Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Sevres taslağı, Kürtlere net ve tanımlanmamış bir otonomi önerirken, bilerek veya bilmeyerek, asıl bu birliği tehdit etmiştir. Kürt şeflerinin Sevres’den rahat­sızlığı ve ürküntüsünün, Türklerden daha az olduğunu düşünmek için hiçbir nedenimiz bulunmuyor; Sevres, Van ve Bitlis de dâhil geniş bir coğrafyada, bir Ermeni devleti öneriyordu; bu, Berlin Antlaşması’nda sözü edilen ve Hamidiye Alayları ile çok ileri boyutlara ulaşan, gerçekleştirilmiş servet transferini tehdit etmekte idi. Dolayısıyla, Sevres açıklandığı zaman Kürt ileri gelenlerinin hiç sahip çıkmamaları çok aydınlatıcıdır.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 146) kitabından birebir alınmıştır.    

        

  • Profesör Lazarev, Hamidiye Alaylarının, aynı zamanda tarih sahnesine çıkan, ancak Arap ve Arnavut kökenlileri de kapsayan “Aşiret Mektepleri” ile birlikte, Kürt milliyetçiliğini törpüleme ve bağımsızlık isteklerini tüketme işlevi de olduğunu ileri sürüyordu. Lazarev, Kürt aşiret reislerini silâhlandırmak, onlara rütbe ve silâh vermek politikasında çok bi­linçli olduğuna bizi inandırmaktadır; Sultan Hamid’in, “Küçük Asya’da bunları, Kürtleri, asimile etmeye mecburuz” dediğini yazmaktadır. 

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 146) kitabından birebir alınmıştır.    

        

  • Osmanlı merkezî kuvvetleri, bütün zayıflıklarına karşın, Kürt Prensi Bedirhan’ın liderliğindeki isyanı bastırmayı başarmıştır; bundan sonra, Kürt hareketliliğinde, asil sınıfların önderliği bitmiş olmaktadır.

    Artık Kürt aşiret ve topluluklarını, şeyhlerin sürüklediğini görüyoruz; aşiretleri bir araya toplayarak isyanlar çıkarabilen ve ulusal birlik programlarına yaklaşanlar da bunlardır. Çok azı Kadirî ve çoğunluğu Nakşibendi olan bu şeyhler, hiçbir zaman Müslüman ortodoksluğu olan Sünni görüşünün dışına çıkamıyorlar ve inanç olarak Alevî ve Zazafon Kürtler ile birlik kuramıyorlardı; bunlar da, Sünni başkaldırılara katılmamak bir yana, Seyit Rıza örneği, kendi başkaldırılarını ayrıca gerçek­leştiriyorlardı. Benim Kürt birliği peşinde koştuğunu düşündüğüm ilk lider olan Ubeydullah ve bir ara Irak K…’nda krallığını ilân eden Berzenci, şeyh idiler. Sait de şeyh ve yine Nakşibendi olmakla birlikte, Şeyh Sait’in isyanını, Kürt hare­ketliliğinin üçüncü dönemine yerleştirmenin daha doğru olduğunu sanıyorum ve bu, hareketin net olmayan niteliğine daha da uygundur.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 145) kitabından birebir alınmıştır.   

          

  • İngiltere, Musul’u işgal eder etmez de, 1918 yılının sonu, Süleymaniye’de resmî dili Kürtçeyi edebî ve politik diyaleği olan ve Süleymaniye’de konuşulan, Soranca’ya çeviriyordu. Bundan sonra da, Kürt siyasal tarihînin en ilginç kişilerinden biri olan, Şeyh Mahmut Berzenci’yi, 1919 yılı Mayıs ayında, Süleymaniye’ye Vâli tayin ediyordu.

    Süleymaniye Valisi Şeyh Mahmut’un, bundan sonra, arada bir bağımsız Kürt Devleti’ni ve kendi krallığını ilân ettiğini ve arkasından, İngiliz kuvvetleri tarafından uzaklaştırıldığını ve sonra tekrar Süleymaniye’ye getirilerek yönetici yapıldığını görüyoruz. Bunları, Mahmut’un, fırsatları değerlendirerek, bağımsızlık peşinde koştuğu şeklinde değerlendirmek mümkündür; bazen de, Londra ile danışma içinde hareket ettiğini düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Çünkü bu sırada Londra’nın, Kürt Sorununu hem Ankara’yı ve hem de Bağdat’ı terbiye etmek için kullandığı anlaşılıyor; Kürdoloji’deki yeni ve bu arada Britiş diplomatik kayıtlarının incelenmesiyle yapılan araştırmalar, Londra’nın, belli bir merkezî yapıya angaje olmadan bütün Kürt bey ve şeyhlerini ayakta ve hareket hâlinde tutmaya çalıştığı konusunda hiçbir kuşku bırakmamaktadır.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 144) kitabından birebir alınmıştır.   

          

  • Musul sorununun tartışılmasını erte­liyorlardı; bu erteleme, Türkiye’nin görünüşü kurtarmaya yönelik tepkilerine bile sahne olmadan, Musul’un Büyük Britanya mandasındaki Irak’a bağlanması sonu­cunu doğurmuştur. Süleymaniye Valisi Şeyh Mahmut’un, bundan sonra, arada bir bağımsız Kürt Devleti’ni ve kendi krallığını ilân ettiğini ve arkasından, İngiliz kuvvetleri tarafından uzaklaştırıldığını ve sonra tekrar Süleymaniye’ye getirilerek yönetici yapıldığını görüyoruz. Bunları, Mahmut’un, fırsatları değerlendirerek, bağımsızlık peşinde koştuğu şeklinde değerlendirmek mümkündür; bazen de, Londra ile danışma içinde hareket ettiğini düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Çünkü bu sırada Londra’nın, Kürt sorununu hem Ankara’yı ve hem de Bağdat’ı terbiye etmek için kullandığı anlaşılıyor; Kürdoloji’deki yeni ve bu arada Britiş diplomatik kayıtlarının incelenmesiyle yapılan araştırmalar, Londra’nın, belli bir merkezî yapıya angaje olmadan bütün Kürt bey ve şeyhlerini ayakta ve hareket hâlinde tutmaya çalıştığı konusunda hiçbir kuşku bırakmamaktadır.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 143) kitabından birebir alınmıştır.    

        

  • Kürt şeflerinin politik açıdan yetkin, ancak bakışları dar ve aşırı egoist olduklarını varsaymak, Türkiye coğrafyasındaki gelişmeleri çözümleyebilmek için de çok gerekli bir anahtardır.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 143) kitabından birebir alınmıştır.  

           

  • Suriye Millî Meclisi’nin bağımsız Suriye Devleti’ni ilânı, 8 Mart 1920 tarihindedir.. Bu sırada, yine 1920 başında, San Remo’da, emperyalist devletler, Suriye’yi Fransa’nın ve Irak’ı ve Filistin’i de Büyük Britanya’nın mandasına verdiklerini ilân ediyorlardı.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 142) kitabından birebir alınmıştır.    

        

  • Çok açık bir Kürt birliği perspektifi olan ilk Kürt lideri sayabileceğimiz Şeyh Ubeydullah’ın İran’ın içine yönelen büyük isyanının, Sultan Hamid’le birlikte geliştirildiği iddiası, hâlâ tartışılmaktadır. Bunu, Sultan Hamid’in, imparatorluğu tümüyle pan-islamist ilkelere dayandırmak ve aynı amaçla daha doğuya kaydırmak heveslerinin bir uygulaması sayabilir miyiz; en azından, Büyük Britanya’nın Ubeydullah’ın Doğu’ya doğru yayılmasından çok kaygılandığı ve durdurulması için Bab-ı Âli’ye baskı yaptığı bilinmektedir. “Hamidiye Alayları” çok etkin bir taciz düzen ve kuvvetidir; bu korucu alayları ile Ermeniler, sürekli katlediliyor ve sürekli topraklarından kovuluyordu. Diğer taraftan, bu taciz makinelerinin etnik niteliğine gelince, 1919 ve 1920 yıllarında, Anadolu’nun batısındaki gerilla kuvvetlerini Çerkes halkıyla özdeş­leştirdiğimiz ölçüde ve hattâ çok daha fazla, Hamidiye Alaylarını da Kürt saymak durumundayız. Ermeni zenginliği ve Hamidiye Alayları, Kürt şef ve şeyhlerini, tümüyle, Osmanlı ve Türk düzenine bağlamıştır.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 141) kitabından birebir alınmıştır.   

          

  • Ayrıca Kürtlerin bir ara, batılıların, Ermeni pogromları nedeniyle, “Kızıl Sultan” adını taktıkları Sultan Hamid’e de, “Kürtlerin Babası” dediklerini biliyoruz.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 141) kitabından birebir alınmıştır.  

           

  • Elen kökenli, Türkiye’de yetişme, Fransız yazar Yerasimos, Elenler’in “yalnızca, Irak mandası işinin iç sorunlarını çözmek için gerekli zaman süresince Türk Ordusu’nu meşgul etmek” amacıyla, Büyük Britanya tarafından, Anadolu’ya çıkarıldığından hiç kuşku duy­mamaktadır. Yerasimos’un hipotezine göre, Elenler, hep bir “oyun” içinde ve hem de Irak’taki Britiş emperyalizmi niyetleri çerçevesinde, gemilere bindirilerek, İzmir’e çıkarılmışlardır.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 139, 140) kitabından birebir alınmıştır.    

        

  • İttihat ve Terakki’nin birkaç kuruluş tarihinden söz edebiliriz; ancak öncelikle, Harp Okulu öğrencisi dört arkadaş tarafından kurulduğu, genellikle, kabul edilmektedir. Bunlardan İbrahim Temo, Arnavut kökenli iken, Mehmet Reşit Çerkes ve geriye kalan Abdullah Cevdet ve İshak Sükûti ise Kürt idiler. Bunu da, modem Türkiye tarihinin uç sahnelerinde, Çerkes ve Kürt ak­törlerin sıklıkla görülmesinin ayrı bir işareti sayabiliriz.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 137) kitabından birebir alınmıştır.      

       

  • Osmanlı vilayeti Musul’un, Büyük Britanya için, Türkiye’den ayrı, önemiyle ilgili elimizde tarihsel göstergeler bulunmaktadır; bunlardan birisi, doğrudan doğruya, galip taraf ile teslim olduğunu bildiren Bab-ı Ali arasında silâh bırakışma anlaşmasının imzalanmasının geciktirilmesidir. İstanbul Hükümeti, Türk tarafında esir bir İngiliz generali aracılığıyla teslim olduğunu, Büyük Britanya tarafına bildirdiğinde, müttefiklerin, Türkiye’yi almak için hiç de acele etmediğini biliyoruz; daha sonra 30 Ekim 1918 tarihinde, Türkiye ile silâh bırakışması imzalanmıştır. Bunu hemen izleyen gelişmeler, kulak tıkamanın ve yavaş davranmanın nedenine açıklık getiriyordu; Büyük Britanya, kuvvetlerini Musul’a sokmak için, Bab-ı Ali’nin teslimiyet çağrısını bir süre duymazlıktan gelmiştir. Teslimiyet anlaşması imzalandığı zaman bile, Musul’un çok az bir bölümü İngiliz kuvvetlerinin eline geçmiş bulunuyordu; imza­lanmasından sonra da, Altıncı Ordu Komutam Ali İhsan Paşa’nın, silâh bırakışma koşularına aykırı olduğu gerekçesiyle, Musul’u Büyük Britanya kuvvetlerine teslim etmediği ve direndiği kesindir.

    Ali İhsan Paşa ile ilgili çok kısa bilgi, Türk Kurtuluş Savaşı’nın, hem Kemal ve arkadaşları ile sınırlı olmadığını ve hem de Kemal Paşa’nın en önde bir yer almadığını göstermesi açısından da çok önemlidir. Ali İhsan Paşa, Mustafa Paşa’nın sınıf arkadaşıdır ve Kemal Paşa’nın yaptığı gibi, silâh bırakışması imzalanır imzalanmaz birliklerini bırakılarak İstanbul’a gidilmesinin çok karşısında olmuştur. Ancak Kemal Paşa’nın ölümünden çok sonra ve İsmet Paşa’nın 1950 seçimlerinde iktidardan düşmesinin arkasından, yayımlayabildiği anılarında, Musul’u, Kemal Paşa’nın mensubu olmak için mektup yazdığı Ahmet İzzet Paşa hükümetinin yazılı emriyle, işgal kuvvetlerine verdiğini işaretle, o zamana kadar, Musul’daki her nevi silâh, cephane vesaireyi, daha evvel, geceleri Şimale, Cizre’ye göndermiştim” demektedir. Ali İhsan’ın bu iddiaları, başka şekillerle de diğer kaynaklarca da doğrulanıyor; daha sonra inceleyebildiğimiz Fransız diplomatik yazışmaları, bölgedeki Fransız temsilcilerinin, Ali İhsan Paşa’nın bir direniş örgütlemeye kalktığını ve Kürtleri, Hristiyanların gelmeleri hâlinde, kendilerini kesmekle korkutmaya çalıştığını Paris’e bildirdiklerini gösteriyor. Büyük Britanya ise, yakalanacak savaş suçluları listesinin başına Ali İhsan’ı almakla, Paşa’nın, Büyük Britanya çıkarlarını ne ölçüde tehdit ettiğini belirtmiş olmaktadır. Gerçekten de Ali İhsan, öncelikle yakalanarak, Malta’ya sürgün ediliyor ve Malta’da İngiliz hapsinden kurtulduktan sonra döndüğü Anadolu’da da, silâh arka­daşları tarafından, İstiklâl Mahkemesi’ne sanık olarak gönderiliyorsa da hayatını kurtarabiliyor. Büyük Britanya kuvvetleri, bu tarihten sonra, Musul’a veya bugünkü coğrafik sözcükle, Kuzey Irak’a egemen olabilmiştir.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 134 ile 136 arası) kitabından birebir alınmıştır.  

           

  • Türkiye’de ilk parlamentonun kurucusu ve halk tasarruflarının koruyucusu olarak tanınıyor buna rağmen, kemiklerinin Türkiye’ye getirilmesi, Kemal Paşa’nın ölümünü ve İsmet Paşa’nın iktidardan düşüşünü bekliyor; fazla şaşırtıcı bulunmamasını öneriyorum.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 134) kitabından birebir alınmıştır.  

           

  • Osmanlı yıkıntısı içinde, yirminci yüz­yılın başlarında, hiçbir emperyalist gücün Türkiye’nin bugünkü sınırları içinde kalan topraklara talip olmaması ve bölge halklarından gelen manda yalvarmalarına ise kulak vermemesi var.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 134) kitabından birebir alınmıştır.       

      

  • Mithat Paşa için, L’Encyclopédie de L’Islam’da, A.J. Wensinck, “Türkiye tarihinin en iyi ve en dikkate değer devlet adamlarından birisiydi” demektedir ki, son derece isabetlidir. Bektaşî, özel yaşamında çok neşeli ve hattâ alaycı olan Mithat, ilk atandığı ikinci derece İdarî görevden itibaren, olağanüstü bir idarecilik ve reform kabiliyeti ser­giliyordu; Tuna Vilayeti Valiliği sırasında yaptıklarını, yine Wensinck, “Türkiye’de az görülür bir uygarlık örneği” saymaktadır.

    Mithat, bir Osmanlı yöneticisi olarak, Bulgaristan ve Irak’ın modernizasyonunda en önemli isimler arasındadır. Her gittiği yerde din ve ırk ayrımını kaldırmaya özenmiş, yol yapımına, kü­çük tasarrufları koruyacak sandıklar kurmaya, düzene ve pasifikisyona ağırlık vermiştir; Dicle üzerinde ilk düzenli vapur seferleri, Mithat tarafından uygulanmaya konmuştur.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 133) kitabından birebir alınmıştır.   

          

  • Osmanlı sisteminde, valileri, belki de dışişleri dışında tam yetkili ve Mısır Hidivleri hariç, genellikle merkezden atanan birer devlet başkanı olarak düşünmek yerindedir.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 133) kitabından birebir alınmıştır. 

            

  • 1925 yılına gelinceye kadar, bugünkü Türkiye sınırları içinde, 1880 tarihli Şeyh Ubeydullah’ın İran topraklarının içine yönelen Kürt Başkaldırısından bu yana, her açıdan ihmal edilebilecek olan Koçgiri hariç, hiçbir ayaklanmanın olmaması oldukça düşün­dürücü görünmektedir.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 132) kitabından birebir alınmıştır.   

          

  • Kemal Paşa, Haziran ayında Kazım Paşa’nın sorması üzerine, 5 Temmuz 1920 tarihli şifresinde, Suphi için oldukça makul bir üslûbu tercih ediyordu. “29 Haziran 336 tarihli şifreli telgrafnâmelerinde ismi geçen Mustafa Suphi Efendi, haris (hırslı) olmakla beraber, ahlaksız değildir. Sovyetler nezdinde mühim mevkii vardır. Kendisinden istifade edilmek muva­fıktır (uygundur).”

    (Ancak:) TBMM gizli celsesinde, 22 Ocak 1921 tarihinde, Kemal, Suphi için “idaresiz ve milliyetsiz bir adamdır” diyordu. Ayrıca, “hiçbir vakitte merkezi hariçte bulunan bir teşkilâtla teşriki mesai edemeyiz” sözlerini de telâffuz ediyordu.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 126) kitabından birebir alınmıştır.  

           

  • Kemal’in Doğu Halkları Kurultay’ındaki adamı İbrahim Tali, Moskova’dan Ankara’ya bir rapor gönderiyordu, bu raporda; ”Eğer bir sene daha İngilizlerden ve Komünistlerden memleketi masun (korunmuş) tutabilirsek halas (kurtuluş) muhakkaktır.” Deniliyordu. 

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 122) kitabından birebir alınmıştır.   

          

  • Bütün putlaştırma çabalarında bilmekten bir korku vardır.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 121) kitabından birebir alınmıştır.