Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  •  12 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 53 Celse1, 2 Reisisâni Vekili Musa Kâzım Efendi.

    Emniyet-i Umumiye Bütçesi 705.229 Lira Olarak Kabul Edildi. Sf; 373    

    Jandarma Umum Kumandanlığı Bütçesi Görüşülüyor;

    Selahattin Bey Encümen adına uzun bir konuşma yapıyor. Jandarma mevcudu; 14.621 piyade, 5.308 süvari olmak üzere toplam; 19.659 Sf. 380 

    2.Celse: Reisisâni Musa Kâzım Efendi.

    Jandarma Bütçesine Devam Edildi. Sf. 412, 435  

    14 Haziran 1338 (1922) İçtima 54 Celse 1: Reisisani Hüseyin Rauf Beyefendi.

    Nevâhi Kanunu Görüşmeleri; (45, 46, 47, 49, 52/8, 52/18, 61, 72, 74, 78, 80, 81, 82, 83, 85, maddeler kabul edildi. (TBMM GCZ III Sf. 249 ve 250)   

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 53 ve 54, Celse: 1, – Sf. 373 ile 435 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •   11 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 52. Celse:2, Reisisâni Vekili Musa Kâzım Efendi.

    1338 (1922) Yılı Emniyet-i Umumiye (Emniyet Genel Müdürlüğü) Bütçesi Görüşmeleri;

    …. Besim Atalay Bey (Kütahya);  “-…jandarma teşkilâtına, polis teşkilâtına bu topraklar üzerinde lüzum yoktur. Bırakın şu halkı kendi hâline, rica ederim! Bırakın! Kendi kendisini idâre etsin. Demeli ki; şu mıntıkanın asayişi de sana ait maarifi de sana ait, yolu da sana ait!  Düşünün ne idi o geçen günler!  Buranın ormanı sana ait, o ormanı muhafaza edin, şu köprüyü muhafaza edin diyorlardı. O orman, o köprü muhafaza ediliyordu. Biz bu teşkilâta başladık, nezaretler (bakanlıklar) teşkil ettik, yıkıldık, yıkıldık, yıkıldık!” Sf. 357

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 52, Celse: 1, – Sf. 357) kitabından birebir alınmıştır.

  •    11 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 52, Celse:1, Reisisâni Rauf Beyefendi

    Sakallı Nurettin Paşa Hadisesi: (Müdafa-i Milliye Vekili Kâzım Paşa (Kâzım Özalp) Nurettin Paşa dosyasının incelendiğini,  suçsuz bulunduğunu söylüyor. Malatya Mebusu Reşit Ağa Nurettin Paşanın üç bin altını halktan zorla aldığı söyleniyor diyor.) 

    Fevzi Efendi (Malatya); “-.. Nurettin Paşa Malatya’yı soymuştur.”

    Reis müzakerenin kifayetini (görüşmelerin yeterli olduğunu) reye koymak istiyor mebuslar kabul etmiyor.         

    Mustafa Lütfi Bey (Siverek); “-Paşa olduğu için kapatıyorsunuz! Onun yaptığı işi başka adi bir adam yapmış olsa, yedi silsilesini ateşe verirdiniz!

    Fevzi Efendi; “-Malatya’da döve döve ahaliden altın lira almıştır!”        

    Müdafa-İ Milliye Vekili Kâzım Paşa Hazretleri; “-Şahıs hakkında söz söylemesinler. Bundan mes’ul (sorumlu) benim, benden sorabilirsiniz.”

    Tahsin Bey (Aydın); “-Söyletiyorsunuz Paşa Hazretleri. Üç Vilâyet halkını soyduğu iddia olunan bir adamın evrâkı tahkikiyesini (inceleme belgelerini) Meclis görmek ister. Bu millet Paşaların birbirini tutmasından ve artık devri istibdattan bıkmış usanmıştır, anlaşıldı mı Paşa Hazretleri?”

    (Riyasete Rauf Bey geçti. Bu konu Adliye encümenine gönderildi.) Sf. 352

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 52, Celse: 1, – Sf. 352) kitabından birebir alınmıştır.

  •   15 Mayıs 1338 (1922) tarihinde İçtima: 43. Celse:1, Reisisâni Vekili Musa Kâzım Efendi.

    İdam Hükümleri Hakkında Görüşmeler.

    2.Celse; Reisisâni Musa Kâzım Efendi.

    İdam Hükümleri Hakkında Görüşmeler.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 43, Celse: 1, – Sf. ? ile  arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •    10 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 51, Celse:4, Reisisâni Rauf Beyefendi

    Ali Şükrü Bey ve Arkadaşlarının Dâhiliye Vekili Hakkındaki İstizahı (soru önergesi);

    (Ali Şükrü Bey, Trabzon hadisesini tekrar özetliyor.)

    Gazi Mustafa Kemal Paşa (Ankara); “-Rauf Beyefendi! Beyefendinin beyanatını kesmek için müsaade buyurun. Zannediyorum ki Trabzon Müdafa-i Hukuk Cemiyeti meselesi hakkında pek çok şeyler anlamak istiyorsanız, istizâhı bendenizden yapmalıydınız (soru önergesini bana yöneltmeliydiniz). .. Bizi o tetkikata mecbur etmiş sair esbap da (diğer sebepler de) vardır.”

    Ali Şükrü Bey; “-Bendeniz Meclis Reisi Muhtereminden istizah hakkımızın olduğunu bilmiyordum. Bilseydim.”

    Gazi Mustafa Kemal Paşa (Ankara); “-Ordu Fırka Kumandanlığı ifa etmiş (yapmış) olan nâmuskâr bir kumandandan deminden beri bahsediyorsunuz. Ben de başkumandanım. Başkumandan sıfatıyla benden istizâh (İzahat isteme, açıklama isteme) edebilirdiniz. Orduda Fırka Kumandanlığı yapan muktedir bir askeri paçavra gibi tahkir ediyorsunuz (aşağılıyorsunuz).”

    Ali Şükrü (Trabzon); “-Katiyen ne namusundan bahsettim ne de askerliğinden .. Yalnız idaresinin aleyhinde bulundum. .. Paşa Hazretleri bendeniz de askerim ve askere karşı nasıl davranılacağını bilirim. Sizden istizah edemem (sorgulayamam) çünkü iş askeri bir iş değildir.”

    Gazi Mustafa Kemal Paşa (Ankara); “-Kumanda üzerinde bulunan bir askere karşı bu kadar söz söylenmez.”

    Ali Şükrü; “-Fakat bugün Vâli Vekâletinde bulunuyor. (Gürültüler) Efendim söylemem arzu edilmiyorsa söylemeyeyim.”

    Ziya Hurşit Bey (Lazistan); “-Bir Trabzon meselesi mevzu bahistir (söz konusudur); bir de kumandan. Koca Trabzon’u bir kumandana takdim mi edeceğiz (bir kumandana mı sunacağız)? Devam Ali Şükrü Bey!”

    Ali Şükrü; (Bırakın Müdafa-i Hukuk Cemiyeti idare heyetini halk seçsin, müdahale etmeyin diyor.)Tahkik (inceleme) meselesi Trabzon’dan vuku bulan (meydana gelen) şikâyet üzerine zuhur etmemiştir (ortaya çıkmamıştır). Ancak re’sen (doğrudan doğruya) hükümet-i merkeziye tarafından düşünülmüş ve meydana atılmıştır. Kayıkçılar kendi aldıkları ücretten muayyen (belirli) bir miktârını teberrû ediyorlardı (bağışlıyorlardı). Trabzonlular aleni surette 5 Şubat 1335 (1919) tarihinde Kongre akdetmişlerdir (genel kurullarını yapmışlardır).”

    Ali Bey (Karahisarı Sahip); “-Trabzon Müdafa-i Hukuk Cemiyetinin hesaplarında bir – iki mebusa da para verdikleri yazılı, bunu da izah eder misiniz?”  Sf. 325 

    Ali Şükrü Bey; “- 400 lira borç aldım. Diğer Mebus da Hafız Mehmet beydir.”         

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “-Bana da ziyâfet verdiler.”

    Ali Şükrü; “-Pek misafirperverdirler. ..Senet mukabili aldığım ve ödemek mecburiyetinde bulunduğum 400 liradır. .. Memleket uğruna yaptığım borçla ben iftihar ederim. Say’imin (çalışmamamın) semeresi (eseri) olan matbaamın dörtte üçünü sattığım halde bu uğurda yine borçluyum. Ve iftihâr ederim. (İstanbul’daki matbaasını satmış.)

    Hüseyin Avni; “-Burada bu karalamayı ortaya atmanın istizahı (gensoruyu) boğmak ve milletin sadasını boğmak meselesine mâtuf (yönelik) olduğuna ben kani ve kâil oldum (ikna ve razı oldum). Bunun burada mevzubahis (söz konusu) olması kalbime bir yara olmuştur.” Sf.327 

    (Vakit çok geç oldu diye içtimayı bitiriyorlar. Oylamada Ali Fethi Bey için ; 117 kabul, 36 red 11 çekimser oy çıkıyor.) Sf. 336  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 51, Celse: 1, – Sf. 325 ile 336 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  10 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 51, Celse:1, Reisisâni Rauf Beyefendi

    Pontus Tehciri;      

    Ali Şükrü Bey (Trabzon): “-.. Eli silah tutanların (yani Rumların) dâhile sevki için emir verildiğini beyan buyurdular, doğrudur.

    (Ali Şükrü Bey, dönemin Trabzon Valisi Hazım Bey’in eşi Pontus. Ali Şükrü Bey bu kadının Vali’yi etkileyip bazı Pontuscuların meselâ Enfiyecioğlu’nun, tehcirden etkilenmemelerini sağladığını iddia ediyor.)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 51, Celse: 1, – Sf. ? ile  arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •    10 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 51, Celse:1, Reisisâni Rauf Beyefendi

    Zabt-ı sabık hülasası yani geçmiş celselerin tutanakları okundu ve hemen gizli celseye geçildi. 

    2. ve 3. Celseler Hafidir (gizlidir):

    Söke, İtalyanlar Tarafından 13 Nisan 1922’de Boşaltılmış.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 51, Celse: 2 ve 3 Hafidir – Sf.) kitabından birebir alınmıştır.

  •    8 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 50, Celse: 2, Reisisâni Rauf Beyefendi

    Ali Şükrü Bey ve Arkadaşlarının Dâhiliye Vekili Hakkındaki İstizahı (Soru Önergesi);

    (İstizah takriri (gensoru önergesi) okunuyor, Trabzon’da askeri erkânın halka yaptığı baskı ve zulümle ilgili ve bir soru önergesi. Dâhiliye Vekili Fethi Bey ise yurtdışında çok kaldığı için memleketin durumunu bilemediğini söylüyor, açık sözlü. Fethi Bey Yahya Kâhya’nın yolsuz ve zoraki işlerinden bahsediyor. Yahya Kâhya Mustafa Suphi ve Arkadaşlarını vahşice öldüren zorbaya yapılan kanunsuzlukları sorguluyorlar) Sf. 263, 268

    Ali Şükrü Bey (Trabzon); “-..Trabzon’a gönderilen Vâli bir vâzife-i mahsusa (özel bir görev) ile gitmiştir ve Trabzon’da bir ikilik ihdas etmek (ortaya sürmek) istemiştir. .. Ben Trabzon’a gittim ki Kâhya dağa çıkmış. Aziz Çavuş vatanperver bir kişi, Yahya Kâhya’nın adamı ve çömlekçi.  Evini 160 askerle basıp Aziz Çavuş’u alıyorlar ve hapse atıyorlar. Fırka Kumandanı Sami Bey’e söyledim zorla adalete teslim ettirdim, mahkeme beraat ettirdi. Jandarma bu işin peşini bırakmıyor, Müdafa-i Hukuk Reisi Hacı Ahmet Efendi ile birlikte Valiye çıktık. Vali; Ben Sivas’ta da böyle bir işe bulaştım, ailem Sivas’a geleli 12 gün olmuştu ki Trabzon’a tayin olundum, bir şoför maaşı alıyorum dedi, Vali de askerden şikâyetçi. Ve bunlar umur-u hükümete (hükümet işlerine) müdahale ediyorlar. Bunları ezmek lâzımdır dedi. .Anadolu’da hareket-i milliyenin başlaması İzmir’in işgâlini müteakiptir (İzmir’in işgalini takip eden günlerdedir) . Bu harekât 28 Haziran 1335’de (1919’da) ilk Balıkesir Kongresiyle başlamıştır. İzmir işgalinden beş ay evvel 9 Ekim 1918’de Trabzon Kongresi yapılmıştır. .. bugün, hırsız ve namussuz denilen, resmi raporda öyle denilmişti, işte bu vatanperverlerdir. Onun içindir ki benim gayem bu adamların hukukunu muhafaza etmektir (korumaktır). .. Trabzon meselesi zorla ihdas edilmiştir (yaratılmıştır). .. … Siyasilerin bazılarının fikirlerinde doğabilen bir tevehhüm (evham, kuruntu), evet tevehhüm diyorum, maalesef memlekete ikilik sokacak bir mahiyet (içerik) arz etmiştir. … hapsedilen Aziz Çavuş gibi kahramanlarla sahilleri tutmuşlar bir çok eslah (silahlar) ve cephâneyi içeriye taşımışlardır hatta toplar da dâhil. Vali (Galip Bey) Hürriyet ve İtilaf’a (İttihat ve Terakki partisinin rakibi olan parti)  mensup olduğu halde bu işler yapılmıştır..” (Ali Şükrü Bey, Batum’u işgal eden askerleri Trabzon Müdafa-i Hukuk Cemiyetinin giydirip silahlandırdığını da anlatıyor. Ve anlatmaya devam ediyor;)

      Ali Şükrü Bey (Devamla); ” .. daha Trabzon’a geleli üç gün olduğu halde .. Sabit Sami Bey bu zevatın fena (kişilerin kötü) olduklarına derhal hükmetmiş ve haklarında tâkibata kıyam etmiştir (soruşturmaya kalkmıştır).  .. Kâhya’yı bir tevehhüm (vehim, evham) üzerine tevkife kıyam etmişler (tutuklamaya kalkmışlar). .. Kâhya, kardeşi Zekeriya ve 5-6 kişiyi yakalayıp Kars’a gönderiyorlar. Oradan Sivas’a mahkemeye göndermişler, mahkeme berat ettirmiş, yolda çişlerini yapma izini vermemişler, arabada mendillere işemişler. Ve Müdafa-i Hukuk Cemiyeti şikâyetçi olmuş. … Kâhya mahkemeye çıkıyor, birisine mektup yazmış, Enver Paşa’ya yazmış güya, müddeiumumî (savcı) bu mektubun sahte olduğuna karar verince Kâhya serbest kalıyor. Bir akşam apar topar gemiye bindirip Samsun’a yolluyorlar, Samsun Mutasarrıfı serbest bırakıyor. Ben Kâhyayı Samsun’da serbest dolaşırken gördüm.”  Sf. 276

    (Ali Şükrü Bey anlatmaya devam ediyor; Kâhya Yahya Trabzon Müdafa-i Hukuk Cemiyeti namına ihracattan para alıyormuş, bunu bütün Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri de yapıyor diyor. Bu arada Dâhiliye Vekâleti Müdafai Hukuk Cemiyetini tetkik için Ali Sait Paşa’yı görevlendiriyor. Oysa cemiyetin tüzüğüne göre tetkik organı kongresidir diyor. Ama defterleri teslim ettik diyor. Ve devam ediyor;)

      Ali Şükrü; “-Efendiler, Trabzon’u İstanbul’a mal etmek (İstanbul hükümetine yakınlaştırmak) isteyenleri, hatta şehir yanmasın diye İngilizlere arz-ı teslimiyeti (İngilizlere teslim etmeyi) düşünenleri Ali Sait Paşa’nın yanında gördüm. Bunlar maalesef Trabzonludur.   .. Efendiler bu tarzda vergi almayan, resim (vergi, gümrük vergisi) almayan hangi Müdafa-i Hukuk Cemiyeti vardır. (Hepsi Almıştır sadaları) .. bu resim cibâyeti (vergi alımı) 40 gün devam etmiştir. .. Koyun vs. mevâşi (küçükbaş hayvanlar) ihracatından Resim (vergi) alınmıştır. İthalattan alınmamıştır.. Bilir misiniz ki Müdafa-i Hukuk bu resim cibâyetine (vergi alınmasına) başlamazdan evvel Şark Cephesi bunu Trabzon’da vaz etmiştir (bu kuralı koymuştur). Cemiyet cephenin koyduğu resmi (vergiyi) aynen almaya devam etmiştir. Evet, Efendiler bu resim vaz’ına (vergi konulmasına) ilk evvel Şark Cephesi emir vermiştir. Bunun çoğunu da Cemiyet’in azaları almıştır. .. Sonra bu resim kaldırıldı, askeriye ve Kâhya devam etti, Müdafa-i Hukuk bu işte yok. Kâhya parayı kayıkçılar locasına yatırmış sonra Müdafa-i Hukuk ile Kâhya’nın arası düzelince parayı Cemiyet’in kasasına vermemiş ama onların istediği yerlere harcamıştır. .. Niçin diğer Müdafa-i Hukuklardan hesap sorulmamıştır?  .. daha ileri gideceğim; Heyet-i Temsiliye hesap vermiş midir hangi kongreye hesabını vermiştir? Fakat bundan suiistimal (yolsuzluk) mevcuttur iddiasını dermeyan etmek (açık etmek) istemiyorum.  .. Halil Paşa, evet, Trabzon’a gelmiştir, fakat Halil Paşa Hükümetin mazhar-ı itimadı (güvenini sağlamış) bir adam idi… ” 

    Hüseyin Avni; “-.. âlet (hükümetin kullandığı biri) idi vaktiyle. Azerbaycan’da vâki olan hizmetleri (!) nasılsa unutulmuş.”

    Ali Şükrü Bey; “-Bir vakitler Halil Paşa’nın çıkması istenmiş idi. Hükûmet emretti diye Müdafa-i Hukuk ta bu hususta hükümete müzahir (yardımcı) olmuştur. Halil Paşa bu memleketin bir jeneralidir. .. bu adam gelmiş Fırka Kumandanının karşısına; “Ben Rusya’ya gideceğim fakat cebimde on param yoktur.” diyor. .. Fırka Kumandanı da “Benim param olsaydı verirdim, fakat maalesef yoktur. Hacı Efendi siz verir misiniz?” diyor. Bunun üzerine Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Halil Paşa’ya 600 lira verirse cinayet mi yapmış olur?”  Nuri Paşa’nın adamı olan Azerbaycanlı bir kahraman adama da 200 lira vermiş. Bu heyet Hükümetin seçtiği bir heyet midir ki, hükümet hesap istiyor?”

      Hüseyin Avni; “-Hükümet manevrasıdır bunlar, zamanında Babıâli de böyle yapar imiş.”

      Ali Şükrü Bey Devam Ediyor; “-3 Mayıs1338’de (1922’de) Dâhiliye Vekili Fethi Bey Vilâyete tel çekiyor, gerekiyorsa mahkemeye ver diyor. .. mücahedât-ı milliyenin (milli gayretlerin) sonunda ve hizmet yolunda mahkemeye gitmeyi şeref addedeceğimizi (alkışlar) ilave ile, halk hükümetinin Dâhiliye Vekili olduğunuzu hatırlatmayı da faydalı bulurum. (Bravo sesleri) Müdafa-i Hukuk Riyaseti ve azalığı hayatında vazife-i milliyesine tamamıyla vakf-ı nefs etmiş (nefsini, kendisini bağışlamış) iki kişi tanıyorum: Birisi Cemiyet Reisi merhum Şefik Bey, biri de şimdi hırsız denen (hâşâ sesleri) Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Hacı Ahmet Efendidir. Şefik Bey İstanbul’un en büyük tüccarlarından biri idi. .. Heyet istifa etmiş ancak yenisi seçilinceye kadar göreve devam etmeleri gerekiyor. Dâhiliye Vekâlet-i Celile’si tarafından Vali vekili olan Fırka Kumandanı; bir heyet-i müteşebbise (girişim heyeti) yapın diye emir vermiştir. Sonra hatalı olduğunu anlayıp bu kararından vaz geçmiştir. Sonra da Belediye’nin seçim yapmasını emrediyor, bu da yanlıştı .. Hükümetin karışması fuzuli bir müdahaleden başka bir şey değildir.”

    Hüseyin Avni; “-Babıâli zihniyeti, üstü açık komitacılık, halkçılığın zıddı!”

    Ali Şükrü Bey; “-.. Matbuat Müdir-i Umumisi olan Ağaoğlu Ahmet Bey, Kars Erzurum târikiyle (yoluyla) Trabzon’a geldiği zaman Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nde bendenize demiştir ki; Ali Şükrü Bey sen Enver Paşa’ya bir mektup yazmışsın. Tabiatıyla şaşırdım! Yalnız sen değil birkaç arkadaş. .. Güya biz Enver Paşa’ya demişiz ki; Bu işin recûlü (reisi) sensin, er geç sen gideceksin, Mustafa Kemal Paşa Hazretleri de bu işe muteriftir (kabahatini bilmektedir) Fakat şimdi zamanı değildir. Dedim ki; Bunu kimden işittiniz?  Kâzım Paşa Hazretlerine Trabzon’dan çekilmiş bir telgrafı kendim okudum dedi. Bu gibi telgraflar, geçen gün bahsi geçen TPH’ler yok mudur? İşte bunların uydurmasıdır. İşte memleket böyle idare ediliyor. Başka şeyleri de hafi celselerde söyleyeceğim.”

    (Opr. Emin Bey vakit geçti celseyi bitirelim diyor, Reis de buna teşne (yatkın), Mehmet Şükrü ve Hasan Basri Beylerin baskısı sonucunda bu konunun görüşülmesine devam ediliyor. Sf. 268-289  

    Dâhiliye Vekili Ali Fethi Bey; “- Zan ve şüphe altında ifay-ı vazîfe edecek (görevini yapacak) vekillerden değilim. Bu iş sürüncemede kalmasın.”

    Hüseyin Avni Bey; “-.. Vilâyat-ı Şarkiye Kongresi (doğu vilâyetleri kongresi) teşekkül ettiği zaman, şahıslar elinde bâziçe (oyuncak) olmamak için çırpınıyordu. .. Biz öteden beri adam büyütmek için manevra yapmıyoruz. .. Bizi zaafa dûçar eden (düşüren) saraylar, saltanatlar, Paşalar, yaverler bilmem neler, bunlardan da artık yakamızı sıyıracağız, dünyada bütün beşeriyete (insanlığa) hakkımızı tanıtarak, biz de kürre-i arzda (yer küresinde, dünyada) herkes gibi yaşayacağız diye isyan etmiştik. İşte benim ruhum, içim budur. Fakat bugün o cemiyetler, fertlerin efkârına (fikirlerine) hizmet ettirilmek isteniyor.” (Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti nâmına bir imza ile Mustafa Kemal Paşa imzası ile bu örgüt beş kişilik bir heyet tarafından idare edileceği kararlaştırılıyor diyor.) “Halbuki bunlar Heyet-i Umumiye’mize merbuttur (bağlıdır). Bu heyet-i idare onların gayesini istihdaf edecek (hedef alacak) kudrete mâlik değildir.”

    Selahattin Bey; “Bravo! Bravo!”  (Bravo sesleri)

    Hüseyin Avni Bey; “- .. Biz diyoruz ki, veçhe almayan (Meclis’ten yönlendirilmeyen) vekilin her hareketi gayrimeşrudur. Sonra Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerine bir vaz’ı hususi (özel bir pozisyon) vermek lâzım gelirse o da Meclisin vazifesidir. Bu, sellemehüsselâm (rastgele) filan vekilin, filan Paşa’nın, filan beyin işi değildir. Biz size o salahiyeti (yetkiyi) vermedik. Burada üç yüz kişi bu gayenin kurbanıdır. ..O ihtilâsı (zimmetine para geçirme işini) yapmış olan adamların her birisi o kumandanların sıkleti (ağırlığı) kadar bu memlekete nakden (parasal olarak) fedakârlıklar eder ve etmiştir. Onların nâsiyesine (alınlarına) hırsızlık mı sığar? Asla! Felâketli günlerde bunların hiç biri yoktu, onlar vardı. Sonra gelenler şimdi bizi mi kovuyorlar? Şayet vaziyeti kavrayamıyorsanız, eğer maksadınız istibdat (baskı düzeni) ise ya bize vedâ edin veya istibdada ..  İstibdadı çekseydik, fuzuli emir ve fermanlara boyun eğseydik Padişahın istibdadını çekerdik. (bravo sesleri, alkışlar)

    Ziya Hurşit Bey; “-.. yüz binlerce, iki yüz binlerce liralık hesaplar biliyoruz ki, biz burada, Ankara’nın içinde… henüz tahkik edilmemiştir (incelenmemiştir). (Bravo) Halil Paşa ve Küçük Talat Paşa Trabzon’da iken, hükümet vehime (kuruntuya) kapıldı ve Müdafa-i Hukuk Cemiyeti adamlarına hücum edildi. .. çeteler kanunu tatbik edildi. Köyler taharri edildi (arandı). .. Filan mahkeme şu tesir altındadır dediler ve bu yüzden bu adamları birçok yerlerde dolaştırarak en nihayet sevk edildikleri mahkemede berat ettiler. .. Bir zabit (subay) Mebus Celal Bey’in evine girmiş, bu konudaki şikâyet mektubunun kenarına Vali Vekili şöyle yazmıştı; “Bu zat yani zabit, memleketin içtimaiyatına (sosyal durumuna) vakıf olmadığından bu eve girmiştir”. Acaba Beyefendi hangi memleketin içtimaiyatında bir evden içeriye sellemâhüselâm girmeyi görmüştür? Bunu Hotantolar bile meneder. .. Bir adam gemiden iskeleye çıkacak, ona; sen şu iskeleden çıkacaksın diyorlar o da böyle bir yerden çıkıyor.  O adam tek bir kişi, bu adamı tevkif için 15 tane süngülü iki mülâzımla (teğmenle) birden gittiler, ben de gözümle gördüm.

    Dâhiliye Vekili Ali Fethi Bey; “Kimdir bu adam?”

    Ziya Hurşit; “- Kâhya Yahya Efendidir ve üzerine giden de (P) amiri Binbaşı İzzet Beydir.” Sf; 295

    Dâhiliye Vekili Ali Fethi Bey; “-..benim kendi konturatom tahtında (sözleşmem altında) bulunan bir eve bir zabit kış ortasında zorla girmiştir ve bende bunun hakkında mahkemeye müracaat etmiştim. Başka bir şey yapmamışımdır.” Sf. 298-299

    Reis Gürültüler arasında kifayet-i müzakere kararı aldı.

    3.Celse Hafidir: Hiçbir bilgi yok.

    4. Celse. Reisisani Hüseyin Rauf Beyefendi. Sf. 305

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 50, Celse: 1,2, 3 Hafidir, 4 ,(Sf. 263 ile 305 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  8 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 50, Celse:1, Reisisâni Rauf Beyefendi

    Hüseyin Avni Bey Ankara Yunan’a Barış Teklifi Götürdü mü Diye Soru Önergesi Veriyor:

    Yunan Gazetelerinde Ankara’nın Yunanistan’a bir sulh teklifi götürdüğünü, Yunan tarafının bu teklifi kabul etmediğini yazıyorlar, bu doğru mudur diyor. Hâriciye Vekili böyle bir şey yok diyor. Sf.260

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 50, Celse: 1, – Sf. 260) kitabından birebir alınmıştır.

  •    8 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 50, Celse:1, Reisisâni Rauf Beyefendi

    Heyet-İ Vekile (Hükümet) Samsun’da Örfi İdare (sıkıyönetim) İstiyor;

                “TBMM Riyâset-i Celile’sine

      Bugün 7 Haziran 1338 sabahı, Samsun limanına gelen Yunan Filosu Amirali tarafından mutasarrıflığa verilen ültimatomda makam-ı harbiyenin Yunan zabitanı (subayları) muvacehesinde (yüzlerine karşı) tahribini ve aksi halde .. Lahey İkinci Konferansının 10 Maddesi mucibince (gereğince) hareket edileceği .. “

    (Bundan dolayı muvakkaten (geçici bir süre için) sıkıyönetim ilanını istiyoruz diye bitiyor.)

    Hüseyin Avni; “-.. Samsun’a 450 mermi atıyorlar. Bunu Samsun’a değil beşeriyetin vicdanına atıyorlar.” (Ve ortamı sakinleştirip, Hıristiyanlara yönelik nefret duygularını da azaltıyor. Örfi İdareye gerek yoktur diyor.)  Sf. 252

    On beş günlüğüne örfi idare kabul edildi. Sf. 254

    İstanbul Mebusu Şükrü Bey’in Meclis’e Takdimi (sunulması): Sf. 255    

    Hacı Şükrü Bey (Diyarbekir)(Takrir Sahibi); “-..Celalettin Arif Bey Roma’ya gittiği halde Cami Bey artık neden gelmiyor? .. Telgraf çekmiş üç ay geçtiği halde gelmiyor! Câmi Bey’in birçok suiistimalâtı (yolsuzlukları) vardır. … Gelmeyecekse, tarih nazarında millete karşı Câmi Bey’in ne kıratta bir adam olduğunu söyleyeceğim ve Câmi Bey’i oraya gönderenleri muaheze edeceğim Azarlayacağım) ve taht-ı mahkemeye (muhakeme altına) alınmasını talep edeceğim. (Çok doğru sesleri)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 50, Celse: 1, – Sf. 252 ile 260 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •   7 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 49. Celse:1, Reisisâni Vekili Musa Kâzım Efendi.

    Salih Efendi’ye On beş Gün Ceza Uygulanması Meselesi;

    (Salih Efendi bir takrir vererek kendisine uygulanan meclisten tard cezasının hatalı olduğunu belirtiyor. Hüseyin Avni Bey bir hâkim gibi Salih Efendi’nin ihtar cezasını hak ettiğini ama tard cezasını hak etmediğini söylüyor. Rauf Bey ise meclis bu cezayı kaldırırsa ben de bu görevden istifa ederim diyor. Reis meseleyi gürültüye getirip cezayı ipka ediyor (yerinde bırakıyor). Sf. 219, 223  

    2.Celse: Reisisâni Musa Kâzım Efendi.

    Nevâhi Kanunu Görüşülüyor;

    Kanunun 31, 32, 33, 36, 38, 39, 42, maddeleri görüşüldü. Sf. 239

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 49, Celse: 1, – Sf. 219 ile 239 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •    5 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 48, Celse:1, Reisisâni Rauf Beyefendi

    Emniyet-i Umumiye Bütçesinin Görüşülmesi  

    … Ali Şükrü Bey; “- .. Eskişehir’de meyhane ve hatta umumhâne (genelevi) açtığı için polis meslekinden tard edilen (atılan) bir adam Samsun’da merkez memuru olmuştur. Şimdi de reji (gümrük) memuru oldu.” Sf.193

    2.Celse: Reisisani Hüseyin Rauf Beyefendi.

    Emniyet-i Umumiye Bütçesinin Görüşülmesine Devam:

    … Nusret Efendi (Erzurum); “- …Topal Osman Ağa kuvvetinden bir kısmı şekâvet icrâ ediyorlardı (eşkıyalık yapıyorlardı). Bunlar derdest edildiler mi (yakalandılar mı)?” 

    (Hüseyin Avni Bey ortalık hafiye dolu diyor, Dâhiliye Vekili Fethi Bey kesinlikle yoktur diyor.) Sf. 202  Hüseyin Avni; “-  ..demek ki, bu gibi cüretlerde bulunanların hareketleri kendi namussuzluklarıdır.”

    (Selahattin Bey mevcut polis teşkilâtında 1.266 polis varmış, bunlar çok câhil ve bilgisizdir diyor.) 

    Dursun Bey (Çorum); “-…ne polis üniformasıyla, ne jandarma üniformasıyla bir takım müsellâh (silahlı) eşhas (şahıslar) hatta Meclis’in harîmine (en özel yerlerine) kadar giriyorlar. Bunlar nereye merbuttur (bağlıdır)?  Bunlar nedir? Bağlarda vesairede dedikodular oluyor. Birçok emniyetsizliği mûcip oluyor (güvensizliğe sebep oluyor).”

    Dâhiliye Vekili Fethi Bey; “-Anlayamadım Efendim!”

    Dursun Bey (Devamla); “-Laz çeteleri!”

    Dâhiliye Vekili Fethi Bey; “-Laz çeteleri yoktur, yalnız Reis Paşa Hazretleri’nin muhafazası için bir kıta-i askeriye (askeri birlik vardır, Laz Topal Osman’ın birliği) vardır. Bunların elbisesi Laz elbisesidir. Bunlara çete demek katiyen câiz değildir. Bunlar vazife-i askeriyelerini îfa ediyorlar (askeri görevlerini yerine getiriyorlar”   

    Dursun Bey (Çorum); “-.. bu üniforma ne zaman kabul edildi? Müdafa-i Milliye bunu kabul etti mi? Yoksa bunu kabul eden Jandarma Dairesi midir? .. Bunlar nereye merbuttur (bağlıdır)?”

    Dâhiliye Vekili Fethi Bey; “-Bu üniformanın kabul olunduğu zamanı bilmiyorum. Bunlar saded (gündem, söz konusu olan şey) haricidir.”

    Selahattin Bey (Mersin); “-Bunlar jandarma mıdır? Asker midir?”   

    Dâhiliye Vekili Fethi Bey; “-Asker addedersem pek büyük bir kusur olmaz zannederim.”

    Selahattin Bey; “-.. bu kıtanın mesulü doğrudan doğruya zatıâlinizdir.”      

    Dâhiliye Vekili Fethi Bey; “-Tabii efendim bendenizim.”

    Mehmet Şükrü Bey; “-.. şimdi bu T-H teşkilâtı nereye merbuttur?”  

    Dâhiliye Vekili Fethi Bey; “-Efendim T-H teşkilâtı, zabitanların (subayların) ahvâl (durum) ve hüviyetini (kimliklerini) tetkik için olduğunu arz etmiştim. Dâhiliye Vekâletine merbut (bağlı) olamaz, ya Erkân-ı Harbiye-i Umumiye veya Müdafa-i Milliyeye merbut olması lâzım gelir.” Sf.203, 205

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 48, Celse: 1, – Sf. 193 ile 205 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •    8 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 50, Celse:1, Reisisâni Rauf Beyefendi

    Önemli Bir Soru Önergesi:

                “Riyaset-i Celile’ye;

      Nihat Reşat Bey nâmında bir zâtın (isminde bir kişinin) İngiltere Parlamentosunda Encümenlerin birinde, İngiliz mebuslarına karşı vuku bulan (gerçekleşen) beyanatının (açıklamasının) bir fırkasında (kısmında); Trakya’nın müstakil (bağımsız) ve bîtaraf (tarafsız) bir devlet hâlinde kalmasında ve boğazların itilaf kuvayı askeriyesi (birinci Dünya savaşında galip gelen devletlerin askeri güçleri) tarafından işgaline Ankara’nın muhalefet etmeyeceğine dair söz söylediği… görüldü.  Hâriciye Vekâleti Nihat Reşat Bey’e salahiyet (yetki) vermiş midir?

                Edirne Mebusu Şeref, Kars Mebusu Cavit 3.6.1338″

    Hâriciye Vekili Yusuf Kemal Bey bundan haberim yoktur bu haber Daily Telegraph Gazetesinde çıkıyor. Sf.258

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 50, Celse: 1, – Sf. 258) kitabından birebir alınmıştır.

  •    4 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 47, Celse:1, Reisisâni Rauf Beyefendi

    Emniyet-i Umumiye Bütçesinin Görüşülmesi; (Emniyet Genel Müdürlüğü Bütçesi)        

    … Hüseyin Avni Bey; “-Alanya’da polisin maaşı daha az. … Bizim polisler amirlerine dalkavukluk yapar… onun nazarında herkes mücrim (suçlu), hele taşralardaki bazı polis efendiler bir imparator keyfi sürerler.”

    Mehmet Şükrü; “-.. Bu teşkilât her mebusun arkasına hafiye (ajan, dedektif) takılmak için mi yapıldı?”

      Rıfat Bey (Tokat); “- .. Tokat’ta Rum eşkıyası bir taraftan, Türk eşkıyası bir taraftan, jandarma, asker bir taraftan köylüleri soyuyor. … Ne var ne yok hep yediler.”  Sf.177

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 47, Celse: 1, – Sf. 177) kitabından birebir alınmıştır.

  •    25 Mayıs 1338 (1922) tarihinde İçtima: 45. Celse:1, Reisisâni Vekili Musa Kâzım Efendi.

    Kereste Verilmesi Hakkındaki Kanun Teklifi Tehir Edildi.  Sf. 96  

      Askeri Temyiz Mahkemesi (Askeri Yargıtay) Kanun’u Kabul Edildi. Sf. 108

    3 Haziran 1338 (1922) Tarihinde 46. İçtima 1.Celse: Reisisani Hüseyin Rauf Beyefendi.

    Bu arada kullanılan çok uzun bir tatil var, Ramazan ve Bayram tatili olmalı.  

    2. Celse. Reisisâni Musa Kâzım Efendi.

    Nafıa Vekili Fevzi Bey İzinli Onun Yerine Vekil Seçilecek.

    (Mustafa Kemal’in gösterdiği 7-8 kişinin arasından seçilecek.) Sf. 127  

    Mehmet Vehbi Bey Meclis Birinci Reis Vekilliğine seçildi.

    (Nafıa Vekili 2. intihapta da seçilemedi. Hüseyin Avni Bey yine namzet usulüne yani Kemal Paşa’nın gösterdiği adaylar arasından seçim yapılmasına karşı çıktı.) Sf. 129

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 45 ve 46 Celse: 1 ve 2 – Sf. 96 ile 129 arası) kitabından birebir alınmıştır.

     

  •  4 Haziran 1338 (1922) tarihinde İçtima: 47, Celse:1, Reisisâni Rauf Beyefendi

    Nafıa Vekili Seçimi Tartışılıyor: (Hüseyin Avni Bey, biz istediğimizi vekil seçeriz, namzete (aday gösterilmesine) gerek yok diyor. Mehmet Şükrü Bey de onu destekliyor, Ali Şükrü Bey korkmuş olmalı.) Sf.152  

    Ziya Hurşit Bey; “-Hemen Heyet-i Vekile’nin Teşkili Hakkındaki Kanunu görüşelim, bu işi düzeltelim. Bu namzetlik (Meclis başkanının aday göstermesi) işi meclisin salahiyetini takyit ediyor (sınırlıyor).”

    (Salih Efendiye bu konudaki sert çıkışlarından dolayı 15 gün içtimalara katılmama cezası verildi. Selahattin Bey de Hüseyin Avni Bey’i destekleyen konuşma yaptı. Hüseyin Avni Bey Mustafa Kemal Paşa’nın bu namzetlik Kanunu’nun ilgası hakkında bir takriri var onu görüşelim bu işi bitirelim diyor.) Sf.156

    2. Celse. Reisisani Hüseyin Rauf Beyefendi.

    Reis; “-Nafıa Vekâleti Vekilliği intihabı, reye iştirak 178, İstanbul Mebusu Dr. Adnan Bey 92 rey ile intihâb edildi (seçildi).”

    Ziya Hurşit; “-Reis Bey müstenkif (çekimser) ne kadardır?” 

    Reis; “-Altmış iki müstenkif (çekimser) vardır.” Sf.163

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 47, Celse: 1, – Sf. 152 ile  arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •    18 Mayıs 1338 (1922) tarihinde İçtima: 45, Celse:1, Reisisâni Rauf Beyefendi

    2. ve 3. Celseler Hafidir:

    Aşağıdaki Notlar internetten alındı sayfa numaraları yok.

    Pontus Meselesi Gizli Celsede Görüşülüyor:

    Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey ve Rüfekasının (arkadaşlarının) Pontus meselesi ve Trabzon Müdafai Hukuk Cemiyetine Dair Dâhiliye Vekili Fethi Okyar Beyden İstizah Takriri (Soru Önergesi);

    Ali Şükrü Bey, Trabzon ve civarının askeri yetkilisinin, keyfi icraat yaptığı, tutuklamalar, hapis, evlere saldırma, halkı tehdit, yolları kapatmak gibi işler yaptığını söylüyor.

    Trabzon’da sahildeki Hristiyanların iç kesimlere tehcirinden bahsediyor.  

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celile’sine

    Dâhiliye Vekili Fethi Beyefendinin, kanaati âcizanemce (acizane düşünceme göre) memleketi maatteessüf (üzülerek söyleyeyim ki)  lâyıkıyla tanıyamaması ve halkın ahvali ruhiyesine (ruhsal durumuna) vakıf bulunmaması ve hatta uzun müddet memleketten uzakta bulunması dolayısıyla da teşkilâtı hazırai umumiyemizin (mevcut genel örgütlenmemizin) teferruatını (ayrıntısını) kavrayamamış bulunması yüzünden, bugüne kadar nazarı müsamahası (hoşgörülü bakışları) önünde cereyanına müsaade ettiği (oluşmasına izin verdiği) kanunsuz, yolsuz ve istiklâl mücadelemizin ruhiyle gayri kabili telif (açıklaması mümkün olmayan) icraatın (çalışmasının) bir müddet daha devamını menafii milliyemize (milli yayarlarımıza)  bilkülliye mugayir (tamamen aykırı) gördüğümden, atideki (gelecek olan, aşağıdaki) on bir maddenin miri mumaileyhten (ilgili devletliden)  müstacelen (acilen) istizahını (cevaplanmasın) teklif ederim.

    1. Dairei intihabiyem (seçim bölgemin) merkezi olan Trabzon şehri ile havalisi askeri kumandanının icraatı keyfiyesi (keyfi icraatı) neticesi (sonucu) olarak gayri kanunî tevkifat (yasa dışı tutuklamalar), hapis, mesakine taarruz (evlere saldırmak), halkı müsellehan tehdit (silahlı biçimde tehdit) ve muayyen (belirli) zamanlarda umumî ve hususî tarikleri set (genel ve özel yolları kesmek) suretiyle de gerek şehir dâhilinde ve gerek şehir ile mülhakat (bağlı birimleri) arasındaki müruru uburun (gidiş gelişin, trafiğin) tevkif (tutulmak) ve muamelatı nasıl tatil edilmesi. Bu maddeye müteferri vekayiin (ayrıntılı olayların) birer misali berveçhiati (aşağıda) tespit edilmiştir.

    2. Yumra nahiyesinin Şane karyesi (köyü) muhtarı Aziz Çavuşun gayrı kanuni (yasadışı) olarak tevkif ve kalede hapsi, bilâhare tarafı acizanemden (daha sonra benim tarafımdan) vuku bulan (gerçekleştirilen) teşebbüs (girişimim) üzerine ciheti mülkiyeye (sivil idareye) teslimi ve müddeiumumiliğin (savcılığın) meni muhakeme ve tahliye (mahkeme edilmemesi ve serbest bırakılması) kararına rağmen tekrar kumandanlık tarafından tevkif (tutukluluk) ve kalede hapsi.

    3. Mesakine taarruza (meskene tecavüze) misal olmak üzere rüfekamızdan (arkadaşlarımızdan) Trabzon Mebusu Celâlettin Bey’in hanesine zabitlerin (subayların) girmesini ve mahdumu (oğlu) Bedri Efendiyi tehdidini ve Yumra Nahiyesi karyelerinden(köylerinden) birçoğunda girilmedik hane kalmadığını zikr ile iktifa ederim(söylemekle yetinirim).

    4. Değirmendere’de bir bakkaldan piyasanın dununda (altında) bir fiyatla şeker almak isteyen bir zabitin (subayın) bakkalın muvafakat etmemesi (uygun görmemesi) üzerine bakkalı tehdidi ve tahaddüs eden (meydana gelen) münakaşai lisanîye (sözlü münakaşa ile) üzerine istishap ettiği (birlikte olduğu) dört müsellah (silahlı) neferi (erleri) siperlere yatırmak suretiyle tehdidatı müsellehada (silahlı tehditlerde) bulunması.

    5. Şehir dâhilinde vesika yoklamak (kimlik kontrolü) bahanesiyle hem de alaturka saat on bir, on bir buçukta bütün müruru ubur (geliş – gidişin, trafiğin) ve münakalatın (nakliyelerin) tatil edilmesi.

    6. Değirmendere yolu gibi Trabzon’dan Erzurum’a giden bir şehrahı kat’ etmek (ana yolu kesmek) suretiyle şehirle mülhakat (bağlantıları) arasındaki muvasalanın (ulaşımın) uzun müddet tevkif ve tatil edilmesi.

    Madde 2. Bütün bu yolsuz ve halkı ezici muamelât (işlemler) neticesi olarak merkeze vuku bulan şikâyet üzerine Trabzon’a izam edilen (gönderilen) tahkik (araştırma) heyetinin tahkikatından (araştırmasından) henüz bir netice çıkmaması.

    Madde 3. Erzurum, Sivas Kongreleri mukarreratına tevfikan (kararlarına dayanarak) intihap edilmiş (seçilmiş) ve memlekete ifa ettikleri hidematı mebrure (yararlı hizmetler) herkesçe malum ve müsellem (açık) olan Trabzon Heyeti Merkeziyesi muamelâtının (işlemlerinin) sarahati kanuniye hilâfında (açık kanun hükümlerine rağmen) Hükümet tarafından tetkik ettirilmesi (incelettirilmesi).

    Madde 5. Trabzon Müdafai Hukuk Cemiyeti Heyeti Merkeziyesi’nin muamelât ve hesabatını (işlemlerini ve hesaplarını) tetkike memur edilen heyetin tetkikatını garazkârane bir mecrada sevk etmek istediğini (heyetin incelemesini kötü niyetli bir yolda götürmek istediğini) fark ve derk eden (fark ederek anlayan) Heyeti Merkeziye Reisi ve azaları pek buhranlı geçen şu son seneler zarfında (içerisinde) ifa edegeldikleri (yürüte geldikleri) hidematı vatanperveranenin (vatanseverce hizmetlerin) makûs (kötü) bir tecellisi (görüntüsü) olarak telâkki ettikleri (algıladıkları) bu nalâyık (lâyık olunmayan) ve haysiyetşikenane muamele (onur kırıcı işlem) üzerine derhal istifa ettikleri halde istifaları kabul edilmeyerek birçok aylar sonra ortada mevcut nizamnamenin (yönetmeliğin) sarahati katiyesine (açık kesinliğine) rağmen Vali; Vekili tarafından teşkil edilen bir heyeti müteşebbiseye (girişimci bir heyete) devri muameleye icbar edilmeleri (devir işlemine zorlanmaları) ve hatta Müdafaai Hukuk Heyeti Merkeziyesi’nin hiç bir sıfat ve salâhiyeti (yetkisi) kalmadığı yolunda karakollara kadar emirler vermek, ilânlar yapılmak suretiyle memleketin bu güzide, vatanperver ve hamiyetli evlatlarını tezlil (aşağılama) ve tahkire kıyam edilmesi (hakarete kalkışılması)  

    Madde 6. Alelhusus (özellikle, hele) Trabzon meselesi namı (adı) altında hiç yoktan ihdas edilen (yaratılan) meselede şahsen alâkadar olan (şahsi olarak ilgilenen) Fırka Kumandanı, epey zaman evvel merciince (yetkililerince) başka bir mahalle tayin edildiği ve yerine diğer bir kumandan gitmiş bulunduğu halde Vali vekili sıfatıyla hâlâ Trabzon’da bırakılarak kendi hakkında belki de pek muhik (haklı) bir surette şikâyet etmiş olan Müdafaai Hukuk Heyeti Merkeziyesi azalarının yine bir kumandan vasıtasıyla manen (manevi olarak) ezdirilmek istenilmesi.

    Madde 7. Bir lüzumu siyasî (siyasi lüzum) üzerine merkezce sahilden dâhile (iç kesimlere) nakilleri emredilen Hıristiyanlardan asıl tehlikeli olan bazı münevver (aydın) kimselerin Trabzon’da alıkonulmaları ve bazılarının da İstanbul’a gitmelerine müsaade edilmesi.

    1. Merkezden verilen emre tebaan (tabi olarak, uyularak) Akçaabat Kazasının Trabzon tarikiyle (yoluyla) dâhile sevk etmek istediği ve biraderi Amasya İstiklâl mahkemesince idama mahkûm edilmiş bulunan Enfiyecioğlu, Vali tarafından kafileden alınmak suretiyle ve Akçaabat kazasının itirazlarına rağmen Trabzon’da alıkonulmuştur.

    2. Mondros mütarekesinden (ateşkes antlaşmasından) sonra Trabzon’da cereyan eden bir muhakeme esnasında «Şimdiden sonra Türklerin buralarda hakkı hayatı yoktur, buraları Pontus Hükümetine aittir» diyen ve bu ifadesi mahkeme kuyudatında (kayıtlarında) bulunan genç bir komitacı (Dava Vekili Afrididi) nin İstanbul’a gitmesine müsaade edilmiştir.

    Madde 8. Hükümet, yine bir lüzumu siyasî (siyasi gereklilik) üzerine bu güne kadar Rumların harice gitmelerine müsaade etmediği halde son zamanlarda Samsun’a giden Dâhiliye Vekili Beyin bir hayli Rum ailelerinin İstanbul’a gitmelerine müsaade itmesi ve mazharı müsaade (izin lütfuna eren) olan ailelerin Yelkenci oğulları, Andavallı oğulları ve Enfiyeci oğulları gibi hem pek zengin, hem de Pontusculuğun pişvalarından (liderlerinden, önderlerinden) olan ve erkânından bir kısmının Amasya İstiklâl Mahkemesinde ihanetleri tahakkuk edip (karara bağlanmış) cezalarını gören ailelerden olması.

    Madde 9. Trabzon’da hadis olan mesaili (yaşanan meseleyi) yakından tetkik etmek üzere Trabzon’a giden Dâhiliye Vekili Beyefendi’nin halk ile zerre kadar temasa lüzum görmeksizin yalnız Vali vekili olan Fırka Kumandanı beyle görüşmekle iktifa etmesi (yetinmesi).

    Madde 10. Bilhassa (özellikle) Pontuscu Rum eşkıyasının defi mazarratı (zararlarını ortadan kaldırmak) maksadıyla Canik (Samsun) havalisine azimet etmiş (yönelmiş) olan Dâhiliye Vekili Beyefendi avdetinde (dönüşünde) o havali mebuslarına ancak sekiz yüz kadar ve müteferrik (çeşitli) mahallere dağılmış Rum eşkıyası mevcut olduğunu söylemesine rağmen Tokat havalisinde ve hatta Tokat şehrine iki üç saat mesafede bulunan çok İslam köylerinin ve bu eşkıya tarafından yakılması ve el’an (hâlen) bu şakilerin (eşkıyaların) Erbaa ve Samsun havalisinde – hatta Samsun’a girmeği göze aldıracak derecede cüretkârane bir şekilde – icrayı şekavet (eşkıyalık yapmaları) ve melanet etmeleri (lânetlenecek işler yapmaları).

    Madde 11. Sureti mahsusada (özel surette) Canik havalisindeki şekaveti men maksadıyla (eşkıyalığı yasaklamak amacıyla) o havaliye seyahat etmiş olan Dâhiliye Vekili Beyefendinin icraatı hakkında şimdiye kadar Meclisi Âliye izahat (açıklama) vermemesi ve bu sükûta (suskunluğa) son Ilgaz hadisesinin delâlet (şahitlik) ettiği manayı müessife (üzücü anlam) de inzimam edince (eklenince) vuku bulan seyahatin boş ve sırf zait bir kalem masraf (boş bir harcama kalemi), menzilesinde (aşağı durumunda) kaldığının tahakkuk etmesi (gerçekleşmesi) ve maatteessüf o civar Müslümanlarının el’an (hâlen) daha ziyade zulüm ve itisafa (yolsuzluğa) maruz kalmaları.

                                    Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey ve arkadaşları

    4. Celse. Reisisani Hüseyin Rauf Beyefendi

    Ali Şükrü Bey ve Arkadaşlarının Trabzon’daki askeri erkânın tutumundan şikâyetlerini ihtiva eden takriri görüşülüyor.  Sf. 78

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 45, Celse: 1, (2. ve 3. Celseler Hafidir.) – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  •    18 Mayıs 1338 (1922) tarihinde İçtima: 45, Celse:1, Reisisâni Rauf Beyefendi

    Besim Bey’in, İttihatçıların Neden Yurdumuza Kabul Edilmiyorlar Sorusu Var.

    (Dâhiliye Vekili Fethi Bey “böyle bir müracaatları yok” diyor. Talat Bey Berlin’de Sait Halim Paşa Roma’da Ermenilerce öldürüldü.)

    Hüseyin Avni; “-Gelenler kovuldu da onun için gelmediler. Sahib-i sual (soru sahibi) ölüler hakkında değil de diriler hakkında soruyor.” Sf.71 

    (Bu hafta içerisinde de Dr. Bahattin Şakir ve Cemal Azmi Beyler yine Berlin’de katledildiler. Besim Bey’in Takriri okunuyor, bazı ittihatçılarla ilgili yurda girişlerinin yasaklandığını duyuyorum diyor ve eğer bunları yurdumuza alsaydık Ermenilerin hedefi olmayacaklardı diyor.) 

    Fethi Bey (Dâhiliye Vekili); “-..Bilâsebep eşhasın (sebepsizce kişilerin) hiçbir zaman reddedildiğini katiyen hatırlamıyorum. .. mücahede-i milliyeyi (milli gayreti) kendisine bir emel ittihaz edenlere (emel edinenlere) kapılarımız açıktır.” 

    … Hüseyin Avni; “-.. Mücadele-i milliyemize muvafık (uygun) olup olmadığını nasıl takdir buyururlar? Ölçüsü ne? Tartısı ne?”

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 45, Celse: 1, – Sf. 71 ile  arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 11 Mayıs 1338 (1922) tarihinde İçtima: 42, Celse:1, Reisisâni Rauf Beyefendi

    İktisat ve Şer’iye Vekâleti Seçimlerinde Sorun Var.

    (Şer’iye Vekâleti namzetliğinden Süleyman Efendi de çekildi, geriye Abdullah Azmi kaldı ve yapılan seçimde 210 oyun 106’nsını aldı, İktisat Vekâleti seçiminde de Hasan Bey 201 oyun 106’sını aldı.)  

    2. Celse Hafidir (gizlidir):

    Hâriciye Vekâletinden sorular ve cevaplar var. Başka not yok.

    3.Celse; Reisisani Hüseyin Rauf Beyefendi.

    Sıhhiye Vekâletine Bolu Mebusu Dr. Fuat Bey seçildi. Sf. 26

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 42, Celse: 1, – Sf. 6 ile 26 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 9 Mayıs 1338 (1922) tarihinde İçtima: 41, Celse:1, Reisisâni Rauf Beyefendi

    Vekil (Bakan) Seçimleri Yapılıyor;

    (İktisat Vekâleti için eski namzetler arasındaki seçim devam ediyor. Rıza Nur’un Ukrayna’da görevli olması nedeni ile yerine Bolu mebusu Dr. Fuat, Menteşe Mebusu Tevfik Rüştü, Kozan Mebusu Dr. Fikret Bey. Fikret Bey Sıhhiye Vekili oldu.  Şer’iye Vekâleti için üç yalaka hoca namzet gösterilmiş; Eskişehir Abidin Azmi Efendi, Konya Musa Kâzım Efendi, İzmir Hacı Süleyman Efendi. Musa Kâzım Efendi çekildi. İktisat ve Şer’iye vekâletlerinin seçimleri de çok tartışmalı geçiyor, sonuçlanmadı. Hüseyin Avni yine namzet usulüne karşı savaşıyor.) Sf. 6  

    2. Celse: Reisisani Hüseyin Rauf Beyefendi.       

    Harp Kazançları Vergisi Kanununun 27. Maddesinin Değiştirilmesi İle İlgili Madde Kabul Edildi.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 20 (9.05.1922 / 22.06.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 41, Celse: 1, – Sf. 6) kitabından birebir alınmıştır.