşıyoruz. Komlardan Lice’ye ge­lirdi köylü. Çarşıya yumurtasını, peynirini, yoğurdunu getirirdi. Pazarda Kürtçe konuştu diye jandarma gelir, elinden parasını alırdı. Bu bana çok acı geliyordu. Kürtçe konuşmak da yasaktı o zamanlar. Babam beni arada bir çarşıya gönderirdi. Komlardan gelen akrabalara Türkçemle göz kulak olayım diye. Onlar bir kö­şede durur, esnafla hiç konuşmazlardı. Ben onlarla fısıl fısıl ko­nuştuktan sonra esnafa gider pazarlığı başlatırdım. Böylece çarşı pazardaki Kürtçe yasağı delinmemiş olurdu. Sf. 373

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 373) kitabından birebir alınmıştır.

  • Adı; Saliha Şener

    Altmış bir yaşında. Diyarbakır’da yaşıyor.

    Yerel seçimler öncesi, 20 Mart 1989’da bir SHP mitinginde ko­nuştu. “Gelin millet oyunuzu SHP’ye verin, zamlara ‘hayır’ demek için oyunuzu SHP’ye verin!’ dedi. Ama konuşmasını Kürtçe yap­tı, çünkü Türkçe bilmiyordu. Bu yüzden 1 yıl hapis cezasına çarp­tırıldı. Diyarbakır’da mahkemenin verdiği karar özeti şöyleydi:

    “Belediye önünde SHP’nin düzenlediği açık hava mitinginde Sa­liha Şener’in bir konuşma yapığı… Sanığın konuşmayı Türk­çe’den başka bir dille ve Türk devleti tarafından tanınmayan ve Kürtçe denilen bir lisanla yaptığı… Böylece sanığın, seçimin temel hükümlerine ve 2932 sayılı yasaya muhalefette bulunduğu, topla­nan deliller ve sanığın ikrarıyla anlaşılmıştır…  Her iki yasaya muhalefetten 1 yıl hapis cezasına çarptırılmasına… Bu cezanın 2 milyon 845 bin lira para cezasına çevrilmesine… Sa­nığın ileride suç işlemekten çekineceğine dair mahkeme heyetine kanaat geldiğinden, para cezasının ertelenmesine karar verildi.”

    Türkçe bilmediği için mahkemede çevirmen aracılığıyla ifade vermiş olan Saliha Şener, Cumhuriyet muhabirine yine çevirmen aracığıyla şunları söyler:

    “Ben köylüyüm. Köyümüzde herkes Kürtçe konuşuyordu. On beş yaşında evlendirildim. Hiç okul yüzü görmedim. Başka hangi dille konuşayım? Mitingde Diyarbakır Milletvekili Fuat Atalay beni kolumdan tutarak kürsüye çıkardı. Türkçe bilmediğim için Kürtçe konuşmak zorunda kaldım. Verilen cezayı kabul etmiyo­rum. Beni idam etseler de ben Kürt’üm. Bunu ne ben ne de dev­let değiştirebilir.” Sf. 370, 371

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 370, 371) kitabından birebir alınmıştır.

  • Resmî politika olarak “Kürt yok Türk var!” dediğimiz yıllar.

    1960’lann başları. Mısır’da “Arapların Sesi” radyosu arada bir Kürtçe yayın yapmaya başlar. Türkiye rahatsız olur. Kahire’deki büyükelçimiz, Başkan Nâsır’a çıkıp yayının durdurulmasını iste­yince şu yanıtı alır:

    “Madem ‘Türkiye’de Kürt yok’ diyorsunuz, o zaman Kürtçe ya­yından ne diye rahatsız oluyorsunuz ki?..” (Jonathan C. Randal, My Encounters With Kurdistan, Farrar, Straus and Giroux, New York, 1997, s.88, dipnot.) Sf. 348

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 348) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yine aynı 1979 yılında düzenlenen CIA raporundan bir başka bölüm:

    “General Barzanî (bugünkü lider Mesud Barzani’nin babası, H.C.) 1979’da Amerika’da öldü. 1975’ten itibaren Amerika’da sür­günde yaşamış olan Barzanî, İsrail ve İran gizli Haberalma örgüt­lerinden yardım aldığına ilişkin açıklamalar yüzünden inandırıcı­lığını bir ölçüde yitirmişti.”

    1979 CIA raporundan bir bölüm daha:

    “1972’de Sovyetler Birliği – Irak Dosttuk Antlaşması imzalanınca, Kürtlere Moskova desteği sona erdi. Barzanî her geçen gün İran şahına daha çok dayanmaya başladı.”

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 320) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başbakan Çillerin yakın çevresinde bulunmuş üst düzeyde bir güvenlik yetkilisiyle yaptığım bir sohbette, PKK’ya karşı mücade­lede 1994’ün bir dönüm noktası olduğunu belirtmişti. Topyekûn mücadele için asıl bu yıl düğmeye basıldığını, onun deyişiyle, “Cumhuriyet tarihinin en büyük Kürt isyanının üstüne tam bir kararlılıkla 1994’te gidilmeye başlandığına işaret etmişti.

    Söyledikleri şöyle özetlenebilirdi: “1994 başında düğmeye basıldı Ankara’da. Amerika’dan da istihbarat desteği akmaya başladı. Bu sayede Güneydoğu’nun birçok yerinde nokta atışlarıyla terör örgütünün 200-250 kişilik gruplarını vurduk. Washington’dan CIA eliyle gelen mesaj da çok açıktı: ‘Elinizi çabuk tutun! En çok bir yıl içinde bu işi bitirin!’ Sf. 231

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 231) kitabından birebir alınmıştır.

  • Barzanî, Apo ve PKK konusunda Talabani’ye göre sözünü daha az sakınarak konuşuyor. PKK’yı terör örgütü olmakla suçluyor. Tabiî Ankara’nın duymak istediklerini dile getiriyor. “Kürt dava­sına zarar verdiğini belirtiyor. PKK’nın Irak Kürtlerinin içinde de bir taban yapması ihtimali var mı? Bu ihtimalin iki lideri tedirgin ettiği anlaşılıyor. Kendilerine hatırlatılınca önemsemez gözükü­yorlar ama bu ihtimal yok değil. Özellikle Irak Kürtleri arasında gördüğüm yoksulluk manzaraları değişmezse, PKK daha etkili olabilir, buralarda da taban oluşturabilir kendisine…

    Barzanî bir ara şöyle dedi:

    “Apo kendini neredeyse bütün Kürdistan’ın hâkimi olarak gö­rüyor. Bizleri de emperyalizmin maşası, faşist falan diye niteliyor. İdeolojik farklılığımız var Apo’yla. O hâlâ Marksist-Leninist…”

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • 4 Ekim 1992 Irak Kürt Federe Devleti’nin kuruluşunun ilanı. 5 Ekim 1992’de Türkiye’nin Kuzey Irak’a düzenlediği en büyük çaplı askeri operasyonu yapıldı. Sf. 164

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • Celal Talabani’nin heyecanı da, Apo’ya öfkesi de anlaşılan bu yüzden. Kürtlerin ele geçirdiği bu eşsiz fırsatın değerlendirilmesine taş koyan bir insan olarak Apo’ya ağzına geleni söylüyor:

    “Bu adam hasta, tam bir megaloman… Saçmalıklarıyla Kürt da­vasına büyük ihanet içinde. Marksist-Leninist, aynı zamanda te­rörist! Yan yana gelen bu iki şeyden daha kötüsü yoktur Batı ka­muoyunda…” Sf. 148

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

  • Irak Kürtleri için “Amerikan gücü” her şey demek. Bu güvencenin yaşamsallığını her söyleşi­de vurguluyorlar. Çünkü böyle bir koruyucu şemsiyeden yoksun kalmayı düşünmek bile istemiyorlar, Şaşırtıcı değil. 1988’deki Anfal adını taşıyan operasyonla Kuzey Irak’ta altı ay içinde 4.500 köy yok edildi, yaklaşık 182 bin Kürt öldürüldü. Kürtlerin Guernica’sı diye bilinen katliam sonucu Halepçe’de; 5 bin Kürt Saddam kuvvetleri tarafından kimyasal silahlarla gazlanarak öldürüldü. Sf.147

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 147) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu geçici anayasa uyarınca, 11 Mart 1974’te ‘Kürdistan Bölgesi İçin Özerklik Yasası’ Bağdat’ta yayınlanmış. Aynı günlerde Molla Barzanî’ye bağlı peşmergeler, Kuzey Irak’ta hükümet kuvvetle­rine saldırmışlar. Barzanî, özerkliğe ilişkin hükümlerin yetersiz olduğunu öne sürmüş ve Irak’ın can damarı olan petrol kenti Ker­kük üzerinde hak talep etmişti. Barzanî’ye göre, Kerkük’te nüfu­sun çoğunluğunu Kürtler oluşturmaktaydı, bu nedenle Kerkük’te Kürt özerk bölgesine dâhil edilmeliydi. Barzanî o günlerde Batı basınındaki açıklamalarında, ‘Kürt davasını destekleyin; Ker­kük’ü de içine alan bir Kürt devletinin kurulmasına yardımcı olun; Kerkük petrollerinin işletmesini Amerikan şirketlerine bırakırız’ diyordu.” Sf. 146

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 146) kitabından birebir alınmıştır.

  • DYP milletvekili Büyükelçi Coşkun Kırca bana şöyle demişti:

    “Kürt realitesi sözü çok kafa karıştırdı. Doğru olmadı. Nitekim askerler uyardı, Demirel de bir daha Kürt realitesi falan sözünü ağzına almadı.” Sf. 54

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • Marksist miydi Apo?

    (Öcalan); “Ben Marksist olmadım. Komünist olmadım. Komünist olmadı­ğım gibi bu konuya eleştirel baktım. Yaklaşımları, yöntemleri ters geldiği için farklı bir tarafa eğilme ihtiyacı duydum. Yani 1970’lerin tanımına göre bir Marksist’lik söz konusu değil. Reel komünist olmadım. TKP (Türkiye Komünist Partisi) tarzı komünist de ol­madım. En iyisi, demokratik sosyalizmdir. Sosyalizmi, özgür dü­şünceye en çok değer veren bir yaklaşım olarak görüyorum. Renklilik, çok seslilik en iyi sosyalizmle mümkün. Ama şimdi di­yebilirsin ki, düşündüğün sosyalizm gerçekleşmedi. Olsun. Bu benim için bir inanç meselesidir. Hayat var oldukça, bilimsel sos­yalizm de varlığını sürdürecek.” Sf. 40

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • Felat Cemiloğlu anlatıyor;

    “Evvela oğlunu babasına tokatlattılar.

    Yavaş tokat vurduğu için hem oğul hem baba coplanıyordu. Beş on denemeden sonra oğulun babaya vurduğu şiddetli tokat­ları beğenmediler. Bu kere oğul’u babanın sırtına bindirdiler. Bir taraftan babayı copluyor, daha hızlı koşması için zorluyorlardı. Oğul babasının sırtından indikten sonra ağlamaya başladı.

    Girdiğimiz sırada hepimize ağlamanın, inlemenin, özellikle gül­menin yasak olduğu 5 Nolu’da, ‘vatan haini orospu çocuğu ibneler’in bunların hiçbirine hakkı olmadığı hepimize söylenmişti. Ba­bayla oğul arasındaki bu tatbikatta hücredeki bazı tutuklular sı­rıtmış, bazıları suratlarını asmış ve oğul da ağlamıştı.”

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 26) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2004); Bu işkencenin aynısı, Şeyh Sait İsyanı sonrasında, Kürt Bölgesinde, bütün dünya ve insanlığa kapatılmış halde iki yıl süren,  “Tenkil ve Tedip Harekâtı” sırasında bu birliklerde asker olanların anlattıkları ile örtüşüyor. O zaman da acımasız ve ahlaksızca zulümler yapmışlar.

  • Felat Cemiloğlu anlatıyor; “Sonra­dan, mahkûmlardan sorumlu güvenlik amirinin Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran olduğunu, Birol Binbaşının güvenlikle alakası olma­dığını öğrendik. Asayişle ilgili her hususta olduğu gibi, diğer hu­suslarda da hep Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran’dı tutukluların muha­tabı. Ve yüzbaşı kendi deyimiyle ‘5 No’lunun Allah’ıydı.”

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Adım, Felat Cemiloğlu. 1928 Diyarbakır doğumluyum.

    1982 yılında Diyarbakır E Tipi Askerî Cezaevi’nin 33 No’lu ko­ğuşunda yaşadıklarım cehennemdi. …

    Savaş sonrası 1948’de Amerikan Marshall Yardımıyla birlikte sürgün kararı kalktı. Evinize dönebilirsiniz dediler. Ya da isteyen Ordu’da ve diğer vilayetlerde kalabilir dendi. Herhalde Amerikan yardımının bir önkoşulu olarak İskân Kanunu kaldırılmış oldu.

    Diyarbakır’a dönmeye karar verdi ailem.

    Topraklarımızın bir kısmına Bulgar muhacirler konmuştu.”

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 15) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Birçok general de bizim dostlarımızdır. Muntazam surette kendilerine tahsis olan paraları almaktadırlar ve istediğimiz zaman bize yardım etmeye hazır bulunacaklar.” Sf. 202

    Alıntı: Teşkilâtı Mahsusa ve Casusluk Örgütleri – Ergun Hiçyılmaz, (Kamer Yayınları 2004, Sf. 202) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yaşamımızı ölüm kaygısıyla, ölümümüzü de yaşama kaygısıyla bulandırıyoruz. Sf. 248

    Alıntı: Denemeler – Michael de Montaigne, (Kum Saati Yayınları, 2004 – Sf. 248) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İtalyanların bana düşman olmalarına şaşıyorum; biz de İtalyanlar gibi Troyalıların soyundanız. Yunanlılardan Hektor’un öcünü almak benim kadar onlara da düşer. Onlarsa bana karşı Yunanlıları tutuyorlar. Sf. 244

    Alıntı: Denemeler – Michael de Montaigne, (Kum Saati Yayınları, 2004 – Sf. 244) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fatihlerin en zalimi olan Selim üstüne yazılanları okurken çok şaşırdım. Mısır Seferinde Şam şehrini bolluk ve güzellikle saran eşsiz bahçelere askerlerden hiç birisinin eli değmemiş, hem de kapıları kapalı değil açık oldukları halde. Sf. 240

    Alıntı: Denemeler – Michael de Montaigne, (Kum Saati Yayınları, 2004 – Sf. 240) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir elma ağacı Roma Ordusunun kamp yaptığı yerin ortasında kalmış da ertesi gün Ordu çekilip giderken olgun ve nefis elmaların bir teki bile eksilmemişti. Sf. 239

    Alıntı: Denemeler – Michael de Montaigne, (Kum Saati Yayınları, 2004 – Sf. 239) kitabından birebir alınmıştır.