Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Lord” sözcüğü, ekmek “loaf” kelimesinden geliyor; efendi, ekmek veren durumundadır buna “fief” diyoruz. … vassal ise oğul anlamındadır.

    Alıntı: Tekeliyet I (Ansiklopedi) – Yalçın Küçük, (İthaki Yayınları 1. Baskı 2003 – Sf. 28) kitabından birebir alınmıştır.

  • .. devlet beni mahkûm ettiği kanun maddelerini ya ilga etti (ortadan kaldırdı) ya da işlemez hâle getirecek değişiklikler yaptı; bütün bunları benden özür dileme olarak görüyorum.

    Alıntı: Tekeliyet I (Ansiklopedi) – Yalçın Küçük, (İthaki Yayınları 1. Baskı 2003 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilim, sadece şaşırma fakültesi olanların disiplinidir.

    Alıntı: Tekeliyet I (Ansiklopedi) – Yalçın Küçük, (İthaki Yayınları 1. Baskı 2003 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

  • …  Sürüleştirmek bir süreçtir ve korku, bunun zembereğidir.

    Alıntı: Tekeliyet I (Ansiklopedi) – Yalçın Küçük, (İthaki Yayınları 1. Baskı 2003 – Sf. 9, 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yalnız “bozmak için bozulmak gerekir” teoremimizin burada da işlediğini teşhis edebiliyoruz; çünkü sadece cahiller, sürü imâl edebilirler ve dolayısıyla, profesörlerin öğrencilerinden daha câhil oldukları bir yüksek aşamadayız.

    Alıntı: Tekeliyet I (Ansiklopedi) – Yalçın Küçük – (İthaki Yayınları 1. Baskı 2003 – Sf. 9) kitabından birebir alınmıştır.

  • Selanik’te çıkan Yeni Asır Gazetesi, Osmanlı Meclisi Mebusan’ında sosyalist mebus olarak bulunmuş Vlahof Efendi’nindir. Burada sosyalist partinin yapacaklarını anlatıyor;

    1- Her yurttaşa seçim hakkı tanınacak.

    2- Toplantılar, dernekler, grevler serbest olacak.

    3- On dört yaşına kadar kız ve erkek çocuklar fabrikalara değil okullara gidecek.

    4- İşçilerin günlük çalışma saatleri kanunla sınırlanacak.

    5- İdam cezası kaldırılacak, Harp Divanları sadece askerî davalara bakacak.

    Alıntı: Şeyh Bedrettin ve Türkiye’de Sosyalizm Hareketleri – Abdurrahman Cerrahoğlu, (Sf. 73) kitabından birebir alınmıştır.

  • 17 Teşrinisani 1326 (1910)’da Divanı Harbi Örfi Sosyalist Partisini kapatıyor.

    Alıntı: Şeyh Bedrettin ve Türkiye’de Sosyalizm Hareketleri – Abdurrahman Cerrahoğlu, (Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İlk sosyalist yayın 1910 yılının başlarında kurulan “İştirak” (katılım, kolektiftik) dergisidir. Bunun imtiyaz (ayrıcalıklı) sahibi ve Mesul Müdürü “Serbest İzmir Gazetesi” sahibi ve Mesul (sorumlu) Müdürü Hüseyin Hilmi idi. Sosyalist Partinin kuruluşundan birkaç ay önce çıkmaya başlayan bu derginin başlığının altında “Biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar.” Atasözü ve “Sosyalizm efkârının (fikirlerinin) mürevvici (yayıcısı, propaganda yapıcısı)” yazıyordu. Sf. 67

    İştirak‘ten sonra 1910 yılı içerisine üç sosyalist gazete daha çıkmıştı; Hamit Suphi’nin “Medeniyet”, İsmail Faik’in “İnsaniyet” ve Namık Hasan’ın “Sosyalist” Gazeteleri.

    Medeniyet 5 Ekim’de, İnsaniyet 28 Kasım’da çıkmaya başladı, İkisinin de başlığının altında “Sosyalist Fırkasının Naşiri Efkârı” (Sosyalist Partinin Fikirlerini Yayar) cümlesi dizili idi. Sf. 67

    Alıntı: Şeyh Bedrettin ve Türkiye’de Sosyalizm Hareketleri – Abdurrahman Cerrahoğlu, (Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ahmet Rasim’e göre Şeyh Bedrettin İslamlıkla Hristiyanlığı birleştirip böylece ortaya yeni bir din atmak istiyordu.

    Tarihçi Ahmet Raşid’e göre; “Osmanlı liberallerinin kafilebaşı saymak gerekir.”

    Besim Nihat Kaygusuz, “Şeyh Bedrettin Simavnevi” adlı eserinde “Tarih sahnesine 400 yıl önce gelmiş bir sosyalisttir.

    Alıntı: Şeyh Bedrettin ve Türkiye’de Sosyalizm Hareketleri – Abdurrahman Cerrahoğlu, (Sf. 44, 45) kitabından birebir alınmıştır.

  • İkinci Meşrutiyet’in (1908) Osmanlı Sosyalistlerinden “Nakûsû Adem” şairi Baba Rıfkı’ya göre “Tarihi Ebül Faruk” yazarı Murad Bey en iyi tarihçidir ve Şeyh Bedrettin’in eserlerinde yüksek fikirler vardır.

    Alıntı: Şeyh Bedrettin ve Türkiye’de Sosyalizm Hareketleri – Abdurrahman Cerrahoğlu, (Sf. 31) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bedrettin esas vaazlarına göre;

    a) Hangi dine mensup olursa olsun bütün insanlar kardeştirler.

    b) Bir yanda göz kamaştırıcı servet yığınları bir yanda kapkara yoksulluk olamaz.

    c)Bütün insanlar din ve mezhep ayrılığı gözetilmeksizin bir tutulmalı, her şey, kadınlar müstesna, ortaya konmalıdır.

    Servet ve mahsulâtı arziye (yerden çıkan ürünler) cümlenin müşterek malıdır. İnsanlar müsavidir (aynı seviyededir, eşittir). Yalnız nikâhlı kadınlardan başka dünyada her şey müşterek olmalı. .. Kendi aklının muhiti dairesinde herkes evâmiri İlahiyeyi (ilahi emirleri) kabul eder.

    Fikir ve vicdan bir ahengi tabiat mahsulüdür (tabiat düzeninin bir ürünüdür).

    Hükümet de zulüm ve tegallüb (zorbalık) mahsulüdür (ürünüdür).

    Heyeti idare zamanı saadette (mutlu zamanlarda) olduğu gibi, millet tarafından intihâb olunmalı (seçilmeli).

    Saray, saltanat, muharebe, asker hep zulümdür.

    Tekkeler, dervişler, ulema, onlar da hep zulüm ve tegallüb (zorbalık) eserleridir.  Sf. 25, 26

    Alıntı: Şeyh Bedrettin ve Türkiye’de Sosyalizm Hareketleri – Abdurrahman Cerrahoğlu, (Sf. 25, 26) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Tarihi Ebu Faruk kitabının yazarı Murad Bey’in Bedrettin hakkındaki görüşleri:) “Meslek (siyasi yolu, ideolojisi) ve iddiaları, asır uleması (o devrin bilginleri) ile müverrihleri (tarihçileri) tarafından küfür ve irtidâd (dinden çıkma) ile tavsif olunmuştur. (sıfatlandırılmıştır)”

    Alıntı: Şeyh Bedrettin ve Türkiye’de Sosyalizm Hareketleri – Abdurrahman Cerrahoğlu, (Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Tarihî Ebu Faruk” kitabının yazarı Dağıstanlı Murad Bey, ilginç bir kişilik, “Osmanlı tarihi yazılmamıştır.” Diyor ve ekliyor;

    “… Bedrettin İslâm dininin karşılaştığı bu belayı gören ve yüreği sızlayan ulu bir düşünürdür ve Osmanlı inkılabının ilk yol göstericisi O’ dur. O’nun adı Osmanlı İnkılabını hazırlayan militanlar defterinin başında gelir.”

    Alıntı: Şeyh Bedrettin ve Türkiye’de Sosyalizm Hareketleri – Abdurrahman Cerrahoğlu, (Sf. 24) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halk İngiliz Sefiri (Büyükelçisi) Sir G. Lawtern’in arabasının hayvanlarını sökerek, arabayı ta sefarethaneye kadar bizzat çektiler.  

    Alıntı: Hatıralarım – Ali Haydar Mithat, (Sf. 198) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2004): Mithat Paşa’nın oğlu Ali Haydar Mithat: Meşrutiyetten sonra halk İngilizlere büyük itibar etmiş, bunda Abdülhamit’in Almanya yanlısı oluşu önemli idi diyor.

  • 1859’da Amerika’da, Pennsylyania’da, işsiz bir serüven­ci ilk petrol yatağını buluyordu ve petrol, kapitalist ekonomiye girerek hızlandırıcı ve maliyet düşürücü rolüne başlıyordu. Petrolün, hem sabit enerji kaynağına bağlılığı zayıflattığını ve hem de işletme ölçeğinin büyümesini hız­landırdığını biliyoruz.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 303) kitabından birebir alınmıştır.  

           

  • Nâzım Hikmet’in büyük dedesi Konstantin Borjenski’yi, -alias Mustafa Celalettin Paşa- Türkoloji’nin kurucusu saymak mümkün mü? Türkist Yusuf Akçura’nın yazımına bakacak olursak, böyle düşünmemiz gerekmektedir.         

    “Bu Leh asilzadesinin en büyük hırs ve hevesi savaştı. Daha pek gençken, birinci vatanını kurtarmak emeliyle 1848 İhtilali’ne bir Leh ihtilalcisi sıfatıyla katıldığı gibi, ikinci vatanını korumak amacıyla da 1850’den 1876’ya kadar devam eden birçok savaşa Türk subayı sıfatıyla girmiş, bir kaç defa yaralanmış ve nihayet 1876’da Karadağ Savaşı’nda, askeri kolordu komutanı rütbesine sahipken, karnından aldığı bir yarayla şehit olmuştur. Sipoz’daki cami avlusunda gömülüdür.”

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 293) kitabından birebir alınmıştır.       

      

  • Andrey Gromiko, Moskova’da Başkan Kennedy’nin katledildiğini duyduğu zaman kısa bir zaman önce, Washington büyükelçiliğinden ayrılırken veda ziyaretine gittiği Kennedy ile Beyaz Saray’da çalışma odasında yaptığı konuşmayı hatırlıyordu: Kennedy müstakbel Sovyet Dışişleri Bakanı’nın kulağına ilişkilerin iyileşmesini isten Amerikan gücü fısıldıyordu, birisi, endüstriyel-askerî kompleks idi ve Kennedy bunu pek önemsiyordu. Asıl önemsediği “garip millet” dediği ve Gromiko’nun, he meant Jewish lobby, olarak açıkladığı Amerika’daki güçlü Yahudi partisinin entrikalarıydı; Bunlar Araplar ile Sovyet politikasını özdeşleştiriyorlar ve bu nedenle, Kennedy’nin açıkladığı doktrine düşmanlık besliyorlardı. Kennedy, Küba krizinden altı ay geçmeden 1963 Haziran ayında, Amerikan üniversitesinde yaptığı konuşma ile Sovyet düzenini de kabul edilebilir bir sistem olarak tanımlıyordu. Ben o sırada, Amerika’da Yale Üniversitesi’nde graduate öğrenciydim, bu konuşmanın, Amerika’yı nasıl sarstığını biliyorum; katledilmesini, yepyeni bir sayfa açabilecek bu konuşmaya bağlayan Gromiko’ya kesinlikle katılıyorum. Sf. 303

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 303) kitabından birebir alınmıştır.   

          

  • Türkiye solu Denktaş’ı hep “emperyalistlerin adamı” olarak nitelendirmiştir; hem savaş sırasında ve hem sonrasında, “Denktaş gitmeden Kıbrıs’a özgürlük ve refah gelmez” görüşü, yetmişli yıllar Ecevit Hükümeti bakanlarının ortak düşüncesiydi. Ecevit Hükümeti’nde Dışişleri Bakanı, Dektaş’ın yerine lider aradıklarını ve hazırladıklarını, bana, pek çok kez söylemiştir. Bulunamadı mı, yoksa görüş mü değiştirildi, soru ortadadır.

    Araştırmacı Ahmet An şunları yazmaktadır: “1964 yılında Erenköy’de bulunduğu sırada, oradaki öğrencilere kendisinin Türkiye Genelkurmayı’na bağlı olduğunu söylemiş olan Kıbrıs Türk Lideri Rauf Denktaş’ın Kıbrıs sorunundaki belirleyici rolü 1958’den beri önemini korumaktadır.” s.302

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 301, 302) kitabından birebir alınmıştır.      

       

  • Büyükelçi Girgin “Kurmay Albay Vuruşkan çok değerli hizmetler gördü, gençleri yetiştirdi”, demektedir; daha sonra ayrıldığına işaretle “diğer subaylar geldi” diye devam etmektedir. Bu sırada., diplomat Girgin de Lefkoşa’da görevli idi ve anılarında şu son değerli değerli bilgiler de yer almaktadır: “1962 sonbaharında ben oradan ayrılırken de Kurmay Albay Kenan Çoygun elçilik kadromuzda Ataşe Kemal Coşkun adıyla, göreve başladı, cesur ve atak olan bu değerli subayımız mücahitlerin daha çok çoğalmasında ve yetişmelerinde başrolü oynadı. En krizli dönemde, 1962-1967 arasında, büyük hizmetler görerek, adeta bir milli kahraman oldu. Çok otoriter ve disiplinliydi.” Bu bilgiler, Kıbrıs Savaşı sırasında, her çevreden ve özellikle Kıbrıslı Türk aydınlar tarafından bana aktarılanlar ile kısmen uyuşmaktadır; ancak uyuşma tam değildir, çünkü muhtemelen Çeçen, ancak kesinlikle Kafkas halklarından olan Albay Çoygun’un, Kıbrıs Türkleri üzerinde çok büyük bir korku yarattığını biliyoruz. (1)

    Diplomat Girgin (2), “bir mücahidin sakınca yaratacak disiplinsizliğini ağır biçimde cezalandırınca geri çekildi ve generalliğe yükseltildi”, demektedir; böyle bir vak’a olabilir ancak, Bayraktar Çoygun’dan yakınmalar çok daha kapsamlıdır. Bunları burada ele almak istemiyorum.

    Birinci soruyla ilgili olarak anlamlı bir akıl yürütmenin bazı verilerini sıralayabile durumdayız,

    a) Ahmet An (3), TMT’nin embriyonik hâli olan Volkan’ın, Ada’daki İngiliz sömürge yönetiminin inisiyatifi ile ortaya çıktığını haber vermektedir. Makul görünmektedir.

    b) Rauf Denktaş, diğer iki kişiyle birlikte, bunlardan birisi hemen sonra Türk Dışişleri tarafından Tahran Büyükelçiliğinde görevlendirilmiştir, TMT’nin kuruculuğu iddiasındadır; ancak bu sırada da, İngiliz sömürge idaresinde savcı olarak hizmet vermektedir.

    c) Aynı tarihlerde ben Ankara’da, Ankara yükseköğrenim gençliğinin en etkili yöneticisi durumundaydım, Doktor Küçük ve Denktaş, anılarında işaret ettikleri Ankara ziyaretlerinde, sık denebilecek ölçüde beni arıyorlar ve Ankara’da Ulus’ta Park Oteli’nin lobisinde uzun uzun benimle görüşüyorlardı; o zamanlarda biliyordum ve şimdi yazılanlarla da okuyorum, beni daha çok Başbakan Menderes ile Dışişleri Bakanı Zorlu’nun itibar göstermediği zamanlarda arıyorlardı. Benden Kıbrıs Davası lehine büyük öğrenci eylemleri örgütlememi istiyorlardı. Bu dönemlerde Menderes başkanlığındaki yönetimin tereddütlü olduğunu, öğrencilik yıllarımda da biliyordum. Sf. 301

    d) Londra ve Washington’un “taksim” politikasını benimsediği zamanda tereddütler ortadan kalkmıştı; TMT’nin de geliştirilmesi bu döneme denk düşmektedir.  Sf. 302

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük – (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 301, 302) kitabından birebir alınmıştır.   

    BAKKAL’IN YORUMU (1), (2) (2022): Türk Mukavemet Teşkilâtı TMT’nin başındaki bu Albay’dan Kıbrıs’ın Türk halkı neden çok korksun ki? Bu korkunun arkasında orada yapılan bazı şiddet içeren işlerin Kıbrıs’taki Türkler için olmadığı anlaşılıyor. Özel Harp Dairesi’nin NATO’cu veya İsrail yanlısı kanadının varlığı, Kıbrıs’taki sosyalist Makarios yönetimini yıkmak ve yeni kurulmuş İsrail devletini rahatlatmak amaçlı olabilir . Orada Görev yapan Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve çocuklarının öldürülmesi de karanlık bir hadiseydi. Dr. Nihat İlhan Paşa’da o yıllarda TMT elemanı olmalı.

    BAKKAL’IN NOTU (3) (2022): Ahmet An, ‘Kıbrıs’taki Ayrılıkçı politikalara Bir Bakış’, Tarih ve Toplum Dergisi Aralık 1998, s.365

  • Ambasadör Girgin (1), hemen bunu izleyen sayfada şu bilgileri eklemektedir: “Bu, bir nefsi müdafaa teşkilatıydı. Sonraları işler büyüyünce Menderes’in onayı ve Zorlu’nun isteğiyle bütün adada kolları olan T.M.T. (Türk Mukavemet Teşkilâtı) kuruldu. Başına da Türk Albay özel harpçi Rıza Vuruşkan getirildi.…”

    Doktor Küçük: (Girgin’den alıntıya devam ediyor) “1957 yılında EOKA’nın tedhiş faaliyetleri hakkında Ankara’ya bilgi vermek ve Türkiye’nin yardımını sağlamak amacıyla sık sık Ankara’ya gittiğini ve bu ziyaretlerin birinde Başbakan Menderes’in kendisine Rıza Vuruşkan adlı birini tanıttığını anlatmaktadır.” İsim ve tarihte tam bir uyum görüyoruz. Sf.299

    Doktor Küçük, An’ın (Ahmet An) (2) yazdığına göre, “Daha sonra Korgeneralin makamında Vuruşkan’la konuştuğunu” da kaydetmektedir; bundan sonra Albay Vuruşkan, Lefkoşa’da İş Bankası’na müfettiş olarak atanıyor ve yeraltı çalışmalarını yönetiyor, birbirini tamamlayan kaynaktan bu sonucu netlikle çıkarabiliyoruz.

    Türk Mukavemet Teşkilâtı, Kıbrıs’ta ilk gizli bildirisini, netlikle ortaya çıkmaktadır, Kasım 1957 tarihinde yayımlamıştır; kuruluş tarihi de, böylece, açıklıkla ortaya çıkmak­tadır. Birinci yöneticisi, “bayraktar” deniliyordu, Özel Harp Dairesi’nden Albay Rıza Vuruşkan idi, bundan sonra, Albay Kenan Coşkun’u biliyoruz. Sf. 300

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 299, 300) kitabından birebir alınmıştır.  

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2022): Büyükelçi Kemal Girgin, ‘Dünyanın Dört Bucağı, Bir Diplomatın Anıları 1957-1997, Milliyet Yayınları Ekim 1998 s.80-81

    BAKKAL’IN NOTU (2) (2022): Ahmet An, ‘Kıbrıs’taki Ayrılıkçı politikalara Bir Bakış’, Tarih ve Toplum Dergisi Aralık 1998, s.365