Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Mahkemenin Reisi; Sürûri Efendi ve İkinci Reisi; Hristo Forides (Foridi) Efendi (Rum), aza; Tevfik Efendi ve Almandan dönme Emin Efendi, Hüseyin Bey ve Ermeni Tekfur Efendi.

    Alıntı: Midhat Paşa’nın Hatıraları 2 – Mithat Paşa, (Sf. 204) kitabından not olarak alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (2002) (Abdülaziz Avrupa’yı gezip geldikten sonra; yasama, yürütme ve yargının ayrılması için, Ahkâmı Adliye Nezâretini ve Şurayı Devlet’i (Danıştay ve/veya Anayasa Mahkemesi gibi) kurmuştur. Tuna Eyaletinde Mithat Paşa tarafından başlatılarak uygulanan Vilâyat Nizamnamesini diğer vilâyetlere de yaymış. Bu uygulamaya göre Vilâyet Merkezlerinde halk tarafından seçilen Meclisi Mebusan’lar var. Ve Şurayı Devlet de her Vilâyetten seçilmiş hukukçulardan oluşuyor. Yani Şurayı Devlet üyelerini de halk seçiyor. Sf. 34

    Alıntı: Midhat Paşa’nın Hatıraları 2 – Mithat Paşa, Sf. 34) kitabından not olarak alınmıştır.

  • Mithat Paşa mahkemede çok cesur davranmış, bir defasında mahkeme heyetinden Hristovidi Efendi’ye; “Bu iddianâmenin iki yeri doğrudur; biri başındaki besmele, diğeri sonundaki tarihidir.”

    Alıntı: Midhat Paşa’nın Hatıraları 2 – Mithat Paşa, Sf. 13) kitabından alınmıştır.

  • Hallacı Mansur “Ben Tanrıyım” dediği için boynu vuruldu. Bu kararı verenlerden birisi de Ebu Hanife sonra da Hallacı Mansur’u övüyor ve yadırgayanlara; “Mansur’un dinde açtığı gedik öylesine büyüktü ki ancak başıyla kapatabildi.” Diyor.

    Alıntı: Azap Ortakları – Erol Toy, (Sf. 213) kitabından birebir alınmıştır

  • Çilehânede, Şeyh Bedrettin az enerji sarf ediyor ve kanın çoğu beyine gidiyor.

    Alıntı: Azap Ortakları – Erol Toy, (Sf. 213) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zaferi kutlayanların gözünü kan bürümüştür ve bu tür insanların dünyaya yararı olamaz.

    Alıntı: Savaş Sanatı – Sun Tzu, (Sf. 13) Kitabından birebir alınmıştır.

  • “Biz Batı medeniyetine mensubuz” diyen ilk Padişah. “Müslümanı camide, Hristiyan’ı Kilisede, Musevi’yi Havrada tanıyorum, mabetleri dışında hepsi aynı insanlık haklarına sâhip, bu vatanın evlâdıdır.”  

    Alıntı: Meyyale – Hıfzı Topuz, (Sf. 12) Romanından birebir alınmıştır

  • “Türkiye’nin geriliğinin asıl nedeni Avrupa sermayesi tarafından sömürü alanı haline gelmiş olmasıdır: Türkiye’nin tarım, ticaret, doğal kaynaklar, demiryolları, bayındırlık tesisleri, gümrük ve maliye gelirleri Avrupalı mali karar vericilerinin kontrolü altındadır. Bu böyle oldukça Türkiye’nin kalkınması için bir çare bulunamaz. Türk köylüsünün ve esnafının iktisadi durumu bu koşullar altında gelişemez, dış borçlanma yoluyla kalkınma gerçekleştirilemez. Aksine, yabancı devletlerden, özellikle Avrupalı devletlerden, sağlanabilecek herhangi bir yardım, devletin çöküşünü daha da hızlandıracaktır. Türk aydınları, Avrupalı devletlerden alınacak yardımlarla Türk toplumunun Batı uygarlığına katılabileceğini sanmaktadırlar. Ancak Türk toplumu, Batı uygarlığının dışındadır. Batı ile Türk toplumu arasındaki ilişki sadece sömürenle sömürülen arasındaki ilişki ile sınırlı kalmaktadır. Dışarıdan yardım sağlamak ancak öncelikle daha yeğin koşullarda olabilir. Bu koşullar ise çöküntüyü hızlandırmaktadır. Türk aydınları halktan kopmuş olduklarından toplumlarının büyük çoğunluğu olan köylü halkın yoksulluğunu bilmiyorlar. Avrupa’dan alınacak yardımlarla Türk toplumunun batı uygarlığına katılabileceğini sanıyorlar. Türk toplumu batı uygarlığının dışındadır. Batı ile onun arasındaki ilişki, salt sömürenle sömürülen ilişkisidir. Türkiye bir Avrupa sömürgesi olma durumundadır. “

    Türkiye için bir kurtuluş yolu varsa o da demokrasidir. Bu yolu ise gösterecek yine Avrupa’dır. Ancak; Diplomatlar, bankerler ve fabrikacılar Avrupası değil, kendi ihtikârcı (karaborsacı) ve despotları ile mücadele etmekte olan Avrupa’dır. Sf. 497 

    Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Tarihi – M. Belin, (Gündoğdu Yayıncılık – Sf. 497) kitabından birebir alınmıştır.

  • Alexander İsrael Helphand – Parvus Efendi (1867 – 1927); 20. yüzyılın en renkli entelektüel simalarından birisidir. Kendisi devrim tüccarı olarak bilinir. Toplumsal dönüşüm anlarının hemen öncesinde ya da sonrasında Almanya, Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu’nda bulunmuştur. Devrimler ve savaşlar üzerine yaptığı spekülasyonlarla dünyanın en zengin insanlarından biri olarak ölmüştür. Asıl adı Alexander İsrael Helphand’dır. Devrimciliğe ilk olarak 1905 Rus devriminin liderlerinden biri olarak başlamıştır. Bu dönemde sonradan Troçkistlerin benimseyeceği “sürekli devrim” modelini geliştirmiştir. Sonraları Almanya’ya geçip oradaki sosyal demokrat çevrelerle ilişkiye girmiştir. Ancak Gorki’nin kitaplarını telif hakkı vermeden izinsiz yayımladığı için bu çevrelerden dışlanmıştır. 1910’da Türkiye’ye gelir. 1908 devrimi (2. meşrutiyet) sonrası İttihat Terakki’nin iktisat politikasını belirleyen kişilerden biri olur. Sonraları “milli iktisat” adını alacak ve cumhuriyet döneminde de kısmen uygulanacak tezlerin kurucusudur. Ayrıca Marksizm’in kapitalizmin ilerici rolünü yaptığı vurguya kapitalize olan ama ilerlemeyen Osmanlı örneği ile eleştirir. 1. dünya savaşına kadar Türkiye’de yaşar. Savaşa girilmesinde kısmen etkili olur. Savaş spekülatörlüğü ile milyoner olur. Ancak kazandığı parayı bu sefer Bolşevik ihtilali için harcar. Lenin ve Zinovyev’in trenle Rusya’ya gizlice girmelerini sağlar. Devrim başarıya ulaşınca Rusya’ya dönmek ister ama Lenin yeni bir devrim yapacağı korkusuyla girmesine izin vermez ama sonraları oğlu Rusya’ya girecek ve dışişleri bakanı olacaktır. Parvus Efendi 1927’de dünyanın en zengin adamlarından biri olarak ölür.

    Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Tarihi – M. Belin, (Gündoğdu Yayıncılık – Sf. ?) İnternetten birebir alınmıştır.

  • 1787 Savaşının uzaması üzerine camilerde başarı için okutulan Ayet el Kürsi duasının altı ay daha okutulması ve bundan dolayı ilgililere para verilmesi için Padişahtan izin istenince, izin belgelerinin yanına şunları yazıyor; “Gönül aklığı ile okunmuyor mu ki bir sonucu alınamıyor. İyi, şimdi yine altı ay okutulsun, akçası da darphaneden karşılansın. Para ile yapılan dua ancak bu denli olur.”

    Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Tarihi – M. Belin, (Gündoğdu Yayıncılık – Sf. 456) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1631 yılında Koçi Bey tarafından IV Murat’a sunulmuş. “….  Sonunda 1594 tarihinden başlayarak bu ulemaya saygı düzeni bozuldu. Önceleri Şeyhülislâm Sunullah Efendi birkaç kez yersiz olarak görevden alındı. Baş yargıçlar da sık sık görevden alındıklarından yerlerine gelenler devlet büyüklerine dalkavukluk yapmak zorunda kaldılar. Sf. 455

    Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Tarihi – M. Belin, (Gündoğdu Yayıncılık – Sf. 455) kitabından birebir alınmıştır.

  • III. Selim Kaymakam’a (1) gönderdiği fermanda; “Hükümet görevlilerinin yapmadıkları zorbalık kalmadı, yarın yüce Allah öteki dünyada bu durumu sorarsa ne demeli? Seni uyardığım yolsuzluklar doğrultusunda Şeyhülislam Efendimiz ve öteki ilgilerle görüşüp gerekli çözüm yollarını bulup bana sunasın. Ben doğru sözden kesinlikle incinmem, devletin iyiliği için doğru olan ne ise tüm gerçekleri bana bildiresin.” III. Selim birçok kurul toplayarak bu konuyu görüştü. Sf. 440

      Ve sonunda bazı kararlar aldı; Kent yöneticileri sık sık görevden alınmayacak, kazaların âyanları (kazalarda halk tarafından seçilen kişilerden oluşan Meclis) eskiden olduğu gibi yine halk tarafından seçilecek, bu seçimlere yöresel yöneticiler kesinlikle karışmayacaklardır. Sf. 441

    Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Tarihi – M. Belin, (Gündoğdu Yayıncılık – Sf. 440, 441) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1998): Kaymakam; Arapça vekil demektir. Padişah veya sadrazamın yerine bakan kişi.

  • Devlet görevi üstlenen bir kişinin, kendisini bu göreve atayan üst görevliye verdiği hediyedir. Kent yöneticilerinden alınan câize 18. yy’da 10.000 kuruştur. Defterdarla Yeniçeri Ağasının atanmalarında 30.000 kuruş, gümrük yöneticisinin (emin) atanmasında 30.000 kuruş alınmakta idi. …  Câize salt sadrazamlara değil Sultanlara bile veriliyordu. Sultanların aldıklarına “Tuğ-u Hümayûn câizesi” denilirdi. Vezirlerin câize olarak 22.500 kuruş vermeleri yasa gereği idi. Sf. 279

    Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Tarihi – M. Belin, (Gündoğdu Yayıncılık – Sf. 279) kitabından birebir alınmıştır.

  • Murad Molla Tekkesi Postnişini Murad Efendi, bir gün Camide konuşurken, kendisini dinleyen devlet ileri gelenlerinin önünde şunları söylemiştir; “Bir deli gâvur vardır bir de gâvur deli vardır. Deli gâvur bizim bakkaldır, bir şeyin bozulmuşunu verirse çağırır bir güzel azarlarsın anında yola gelir. Gâvur deli ise bizim Evkâf Nâzırıdır (Vakıflar Bakanıdır) ki cami kandillerinin yağ parasından çalar.”

    Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Tarihi – M. Belin, (Gündoğdu Yayıncılık – Sf. 278) kitabından birebir alınmıştır.

  • III. Selim döneminde rüşvete karşı önlemler alan bir yasa çıkartıldı yıl; 1840. 1849 yılında devlet görevlilerinin Kur’an üzerine ant içmesi dönemi başladı. Yasak olan hediyelere yönelik bir yönetmelik hazırlandı.

    Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Tarihi – M. Belin, (Gündoğdu Yayıncılık – Sf. 278) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1998) Osmanlıda Padişahların görev ilk başladıklarında para dağıtması olan ulûfe gelenek hâline gelmiş. Hatta hazine için yıkım olacak boyutlara ulaşmıştı. Yeniçeri için yeni padişah ulûfe demekti.

    Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Tarihi – M. Belin, (Gündoğdu Yayıncılık – Sf. ?) kitabından notlar alınmıştır.

  • 1494’ten 1503 yılına değin, II Bayezid dönemi, geçen dokuz yıllık süre içerisinde, kıtlık ve veba Türkiye’yi kırıp geçirmişti. İstanbul’da on binlerce insan ölmüş Padişah İstanbul’da oturamamış, dağıttığı yardımlarla hazineyi bomboş duruma getirdi.

    Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Tarihi – M. Belin – (Gündoğdu Yayıncılık – Sf. 221) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1679 – 1680 yıllarında İstanbul’da bulunan Marsigli ekliyor; “Türkiye’de gerek işlemler gerekse düzenlemelere ilişkin olsun parasal işlerin yönetimi için uygulanan yöntem o denli düzenlidir ki, Hristiyan bir devlet kendi hükümet işyerlerinde göze çarpması olası olmayan birçok yolsuzluğun ortadan kalkmasını sağlayabilecek engin bilgilere bu yönetimi inceleyerek ulaşabilir.

    Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Tarihi – M. Belin, (Gündoğdu Yayıncılık – Sf. 132, 133) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk dış borçlanma, Kırım savaşı öncesi, İngiltere ile yapılır. 27 Haziran 1855: 5 milyon Sterlin. Sf.60 Ve 20 Aralık 1881 (28 Muharrem 1299) Muharrem Kararnâmesi ile borçlarını ödeyemeyeceğini duyurdu ve Duyunu Umumiye kuruldu.

    Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Tarihi – M. Belin, (Gündoğdu Yayıncılık – Sf. 60) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fransa ile 12 Mart 1854 tarihinde yapılan antlaşmada, Hristiyanlardan haraç alınmasına son verildi. Mali değeri 40 milyon kuruştur.

    Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Tarihi – M. Belin, (Gündoğdu Yayıncılık – Sf. 30 ile 33 arası) kitabından birebir alınmıştır.