… İleri sürdüğüm “Osmanoğlu Cumhuriyeti” nitelemesi bir ipucudur ve Osmanlı düzeni, sanıldığından daha çok bir Cumhuriyet niteliği taşıyordu.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 110) kitabından birebir alınmıştır.
… İleri sürdüğüm “Osmanoğlu Cumhuriyeti” nitelemesi bir ipucudur ve Osmanlı düzeni, sanıldığından daha çok bir Cumhuriyet niteliği taşıyordu.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 110) kitabından birebir alınmıştır.
Eskişehir’de yayımlanan Seyyare-i Yeni Dünya gazetesi, “Millî Kahramanımız Ethem Yoldaş” olarak adlandırdığı Ethem’in ve gerillalarının ilanlarının övgüsüyle dolu idi.
İslâm Ansiklopedisi’nde, Ethem hakkında çok kısa bilgi veren Türkolog Rustow, Atina’dan 1923 yılında ayrılarak, çeşitli duraklardan sonra, Ürdün’e yerleştiğinde, 1935 yılında, birkaç kez, Mustafa Kemal’e karşı komplo nedeniyle tutuklandığını kaydediyor.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 107) kitabından birebir alınmıştır.
Kürt kökenli Cemal Kutay, yer yer anıları (Ethem’in anılarını) bükmüş olmasının dışında bir de yazılarını Kemalist çerçeveye uydurma konusunda aşırı gayretli olmakla ünlüdür. (1)
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (1) (2014): Egemen Bağış ve Cemal Kutay, Kürt başkaldırılarının ilkini yöneten Prens Bedirhan’ın torunlarıdır.
Bursa bölgesindeki ilk mukavemeti kuranlardan Bekir Sami, “Zeraho” Aşiretinden bir Çerkes’di (1) ve ilk dışişleri bakanlarından, Ankara kuvvetlerini Londra’da temsil eden adaşı Bekir Sami ise “Kunduh” idi. Millet Meclisi’nde öldürülen Deli Halit Paşa, İzmir Suikastı nedeniyle asılan “Hatko” İsmail Canbulat, yirmili yıllardaki komünist harekette önemli yerleri olan Hakkı Behiç, Şeyh Servet hep Çerkes idiler, bunlardan Canbulat, Kemal Paşa’nın, bakan olmak için yazdığı arzuhalde Paşa’nın birlikte bakan olmasını istediği çok yakın arkadaşıydı.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (1) (2004): Çerkez kelimesi Türk Dil Kurumu’na göre doğru bir yazılış ama ‘Çerkes’ yazanlar da çok fazla. Tabii ki kitabın müellifi Yalçın Küçük’ün yazdığı şekille sunuyorum.
Kemal Paşanın kararnamesinde, silah ve cephanelerin rezistans (direniş) kuvvetlerine verilmesini önlemek de olmakla birlikte, (1)
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 105) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN YORUMU (1) (2004) Vahdettin, silahsız, siyasi bir mukavemet mi düşünüyordu acaba? Silahlı bir mukavemetin iç savaşı ve veya bir dış tehdidi doğuracağını mı tahmin ediyordu? Şuralar ve Müdafai Hukuk Cemiyetleri ile (Almanya’daki gibi) Sevr’e kadar devleti toparlamayı mı bekliyordu?
Osmanlı yönetiminin göçüklerin coğrafî dağıtımında son derece politik davranmasına bir nokta daha eklenebilir; her coğrafî yerde hem kavim ve hem de aşiret olarak bir güç olmamalarına çok dikkat edilmiştir. Hiçbir yerleşim bölgesine damgalarını vuramıyorlar; hem Türkler ile hem de başka kavimlerle karıştırılıyorlar. Böylece bağımsız bir siyasal güç olmamaları için gerekli özen gösterilmiş olmaktadır.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 98) kitabından birebir alınmıştır.
Batılılar, helâ’yı bilmiyorlardı; dillerinde, istikrarlı bir helâ sözcüğünün bulunmaması ve zaman zaman, “wc”, water-closet, türünden son derece üstünkörü göstergelere başvurmaları, bunun kanıtıdır. Ayrıca, teknoloji tarihi, Fransa’da parfüm sanayiinin gelişmesini, helâ’yı bilmeyen Fransız asillerinin deodorant ihtiyacına bağlayan görüş, genellikle kabul görmektedir. Hamam türünden, a la turca helâ’nın, bir Doğu ve Osmanlı icadı olması mümkündür.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 90) kitabından birebir alınmıştır.
Sadece fetihler yoluyla değil, Türkler’in her vesile ile karışmak istemeleri ve başkalarının âdet ve way of life’nı almaya karşı en küçük direnme göstermemeleri, Türkler’e uygun görünen tutuculuk damgası ile kökten çelişmektedir. Tutucu olmamak bir yana, belki de “köksüz” denecek kadar açık olduklarını saptayabiliyoruz. Benim için acı bir saptamadır.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 90) kitabından birebir alınmıştır.
Kemal Paşa liderliğindeki yeni otorite, Ön Kafkasya’nın, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’ın sovyetizasyonu konusunda, Bolşeviklerle net iş birliğine girmiş ve aynı zamanda, şaşırtıcı bir diyalektik ile kendi içindeki, her türlü sol gücü tasfiye etmiştir. Bu, bir anlamda Anadolu rezistansından İngiliz karşıtlarının kırılması anlamına da gelmektedir.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 85) kitabından birebir alınmıştır.
Bu seyahat başlamadan önce, Mustafa Kemal’in Suphi’ye bir mektupla, bir tür dâvet çıkardığını da biliyoruz.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 84) kitabından birebir alınmıştır.
Sovyet Dışişleri Komiseryası’nın 1920 yaz ayları geride kalırken, “Doğu Komünist Partileri” içerisinde, daha hırslı, daha atak ve kendi ülkelerinde de komünizan düzenler kurmak isteyen liderlik kadroları, tasfiyeye başladıklarını kabul etmek zorunluluğu belirmektedir.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 84) kitabından birebir alınmıştır.
Bir insanı sihir ile öldürmek mümkündür, ancak kahvesine de yeterli ölçüde arsenik koymak şarttır.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 82) kitabından birebir alınmıştır.
İran Komünist Partisi’nin .. yönetici kadroları arasında İranlı yok denecek kadar azdır. İran Komünizmi, özellikle Azeri ve Ermeni kökenli ve arkasından da İran Kürtlerinin bir hareketi olarak gelişiyor.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 80) kitabından birebir alınmıştır.
Osmanlı Sultanı Selim’in, cenge tutuşmak üzere olduğu İran Şahı İsmail’e Farsça mektup yazması ve İsmail’in cevabını Türkçe göndermesi de tarihin büyük ironilerinden birisi olarak önümüzde durmaktadır.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 68) kitabından birebir alınmıştır.
Suphi ve Komintern üyesi Türkiye Komünist Partisi’nin on beş yöneticisi, Trabzon önünde, Karadeniz’e açılmaya zorlanmış ve sonra boğulmuşlardır; bunun 28 – 19 Ocak 1921 tarihinde olduğunu kabul ediyoruz.
Burada ilginç nokta, Sovyet yönetiminin kimin kararı ile olursa olsun, bu pek acımasız katliâmı, Mart ayının yarısına kadar gizli tutmasıdır; Lenin yönetimi, Türk – Sovyet ve Sovyet – İngiliz Antlaşmalarını imzalanıncaya kadar, bu katliâmı gizli tutmaya çok özen gösterdiler.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 63) kitabından birebir alınmıştır.
Lenin’in makine benzeri yaşamı olduğu saptamasını, bir izlenim olarak Balabanova‘da da görmek mümkündür. Sf. 59
Lenin’in “Çarlık Rejimi ve destekleyicilerine karşı söndürülemez bir kin duymasıdır. Birçokları, Lenin’in ağabeyinin Çar’a karşı başarısız bir suikastta asılması ile bu nefreti arasında bağ kurma eğilimindedirler; Balabanova, bunun, sistematik olduğu konusunda kuşku bırakmamaktadır. İkincisi, Roy’un anlatımında da var. Lenin’in kendisi hakkında söylenen ve yazılanlara mutlak ölçüde ilgisiz kalabilmesidir ve üçüncüsü ise; ününden ve otoritesinden sadece rahatsızlık duymasıdır. Sf. 60
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 60) kitabından birebir alınmıştır.
1920 Yılında, İstanbul’daki işgal kuvvetleri tarafından yapılan çeşitli hesaplamalar, bu yılın sonuna kadar, İstanbul’a gelen Rus göçmenlerin sayısının 50 bin ile 200 bin civarında olduğu yönündedir.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 58) kitabından birebir alınmıştır.