Bu durum, siyasette “Şehitlerimizin Kanı Boşa Dökülmedi” olarak karşımıza çıkar. İtalya 1915’te İtilaf Devletlerinin yanında I. Dünya Savaşı’na katılır ve amacının Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından “haksızca” alıkonulmuş iki “İtalyan” bölgesi olan Trento ve Trieste’yi “özgürleştirmek” olduğunu ilan eder. İtalyan siyasetçiler parlamentoda ateşli konuşmalar yaparken, tarihi düzelteceklerine ve antik Roma’nın ihtişamlı günlerine döneceklerine ant içerler. Yüz binlerce İtalyan askeri cepheye “Trento ve Trieste için!” nidalarıyla gider. Sf. 313
İlk karşılaşmada 15 bin, İkincide 40 bin, üçüncüdeyse tam 60 bin asker kaybederler. On birinci çarpışmaya kadar dehşet dolu iki yıl geçer. Caporreto Muharebesi olarak da bilinen on ikinci karşılaşmada Avusturyalılar karşı saldırıya geçer ve rahatça yendikleri İtalyanları neredeyse Venedik’in kapılarına kadar sürerler. İhtişamlı macera kanın gövdeyi götürdüğü bir kıyıma dönüşür. Savaşın sonunda neredeyse 700 bin İtalyan askeri hayatını kaybetmiş, bir milyondan fazlası yaralanmıştır. Sf. 313, 314
İlk Isonzo çarpışmasını kaybeden İtalyan siyasetçilerin önünde iki seçenek vardı. İlki hatalarını kabul ederek bir barış antlaşması öne sürmekti. İtalya’dan bir talebi olmayan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çok daha güçlü bir rakibe, Ruslara karşı hayatta kalma savaşı vermekle meşgul olduğundan bu teklifi memnuniyetle kabul ederdi. Nasıl olur da siyasetçiler 15 bin askerin ailelerine, eşlerine ve çocuklarına, “Çok üzgünüz, bir hata yaptık. Genç Giovanni de Marco da bir hiç uğruna öldü, umarız anlayışla karşılarsınız,” diyebilir? Bunu diyemezlerse başka bir seçenek olarak: “Giovanni ve Marco kahramandı! Trieste’nin İtalyan olabilmesi için canlarını verdiler, biz de bu fedakârlıklarının boşa gitmemesini sağlayacağız. Zafer bizim olana dek çarpışacağız!” demeleri gerekirdi. Hiç şaşırmayacağınız gibi siyasetçiler ikinci seçeneği tercih ettiler ve ikinci karşılaşmada 40 bin asker daha kaybettiler. Siyasetçiler “şehitlerimizin kanı boşa dökülmesin” diyerek tekrar tekrar savaşmanın en iyi seçenek olduğuna karar verdiler. Sf. 314
Ne var ki yalnızca siyasetçileri suçlamak yanlış olur. Kitleler de savaşı desteklemeye devam etti. Savaştan sonra İtalya, talep ettiği toprakların tamamını elde edemeyince, İtalyan demokrasisi, İtalyanların tüm fedakârlıklarının hak ettiği karşılığı bulacağına söz veren Benito Mussolini ve faşistlerini iktidara getirdi. Bir anne-babaya oğullarının sebepsiz yere öldüğünü söylemek siyasetçiler için zorken, ebeveynlerin bunu kendilerine itiraf etmesi çok daha acı, kurbanlar içinse daha da ıstırap vericiydi. Bacağını kaybeden sakat bir asker, “Bacağımı kendisinden başka kimseye hizmet etmeyen siyasetçilere inanacak kadar aptal olduğum için kaybettim,” diye itiraf edeceğine, “İtalyan ulusunun bekası için kendimi feda ettim,” diyerek kendini telkin etmeyi tercih eder. Istıraba anlam verdiği için bir fanteziyle yaşamak gerçeklikten çok daha kolaydır. Sf. 314
Rahipler bu yöntemi binlerce yıl önce keşfetmiştir. Birçok dini törenin ve buyruğun altında da aynı mantık yatmaktadır. İnsanları tanrılar ve uluslar gibi hayali oluşumlara inandırmak istiyorsanız kıymetli bir şeyler feda etmelerini sağlamanız gerekir. Bu fedakârlık ne kadar acı verirse hayali oluşumun varlığı da o denli inandırıcı olur. Sf. 314, 315
İtalyan ulusunun şanı için çocuğumu, ya da komünist devrime bacaklarımı feda ettiysem, tam da bu sebepten, fanatik bir İtalyan milliyetçisine ya da ateşli bir komüniste dönüşebilirim. Milliyetçi İtalyan mitleri ya da komünist propagandalar uydurmaysa, çocuğumun ölümü ya da kendi sakatlığımın hiçbir anlamı olmadığını kabul etmek zorunda kalırım. Çok az insanın bunu itiraf edebilecek yüreği vardır. Sf. 315
Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap, 1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 313 ile 315 arası) kitabından birebir alınmıştır.